Ünite 6: Edebiyat-ı Cedide Roman ve Hikâyesinden Metin Çözümleme Örnekleri

Anlatma Esasına Bağlı Edebî Metinlerin Çözümlenmesi

Masaldan En Yeni Tarz Romana

Metin çözümleme, metinleri incelemekten ve değerlendirmekten farklı bir iştir. Metinden hareketle önce zihniyet belirlenmelidir. Yapıda olay örgüsü, mekân, kişiler ve zaman üzerinde durmak gerekir. Sonra da yapıdan hareketle temayı bulmak ve temanın özelliklerini ve değerini açıklamak icap eder. Son aşamada metnin dil ve anlatım özellikleri belirlenmeye çalışılır. Böylece çözümlenen metni herkes kendi kültür ve zevk birikimine göre değerlendirme imkânına kavuşur.

Halit Ziya’nın “Mai ve Siyah” Romanının Çözümlemesi

Zihniyet

Mai ve Siyah romanında XIX. yüzyıl sonunda İstanbul’da sürdürülen hayat çeşitli yönleriyle hareket noktası alınmıştır. Tepebaşı’ndaki ziyafet sahnesi ve burada tanıtılan kişiler, bunların hayatın akışı içerisinde karşılıklı ilişkileri, dostlukları, sitemleri, farklılıkları eserin zihniyeti hakkında kanaat sahibi olmamıza imkân verir.

Yapı

Olay örgüsü

Eseri dört bölüme ayırmak mümkündür. İlk birim Tepebaşı’ndaki ziyafet sahnesi ve burada bulunan insanları tanıtmakla görevli kısımdır. Bu kısmı Ahmet Cemil’in çocukluğu ve öğrenim hayatını konu alan sayfalar takip eder. İkinci birimde birtakım beklentilere, gerçekleşmesi ümit edilen gayelere yönelik bir seyir vardır. Üçüncü birimde evdeki ve matbaadaki huzurun bozulmasına zemin hazırlanır. Dördüncü ve son birim, İkbal’in ölümü ile başlar.

Eserin tamamında bu birimler Ahmet Cemil etrafında birleşen, iç içe girmiş olaylarla birbirine bağlanır. Bu ilişkilerin merkezinde Ahmet Cemil bulunmaktadır. Bir tarafta Hüseyin Nazmi, diğer tarafta ise Raci yer alır. Hüseyin Nazmi, Ahmet Cemil’in şairliğini ve yeniliğe açık yönünü temsil eder. Raci ise her hâliyle Ahmet Cemil’in kabiliyetinin, insanlarla ilişkilerinin okuyucu tarafından iyi kavranmasına zemin hazırlar.

Eser, yapı bakımından sergüzeşt romanlarını düşündürtmektedir. Merkezde Ahmet Cemil vardır. Romanda anlatılan olay ve çevreler, bu ruh hâline ve anlayışa göre düzenlenmiştir. Ancak eserde bütünlüğü sağlayan husus, Ahmet Cemil’in Hüseyin Nazmi’yle ve matbaa çevresindeki arkadaşlarıyla kurduğu ilişki ağıdır.

Kişiler

Mai ve Siyah ’taki olayların ve onları yaşayan şahıslar dünyasının merkezinde Ahmet Cemil bulunmaktadır. Ahmet Cemil’in çevresindeki kişileri, ailesiyle ilgili olanlar, sanat anlayışı ve zevk birlikteliği ile ilgili olanlar, matbaa çevresi ile ilgili olanlar diye gruplandırmak yerinde olur. Raci ile ilişkisi eski–yeni karşılaşmasını ortaya koymaya hizmet eder. Ahmet Cemil hep hoşgörülüdür. Raci ise kindardır. Ahmet Cemil’de insani değerlerin yüceliği, Raci’de ise bu değerlerin bulunmayışı dikkati çekmektedir. Ahmet Cemil, kusursuz bir insan olarak tasvir edilip tanıtılmıştır. Bu da onun eserdeki diğer insanlara nispetle daha az inandırıcı olmasına sebep olmaktadır. Raci dağınıktır. Kendisini şair zannetmektedir. Yeni ile alakası yoktur. Ahmet Cemil ile Hüseyin Nazmi‘yi ise aynı sanat zevki ve anlayışını paylaşmaları birleştirir.

Mekân

Eserde Ahmet Cemil’in babasından kalan Süleymaniye’deki küçük ve mütevazı ev, huzurun mekânıdır. Bu evde sürdürülen hayat, karşılıklı anlayış üzerine kurulmuştur. Görevler ve sorumluluklar bellidir. Ahmet Cemil bu sorumluluğu adeta babasından devralmıştır. Evini yönetecektir. Bu evle, Hüseyin Nazmi’nin oturduğu ev arasındaki farklılık, son derece önemlidir. Hüseyin Nazmi, köşkte oturmaktadır. İki ev arasındaki farklılık, maddi imkân-imkânsızlık çatışmasını düşündürmektedir. İş hayatı ile ilgili mekân ise matbaadır. Bir başka mekânı Raci münasebeti ile tanırız. Bu da eğlence muhiti olan Beyoğlu çevresidir.

Zaman

Eserde anlatılan olayların, Ahmet Cemil’in on dokuz yaşında Mirat-ı Şuûn gazetesine girmesiyle başladığı bilinmektedir. Beş sene evvel sözüyle yirmi yaşlarındayken Mirat-ı Şuûn gazetesinde göreve başladığı dikkate alınırsa eserde nakledilen olayların beş yıl içerisinde cereyan ettiği anlaşılır. Mai ve Siyah’taki zaman (kurgusal zaman) yazıldığı dönemle yakından ilgilidir. Roman, dönemine tanıklık eden eserlerdendir.

Tema

Ahmet Cemil’i ön plana alarak baktığımızda bu romanın hayal-hakikat çatışması üzerine kurulduğu söylenebilir. Yalnız Ahmet Cemil’i anlatmakla kalmaz, hayatı da eleştirel gerçekçi bir dikkatle dile getirir. Hüseyin Nazmi ile Ahmet Cemil birlikte düşünüldüğünde, metnin “maddi imkân-imkânsızlık çatışması” üzerine kurulduğu ileri sürülebilir.

Matbaa çevresini merkezî mekan alarak esere baktığımızda, metnin XIX. yüzyıl sonlarında basın hayatının problemlerini konu alan bir eser olduğu ileri sürülebilir. Eserde insan başarısında maddi imkânın son derece önemli olduğu dikkatlere sunulmuştur. Maddi imkân-imkânsızlık karşılaşmasının varlığı dikkati çekmektedir.

Dil ve Anlatım

Mai ve Siyah, ilahi bakış açısıyla kaleme alınmış bir metindir. Anlatılanlar, sürdürülen hayattan alınarak yeni bir düzen dâhilinde birleştirilmiş unsurlardır. Yani eserle yaşanılan zaman arasındaki mesafe geniş değildir. Divan edebiyatı diliyle roman yazılamayacağı, roman dilinin somutu ifade edebilecek özelliklere sahip olması gerektiği dikkatlere sunulur.

Halit Ziya’nın “Aşk-ı Memnu” Romanının Çözümlemesi

Zihniyet

Eserde kendi başına hareket edebilen, kendi duyguları, arzuları ve istekleriyle hayatını düzenleyen insanların dar bir mekânda, yaşadıkları anda farklılıklarıyla hayatı nasıl şekillendireceklerini ortaya koymasıdır. İnsanlar arası ilişkiyi bireylerin kişilikleri belirler, düşüncesi eserin hareket noktası durumundadır. Zihniyet, toplum içinde bireyin önemini ve değerini esas alan bir zevk ve anlayıştır. Toplum adına konuşan veya kendisini topluma adayan kişiler değil, hayatını yaşayan bireylerin sanat eserlerine işlenebileceği dikkatlere sunulmuştur.

Yapı

Olay Örgüsü

Roman, yirmi iki ayrı bölüm hâlinde yazılmıştır. Bazı bölümler önceki bölümlerde tanıtılan kişilerin ruh hâllerini ifadeyle vazifelidir. Eserdeki yapı, alışılmışın sınırlarının zorlandığını düşündürür.

Bihter, annesine benzemek istemediğini dile getirmiştir. Kişisel arzu ve istekle biyolojik olanın Bihter’de çatışması, eserin bu kısmında sergilenmektedir. Zira Bihter hâlinden memnun değildir, acı duymaktadır; yaptığı işten kaçmak istemektedir. Tereddütler içinde, kadın olarak kendi cinsiyetinin gereğini yerine getiren birey hüviyetiyle Bihter karşımıza çıkmaktadır. Her bölümde olay değil, küçük olaylar çevresinde aile içerisindeki insanların ruh hâlleri anlatılmaktadır.

Eseri dört birime ayırmak yerinde olur. İlki Adnan Bey ve Bihter’in evlenmeleri etrafında birleşen bölümlerdir. İkincisi Adnan Bey’in yalısında Bihter’in kendisini kabul ettirme gayretiyle Nihal’le uzlaşması, yalı halkıyla uyum içerisinde olmaya gayret etmesini ifade eden bölümlerden oluşur. Üçüncü birim Göksu’da gerçekleştirilen piknik etrafında birleşen bölümlerden oluşmaktadır. Bu birim bir dönüm noktasıdır. Bihter ile Behlül aşkı birime vücut verir. Son birim ise Bihter’in gizli ve yasak aşkını ortaya çıkaracak tedbirsizliklere düşmesini, sonuç olarak da kendisini öldürmesini anlatmaya ayrılmıştır.

Eser baştan sona bu evliliğin yalıda sebep olduğu farklı hâlleri anlatan bölümlerden oluşmuştur. Kıskanç ve babasına düşkün bir genç kızın ailesi ve düşüncesi arasındaki çelişkiyi anlatan bir eser hâline dönüşür. Romanın yapısı bu çizgilerin iç içe girerek sözü edilen birimlere vücut vermesi sonucu oluşmuştur.

Kişiler

Kişiler Bihter ve Nihal çevresinde birleşenler olmak üzere ikiye ayrılır. Yoruma açık olan durumlarda gaye, gerçekliği anlatmak değil; insani özellikler üzerine kurulan yapıda okuyucuyu düşündürmek, ona sanat eserine has zevki tattırmaktır.

Bir kadının birey olarak kendisini duygularıyla ifade etmesi, kadınlığa ait istek ve arzularını dile getirmesi, edebiyatımızda ilk defa Bihter vasıtasıyla idrak edilmiştir. Bihter’in romandaki fonksiyonu, kadının kendi cinsiyetiyle varlığını ifade etmesidir. Bihter, Behlül ve Nihal XIX. yüzyıl sonlarında en azından hayatımızın bir kesiminde farklı bir yaşama tarzının temsilcileri olarak karşımıza çıkarlar. Adnan Bey ve Firdevs Hanım bu değişime zemin hazırlamasıyla değerlendirilmektedir.

Mekân

Romanda mekân, farklı özellikler taşıyan tiplerin dar bir alanda bir araya getirilmesine uygun bir yer olan yalıdır. Mekân, insan ve olay bütünleşmesi, edebî eserin realist bir dikkatle kaleme alınmasının sonucu olarak değerlendirilebilir.

Zaman

Eserin zamanı Adnan Bey ile Bihter’in intiharı arasında geçen süredir. Bunun takvim ve saatle ifadesi eseri dondurur. Romandaki zaman takvim ve zamandan çok, olayların gerçekleştiği mekân ve yerde yaşanan zamandır. Dünyevi zamandan hareketle kurmacaya has bir zaman oluşumunun varlığından söz etmek mümkündür.

Tema

Adnan Bey’in Bihter gibi güzel bir kadınla evlenmeyi istemesidir. Romanda her türlü çatışmanın temelinde de bu istek vardır. Metnin teması “bireysel olanla toplumsal olanın çatışması”dır.

Dil ve Anlatım

Mai ve Siyah’taki dil ve anlatım özelliklerinin devam ettiğini, orada varlığından söz ettiğimiz roman dilinin geliştirilerek Aşk-ı Memnu’da kullanıldığını söylemek mümkündür.

Mehmet Rauf’un “Eylül” Romanının Çözümlemesi

Zihniyet

Edebiyat-ı Cedide romanının Halit Ziya’dan sonra, en başarılı temsilcisi olan Mehmet Rauf’un 1900 yılında yayımlanan romanı Eylül, Servet-i Fünun’un sanat anlayışını yansıtan önemli eserlerden biridir. Romanda üç kişi arasındaki ilişki anlatılmaktadır. Eylül romanı, psikolojik ya da ruh çözümlemesi romanı olarak adlandırılmaktadır. Romanın kahramanları Necip, Suat ve Süreyya Edebiyat-ı Cedide romanlarında yer alan pek çok karakter gibi iç sıkıntısı çeken, umutsuz, karamsar kişilerdir. Bu karakterler, eserin gerçekçi yapısıyla zıtlık teşkil edecek kadar romantiktirler.

Eylül romanında Osmanlı’nın gücünü yitirdiği bir dönemde yüksek zümreden gelen insanların sadece ferdî kaygılarla meşgul olmalarından kaynaklanan bir zihniyet söz konusudur. Bu romanda ele alınan yasak aşk teması, toplumsal değerler ve doğrularla bireysel arzuların çatışmasına ağırlık vermeyi gerektirir.

Yapı

Olay Örgüsü

Romanda olay en aza indirilmiştir. Kişilerin ruh hâllerinin ifadesi için eserin iskeleti durumundadır. İşte olay örgüsü ile bu iskelet kastedilmektedir. Toplumsal olanla bireysel olanın çatışması işlenmiştir. Romandaki birimlerin başında, ortaya çıkacak çatışmalar için sahne hazırlığı yapılır. Müzik, Suat ve Necip için birleştirici bir unsurdur. Suat piyano çaldıkça Necip’in ruhu onun gibi bir kadınla birlikte olma özlemiyle dolar.

Kişiler

Suat Batı kültürüyle yetişmiş, musikiye meraklı, kitap okuyan bir kadındır. Sabırlı, alçakgönüllü, nazik, güler yüzlü ve ağırbaşlıdır. Kocasının mutluluğu ve evinin huzuru için her şeyi yapmaya hazırdır. İdeal bir eştir. Suat, Necip’i severken duyduğu heyecanı kocası Süreyya’ya karşı duymamıştır.

Süreyya iyi eğitim almış, doğaya ve denize düşkün, karısı Suat’ı seven, otoriter bir adamdır. Babasıyla iyi geçinemez ve çocuklarının hayatına müdahale etmekten zevk duyar.

Necip iyi eğitim almış ama çalışmayan, vaktinin çoğunu Beyoğlu’nun muhtelif semtlerinde eğlenmekle geçiren, kadınlarla yakın ilişki kurmasına rağmen mutluluğu yakalayamamış bir adamdır. Ruh hâli en ayrıntılı şekilde tasvir edilen kişi Necip’tir. Suat’ı tanıyıp onun kişiliğine hayranlık duydukça büyük bir dönüşüm geçirir. Evliliği ölmekle eş değer görür. Ancak Suat’ı tanıdıktan sonra onu bir namus timsali olduğu kanaatine varır ve Suat gibi bir kadınla evlenmek ister.

Necip’te kaynağı tam olarak anlaşılamayan bir huzursuzluk vardır. İçinde iki zıt karakter besleyen Necip, en mutlu olması gereken zamanda bile mutsuz olabiliyor. Ayrıca Necip’in düşünceleri de tutarsızdır. Bir yandan Suat’ın kendisini sevmesini isterken diğer yandan namus timsali olarak gördüğü Suat’ın başka kadınlar gibi ihanete eğilimli olmasını eleştirir. Necip, hakikatlerden ziyade hayallerle yaşamayı seven bir karakterdir.

Mekân

Romanın ilk mekânı Süreyya’nın mutsuz olmasına sebep olan bağ evidir. Bu evin boğucu atmosferi Süreyya’yı mutsuz eder. Boğaziçi’ndeki yalıya geçince Süreyya, iç sıkıntı çekmez. Romanın asıl mekânı Pazarbaşı’nda yer alan yalıdır. Bu mekânın romanın üç kahramanı için de ayrı bir önemi vardır.

Roman kahramanları doğayla baş başa olduklarında mutluyken dışarıdaki hayat onları mutsuz eder. Doğa onlar için bir sığınaktır. Doğa kahramanların psikolojilerini de doğrudan etkiler ve onları kendi iç dünyalarıyla yüzleşmeye yönlendirir. Roman başladığı gibi boğucu bir atmosferde, iki aşığın mutluluğuna engel olan konakta biter. Mekâna verilen önem romanın sonunda da ortaya çıkar.

Zaman

Romanda olay zamanı, yaz mevsiminin başlangıcıyla sonbaharın ilk aylarını içine alır. Romanın asıl konusu olan yasak aşkın gelişmesi kısa bir süre içinde olur. Eylül ayı, yaz sonunu işaret eder. Yazın bir hayal âleminde yaşayan âşıklar, sonbaharın gelmesiyle hakikatle karşılaşırlar. Eylül aynının gelmesi Boğaziçi’ndeki hayal âleminden çıkıp hayatın acı gerçekleriyle yüzleşmeyi simgeler. “Ne olsa, ne yapılsa, kış gelmeyecek mi?” diye soran Suat, karamsar bir ruh hâli içerisindedir.

Tema

Romanda tema, toplumun kabul ettiği kıymet hükümleriyle bireysel arzu ve isteklerin karşılaşması ve çatışmasıdır. Bireysel olanı ifade eden aşk, bakışlarda ve sözlerde kalmış, yaşanma ihtimali bulamamıştır.

Suat ve Necip, her geçen gün birbirlerine daha çok bağlansalar da araya giren engeller onların birlikteliklerine önler. Birinci engel Suat’ın kocası Süreyya’dır. İkinci engel, ahlak ve toplum kurallarıdır ki bunlar toplumsal değerleri temsil ederler. Bu kurallara göre evli bir kadın, başkası ile birlikte olamaz. Yeni bir hayat kurma düşüncesine sahip olsalar bile ortaya çıkabilecek tehlikeleri düşünüp bu kararlardan vazgeçerler. Üçüncü engel Hacer’dir. Hacer, Necip’in Suat ve Süreyya’yı Boğaziçi’ndeki yalıda sık sık ziyaret etmesini yanlış bulur. Hacer, kişiliği ve konuşmalarıyla toplumsal olanı yansıtır, aşkı yadsır.

Mehmet Rauf, Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu ve Kırık Hayatlar romanlarında olduğu gibi yasak aşk karşısında eleştirel bir tavır takınmaz, aksine aşkı yüceltir. Yazarın evliliğe bakışı olumsuzdur. Yazar evliliğin ilk günlerindeki mutluluğun zamanla tükeneceği izlenimini verir.

Dil ve Anlatım

Eylül romanında olaylar değil, ruh tahlilleri önem kazanır. Yazar, günlük hayatın basit ayrıntılarını tasvir etmekle yetinmiştir. Suat’ın vücudundaki her organı tasvir eder. İnci Enginün, Necip’in fetişist tavırları olduğunu söyler. Kahramanlar sosyal meseleler ya da gündelik hayat üzerine konuşmazlar. Yazar kişilerini kendi çevreleri içinde yansıtamamış ve tek boyutlu karakterler yaratmıştır.

Romanda olaylar, hâkim anlatıcının bakış açısıyla anlatılmıştır. Yazar, Suat ve Necip’in iç dünyalarında olup bitenleri başarılı bir şekilde yansıtırken Süreyya’nın kişiliğini yaratmada ve onun çatışmadaki rolünü belirlemede başarısız olmuştur. Romanın sonu da aceleye getirilmiş izlenimi vermektedir.

Halit Ziya’nın “Mavi Yalı” Hikâyesinin Çözümlemesi

Zihniyet

Halit Ziya’nın bu hikâyesinde hayatını sürdürmenin dışında iddiası olmayan küçük insanın yaşama tarzı model olarak alınmıştır. Bu zevk ve anlayışın temelinde Maupassantvari hikâyenin olduğunu söylemek isabetli olur. Çünkü Maupassantvari hikâye geniş kitlenin yaşama tarzını ve bu kitle içerisinde yer alan insanlar arasındaki ilişkileri aksettirmektedir.

Yapı

Olay Örgüsü

Mavi Yalı adlı hikâye iki birimden oluşmaktadır. İlk birimde hikâyenin kahramanı, çocukluk yıllarından itibaren hülya ile ilişkisi olmayan, kendi hayatını kurulmuş bir makine gibi sürdüren bir insandır. Ancak O, Mavi Yalı’yı fark ettikten sonra bu mekânla ilgili hayaller kurmaya başlar.

“…Bu rüya, mai boyalı bir yalıydı.” Hikâyede bu cümleden sonra kaptan, yalıyla ilgili hayalleriyle, tasarılarıyla dikkati çekmektedir. Artık o, başka bir insandır. Metin, aynı insanın iki dönemi arasındaki çatışması üzerine kurulmuştur.

Kişiler

Hikâyede tek kişiden söz edilmektedir. Diğerleri onun davranışlarını ve insani ilişkilerini ifade etmesine hizmet ederler.

Mekân

“…Rumeli sahillerini, Anadolu kıyısını, boğazı aşağı yukarı inip çıkmaktan ibaretti…” cümlesindeki mekân, gerçekliğin mekânıdır. Bir de gördüğü Mavi Yalı’dan hareketle kurduğu bir ev hayali vardır.

Zaman

Hikâyenin kahramanının çocukluk yıllarından arkadaşıyla karşılaşıp Mavi Yalı hayalinin yıkıldığı zaman aralığını kapsar.

Tema

Metnin teması Kaptan’ın yaşadığı hayal-hakikat çatışmasıdır. Burada çatışma, tek kişinin hayatının farklı dönemleri arasındaki karşılaşmadır.

Dil ve Anlatım

Anlatıcı, ilahi bakış açısından; kişi, olay ve çevreyi dikkatlere sunan yazar-anlatıcıdır. Hikâyede Halit Ziya’nın dili, romanlarına nispetle daha sadedir.