Ünite 2: Doğu Roma (Bizans) Tarihi ve Uygarlığı (4-15. Yüzyıl)

Bizans Kavramı

Bizans terimi ilk olarak Rönesans döneminde Batı Avrupalı tarihçilerce kullanılmıştır. Bizans Dönemi’nde bu terim, yalnızca başkent Constantinopolis (İstanbul)’te doğup büyümüş kişiler için kullanılmıştır. Bizanslılar kendilerini daima Romalı olarak saymış ve devletlerini de Roma İmparatorluğu olarak tanımlayarak Roma geleneğini takip etmişlerdir.

Roma teorik olarak bir çeşit cumhuriyet idi, fakat Octavianus (Augustus)’un idareyi tek elde toplamasından sonra imparatorluk olarak gelişmiştir (İ.Ö.27); bu sistemde Bizans imparatoru sadece tanrısal desteğe bağımlı olan ama kimseye bağımlı olmayan bir otokrattır. Bu siyasi anlayış Yakın Doğu, özellikle Sasani ve Hellenistik dönem monarşilerinden etkilenmiştir. Bu eğilim, Constantinus’un selefi Diocletianus döneminde kabul edilmiştir. Hristiyan olan Constantinus’un bu siyasi anlayışı yeni dinle harmanlaması doğal bir gelişmedir. Bu anlayışa göre, Constantinus ve onun halefleri, İsa’nın yeryüzündeki vekiliydi, seçilmişti ve sadece İsa’ya karşı sorumluydu. Hristiyan Tanrı, imparatorluğun gerçek yöneticisidir. Bu anlayışı ilk kimin ortaya attığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Constantinus ya da onun Caesarealı (Filistin Caesareası) Eusebius (İ.S.263-339) gibi danışmanlarının etkili olduğu söylenebilir.

Constantinus’un Tahta Çıkışı ve Hristiyan Olması

Constantinus da çağdaşı olan diğer politikacılar gibi taht mücadelesinde dinin yardımına başvurmakta bir sakınca görmemiştir. Galya’da, Apollo’ya ve babasının taptığı tanrı olan Sol Invictus (Yenilmez Güneş)’a taparken; Maximianus’un ailesinin tapındığı Hercules (Herkül) kültünün desteğine de başvurmuştur. Constantinus da bu tanrıların ve bunlara bağlı cemaatlerin kendisine politik mücadelesinde yardım edeceğini düşünmüştür. İmparatorluk içinde yeniden başlayan iç çatışmalardan Constantinus galip çıkar ve bütün rakiplerini ortadan kaldırarak İ.S. 324’te Roma İmparatorluğu’nun tek imparatoru olur. Constantinus döneminde Hristiyanlığın kabulü ve imparatorluk merkezinin Roma’dan Constantinopolis’e taşınması, daha sonraki tarihi gelişmeler üzerinde önemli olaylara ortam hazırlamıştır.

Constantinus’un din değiştirmesi Batı uygarlığı için çok önemlidir. Constantinus, İ.S. 313’te Licinius ile birlikte Milano Fermanı olarak bilinen belgeyi yayınlayarak Hristiyanlara yönelik nicedir süren adli kovuşturmaya son vermiş, kiliseleri onartarak ve Hristiyan piskoposları maddi olarak desteklemiştir. Constantinus’un Hristiyanlığa geçişi Roma İmparatorluğu’nun politik anlayışına kesin şeklini vermiştir. Bu anlayış, Roma İmparatorluğu ve Tanrı Krallığına paralel ve bu ikisi üzerine temellenmiş bir oluşumdur.

Hristiyanlık, öğretilerinin mutlak doğruluğuna inanılan bir din olarak düşünce farklılıklarını sapkın (heretik) olarak görmüştür. Dinsel sapkınlık ya da Kilise tarafından doğru kabul edilen inanca başkaldırı Bizans uygarlığının önemli özelliklerindendir.

Donatus, İ.S. 4. yüzyılın başlarında yaşayan ve çile çekerken dinî inancından vazgeçenleri Hristiyan saymayan Kuzey Afrikalı bir keşiştir. Tarihte Donatistler olarak bilinen bu grubun geliştirdiği ve Donatism olarak tanımlanan öğretiye göre, işkence altında dini reddedenlerin yeniden vaftiz olması gerekmektedir.

Donatus’un görüşleri, kilisenin yapısına dair ciddi tartışmalar doğurmuştur. Böylece en hakiki Hristiyan Kuzey Afrika katolikleri ile Donatistler karşı karşıya gelmişler ve yerel ölçekte çözemedikleri sorunda hakemlik etmesi için İ.S. 313 yılında Constantinus’a başvurmuşlardır.

Constantinus, çok açık bir şekilde dinî konulardaki anlaşmazlıklara karışmak istemiyordu. Bununla birlikte, piskoposlar, ona doğru inancı korumasının Tanrı’ya karşı yerine getirmek zorunda olduğu bir görev olduğunu söylediklerinde Constantinus bunu ciddiye almak zorunda kalmıştır.

Constantinus, ilk olarak iki tarafa çatışmayı bırakmalarını, hepsinin Hristiyan olduğunu ve yaptıklarının uygunsuz olduğunu söylemiştir. Bu fikri, Ortodoks (Katolik) tarafı desteklemiş, Donatistlerden kilisenin geri kalanıyla yeniden birleşmelerini istemiştir. Ancak haklı olduklarını düşünen Donatistler bunu reddetmişler, bunun üzerine askerler, birliği sağlamak için güç kullanmışlardır. Fakat bu tam bir başarı sağlamamış ve asî Donatist kilise, kuzey Afrika’nın 7. yüzyılda Araplarca fethine kadar varlığını sürdürmüştür.

Teslis; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan oluşan kutsal üçlemedir. Erken Hristiyanlıkta Tanrı’nın tek olduğu düşünülse de birçok Hristiyan Teslis kavramına da inanıyordu. Bu iki düşüncenin bir türlü uzlaşamaması birçok teolojik çatışmaya neden olmuştur.

Arius, İsa’nın Tanrı’yla eşit kabul edilemeyeceğini düşünen İskenderiye’li bir keşiştir. Bu düşünce, Teslis kavramını politeizmle özdeşleştiren Hristiyanların desteğini kazanmıştır. Arius’un, Aristocu felsefeyle uyuşan bu öğretileri, Doğu’da büyük kargaşaya neden olmuştur. Constantinus, sonunda tüm piskoposları konuyu görüşmek üzere toplantıya çağırmaya ikna edilmiştir. Constantinus, konsili idari bir kurul olarak görmüş, Roma Senatosunu algıladığı gibi algılamıştır. Hristiyanlık tarihinin ilk konsili İ.S. 325’te Nikaia’da toplanmış, konsilin sonunda İsa’nın Baba ile aynı özden olduğuna karar verilmiştir. Arius, bu öğretiyi reddetmiş ve taraftarlarıyla birlikte, devlet ve kilise tarafından mahkûm edilmiştir. Arianism olarak tanımlanan öğretisi sapkın ilan edilmiştir. Fakat Arianism uzun yıllar boyunca etkili olmaya devam etmiş, süreçte yarı Ariusçu gruplar ortaya çıkarak, durum daha da karışmıştır.

Constantinus, 337’de öldü ve üç oğlu onun yerine tahta geçti. Bu da gösteriyor ki Tetrarşi idare prensibi hala işlemektedir. Constantinus’un oğullarının ölümünden sonra tahta, yeğenleri Julianus geçmiştir. (İ.S. 361-363).

Constantinus ailesinin son üyesi olan Julianus, eski dine dönerek paganismi canlandırmaya çalışmış, Hristiyanlara birçok sınırlamalar getirmiştir. Julianus, Hristiyan üst tabakaya karşı tepkili eğitimli aristokrasi sınıfınca desteklenmiştir. İran’a karşı çıktığı seferde ölümünden sonra Hristiyan Jovianus (İ.S. 363-364) başa geçmiş, onun da ölümünden sonra, imparatorluğun idaresi iki kardeşi Valens ve I. Valentinianus arasında bölünmüştür. Ariusçu Valens, Doğu’ya, Ortodoks Valentinianus ise Batı’ya egemen olmuştur. Valens ve I. Valentinianus öldükten sonra Batı tarafının başına Gratianus geçmiştir ve Theodsius’u da Doğu imparatoru seçmiştir. Gratianus’un ölümünden sonra, Theodosius, Batı Roma’nın işlerine karışmaya başladı ve ölümüne kadar Roma İmparatorluğu’na tek başına hükmetti. Bu anlamda, Theodosius, antik Roma imparatorlarının son temsilcisidir. Theodosius’un ölümünden sonra Doğu ve Batı’nın iradesi, oğulları Arcadius ve Honorius’a geçmiştir. Doğu ve Batı’nın ayrı yönetilmesi tam anlamıyla bir bölünme olmasa da imparatorluk bir daha fiilen hiçbir zaman birleşmemiştir. Böylece Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğu ortaya çıkmıştır.

İmparator Theodosius, ortodoks doktrine inanıyordu ve İ.S. 381’de topladığı Constantinopolis konsilinde Doğu eyaletlerine yayılan Ariusçuluğu yasaklamıştır. Paganlara ve heretiklere karşı mücadele etmiş, Hristiyanlığın devlet dini olmasında tarihî rol oynamıştır. Ancak, İsa’nın insanî ve tanrısal özü arasındaki ilişki sorunu devam etmiştir.

Bizans’ın ilk imparatoru Arcadius (395-408) ile onun oğlu II. Theodosius (408-450) dönemi Gotlar sorunu, Hun tehlikesi ve dini mücadeleler ile geçmiştir. II. Theodosius’un çocuğu olmadığı için, ölünce imparatorluğun yönetimini kız kardeşi Pulcheria’nın kocası, ordu komutanı Marcianus (450-457) devralmıştır. I. Leon’un yerine geçen torunu II. Leon aynı yıl içinde (474) 6 yaşında ölünce babası Zenon Bizans tahtına geçmiştir (474-491). Zenon döneminde, Odoakr 476’da Batı Roma imparatorunu tahtından indirerek kendisi başa geçmiş, böylece Batı Roma İmparatorluğu tarihe karışmıştır. Zenon’un ölümünden sonra karısı Ariadne, Anastasius ile evlenmiş ve Anastasius imparator olmuştur. Anastasius’un erkek çocuğu olmamış ve öldüğünde I. Justinus imparator seçilmiştir (518-527). Kısmen Romalılaşmış bir asker olan I. Justinus köylü sınıfından gelmektedir.

İmparator I. Justinus’un yeğeni olan Justinianus’un dönemi (527-565), Erken Bizans Dönemi’nin altın çağı olarak tanımlanmaktadır. İlk yıllardaki belirsizliklerin yerini antik ve Hristiyan toplumun yeni bir sentezinin beraberinde getirdiği istikrar almıştır. Justinianus, totaliter rejimi aşırı uçlara taşımış, Roma papasıyla bozulan ilişkilerin düzeltilmesini sağlamıştır.

Nika İsyanı bir bakıma Justinianus’un baskıcı idaresine bir başkaldırıdır. Justinianus’un vergi tahsildarı Kapadokyalı Ioannes’in suistimalleri birçok aristokratı kızdırarak tepki toplamıştır. İsyanın doğrudan nedeni başkent hipodromundaki atlı araba yarışı takımının tutuklanarak idam edilmesidir.

Papalığın da desteğini alan, İmparator Justinianus, Barbarların eline düşen ve hukuken hâlâ Roma toprağı olan eski Roma eyaletlerini yeniden fethetmek istiyordu. Justinianus, 532’de yüksek bir meblağ ödeyerek Sasanilerle ebedî Barışı garantiledi. Komutanı Belisarius, 533’te Vandal filosunu yenmiş, 535’te Sicilya’yı ve Roma’yı ele geçirmiştir.

6. yüzyılın karakteristiği politik, ekonomik ve askerî çöküştü. Justinianus’un idaresinin aşırılıkları felaketin boyutlarını belirlemiştir. Justinianus’un ardılları II. Justinus (565-578), Tiberius Constantinus (578-582), Maurikios (582-602) ve Phokas (602-6l0)’tır.

Justinianus’un Sasaniler ile yaptığı barış II. Justinus döneminde bozulmuş, iki ordu Armenia’da savaşmıştır. Yüzyılın son çeyreğinde Avarların idaresi altında birleşen Slavlar Bizans’a saldırmaya başlamış, doğuda Sasanilere karşı savaştığından ciddi bir direniş gösteremeyen Bizans, Balkanlardaki siyasi kontrolünü kaybetmiştir. Sasaniler doğudan saldırarak Khalkedon’a kadar ilerlemişler, 619’da Antiokhia’yı (Antakya), Kudüs’ü ve Mısır’ın çoğunu fethetmişlerdir. 610 yılında Kartaca eksarhının oğlu Heracleius ayaklanmış, halkın da desteğini alarak, bir donanma ile Constantinopolis’e gelmiştir. Phokas tahtan indirilerek idam edilmiş ve Heracleius tahta çıkmıştır (610).

Heracleius ve Tema Sistemi

Heracleius (610-641), tahta çıktığında ülke ekonomik ve malî bakımdan mahvolmuş, bir harabeye dönmüştü. Devleti bu genel çöküşten sadece bir içten yenilenme kurtarabilirdi.

Bu kritik dönemde Bizans ordu ve idare düzeni köklü değişikliğe uğramış, Thema Sistemi denilen yeni bir idariaskeri düzene geçilmiştir. Thema sözcüğü aslında ordu demektir. Anadolu themaları da eksarhlıklar gibi askerî nitelikte idari birliklerdir. Her birinin başında askeri ve sivil yetkilere sahip bir komutan (strategos) bulunurdu. Bir thema eski eyaletleri de kapsadığından, komutanlar eski valilerden de üstündür. Themalar aynı zamanda askerî birliklerin iskân bölgeleridir.

Heracleius dönemi, siyasal ve kültürel bakımdan Bizans tarihinin bir dönüm noktasıdır. Heracleius ile Geç Roma Dönemi sona ermiş ve asıl Bizans Devleti başlamıştır. Heracleius dönemine kadar devlet dili olarak kabul edilen Latince yerini Grekçe’ye bırakmış, böylece devlet batıdan koparak doğululaşmıştır. Kilisenin dili, resmi devlet dili olmuştur. Ayrıca Roma imparatorlarına verilen imparator, caesar, augustus unvanları yerini Grekçe basileos unvanına bırakmıştır. Bu dönemde kullanılan en önemli savaş tekniklerinden biri Grek Ateşi denilen suda bile yanabilen topların mancınıklar vasıtasıyla düşmana atılmasıdır. Bizanslılar bu gizli silahlarıyla yüzyıllar boyu gurur duymuşlardır.

Heracleius 641’de ölmüş, yerine oğlu III. Constantinus geçmiştir. III. Constantinus, aynı yıl içinde öldükten sonra taht, Heracleius’un ikinci karısı Martina’dan olan oğlu Heraclonas tarafından işgal edilmiştir. Heraclonas 641 yılı sonlarında tahttan indirilerek sürgüne gönderilmiş ve III. Constantinus’un küçük yaştaki oğlu II. Constans imparator ilan edilmiştir. II. Constans 668’de öldürülmüş ve yerine oğlu IV. Constantinos (668-685) geçmiştir. Bundan sonra sırasıyla, II. Justinianus (685-695, 705-711), Leontios (695-698), II. Tiberius (698-705), II. Justinianus Rhinometos (705-711), Philippikus (711-713), II. Anastasius (713-715) ve III. Theodosius (715- 717) tahta geçmişlerdir.

III. Leon Dönemi ve İkonoklasm (Tasvir Kırıcılık)

III. Leon (711-741), Bizans tahtına geçtikten sonra, iç karışıklıklara son vererek devleti güçlü bir askerî ve siyasî temele oturtmuştur. İmparatorluğun tarihinde yeni bir dönem başlamıştır.

III. Leon dönemindeki, Ecloga olarak bilinen kanun derlemesi ve ikonoklasm politikası çok önemlidir. Ecloga 726’da yürürlüğe girmiştir ve ceza hükümleri oldukça serttir.

III. Leon 726 yılında çıkardığı bir emirle Aziz ve Meryem tasvirlerini tahrip etme (İkonokalsm) hareketini başlatmıştır. Sarayının kapısında asılı olan İsa tasvirinin indirilmesini ve yerine bir haçın asılmasını emretmiştir. Bu olay, Constantinopolis’te ve Batı dünyasında büyük muhalefete yol açmıştır. Papalık, 726’da Bizans’ın ikonoklast politikasını reddetmiştir.

III. Leon 741’de öldükten sonra oğlu V. Constantinus, imparator olmuştur.

751’de Ravenna eksarhlığı ortadan kalkmıştır. Papa II. Stephen, Frank saray nazırı Kısa Pepin’in şahsında başka bir hâmî bulmuştur. Bizans yönetimi 754’teki Nikaia konsiliyle ikonast teolojiyi savunmuştur. Büyük Karl, Papalığı tehdit eden Lombardları etkisiz hale getirince Bizans’ın başaramadığı bir görevi başarmıştır. Bundan sonra Roma kilisesi Frank devletinin güdümüne girmiş, bozulan ilişkiler imparatoriçe Irene’nin 787’de Nikaia konsiliyle ikonaları serbest bırakmasıyla bile düzelmemiştir. Papa III. Leo, 25 Aralık 800’de Karl’a başına imparatorluk tacı giydirince doğuyla ilişkileri daha da zora girmiş, Doğu ile Batı’nın dinî ayrılığı siyasî boyuta da taşınmıştır. Hristiyan evreni birbirinden dil, kültür, din ve siyasî bakımdan ayrılmıştır. Irene (802) de yüksek bürokratların darbesiyle tahttan indirilmiş, yerine maliyenin başında yer alan bürokrat Nikephoros çıkarılmıştır.

I. Nikephoros (802-811) ekonomik durumu ve bozulan maliyeyi düzeltmeyi görev bilmiştir. Irene zamanının vergi indirimlerini kaldırmış, vergileri yükselterek, tebaayı yeniden vergilendirmiştir. Irene’nin Abbasi halifesine ödemekte olduğu yıllık vergiyi kesmiş fakat Halife Harun’ur-Reşid’in komutasındaki ordunun 806 yılında Anadolu’ya girmesiyle, daha ağır koşullarda barış yapmak zorunda kalmıştır. I. Nikephoros, Bulgarlarla savaşırken ölmüştür (811).

Yerine oğlu Staurakios geçmiş, ancak imparatorluğu bir kaç ay devam etmiştir. Sonrasında sırasıyla, Staurakios’un kızı ile evli olan I. Mihail Rhangabe (811-813), General (Ermeni) Leon (V. Leon) (813-820), V. Leon’u bir suikastla öldüren Mihail (II.Mihail) (820-829), II. Mihail’in oğlu Theophilos (829-842), Theophilos’un oğlu III. Mihail (reşit oluncaya kadar annesi Theodora) imparator olmuştur. III. Mihail, gözdesi Makedonyalı Basilios’u 866’da evlat edinmiş, 867’de Basilios, Mihail’i öldürterek, iktidarı ele geçirmiştir. Basilios, Makedonya Hanedanını kurmuştur.

Makedonya Hanedanı Dönemi (867-1056)

Makedonya Hanedanı ile birlikte Bizans’ta yeni bir refah dönemi başlamıştır. Bizans imparatorluğu diğer uluslarının örnek, ilham ve destek aldığı itibarlı bir noktaya yükselmiştir. I. Basilios (867-886), Araplara karşı bir dizi askerî operasyon başlatmış, o sırada, iç bölünmeler ve isyanlar hilafeti zayıf düşürmüştür. I. Basilios, bundan faydalanarak, 870’ten sonra ordularını doğuya göndermiştir. İmparatorluk kuzeydoğu, doğu, güneydoğu yönlerinde genişlemiştir. Kısmen Sicilya’ya hâkim olan Araplar, Güney İtalya şehirlerini ve Malta’yı ele geçirmişti. Bizans orduları İtalya’da yeni üsler ele geçirerek Bizans’ın Akdeniz’deki gücünü perçinlemiştir.

Basilios, bir av kazasında ölünce oğlu VI. Leon 29 Ağustos 886’da imparator olmuştur. Leon’dan sonra taht önce kardeşi ortak imparator Alexandros’un eline geçmiştir (912-913). Onun ölümünden sonra VI. Leon’un çocuk yaştaki oğlu VII. Constantinus Porfirogennitos (911-959) imparator olmuştur. Annesi Zoe (913-919) ve kızını Constantinus ile evlendiren amiral Romanos Lekapinos (919-944) idareyi ele almıştır. VII. Constantinus Porfirogennitos öldüğünde (959) Bizans Devleti Hristiyanlığın lideriydi.

VII. Constantinus’dan sonra, Theodora’nın ölümüne kadarki süreçte Makedona hanedanı dönemi devam etmiştir. VI. Mihail Stratiotikos’un tahta geçmesiyle (1056-1057) Makedona hanedanı dönemi sona ermiştir.

Komnesos Hanedanı Dönemi (1081-1185)

Komnenos Hanedanı Dönemi Aleksios Komnenos’un tahta çıkmasıyla başlamıştır. Aleksios Komnenos, başa geçtiğinde imparatorluk kötü yönetim yüzünden dağılmaya başlamıştı. Peçenekler, Selçuklu Türkleri ve Normanlar saldırıya hazırdı. Yeni imparator masraflı savaş finansmanını sağlayıp çok cepheli savaştan kaçınmak zorundaydı. Kiliselerdeki altın ve gümüş eşya zorla ödünç alınıp ergitilerek altın ve gümüş para bastırılmıştır.

Haziran 1081’de, İznik sultanı Süleyman ile bir barış yapılmıştır. Ayrıca 1081’de Venedik, ticarî kapitülasyonlar karşılığında denizden Bizans’a yardım etmeyi kabul etmiştir.

Kamnesos Hanedanlığı I. Manuel’in halefi, on iki yaşındaki oğlu II. Aleksios Komnenos’un ölümüne kadar sürmüştür.

Bizans imparatorları, Komnenos döneminden sonra tehditlerle başa çıkamamışlardır. Mevcut kargaşa içinde malikâne sahibi soylular, taht için savaşıyorlardı. 1203’teki IV. Haçlı seferinden sonraki dönemde ülke bu sınıfın lehinde parçalanmıştır. 14. yüzyılda bu ayrıcalıklı sınıfın iktidar ve zenginliği halkın tepkisine ve sosyal kargaşaya neden olmuş, zayıflayan imparatorluğun dağılması hızlanmıştır.

Başkent halkı 1185’te aristokratların desteğiyle isyan etmiştir. Genel hoşnutsuzluk yeni taht kavgaları çıkarmıştır. V. Aleksios tahta çıktığında, Latinlere kafa tutunca başkent Latinlerce istila edilmiş, kent ve çevresinde bir Latin devleti kurulmuştur.

Palaiologos Hanedanı Dönemi ve Çöküş (12611453)

Palaiologos Hanedanı Dönemi, edebiyat ve sanatın yükselişi yanında, içerde ve dışarda savaşlarla dolu son bir çırpınışın hikâyesidir. VIII. Mihail Palaiologos (12611282), boyutları iyice ufalmış yeni bir devlet kurmuştur. Devlet arazisi, Anadolu’nun kuzeybatısı, Trakya, Makedonya’nın bir bölümü, Thessaloniki ve kuzey Ege adalarıyla Çanakkale ve Karadeniz Boğazları ile sınırlanmıştır.

Bizans Uygarlığı ve Sanatı

4. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar, Doğu Hristiyanlığının kutbu olan Bizans kültürü ve uygarlığı, imparatorluğun başkentinin Byzantion’a taşınmasıyla birlikte zengin ve köklü Ön Asya ve Anadolu kültürlerinden etkilenmiştir. Bizans sanatı ise, büyük ölçüde Roma ve Yunan sanatı ile ilişkili bir sanattır. Ancak bu sanat Hristiyanlığın hizmetinde olmuş ve bu dinin beğeni ve tercihlerinin izlerini taşımıştır.

Bizans imparatorluğu, fiilen ve hukuken bütün iktidarın kaynağı ve odağı imparator olan monarşik bir idari yapıya sahiptir. İmparatorun Tanrı’nın iradesiyle bu makama seçilmiş bir kişi olduğuna inanılırdı. İmparator kilisenin koruyucusu ve ortodoksluğun savunucusuydu.

İmparatorlukta idari örgüt, merkez ve eyaletler olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Adalet örgütünün başı imparatordu ve yalnız onun adına adalet dağıtılabilirdi. 14. yüzyılın başlarına kadar en yüksek mahkeme imparatorun başkanlık ettiği mahkemeydi. Üyeleri yüksek memurlardan seçilirdi.

Bizans edebiyatı, ilk zamanlar Antik edebiyatın devamı niteliğindedir. Hıristiyanlığın devlet dini olarak kabul edilmesinden sonra bile eski pagan edebiyat devam etmiştir. Ancak Hristiyan düşüncesi hemen sonra edebiyatta da ağırlığını hissettirmiştir. Şeklen eskiye bağlı kalınsa da ruhen Hristiyan bir edebiyattır.

Çoğunlukla erkek çocukların okula gönderildiği Bizans İmparatorluğu’nda eğitim yaygın değildir. Sivil, asker, din görevlileri ile büyük toprak sahipleri ve zengin tüccarların çocuklarının tercih edildiği ortaöğretimde antik Yunan yazarlarının metinleri okutuluyordu. Studion Manastırı’nda toplanan bilginler Hıristiyanlık ile ilgili doktrinlerle öğrenci yetiştirerek Magnura okuluna taban tabana zıt görüşte eğitim vermişlerdir.

Constantinopolis’in yeni başkent olmasından sonra imparatorluğun çeşitli bölgelerinden, özellikle Atina, Mısır ve Suriye’den gelen bilginler başkenti bir bilim merkezi haline getirmişlerdi.

Bizans sanatı, Doğu Akdeniz çevresinde yer alan toplulukların, Hristiyan inancı içinde meydana getirdikleri bir sanattır ve ana kaynağı Anadolu topraklarıdır.

Bizans dönemi sanatı, birbirinden farklı özellikleri olan

  • Erken Bizans Dönemi Sanatı,
  • İkonoklasm Dönemi Sanatı,
  • Orta Bizans Dönemi Sanatı,
  • Son Dönem Bizans Sanatı

olarak dörde ayrılmaktadır.

Bizans mimarisi, 4. ve 5. yüzyıllarda Hellen ve Roma kültürünün yeni bir yorumu olarak Anadolu’da doğmuş ve Constantinopolis’te gelişmiştir. Bizans mimarisi, ilk olarak Arap mimarisinden etkilenmiş ve onu yorumlayarak kendi amaçlarına uydurmuştur. Doğu mimarlığının etkisi altında gelişen Bizans mimarisi, bir tuğla mimarisidir. Ayrıca malzeme olarak taş, bazen taş ve tuğla birlikte kullanılmıştır.