Ünite 3: Din

Giriş

Din, yaşanılan toplumu etkisi altına alan, kilise, cemaat, tapınak ve yapılan ritüel bakımından dünyanın her yerinde farklılık gösteren sosyal bir olgudur. Her dinin kendine ait bir tanımı vardır. Bu tanımlar, bir dinin diğer dinlerden nasıl ayırt edildiğini görmek açısından önemlidir.

Dinin Sosyolojik Tanımı

Din, her toplumda farklılık gösteren ve dolayısıyla çeşitliliğe sahip bir olgudur. Her dinin kendine özgü bir hakikat iddiası ve “doğru din” tanımı vardır. Bu tanımlar, sosyolojik açıdan bir veri olsa da dinin sosyolojik tanımı açısından yetersizdir.

Sosyolojik düşünmek ve dinsel düşünmek birbirinden farklıdır. Din sosyolojisi, dinsel davranışların ne olduğunu ve bir toplumun ekonomik, siyasi, ailevi, eğitimsel ve sosyal tabakalaşma örüntülerine nasıl bir etkisi olduğunu, toplumun genel şekillenmesine, meşruiyet düzenlerinin oluşumuna nasıl bir katkıda bulunduğunu inceler. Din konusunda, yüzyıllardır sosyologlar ve antropologların bir tanıma ulaşma çabasının olduğu görülmektedir.

Kutsal ve Din Dışı

Bir toplum ne kadar ilerlemişse o kadar karmaşıklaşmıştır. Bu bağlamda, kutsal ve din dışı ayrımları da o ölçüde bu karmaşıklıktan etkilenmiştir. Toplumlar sembolleştirdiği kutsallar üzerinde kendi sınırlarını oluşturur ve kendini başka toplumlardan ayırırlar. Bu ayrıştırma, topluluk duygusunu ortaya çıkarır. Kutsallaştırma sadece bilinen dinlerde söz konusu değildir. En ilkel dinlerden başlayarak bütün dinler belli sembolleri ve nesneleri kutsallaştırma yoluna gitmişlerdir.

Cemaat veya Tek Bir Ahlaki Toplulukta Birleştiren İnançlar Bütünlüğü

Dinin en büyük işlevlerinden birisi, kendisine bağlı olan bireylerin ortak bir inanç için bir araya gelmeleridir. Din; ortak paylaşım, anlayış ve bir algı sistemi oluşturur. Fenomenoloji ve etnometodoloji gibi yaklaşımlar, bütün toplumların ancak ortak algılar sistemi ile var olabileceğini vurgular. İnanç paylaşımının sonucu ise cemaatleşmedir. Dinin sosyolojik olarak görünürlüğü açısından cemaat boyutu önemlidir. Cemaat olgusunun, dini inanç paylaşımlarının toplumsal sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir.

Din ve Toplum İlişkisi

İnsanların nasıl bir toplum haline geldiği sosyologlar tarafından tartışılan konulardandır. Yüzyıllar boyunca, insanların küçük veya büyük topluluklar halinde yaşamalarının nedeninin ne olduğu bulunamamıştır. İnsanların toplum içinde yaşamaya başlamaları, bu başlangıcı tetikleyen durumun ne olduğu ve bu kararın hiç bozulmadan günümüze kadar devamlılık göstermesi merak uyandıran bir soru olarak kalmıştır. Bu durum, insanın ulaşılabilen en eski tarihinde bile tartışmasız bir şekilde toplumsal bir varlık olduğunu göstermektedir.

Dinin Diğer Toplumsal Kurumlarla İlişkisi

İnsan, tanımından da anlaşılabileceği gibi, başka insanların varlığıyla anlam kazanan ve insan olan bir varlıktır. Toplumsal kurumlar, insan toplumsallığının kendileriyle tezahür ettiği ve hiçbir toplumda eksikliği görülmeyen toplumun varoluş dayanağını oluşturan davranış örüntüleridir. Dinde böyle bir kurumdur. Din kurumları toplumda var olan diğer kurumlarla da ilişki içerisindedir.

Din ve Siyaset İlişkisi

Siyasal düzeyi olmayan hiçbir toplum yoktur. Toplumlarda siyaset ve din yolu çakışır. Dinin devlet yapısı ve siyasi açıdan söz sahibi olduğu toplumlarda teokratik rejimler etkilidir. Günlük hayatın ve siyasal düzenin dinin etkisinden arındırılmasına ise “sekülerleşme” adı verilmektedir. Din toplumları birleştirici bir işlevselliğe sahip olsa da farklı dinlerle çatışma halindedir ve bu durumda siyasi çatışmaların önemli bir unsurudur. Bu çatışmalardan dolayı din ve devlet ilişkilerini düzenleyen laiklik ilkesi ortaya çıkmıştır.

Din ve Aile İlişkisi

Doğal bir birlik olan aile kurumu ile din kurumu karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenmektedir. Dinin ahlaki söylemi, aile bütünlüğünü koruma açısından toplumda oldukça etkili olmuştur. Mustafa Aydın’ın bu konuda iki görüşü bulunmaktadır:

a. Yüksek tipli dinler, aileye etki ederek onu yeni baştan şekillendirmiştir.

b. Din, diğer kurumların etkisi ve belirleyiciliğinde olduğu kadar, aile tarafından da şekillendirilmiştir.

Din ve Ekonomi İlişkisi

Toplumların üretim, tüketim ve paylaşım ilişkilerini ortaya koyan ekonomi kurumu ile din kurumu arasında büyük bir ilişki vardır. Din ve ekonomi birbiriyle bağlantılıdır ve bu durumdan dolayı din, insanların ekonomik davranışlarını belirler. Marx’ın yaklaşımına göre de din egemen sınıfların hizmetinde bir üst yapı kurumudur.

Din ve Eğitim İlişkisi

Tarihte bilinen dinler sahip oldukları davranışları, anlayışları vb. tavırları gelecek nesillere aktarmayı önemserler. Bu da belirli bir eğitim örüntüsü sayesinde gerçekleşir. Dinlerin var olması ve süreklilik göstermesi güçlü bir eğitim mekanizması ile sağlanabilir. Bu nedenle, eğitimle din arasında ilişki bulunmaktadır.

Din Sosyolojisi

Din Sosyolojisinin Ortaya Çıkışı

Sosyoloji ve din sosyolojisi hemen hemen aynı zamanlarda ortaya çıkmıştır.

Batı’da Hristiyanlığın veya Yahudiliğin başka dinlere olan ilgisi zayıf kalmıştır. İslam dünyasında, Hristiyanlığın diğer dinlere ve inançlara bakış açısını gösteren çok eski yazınlar vardır. İslam bilginlerinden Şeyhristani’nin ve İbn Hazm’ın eserleri en önemli öncü metinlerdendir. 18.yy’da ise David Hume’un dinin doğası üzerine olan kitabı din sosyolojisi tarihi açısından başlangıç metinlerden biri sayılabilir.

19.yy.’da gelişen sosyoloji disiplini içinde dinde özel bir yer tutar. Sanayileşmenin etkisiyle toplumda inanılmaz bir değişim süreci yaşanmış ve sekülerleşmenin de etkisiyle din önem kaybetmiştir. Bu dönemde dinin yavaş yavaş etkisinin yok olacağı ve zamanla tamamen ortadan kalkacağı düşünülmüştür.

Üç hal yasası kurgusuna göre Auguste Comte, dini teolojik dediği birinci hale ait görüyordu. İkinci halde ise, zayıf kalan dinin gelecekte tamamen yok olacağını öngörüyordu. Bu düşünceye paralel olarak Marx, Hegel, Feuerbach’da bu konuda görüşlerini anlatan eserler ortaya koymuşlardır.

Dinin Kökenine Dair Sosyolojik Yaklaşımlar

Din sosyolojisinin temel referansları sayılan isimler, sosyolojik olarak hiçbir zaman tam olarak bilinemeyen “Din nasıl ortaya çıktı?” gibi soruların peşinden gitmişlerdir. Fakat, soru sormaya başladıklarında bu soruları bilimsel olarak temellendirme sorunu ile karşılaşmışlardır. Comte’a göre; din olgusu insanlar tarafından uydurulmuş ve insanlar doğa olaylarını açıklayamadıklarından “ tanrı” düşüncesi ortaya çıkmıştır. Comte, gelecekte bilim bu doğa olaylarını açıklayacağında, din olgusunun ortadan kalkacağı görüşündedir. Benzer şekilde, Ludwig Feuerbach’e göre de din uydurmadır ve “tanrı” düşüncesi de ihtiyaçtan dolayı ortaya atılmıştır. Feuerbach’in tanrı düşüncesine getirdiği antropolojik yaklaşım teoloji tarihinde oldukça önemsenmiştir. Marx ise, dinin bir üst yapı kurumu olarak insanlarca yaratılmış bir olgu olduğunu savunmuştur. Marx, dinin kökenine dair kesin konuşurken dinin sosyolojik işlevine dair yer yer aşırı ekonomik indirgemeci yaklaşım benimsemiştir. Emile Durkheim de dinin kökeni ile ilgili cesur yaklaşımlarda bulunmuştur. Onun varsayımları şu şekilde sıralanabilir:

  • Dinin en ilkel toplumlarda bulunan temel bir şekli vardır ve bugünkü ilkel kabilelerde de aynı şekildedir.
  • Din basitten karmaşığa, çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa doğru bir evrim geçirmiştir.
  • Din insanlarca toplumsal işlevleri yerine getirmek üzere uydurulmuştur.

Din Sosyolojisi ve Dini Sosyoloji Farkı

Din sosyolojisi, dinin toplumsal kurum olarak toplumdaki rolünü ve etkisini incelemeye çalışan bir bilim dalıdır. Görevi, din olgusunun diğer sosyolojik kurumlarla olan etkileşimlerini incelemektir. Dinin yeni nesillere aktarılmasında oynadığı rol ve sürekliliğini sağlayabilmek için içerdiği eğitim boyutu din sosyolojisinin önemli konularındandır. İncelediği dinin doğruluğu veya yanlışlığı hakkında bir yargıda bulunmaz. Amacı, belli dinsel anlayışlar ile belli sosyal gelişmeler arasında nasıl bir ilişki olduğunu bulmaya çalışmaktır. Dini sosyoloji ise sosyolojiyi, dinin veya belli bir dinin perspektifinden ele almaktır. Dinin nasıl bir toplum yapısı önerdiğine ve kurumlar arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair tespitlerden ziyade önerileri temellendirmeye çalışmaktadır.

Dinin Sosyolojik İncelemesi: Metodoloji Tartışması

Metodoloji, bir şeyin aslına uygun olan bilgiyi elde etmenin yolunu ifade eder. Sosyolojik metodolojide, dinin toplumdaki etkilerini insanlar için anlamını gerçeğe en yakın şekilde çözümlemek hedeflenir. Dini incelerken, bir din cemaatinin referans aldığı metinleri incelemek sıkça başvurulan yollardandır. Dinin sosyolojik incelemesi yapılırken asıl olan, o dinin belli bir dönemde, belli insanlar tarafından nasıl anlaşılıp o anlama şeklinden nasıl bir pratik ortaya çıktığıdır.

Bir Sosyal Aktör Olarak Din ve Dini İnançlar

Sosyoloji, insanların birbiriyle etkileşimlerini, bu etkileşimler sonucunda ortaya çıkardıkları sosyal olay ve olguları ele alır. Bir insanın davranışının sosyal sayılabilmesi için başka birinin davranışına yönelmesi ve başka insanlarla bir etkileşim içinde olması gereklidir. Bu bağlamda, bireyin tek başına yaptığı duanın sosyolojik bir durum olmadığı düşünülebilir. Ancak, insanların dualarındaki ortak anlayışın bir dünya kurmak olduğu düşünülerek, topluca yapılan duaların dünyanın algılanması ve inşasında önemli bir etkisi olduğu söylenebilir.

Sosyolojik anlamda farklı Allah düşünceleri insanlar üzerinde farklı etkilerde bulunmaktadır. Bu bağlamda, farklı inanç şekilleri ortaya çıkmaktadır. İnsanlar bu inançlardan birini benimseyerek toplumda aktif rol oynamaya başlarlar.

Klasik Sosyoloji Teorilerinde Din

Düşünürlerin din hakkındaki görüşleri dinin kökenini açıklamaktan ibaret olmamıştır. Dinin toplumsal hayatta oynadığı role dair her biri kendine özgü teoriler ortaya koymuşlardır.

Auguste Comte: Bir Hurafe Olarak Dinden Evrensel Bilim Dinine

Comte, din olgusunu ilkel zamanlarda yaşanan bir cehalete bağlamış ve gelecekte, yaşanan bilimsel gelişmelerle aşılacak bir evre olarak görmüştür. Fakat kendisi de bilimsel dönemlere özgü bir din inşa etme yoluna gitmiştir. Aslında dinin uydurma olduğunu savunsa da aynı zamanda toplum için işlevsel yönleri olan bir gereklilik olduğunu da kabul etmiştir.

Karl Marx: Bir Yanlış Bilinç ve Kalpsiz Bir Dünyanın Kalbi Olarak Din

Marx, dinin bireysel değil toplumsal bir ürün olduğunu ve bu ürünün de yanlış ve aldatıcı bir dünya oluşturduğunu savunur. Dini, gerçekliğin ürettiği bir yansıma olarak görmüştür. Dine hem bir üst yapı kurumu olarak hem de ideoloji olarak yaklaşmıştır. Her iki yaklaşımda dinin bir insan kuruntusu olduğunda ısrar etmiştir.

Emile Durkheim: Toplumsal Yapıştırıcı Olarak Din

Yapısalcı- işlevselci düşüncenin en önemli ismi sayılan Durkheim, dini, toplumsal bütünlüğün sağlanmasında ve sürdürülmesinde en güçlü yapıştırıcı olarak görmüş ve bu işlevinin sürdürülmesine olumlu bakmıştır. Durkheim, toplumu bir organizma olarak düşünmüş ve her toplumsal kurum veya birimin bu yapıda bir işlevi yerine getirdiğini belirtmiştir.

Max Weber: Anlamlı Sosyal Eylem ve Motivasyon Olarak Din

Yorumlamacı sosyolojinin en önemli ismi olan Weber’in dine yaklaşımı sosyal eylem tanımı ile ilgilidir. Weber, sosyolojinin başlıca rolünün, sosyal eylemin yorumlanması ve anlaşılması olduğunu söylemiştir. Ona göre sosyal eylem anlamlı eylemden ibarettir. İnsan, bütün eylemlerini o eyleme anlam yükleyerek yapan bir varlıktır. Weber’in birinci önceliği eylemin aktörünü “anlamak” tır. Bugün yapılan çoğu din sosyolojisi araştırmalarında Weber’in çalışmaları temel alınmaktadır.