Ünite 8: Diğer Sosyal Hizmet Alanlarını İlgilendiren Mevzuat ve Genel Değerlendirme

Giriş

Bu ünite, kitap boyunca ele alınanların dışında kalan sosyal çalışma alanlarına ilişkin mevzuatı ele almaktadır. Buna göre, aile, kadın, çocuk, gençlik, yaşlılık, engellilik, sağlık, suçluluk ve sosyal güvenlik konu başlıklarından ayrı olarak bu ünite içindekiler bölümünde belirttiğimiz başlıklara odaklanıyor.

Mülteciler ve Sığınmacılarla Sosyal Çalışma

Mülteciler ve sığınmacılar dünya genelinde sosyal çalışma mesleğinin önemli müracaatçıları arasında yer almaktadır, ancak ülkemizde bu alan henüz yeteri kadar gelişmiş değildir. Mülteciler ve sığınmacılarla sosyal çalışmanın odaklandığı asli çalışma konularının başında uyum sorunları gelir.

Ülkemiz mültecinin tanımını yapan, ülkelerin mültecilik konusunda ödevlerini belirten ilk uluslararası sözleşme olan Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesine imza atmıştır.

Yasal veya yasal olmayan yollardan ülkemize gelerek münferiden iltica etmek isteyen veya başka ülkelere iltica etmek üzere izin talep eden yabancılar ile topluca iltica veya sığınma amacıyla sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara ve olabilecek nüfus hareketlerine karşı alınacak tedbirleri, yapılacak işlemleri, müracaat, karar ve işbirliği yapacak makamlar ile bunların görevlerini ve yabancıların tabi olacakları esasları kapsayan, Türkiye’ye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiye’den İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik , Türkiye’de iltica ve sığınma düzenlemeleri için ana metindir.

Mülteci: Avrupa’da meydana gelen olaylar sebebiyle ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen yabancı.

Sığınmacı: Irkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen yabancı.

Göç alanına ilişkin politika ve stratejileri uygulamak, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak, yabancıların Türkiye’ye giriş ve Türkiye’de kalışları, Türkiye’den çıkışları ve sınır dışı edilmeleri, uluslararası koruma, geçici koruma ve insan ticareti mağdurlarının korunmasıyla ilgili iş ve işlemleri yürütmek üzere 04/04/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 103. Maddesi ile İçişleri Bakanlığına bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Ülkemizdeki Suriyelilerin korunması konusunda bir kavram karmaşası söz konusudur. Türkiye’nin imza attığı uluslararası sözleşmeler ve Türkiye’nin ulusal mevzuatı Suriyelilerin ne mülteci ne de sığınmacı olarak kategorize edilmesine ve böylece korunmasına izin vermektedir. Bu nedenle uygun kategori geçici koruma kategorisidir. Geçici koruma yönetmeliğine göre ülkemizdeki Suriyelilerin koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayacağı için geçici koruma sağlanması teminat altına alınmıştır.

Göç konusunda sosyal çalışmanın etkin rol oynadığı bir başka saha ise insan ticaretidir. Yasaya göre (Türk Ceza Kanunu 80. Madde) İnsan ticareti suçu; zorla çalıştırmak, bazı hizmetleri vermeye mecbur etmek, fuhuş yaptırmak, esaret veya benzeri uygulamalara maruz bırakmak veya beden organlarından bazılarının verilmesine razı etmek amacıyla kadın, çocuk veya diğer insanların tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları ile oluşur.

İnsan Hakları ve Sosyal Çalışma

Sosyal çalışma; sosyal değişme ve kalkınmaya, sosyal kaynaşmaya, insanların güçlendirilmesine ve özgürleşmesine aracılık eden uygulama temelli bir meslek ve akademik bir disiplindir. Sosyal adalet, insan hakları, ortak sorumluluk ve çeşitliliğe saygı sosyal çalışma için temel teşkil eder.

Bu tanımın işaret ettiği en önemli hakikat, sosyal çalışmacının bir insan hakları uygulayıcısı olduğu ve sosyal çalışmanın insan hakları ile bağının ontolojik ve vazgeçilmez olduğudur.

21 Haziran 2012 tarihinde kabul edilen 6332 sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu ile insan haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapmak üzere Türkiye İnsan Hakları Kurumu kurulmuştur.

Kurum, insan haklarının korunmasına, geliştirilmesine ve ihlallerin önlenmesine yönelik çalışmalar yapmak; işkence ve kötü muamele ile mücadele etmek; şikâyet ve başvuruları incelemek ve bunların sonuçlarını takip etmek; sorunların çözüme kavuşturulması doğrultusunda girişimlerde bulunmak; bu amaçla eğitim faaliyetlerini yürütmek; insan hakları alanındaki gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek amacıyla araştırma ve incelemeler yapmakla görevli ve yetkilidir.

İnsan hakları alanındaki tüm diğer yasal metinlerde sosyal çalışma için bağlayıcı özellik taşımaktadır. Bunların başında 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gelmektedir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinden ayrı olarak, insan hakları ve sosyal çalışma arasındaki ilişkinin en görünür ve belirgin olduğu metinlerden biri de Avrupa Sosyal Şartı dır.

Toplum Örgütlenmesi ve Sosyal Çalışma

Sosyal çalışma mesleği modernleşme ve gelişme bakımından bilhassa bizimki gibi geriden gelen ülkelerde toplum örgütlenmesi veya toplum kalkınması çalışmalarına önem vermiştir veya önem vermek zorundadır. Toplumsal iyilik hâlini geliştirmeye dönük toplum kalkınması çalışmaları sosyal hizmetin üç önemli sacayağından biridir (Diğer iki sacayağı toplum örgütlenmesi ile sosyal planlamadır.)

Ülkemizde toplumla sosyal çalışma bağlamında toplum örgütlenmesi çalışmalarına yön veren hukuki metin mülga Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna Bağlı Toplum Merkezleri Yönetmeliği idi.

09.02.2013 tarihli ve 28554 sayılı Sosyal Hizmet Merkezleri Yönetmeliği ile toplum merkezleri yönetmeliği kaldırılmış ve bir toplum örgütlenmesi aracı olarak işlev gören toplum merkezlerinin yerini Sosyal Hizmet Merkezleri almıştır. Yeni yönetmeliğin amacı şöyle açıklanmıştır: Sosyal hizmet müdahalesinin ve takibinin gerçekleştirilmesi, çocuk, genç, kadın, erkek, engelli, yaşlı bireylere ve ailelerine koruyucu, önleyici, destekleyici, geliştirici, rehberlik ve danışmanlık odaklı sosyal hizmetlerin, hizmete erişim kolaylığı esasıyla bir arada ve gerektiğinde kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler ile işbirliği içinde sunulduğu, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı sosyal hizmet merkezlerinin, kuruluş ve işleyişine, yürütecekleri hizmetlere ilişkin usul ve esaslar ile merkezde çalışan personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemektir.

Afet ve Acil Durumlarda Sosyal Çalışma

Afet ve acil durumlar sosyal çalışmacıların en etkin biçimde hizmet ürettiği olaylardandır, zira sosyal çalışmacılar bu tür travmatik olaylar karşısında en acil ve etkili psikososyal destek mekanizmalarını hayata geçirecek biçimde eğitilmiş olmalıdırlar. Ülkemizde doğal afetlerle mücadele kapsamında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuştur.

15 Mayıs 1959 tarihinde kabul edilen 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ise deprem (yer sarsıntısı), yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapıları ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlara ilişkin hükümleri belirler.

15/5/1959 gün ve 7269 sayılı kanunun 1051 sayılı Kanun’la değişik 4. Maddesi gereğince hazırlanan Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik ise devletin tüm güç ve kaynaklarını afetten önce planlayarak, afetin meydana gelmesi hâlinde devlet güçlerinin afet bölgesine en hızlı bir şekilde ulaşması ile afetzede vatandaşlara en etkin ilk ve acil yardım yapılmasını sağlamak için acil yardım teşkilatlarının kuruluş ve görevlerini düzenlemektedir ve acil yardım hizmetlerini yürütmekle görevli, vali ve kaymakamlar, bakanlık, bağlı ve ilgili kuruluşlar, diğer kamu kurum ve kuruluşlar ile askeri birlikler ve Kızılay’ın afetten önce yapmaları gereken acil yardım planlarının ve afet sırasında yapacakları acil yardım hizmet ve faaliyetlerinin gerektirdiği görevleri, işbirliğini, koordinasyonu ve karşılıklı yardımlaşma esaslarını kapsamaktadır.

Sosyal Hizmetlerin Yerelleşmesi

Son yıllarda yeni kamu yönetimi ve yönetişim gibi kavramlarla öne çıkan tartışmanın odaklandığı nokta hizmetleri yerinde ve doğrudan sunabilme ve böylece daha etkin, etkili ve verimli olabilme arzusudur. Yeni kamu yönetimi anlayışının sosyal çalışmanın en temel ilkelerinden biri olan “müracaatçının bulunduğu yerden başlamak”la örtüştüğünü ve dünyanın gelişmiş ülkelerinde de sosyal hizmetlerin sunumunun yerelleştiğini ileri sürmek yanlış olmaz.

Sosyal hizmet sunumunun yerelleşmesi yalnızca belediyeler ve il özel idarelerine hasredilebilecek bir konu değildir. “Sosyal sektör”ün önemli yeni aktörlerinden biri de sivil toplum örgütleridir. Devletle yaptığı bir tür sözleşme ile sivil toplum gitgide sosyal hizmet sunumunun önemli bir parçası/aktörü haline gelmektedir.

Çalışma Hayatı ve Sosyal Çalışma

Bilhassa büyük kentlerin çeperlerinde yaşam, pek çok sosyal sorunla boğuşmayı zaruri kılmaktadır. Sosyal çalışma gibi meslekler de bu boğuşma halini bir tür baş etmeye çevirme telaşındadır. Söz konusu sosyal sorunların en önemli tetikleyicilerinden biri de işsizliktir. Şu hâlde sosyal çalışmacıların işsizliğin doğurduğu sorunlarla uğraşmaktan başka, bizatihi bu sorunlara odaklanmasında büyük yarar vardır.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde iş bulma kurumları zorunlu olarak sosyal çalışmacı da istihdam eder, zira kişinin ihtiyacı yalnızca herhangi bir iş bulup yoksulluğuna deva bulmak değil, aynı zamanda yeteneklerine ve koşullarına en uygun işi bulmak ve bu işte başarılı bir performans ortaya koyabilmektir. Ülkemizde sosyal çalışmacının aktif bir biçimde rol aldığı bir iş bulma kurumu örneği henüz söz konusu değildir, ama etkinliği her geçen gün artan bir kurum (Türkiye İş Kurumu) bulunmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Sosyal Hizmet Faaliyetleri

Diyanet İşleri Başkanlığı son yıllarda doğrudan sosyal hizmet etkinlikleri içinde bulunmaya ağırlık vermektedir. Bilhassa irşat büroları aracılığıyla ailelerin sosyal sorunlarına da kayıtsız kalmayan kurumun bu bağlamdaki etkinlik alanını genişleteceği öngörülebilir.

Diyanet İşleri Başkanlığı kimi protokoller aracılığıyla da sosyal hizmet alanlarında faaliyet gösterebilmektedir. Bunlardan biri Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile 9 Aralık 2011 tarihinde imzalanan işbirliği protokolüdür.

Diyanet İşleri Başkanlığı sosyal hizmet alanlarındaki etkinliğini bir adım daha ileri götürerek Sağlık Bakanlığına bağlı kuruluşlarda manevi destek uygulamasını başlatmıştır.

Ülkemizde Uygulaması Bulunmayan Sosyal Çalışma Alanları

Okul Sosyal Çalışması

Okul sosyal çalışması ülkemiz millî eğitim sistemi içinde henüz kendine yer edinebilmiş değildir. Hâlbuki dünyanın gelişmiş ülkelerinde en yaygın sosyal çalışma uygulamalarından biri, okul sosyal çalışmasıdır. Okul sosyal çalışması konusunda son yıllarda olumlu kimi adımlar atılmaya başlamıştır.

Çokkültürlü Ortamlarda Sosyal Çalışma

Artan çokkültürlü toplumsal yapılar sosyal hizmetlerin de doğasını/yapısını değiştirmektedir. Bir yandan sosyal hizmetler çokkültürlü bağlamlarda ve çok kültürlü ekiplerle sunulmakta, diğer yandan çok kültürlü toplumların görünür kıldığı diğer sosyal sorunlara dönük yeni bakış açıları getirilmektedir.

Çokkültürlü yeni Avrupa, çeşitliliği fırsata dönüştürmek ümidiyle uyum yasaları çıkarmıştır. Buna göre, göçmenler/yeni gelenler yerleşiklerle uyumlu bir toplum yaratabilmek üzere çeşitli uyum kurslarına katılmakta ve imkânlarından istifade etmektedir.

Borçlu Danışmanlığı

Bugün Türkiye’de toplumda, ailede, bireysel olarak çeşitli sosyal sorunları körükleyen bir olgu ve sorun daha vardır. Bu da kredi kartı borçlanması sorunudur. Borçlu yaşamak insanı bunalıma sokmak da, intihara kadar sürüklemektedir. Zarar sadece borçlunun kendisine değildir. Aile ilişkileri bozulmakta, karı koca birbirine düşmekte, çocuklar ortada ya da kavga ortasında kalmaktadır. Zamanla borç istediği arkadaşlarıyla da ilişkileri ve dostluğu bozulmaktadır. Borcu arttıkça sosyal ilişkileri de olumsuz etkilenmekte, insan çevresinden kopmakta, giderek yalnızlaşmaktadır. İşten atılmakta, işsizlik sorunu aile ve arkadaş çevresini olumsuz etkilemektedir.

Avrupa’da 70’li yılların sonlarından başlayarak Fransa ve Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde sosyal çalışmacılar kredi kartı borcunun yarattığı sosyal sorunlara eğilmişler ve hizmete ağları içine kredi kartı borcu olanları da katmışlardır. Türkiye’de sosyal çalışma mesleği ve sosyal çalışmacılar henüz bütün bu aile ilişkilerini ve sosyal ilişkileri olumsuz etkileyen bu konuda bir mesleki hazırlık noktasında değildirler.

Bilişim Suçları

Bilişim suçu, her tür teknolojinin kullanılması yoluyla işlenen suçlara verilen addır.

Bilişim suçlarına karşı polisiye anlamda önemli mesafe alan ülkemizde bu konunun sosyal boyutuna ilişkin çalışmalar henüz yok gibidir. Sosyal hizmet alanlarını da yakından ilgilendiren bilişim suçlarıyla mücadelede sosyal çalışma perspektifinin sorunla ve sorunun kökleriyle mücadelede ne denli önemli olduğu açıktır.