Ünite 8: Diğer Özel Gereksinim Grupları İle İlgili Sosyal Hizmet Kuruluşları II

Çok Kültürcü Sosyal Hizmet Kuruluşları

Çokkültürlülük özellikle geride bıraktığımız yüzyılın ikinci yarısına damgasına vurmuş; küreselleşme ile birlikte dünyamızın yeni gerçekliğini ifade eder hâle gelmiş sosyolojik bir olgudur. Ekonomik, toplumsal ve siyasal gelişmelerin sonucunda yerlerinden olan veya yerlerini bırakan milyonlarca insan doğdukları yerden başka bir yerde yaşamlarını sürdürmekte, böylece farklı kültürler bir arada yaşamaya mecbur olmaktadır. Sosyal hizmet açısından bakıldığında, söz konusu bu çokkültürlü ortam sosyal hizmet sunumunu da şekillendirmektedir.

Çokkültürcü sosyal hizmet uygulamalarında aynı toplum içinde yaşayan farklı kültürlere saygı ve bu kültürlere ilişkin yetkinlik önemlidir. Sosyal çalışmacıların, içinde bulundukları toplumun farklı kültürlerini bilen, tanıyan ve bu kültürlere ilişkin yetkinliği olan meslek elemanları olmaları beklenmektedir. Ayrıca çokkültürcü sosyal hizmet uygulamalarında toplumdaki farklı etnik-dini azınlıkların kendi kültürel gruplarına özel sosyal hizmetleri tasarlamaları ve bu uygulamalar için merkezi hükümetten veya eyalet hükümetlerinden finansman elde etmeleri mümkün olabilmektedir.

Çokkültürcülük yaklaşımı, farklı kültürleri “otantize” ve “egzotize” ettiği oranda içermekte ve aslında farklı kültürlerin ötekileştirilmesine söylemsel bir meşruiyet kazandırmaktadır. Kültürler arası uygulama yalnızca söylemsel bir alanda kalmış görünmektedir. Zaman içinde tüm çokkültürcü söyleme karşın göçmenlerin önemli pozisyonlara hâlâ erişememesi, ikincisi ise göçmen örgütlerinin artık hak talebinde bulunan yapılar olmaktan çıkmasıdır. Çokkültürcü uygulamayı neo-liberal uzlaşının önemli bir parçası yapan da budur. Göçmenler “farklı”, “egzotik” ve “otantik” yapılarıyla geniş toplum kesimlerinin birer birimi olabilmekte, ancak toplumu kuran unsurlardan biri olamamakta ve bunu talep etmekten de uzaklaşmaktadır (Akbaş, 2011). Çokkültürcü sosyal hizmet uygulaması yeni kamu yönetiminin önemli bir unsuru olarak sosyal hizmet uygulamasına devrimsel bir etkide bulunmuştur. Söylemsel düzlemde “farklılıklara saygı”yı vurgulayan çokkültürcü sosyal hizmet, pratikte farklılıkların ötekileşmesine hizmet edebilmektedir. Bunun yerine, kültürel farklılıklar karşısında “renkkörü” bir tavır almak konusu tartışmaya açılmalıdır. Çünkü farklılıklar farklı birimler hâlinde ele alındığında, bir yandan bu farklılıklara ilişkin önyargılar yeniden üretilebilmekte, diğer yandan toplumdaki asıl eşitsizlikler görünmez kılınabilmektedir (Akbaş, 2011).

LGBT Bireylere Dönük Hizmet Veren Sosyal Hizmet Kuruluşları

LGBT bireylere ilişkin sosyal hizmet anlayışı ülkemizde henüz karşılık bulmamaktadır, ancak yurtdışında bu alandaki sosyal hizmet faaliyetleri bir hayli gelişme kaydetmiştir. LGBT bireylere dönük sosyal hizmet faaliyetleri toplumlarda yaygın bir biçimde karşımıza çıkan homofobi sorunuyla ilişkilidir. Özellikle gey ve lezbiyenlere yönelik düşmanlığın kavramsallaştırılmasına, başka bir ifadeyle bu konudaki terminolojiye baktığımızda çeşitli kavramlarla karşılaşmaktayız. Geylere yönelik önyargı, korku ve düşmanlık, homoerotikfobi, heteroseksizm, homoseksfobi, homoseksizm, homonegavitizm, antihomoseksüellik gibi çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Ancak söz konusu tutum için kullanılan en yaygın kavram homofobidir (Ertan, 2009).

Homofobi terimi çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Mark Freedman’a göre homofobi, eşcinsellere yönelik aşırı bir öfke ve korku tepkisidir. Audre Lorde ise 1978’de daha farklı ve derin bir yaklaşımda bulunarak kişinin kendi cinsine duydugu aşktan korkması ve bu nedenle başkalarında bu duyguyu gördüğünde nefretle karşılaması olarak tanımlamıştır. Homofobiye yönelik söz konusu bu farklı yaklaşımlar, aynı zamanda onun karmaşık yapısının bir kanıtıdır. Başka bir ifadeyle homofobi, tek bir boyutta ele alınıp yalnızca tek bir degişkene bağlı kalınarak açıklanacak bir olgu değildir (Akt.: Ertan, 2009). Bugün cinsiyet üzerine yapılan sayısız çalışmalara tanıklık ediyoruz. Feminist kuramcıların cinsiyet, beden, kimlik oluşumu üzerine yaptıkları çalışmalar cinsiyetin yeniden anlam kazanmasına yol açarken kadınların kamusal alanda varlığını gözler önüne sermesinde de etkili olmuştur. Kadınlığın tartışılır ve toplumsal cinsiyetin yeniden kurgulanır olmasına en büyük katkıyı kuşkusuz kadınların kendilerini ifade edebildikleri yeni mecralar yaratması ve örgütlenmeleri vesile olmuştur. Feminist kuramcıların cinsiyeti tartışır olması, LGBT bireylerin varlığı ve görünürlüğüne olumlu katkılar sağlarken kendi mecralarını yaratmak adına da LGBT’leri harekete geçirmiştir (Çelik, 2010).

Ampirik araştırmalar, heteroseksüellerin geylere yönelik tutumlarının psikolojik ve sosyo-demografik değişkenlerle anlamlı bir biçimde ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Geylere yönelik pozitif tutumları olanların tersine negatif tutumları olanlar; (1) Toplumsal cinsiyet rolleri hakkında katı ve geleneksel tutumlar sergilemeye daha yatkın, (2) Negatif tutumlar sergileyen akranlarına daha yakın, (3) Geylerle ya da lezbiyenlerle kişisel ilişkiler kurmaya daha az yatkın, (4) Muhtemelen yaşlı ve az eğitimli, (5) İnancı güçlü ve geleneksel dini bir ideolojiyi onaylamaya daha yatkındır(Çelik, 2010).

LGBT bireylerle çalışan sosyal hizmet uzmanlarının mesleki çalışma sırasında dikkat etmeleri gereken birtakım ilkeler bulunmaktadır (Buz, 2011):

  • Sosyal hizmet uzmanları bu gruba karşı kendi davranış, tutum, inanç sistemi, ahlaki değerlerinin yanısıra önyargı ve ayrımcılık potansiyelini fark etmelidir.
  • Anlayış ve bilginin eksik olmasından korkmamak gereklidir. LGBT konusunda profesyoneller arasında bile büyük bir inkâr yaşanmaktadır. LGBT bireylerin algı, ilgi ve deneyimlerini öğrenmek için çok çalışmak gereklidir.
  • Cinsel yönelimini tanımak ve kabul etmek, karmaşa ve belirsizlikle geçen yıllardan sonra kolay değildir. Heteroseksüel olduklarını kanıtlamak için farklı yolları deneyebilirler. Böyle içsel çatışmaların özellikle adölesanlar için zor olduğunu ve bazen intihara yol açabileceğini bilmek gereklidir.
  • Bazı LGBT’lerin cinsel yönelimlerini açıklamakta zorlanacaklarını, toplum tarafından kimliklerini saklamaya zorlandıklarını, toplumda reddedilme durumunu da dikkate alarak, müracaatçıya acı, kızgınlık ve adaletsizlik duygularını açıklaması için yardım edilmelidir.
  • Yardım ilişkisine girmede, ayrımcılık ve önyargı deneyimleri nedeniyle çok incindikleri için tedbirli ve korkulu olabilirler. Sosyal hizmet uzmanının önyargısız olduğunu anlayana kadar cinsel yönelimlerini açıklayamayabilirler.
  • Açılma (coming out) müracaatçıyla çalışmanın bir hedefi olmamalıdır. Açılma, özgürleştirici ve politik olarak teşvik edilen bir şey olsa da kişi, ailesine yabancılaşma, işini kaybetme gibi büyük bedeller ödeyebilir.
  • Eşcinsel bir çiftle çalışırken heteroseksüel çiftlerdeki uzun dönemli sorunlar karşımıza çıkabilir. Parasal, ev/iş sorumlulukları dengesi, çocuk bakımı, başarısız cinsel ilişki, umutsuzluk, şiddet gibi.

Bununla birlikte eşcinsel çiftlerin ilişkisi daha farklıdır çünkü yasal bir evliliğin getirdiği statü, koruma ve haklardan yoksundurlar. Bu çiftlere özel, yasal düzenlemeler gerekebilir (Sheafor ve Horejsi, 2002: 564565). Bu yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusunda sosyal hizmet uzmanları sosyo-politik bağlamda savunuculuk yapmak durumundadırlar.

Dini Sosyal Hizmet Kuruluşları

Sosyal hizmet sunumunda dinin yeri aslında çok eski tarihlere kadar gitmektedir. Ancak modern anlamda sosyal hizmet sunumu seküler bir ideolojik çerçeveye oturması ve modernist paradigmaya yaslanması bakımından dindışı bir bağlamda var olagelmiştir. Bununla birlikte, son otuz yıldır sosyal hizmet sunumunda tinselliğin (spirituality/maneviyat) önemli bir referans olarak tartışılır hâle geldiğini görüyoruz. Tinsellik özellikle sosyal hizmet sunumundaki modernist bakış açısına karşı bir itirazın ifadesi olarak gündeme gelmiştir. Tinsel sosyal hizmet yaklaşımı bireyin kendini keşfine odaklanmakta ve bu yönüyle salt dinden daha kapsamlı bir çerçeve ortaya koymaktadır.

Okullar

Okullar, sosyal hizmet uygulaması bakımından tüm dünyadaki en önemli yerlerden biridir. Oysa ülkemizde okullarda sosyal hizmet uygulaması henüz mümkün olamamıştır. Okul sosyal hizmeti (school social work), tıp, psikiyatri, suçluluk, yaşlılık, engellilik, yoksulluk, eğitim, aile ve çocuk refahı gibi farklı alanlarda geniş bir uygulama alanına sahip olan sosyal hizmet disiplininin özel bir uygulama alanıdır. Okul sosyal hizmeti, öğrencilerin içinde bulundukları gelişim dönemi, aile ve yaşam koşulları nedeniyle yaşadıkları sorunların çözümü, gereksinim duyulan hizmetlerden yararlanmaları ve böylece eğitim etkinliklerini başarı ile sürdürmelerini sağlama gibi hizmetleri yürütmek üzere okullarda yer alan, sosyal hizmetin önemli uygulama alanlarından birisidir (Duman, 2000: 35).

Okul ortamında çalışan sosyal çalışmacıların yürüttükleri görev ve çalışmalar ile ilgili bilgiler farklı biçimlerde sınıflandırılabilir (Özbesler ve Duyan, 2009):

  • Öğrencinin gereksinimlerini değerlendirme
  • Program planlama ve değerlendirme
  • Direkt hizmet etme
  • Savunuculuk
  • Konsültasyon / liyezon
  • Koordinasyon ve iş birliği
  • Yönetim / organizasyon.