Ünite 7: Dezavantajlı Gruplar ve Psiko-Sosyal Destek

Giriş

Dezavantajlılık durumu, toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşamın dışında kalma ile ilişkili bir durumdur. Böyle durumlara sahip bireyler, zihinsel, fiziksel, ruhsal ve toplumsal açıdan da sorun yaşama riskine sahiptirler. Dezavantaja sahip kişi veya grupları toplumun diğer kesimlerine göre daha kısıtlı olan gruplar olarak nitelemektedir. Farklı nedenlerle bazı hakları kullanmaktan ve kaynaklardan yararlanmaktan uzak bu insanların durumu sosyal devlet anlayışı açısından sorun olarak nitelenmektedir. Teknolojik ve toplumsal değişim ve dönüşümler, yaşamı kolaylaştırmanın yanı sıra yoksulluk ve eşitsizlik gibi sorunların yaygınlaşmasına da neden olmuştur. Dezavantajlı grupların topluma kazandırılması ve sosyal refahın gelişmesi amacını önceleyen sosyal hizmet uygulamaları da bu gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Sosyal hizmet uzmanlarının bu grupları tanıması sağlıklı toplum ve sosyal hizmetlerin etkinliği açısından önemlidir.

Dezavantajlılık ve Dezavantajlı Gruplar

İnsanların kendi ihtiyaçlarını karşılayamaması veya karşılamasının çeşitli nedenlerle engellenmesi ile ortaya çıkan dezavantaj durumu, kişinin kendisinin gerçekleştirebileceği ve erişebileceği bir duruma yönelik ihtiyacını karşılayamaması ile ilgilidir. Dezavantajlılığa neden olan durumlara bakıldığında ekonomik yetersizlikler, yasal veya kurumsal ayrımcılığa maruz kalma, sınırlı iletişim, belirli ihtiyaçlara olan bilinç eksikliği veya duyarsızlığı, fiziksel erişim eksikliği öne çıkmaktadır.

Dezavantaj Çeşitleri

Dezavantajlı gruplar, sosyal hizmetten daha fazla yararlanması gereken kişilerden oluşmuştur. Onların bazı özelliklerini bilmek sunulacak hizmetin buna göre planlanması ve uygulanması anlamına gelecektir.

Fiziksel Dezavantajlılık: Kimi zaman doğuştan gelen kimi zaman ise sonradan ortaya çıkan fiziksel değişikliklerin ya da özelliklerin kişilere dezavantaj sağladığı görülmektedir. Kişinin deri rengi, bedensel engeli veya cinsiyeti zaman zaman bazı kaynaklara erişmesini engellemektedir. Bu durumlar, fiziksel dezavantajın en güzel örnekleridir.

Ruhsal Dezavantajlılık: Ruh sağlığı, bireyin kendisi ve çevresi ile bir uyum ve denge içerisinde olmasıdır ve kişinin duygu, düşünce ve davranışları arasında bir bütünlük olması durumunu ifade eder. Zaman zaman kişilerin yaşadıkları stresli yaşam olayları, maruz kaldıkları travmatik yaşantılar, savaş, göç, işkence gibi kişinin benlik bütünlüğünü bozacak durumlar ruh sağlının olumsuz etkilenmesinde önemli rol oynamaktadır. Ayrıca dini ve etnik alanları, bulundukları coğrafi koşullar, dil ve demografik özellikleri kişilerin ayrımcılık ve farklı muameleye maruz kalmalarına neden olduğunda kişilerin ruh sağlığını olumsuz etkilenecektir. Kişinin ruhsal sağlını etkileyen olumsuz olaylarla karşılaşması onun dezavantajlı bir yaşantı içine girmesine ve mağduriyetler yaşamasına sebep olacaktır.

Y oks ulluğa Bağlı Dezavantajlılık: Bir toplumun tümünün veya bir bölümünün gelir düzeyinin ortalama yaşam için gerekli olan gelir düzeyinin çok altında olması ve bu sebeple kişilerin eğitim, sağlık, yeme-içme, barınma, giyinme gibi zorunlu gereksinimleri karşılayamaması halidir. Yoksullukla ilgili kavramların birçoğu temel insan hakları kapsamında düşünülmeli ve böyle değerlendirilmelidir.

Dezavantajlı Gruplar

Toplumda fizyolojik, psikolojik, sosyal, sağlık, ekonomik, siyasal ve kültürel açılardan yetersiz yaşam koşulları içinde yaşayan, devletin denetim ve gözetiminde, olağan yaşam koşullarına kavuşturulması gereken ve bu süreçte, toplumsal koruma ve hizmete gereksinim duyan sosyal gruplar dezavantajlı gruplardır. Bu gruplar, özel olarak korunması gereken gruplardır.

Engelliler: Engelli, sosyal hayata katılabilme, bir iş bulup o işi elinde tutabilme imkânlarından toplumun diğer kesimlerine göre kısmen veya tamamen yoksun bulunan kişiyi ifade etmektedir. Türkiye’de son yıllarda engellilerin istihdamının artışı için birtakım yasal düzenlemelere gidilmiştir.

Yaşlılar: Yaşlılar, toplumda; bakıma muhtaç olmaları, aile içindeki kuşak çatışmaları, potansiyellerinin kullanılamaması, gelir yetersizliği, yaşa göre damgalanarak kategorize edilmeleri, vb. nedenlerle negatif ayrımcılığa tabii tutulabilmektedirler. Aile yanında veya kendi sosyal ortamlarında bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması yaşlılığa bağlı dezavantajların ortadan kaldırılmasında çok önemli bir modeldir.

Çocuklar: Ana-baba, çocuğun yetişmesinde ortak sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluk, Türk Medeni Kanununda belirlenmiş ve Türk Ceza Kanununda da kasıtlı olarak yerine getirmeyerek çocuklarını ihmal ve istismar eden ebeveynlere karşı cezai müeyyideler öngörülmüştür. Çocuğun ailesinin yanında ihmal ya da istismar mağduru olduğunun belirlenmesi halinde devlet, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde çocuğu her türlü kötü muamelesinden koruyacak tedbirleri alır. Bu tedbirler çocuğun aile yanından alınarak bir kurumda ya da koruyucu aile yanında bakım altına alınması olabildiği gibi, çocuğun yüksek yararına uygun olması şartıyla ailesinin yanında danışma, eğitim, sağlık tedbiri uygulamaları veya sosyal ve ekonomik destek ödemeleri ile ailenin desteklenmesi de olabilir.

Kadınlar: Dezavantaj oluşturan faktörler arasında cinsiyet en önde gelen unsurlardan biri olarak sayılabilir. Kadınların toplumda adil bir sosyal paylaşımın parçası olmasını engelleyen etmenler politik, ekonomik, sosyal, kültürel, hukuki, eğitsel ve dini koşullarla yakından ilişkilidir. Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından 1993 yılında kabul edilen ‘kadına yönelik şiddetin yok edilmesi bildirgesinde; cinsiyete dayalı olarak gerçekleşen; kadınlarda, fiziksel, cinsel, psikolojik,herhangi bir zarar ve üzüntü sonucu doğuran veya bu sonucu doğurmaya yönelik özel veya kamu yaşamında gerçekleşebilen her türlü davranış, tehdit, baskı veya özgürlüğün keyfi olarak engellenmesidir’ şeklinde tanımlanmaktadır.

Mülteciler: Mülteciler, savaş, ayrımcılık vb. nedenlerle ülkesini terk eden ve diğer bir devlete sığınan kişilerdir. Bu kişiler, yaşadıkları çeşitli travmalar nedeniyle incinebilir durumda olan ve özel ilgi gereksinimi olan gruplardır. Türkiye Hükümeti, Avrupa ülkeleri dışındaki ülkelerden gelen ve korunma talep eden kişileri ise sığınmacı olarak isimlendirmiştir. Sığınmacı ülkesindeki siyasi, ekonomik ya da toplumsal karışıklardan kaçarak Türkiye’ye sığınmış kişileri nitelemektedir. Sosyal dışlanma, mültecilerin hayatını zorlaştıran konuların başında gelmektedir.

Bağımlılar: Bağımlılık, insanın dürtülerini kontrol edememesi sonrasında bir nesneye veya olguya aşırı muhtaç hale gelmesidir. Bağımlılığa madde, alkol, sigara, teknoloji, kumar vb. örnekler verilebilir. Madde bağımlılığı o maddeye duyulan ihtiyaç sonucu ortaya çıkar ve kullanıcının kişiliği ile yakından ilgilidir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki madde kullanan insanlar birbirlerinden direkt etkilenmekte, bunun temelinde de ortak sosyal problemler yatmaktadır.

Mahkumlar: Hükümlüler-tutuklular, suçlu olmaktan dolayı, sosyal yaşamdan dışlanan ve sosyal baskıya maruz kalan, toplum tarafından etiketlenmiş buna bağlı olarak kaynaklara erişimde eşitsizlik yaşayan dezavantajlı gruplardır. Sosyal hizmet bakış açısı ile güçlendirme yaklaşımı, hükümlülerin-tutukluların içerisinde bulundukları olumsuz koşulları değiştirebilmek adına kendi potansiyellerinin farkına varmaları için bilinçli tercihler yapmalarını sağlar.

Dezavantajlı Grupların Karşılaştığı Sorunlar

Ayrımcılık: Bireyin toplumsal algıdan kaynaklanan tutum ve davranışları ile temel hak ve imkânları kullanmada başka bireylere göre farklı muamele görmesidir. Bu faklı muamelenin dezavantajlı kesimlerin lehine olması pozitif ayrımcılık olarak adlandırılmaktadır. Ayrımcılık, genel olarak olumsuz bir algı yaratan; dezavantajlı kesimlerin aleyhine gelişen ve ötekileştirme ve dışlanmaya kadar uzanan sürecin ilk basamağıdır.

Ötekileştirme: Toplumsal gerçeklikler, değer yargıları, inanışlar, beğeniler, tercihler, örf ve adetler, büyük ölçüde insanın ‘sosyal kimliğini’ belirler. Ötekileştirme; ayrımcılığın kimlik kazanmış halidir. Kendimizden farklı gördüğümüz kişileri dışlamadır ve bu kişileri yabancı haline getirmedir.

Dışlanma Dışlanmışlık: Bireylerin herhangi bir sebepten dolayı toplumsal ve ekonomik hayattan çıkarılması ve bu kimselerin görmezden gelinmesidir. Bu şekilde kişilerin toplumsal ilişkilerinde sahip oldukları imkânlar ve gösterdikleri irade görmezden gelindiği gibi adeta zorla toplum dışına itilmektedirler. Kişilerin mensubu oldukları ulusal kimlikleri, etnik kökenleri, dini inanışları veya cinsiyetleri herhangi bir sosyal dışlanmaya neden olabilirken, ten rengi, cinsel tercihler, göçmenlik, mülteci olmak, bedensel engelli olmak, işsiz olmak, bakım kurumunda yaşamak, yoksulluk, yaşlılık da kişileri toplumdan dışlanmasına neden olabilmektedir.

Dezavantajlı Gruplara Psiko-Sosyal Destek ve Sosyal Hizmet

Türkiye’de Dezavantajlı Gruplara Sosyal Hizmetin Gelişimi

Ülkemizde sosyal hizmet ve yardımların Cumhuriyet öncesine dayanan köklü bir geçmişi bulunmaktadır. Osmanlı Devleti döneminde yoksul, dul, yetim, kimsesiz ve engellilere yönelik sosyal hizmet ve yardım hizmetleri; vakıflar, loncalar, hayratlar gibi geleneksel kurumlar aracılığı ile gelenek ve göreneklerimizle bağlantılı bir biçimde sürdürülmüştür. Vakıflardan özellikle “Avarız” ve “Müessesatı Hayriyye” adını taşıyanlar muhtaç kişilere sosyal yardımları organize edici görevler üstlenmişlerdir. Avarız Vakfı Bir bölgede bulunan zenginlerden para toplayarak o bölgenin vergisini ödeyen, halkı vergi sorumluluğundan kurtaran ihtiyacı olanlar borç para veren bir vakıftır. Müessesatı Hayriyye denilen hayır kurumları, cami, mektep, medrese, imarethane gibi doğrudan hayır hizmeti sunan kurumlardır.

Dezavantajlı Gruplara Sosyal Hizmet Aşamaları

1. Aşama: Koruma: Birey veya grubun ait olduğu sosyal ortamda desteklenmesini sağlayarak yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan mesleki çalışmaları içerir. Devletin sosyal sorunlar ortaya çıkmadan dezavantajlı kesimlerin haklarını ve yaşam koşullarını korumaya dönük aldığı tedbirlerin geneline koruma tedbirleri denilmektedir. Bu tedbirler ikiye ayrılmaktadır. Bunlar:

a. Hukuki Tedbirler : Toplum içerisinde korunmaya muhtaç ve bakıma ihtiyacı olanları kollamaya dönük yasal düzenlemelerdir. Çocuk, yaşlı, engelli, ailesi ya da toplum tarafından dışlanmış, ötekileştirilmiş olan (madde bağımlısı, hükümlü vb.) dezavantajlı gruplar bu türden düzenlemeler ile gözetilmektedir. Söz konusu dezavantajlı grupların sosyal devlet ilkesine uygun olarak maddi ve manevi yoksunluklarının giderilmesi, yaşam standartlarının geliştirilmesi, sosyal haklarının güvence altına alınabilmesi amacı gözetilerek Devlet tarafından yapılan çeşitli yasal düzenlemeler hukuki tedbirler altında yapılan korumaya dönük işlemlerdir.

b. Koruyucu ve Önleyici Sosyal Destekler: Birey veya grubun iyilik halinin sağlanması için bulunduğu ortamdan ayrılmasının gerekli olduğu koşullarda kurumsal bakım metoduyla uygulanan hizmet modellerini içerir. Koruyucu ve önleyici sosyal desteklerin oluşturulmasında temel amaç, dezavantajlı birey veya ailesinin mağdur olmasını önlemek amacıyla yetkili idareler tarafından (Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Yerel Yönetimler,Kızılay ve benzeri Vakıflar) çeşitli sosyal ve ekonomik destek programları üretmektir.

2. Aşama: Bakım Dezavantajlı gruplar (yaşlı, çocuk, kadın, engelli, vb.), koruyucu ve önleyici hizmetler ile korunamamış ve mağdur duruma düşmüşse bu aşamada devlet tarafından bakım altına alınırlar. Bakım altına alınan dezavantajlı kesimler devletin denetim ve gözetiminde yaşamlarına devam ederler. Kurumsal bakım hizmetinde iki ayrı hizmet yürütülmektedir. Bunlar:

a. İdari Tedbirler: Dezavantajlıların günlük bakım ihtiyacını karşılamak amacıyla devletin denetimindeki kuruluşlar, bakım altına alınan bireylerin hak savunucusu rolünü üstlenirler ve bireylere yardımcı olurlar. Gerekli hallerde dezavantajlı bireyin ihtiyaçlarına göre her türlü hukuki ve idari rolü üstlenir. Refakat, danışmanlık vb. hizmetleri yerine getirir. Bu çerçevede kanunda yer alan her türlü tedbiri bakım altındaki bireyin menfaatine olacak şekilde kullanır. Bu tedbirlerden bazıları şunlardır: kişisel güvenlik tesisi, kişisel ilişki düzenlemeleri, evlat edinme ve koruyucu aile hizmeti, uzaklaştırma ve gizlilik.

3. Aşama: Rehabilitasyon: Fiziksel ve ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan rehabilitasyon, kelime olarak, yeniden kazandırma/iyileştirme anlamına gelmektedir. Rehabilitasyonda temel hedef kişinin/hastanın, hastalığının imkân verdiği ölçülerde hastalık öncesi dönemdeki işlevlerinin kazandırılmasıdır.

Tıbbi Rehabilitasyon: Tıbbi Rehabilitasyon temel olarak ikiye ayrılır. Bunlar, fiziksel rehabilitasyon ve ruhsal rehabilitasyondur. Fiziksel rehabilitasyon; genellikle bir organın ya da uzvun işlevini kaybetmesi sonucu oluşan durum sonrasında uygulanır. Kişinin işlevsizleşen fonksiyonlarının yeniden kazandırılması ya da yeni fiziksel kapasitesiyle yaşamını organize etme becerisi kazandırılması amacıyla yapılan müdahalelerdir. Ruhsal rehabilitasyon; ihtiyacı olan bireylerde; travmalar, ağır ruhsal hastalıklar ya da madde kullanımından kaynaklanan ve hastaların normal sosyal yaşama katılımını önemli ölçüde engelleyen durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu durumda kişilerin yeniden ruhsal sağlıklarının iyileştirilmesi ve sosyal yaşama uyumunun sağlanması hedeflenmektedir. Bu tür hastalarda tedavi süreci uzun süreli takip gerektirmektedir.

Sosyal Rehabilitasyon: Sosyal hizmet mesleğinin temel amacı, müracaatçıların sosyal işlevselliğini artırmaktır. Müracaatçılar, kendilerinden veya içinde bulundukları koşullardan kaynaklanan herhangi bir nedenle ihtiyacı karşılanmayan, bunun için farklı hizmetlere ihtiyaç duyan kişi, grup ve ailelerdir. Sosyal Rehabilitasyon; sosyal çalışma görevlileri tarafından yapılan rehabilitasyondur. Sosyal rehabilitasyon, özel ihtiyaç grubundaki bireylerin (korunmaya muhtaç çocuk, aile, yaşlı, kadın, suçlular, engelliler) yaşam kalitesinin artırılması isteğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Dezavantajlı Gruplara Psiko-Sosyal Uygulamalar

Dezavantajlı gruplar; toplumda yetersiz yaşam koşulları içinde yaşayan; demografik değişkenlere bağlı olarak,farklı nicelik ve nitelik gösteren gruplardır. Bu gruplar, fizyolojik, psikolojik, sosyal, sağlık, ekonomik, siyasal ve kültürel açılardan çağdaş yaşam kurullarına ulaşmak için devletin desteğine ihtiyaç duyar. Dezavantajlı bu gruplar, devletin sorumluluğunda ve organizasyonunda, toplumsal güvenlik içinde toplumsal koruma ve hizmete gereksinim duyan sosyal gruplardır.

Dezavantajlılar Açısından Sosyal Kavramın Gücü

“Sosyal” kelimesi, Fransızca kökenli “social” kelimesinden türemiştir. “Toplumla ilgili” anlamına gelmektedir. Sosyal kavramı, üç ögeyi bünyesinde barındırır. Bunlar, topluluk olma, farkında olma ve etkileşimdir. Toplum algısı içinde her kavram ve unsur, bu üç öge ile birlikte güçlenir ve her kavram bu ögeler ile sosyalleşir. Bir anlamda sosyal kavramı, toplumu ilgilendiren olguları güçlendirmek ve toplum için önemini pekiştirmek için kullanılır. Bu nedenle günümüzde pek çok kavram, bu etkileşim gücünün artması için sosyal kelimesi ile birlikte kullanılır.

Sosyal Yardım Uygulamaları

Bireylerin sosyo ekonomik gereksinimlerinin ve temel ihtiyaç eksikliklerinin herhangi bir karşılık beklenmeksizin karşılanmasına “sosyal yardım” denir. Sosyal yardımlar, ekonomik ve sosyal yoksunluk çeken bütün gruplara kişiler, sivil toplum örgütleri veya devlet kurumları tarafından ulaştırılabilirler. “Karşılıklı iletişim” sosyal yardımın en temel ögesidir. Sosyal yardımın temelinde “size nasıl yardımcı olabiliriz?” , “neye ihtiyacınız var?” soruları vardır. Bu soruların cevapları Sosyal yardımın şeklini belirlemektedir.

Sosyal Hizmet Uygulamaları

Bireyin ailesi ve toplumla ile bozulan ilişkilerini düzenleme ve düzeltme süreci, sosyal hizmet uygulamalarını gerektirir. Sosyal yardımlar, sosyal hizmet uygulamalarının bir aracıdır. Sosyal hizmet, yalnızca devlet kurumları tarafından uygulanmalıdır. Sosyal hizmet; sosyal yardım ve sosyal rehabilitasyon sürecini de kapsayan bir uygulamadır. Sosyal hizmetin öngörülemeyen üç sonucu ortaya çıkabilir. Bunlar legalleşme, tahakküm ve davranış değişikliğidir.

Sosyal Yardım ile Sosyal Hizmet Arasındaki Temel Farklar

Sosyal yardım, temelde toplum odaklı bir yaklaşımdır. Toplumun ihtiyaçları ve manevi tatmini çerçevesinde yardıma muhtaç bireylerin ihtiyaçlarını karşılayarak sorunları çözmeyi hedefler. Sosyal yardımların sorunları çözme kapasitesi yoktur. Sosyal yardımlar, genel olarak sorunlara geçici çözümler üretir. Uzun süreli sosyal yardımların doğurduğu hak algısı, sosyal yardımın kesilmesi ile doğrudan bir tepkiye dönüşebilir. Sosyal hizmet ise birey odaklı bir yaklaşımdır.

Psiko-sosyal Hizmet Modelleri

Psiko-sosyal, psikolojik ve toplumsal boyutu içine alan uygulamaları ifade eden bir kavramdır. Ancak hem doğrudan psikolojik tedavi uygulamalarından hem de psikiyatrik tedavi biçimlerinden farklıdır. Dezavantajlı grupların durumlarından ya da niteliklerinden kaynaklanan ruhsal uyumsuzlukların ortadan kaldırılması amacına dönük uygulamaları içine alır.

Toplum Odaklı Modeller: İlk ortaya çıkan sosyal hizmet modelidir. Bu model, temelde toplumun ihtiyaç ve menfaatlerini dikkate alır. Sorunlar, toplumsal bağlamda ele alınır ve genelde kurumsal çözümler çerçevesinde sosyal politika geliştirir.

Birey Odaklı Modeller: Bireyi odağa alan modeller, temelde birey haklarını ve menfaatlerini dikkate alır. Kanuni mevzuatla sosyal hizmet ihtiyacı içindeki bireyin haklarını korumayı ve kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmesi için gerekli sosyal yardımları yapmayı hedefler.

Aile Odaklı Modeller: Toplumsal travma ve krizlerin aşılmasında Türk aile yapısındaki dayanışma gücü temel dayanak olmuştur. Aile odaklı müdahale modeli, sosyal hizmet ihtiyacı duyan her bireyin aile yanında desteklenmesini amaçlayan, akraba ilişkilerini destekleyen ve bu ilişkileri koruyucu ve önleyici sosyal hizmet modellerinin araçları olarak kullanabilen bir fonksiyon içerir.

Dezavantajlı Gruplara Psiko-Sosyal Hizmeti

Tamamlayıcı Uygulamalar

Psikososyal, kelime olarak birbirini sürekli etkileyen psikolojik ve sosyal etkilerin hareketli ilişkisini tanımlamaktadır. Bazı durumlar, sosyal çalışmacıların her iki hizmet boyutuna odaklanmasını gerektirir.

Acil Psiko-Sosyal Hizmeti

Afetlerde psiko-sosyal destek; afet sonrası ortaya çıkabilecek psikolojik uyumsuzlukların bozuklukların önlenmesi, aile ve toplum düzeyinde ilişkilerin yeniden kurulması/geliştirilmesi amaçlarına dönüktür. Afetten etkilenenlerin ‘normal’ yaşamlarına geri dönmesi surecinde kendi kapasitelerini fark etmeleri ve güçlenmelerinin sağlanması da hedefler arasındadır. Afet İnsanlar ve ülkeler için fiziksel, sosyal ve ekonomik kayıplar doğuran, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak ve/ veya kesintiye uğratarak toplulukları etkileyen doğal, teknolojik ya da insan kökenli olayları ifade eder. Acil durum; İnsan hayatı, refahı, mülk ve çevre açısından doğrudan tehdit oluşturan her tür durumu ifade eder. Afet ve acil durumlarda psiko-sosyal müdahale afetler sonrasında etkilenen bireylerin normal yaşantılarına geçiş sürecini hızlandırmaya yöneliktir. Toplumun var olan gereksinimlerini tespit etmek de bu kapsamdadır. Psiko-sosyal müdahale araçları ihtiyaç ve kaynak değerlendirmesi, psikolojik ilk yardım, sevk etme ve yönlendirme, bilgi merkezi oluşturma, toplumu harekete geçirme, sosyal projeler, eğitimler, çalışana destek hizmetleri psiko-sosyal müdahale araçlarıdır.

Manevi Sosyal Hizmet ve Rehabilitasyon: Dezavantajlı gruplar kapsamında ele alınanlara yönelik olarak sunulan psiko-sosyal destek türlerindendir. Bu kapsamda engellilere, kadınlara, bağımlılara, mağdur çocuklara, muhtaç yaşlılara, mahkûmlara, mültecilere vb. durumlarda olan kişilere yönelik olarak ihtiyaç duyulan psiko-sosyal destek, çeşitli şekillerde uygulanmaktadır. Bunlardan biri olarak manevi sosyal hizmet ve rehabilitasyon günümüzde önem kazanmıştır. Manevi sosyal hizmetler veya sosyal hizmetlerde manevi çalışma, sosyal hizmet anlayışını kişilerin başta ruh olmak üzere kalp, vicdan, akıl ve irade gibi manevi haslet ve kaynaklarına yönelerek biçimlendirmek isteyen bir uygulama alanıdır.

Gönüllülük ve Toplumsal Destek: Gönüllülük, bireylerin sorumluluk duygularıyla herhangi bir maddi çıkar gözetmeksizin bilgilerini, zamanlarını, becerilerini, deneyimlerini ve kaynaklarını kamu kurumlarının ya da sivil toplum kuruluşlarının amaçları doğrultusunda kullanmalarıdır. Bu kullanım, bulunulan coğrafyanın kültürüne ve toplumsallaşma şekline göre farklılıklar gösterir. Kültür, en yalın haliyle, yaşam tasarımı, insanların davranışlarını koordine eden ortak anlayıştır. Ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları (STK) ve dernekler, gelişmiş ve gelişen toplumların güçlenmesinde önemli katkıları sağlayan birimler olarak gönüllü faaliyetleri kapsamında dezavantajlı gruplara sosyal hizmet sunmaktadır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde hizmet veren kuruluşlarla ortak paydada STK ve dernekler aşağıdaki konularda gönüllülük faaliyetlerini gerçekleştirmektedirler. Bu kapsamda bu kurumlar:

  • Ayni ve nakdi katkılar,
  • Manevi katkılar (Gönüllü çalışmalar),
  • Taşınır ve taşınmaz bağışı,
  • Sektörler arası ve toplumsal işbirliği, güç birliği ve koordinasyon sağlama biçimlerinde katkı sunmaktadırlar.