Ünite 6: Demografi ve Nüfus

Giriş

Demografi, insan nüfusunu çalışan bir bilim dalıdır. Doğum, göç ve ölçüm olmak üzere insan nüfusuyla ilgili üç temel süreci ele almaktadır. Bir toplumun nüfusunda meydana gelen sayısal, yapısal ve dağılım değişiklikleri bu üç temel demografik süreçten oluşmaktadır. Nüfusa dâhil olmak, doğum ya da o topluma göç etmekle meydana gelirken; nüfustan ayrılmak ölüm ya da o toplumdan göç etmekle gerçekleşir.

Nüfus Yapısını Oluşturan Özellikler

Nüfus yapısını oluşturan özellikler, biyolojik, sosyoekonomik ve kültürel değişkenler olarak sınıflandırılabilir. Temel biyolojik özellikler, yaş ve cinsiyettir. Biyolojik değişkenler doğum, ölüm ve göç süreçlerini etkileyen başlıca faktörlerdir. Ancak, tek başına nüfus hareketlerindeki değişimi açıklayamazlar. Nüfus hareketlerindeki değişimleri anlayabilmek için bireylerin gelirleri, eğitim durumları, medeni durumları, etnik/ırk özellikleri gibi değişkenlerin etkisinin de dikkate alınması gerekmektedir.

Yaş ve Cinsiyet

Cinsiyet yapısı, doğumda belirlenen cinsiyete göre kadın ve erkek olmak üzere iki alt kategoriden oluşur. Yaş yapısı ise, farklı sınıf aralıklarında gruplanabildiği gibi yaygın olarak beş sınıf aralığından oluşmaktadır. Nüfusun, biyolojik özelliklerinden cinsiyete göre sınıflanması doğumda belirlenen cinsiyete göre erkek ve kadın nüfusu ve bu iki nüfus grubunun birbirine oranı hakkında bilgi verir.

Yaş ve cinsiyet yapısının gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki dağılımını inceleyen istatistiklere göre, gelişmekte olan ülkelerde hemen hemen simetrik olan yaş ve cinsiyet dağılımının, gelişmiş olan ülkelerde belli bir yaşın üzerine ulaşıldığında, kadın nüfusunun lehine geliştiğini göstermektedir.

Nüfus Yapısını Oluşturan Diğer Değişkenler

Demografların ve sosyal bilimcilerin, toplum yapısı ve nüfus analizinde kullandığı değişkenler iki temel sınıflandırma altında toplanabilir:

  • Toplumsal farklılaşmayı ölçen değişkenler (hane yapısı ve evlilik ile etnisite/ırk)
  • Toplumsal tabakalaşmayı ölçen değişkenler (Meslek ve gelir)

Bir toplumsal birim olarak hane gerek üretim gerekse tüketim faaliyetleri ile toplumsal ve ekonomik yapıyı etkilemektedirler. Ayrıca haneler üretim birimi olma özelliklerini kaybetseler de tüketim birimi olarak davranışlarda bulunmaktadırlar. Haneler toplu halde doğum, ölüm ve göç süreçlerini etkilemektedir. Ayrıca evlilik ve boşanma istatistikleri hane yapısı hakkında önemli bilgiler vermektedir. Bireylerin evliliklerine bakarsak; nüfusun %95,7’si sadece bir defa evlenmektedir. Çiftlerin %85’i hem resmi hem de dini nikâhı birlikte tercih etmektedir. Evlilik yaşına baktığımızda ise, hem kadınların hem de erkeklerin ilk evliliklerini 18-24 yaşları arasında yaptıkları görülmektedir. Ayrıca her iki cinsiyet içinde ilk evlilik yaşı 30’dan sonra yoğun olarak düşmektedir. Akraba evliliği yapanların oranına bakıldığında ise Türkiye genelinde %20,9 olarak görülmektedir. Türkiye genelinde, 2008 yılında boşanma oranı incelendiğinde, her 1000 evlilikten 1,4’ünün boşanma ile sonuçlandığı görülmektedir Boşanma için eşik noktasını oluşturan yıllar, 6-10 ile 16 yıl ve üzeri süren evliliklerdir. Evlilik evrensel olmakla birlikte, ilk evlilik yaşı, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Toplumsal farklılaşmayı gösteren diğer önemli değişken, etnisite/ırktır. Toplumlar farklı etnik gruplardan oluşabilmektedir. Etnik grupların sınıflandırılması sorunlu bir alandır. Bu bağlamda net olarak söylenebilecek tek şey; etnisite/ırk yapısı toplumsal eşitsizliklerle birlikte gözlemlenmektedir. Eşitsizlik, ırklar arasındaki işsizlik oranlarına, çocuk ölüm hızlarına, yoksulluk sınırı altında kalan insan sayısına, eğitim düzeyine de yansımaktadır. Bir ırkın sayısal olarak çokluğu, ekonomik gücü elinde bulundurması anlamına gelmemektedir. Toplumsal tabakalaşmayı ölçen iki önemli değişken ise meslek ve gelirdir. Toplumsal eşitsizliklerin oluşmasında hem kazanılmış hem de doğuştan gelen statü etkilidir. Meslek ve gelir başarılmış statülerdir. Mesleğin eğitime eğitiminde kişisel başarıya bağlı olduğu varsayılır. Oysaki eşitsizliklerde doğuştan gelen statü ile başarılmış statü arasında yakın bir ilişki olduğu etnisite/ırk, eğitim, gelir, meslek dağılımının incelendiği nüfus istatistiklerinde gözlenebilir. Ancak dezavantajlı gruplarda doğan kişilerin başarılmış statü ile yukarıya doğru hareketliliği oldukça kısıtlıdır.

Demografik Süreçler

Yeni doğan kişinin dünyaya geldiği yeri ve zamanı tanımlayan kavrama doğum denirken, doğurganlık ise ebeveynlik statüsüyle ilişkilidir. Doğum sürecinde kullanılan başlıca ölçümler şunlardır:

  • Kaba Doğum Hızı
  • Genel Doğurganlık Hızı
  • Yaş Gruplarına Göre Doğurganlık Hızı
  • Toplam Doğurganlık Hızı

Doğum ve Doğurganlık

Doğum (birth), yeni doğan kişinin bakışından olayı tanımlar. Doğurganlık (fertility), bir ebeveynin, annenin statüsünü tanımlar. Doğum gerçekleştiğinde, ebeveynin statüsü bir puan artar. Her doğum gerçekleştiğinde statü puanı bir puan eklenerek artmaya devam eder. Doğumla doğurganlık arasındaki fark, oranların hesaplanmasında farklı nüfus istatistikleri kullanmalarıdır. Doğum ölçümü (Kaba Doğum Hızı), toplum nüfus üzerinden ölçüm yaparken; Doğurganlık Hızı (Genel Doğurganlık Hızı), doğurganlık çağında olan kadınların toplamı üzerinden hesaplanır.

Bir yıl içinde tüm yaş grubundan annelerin yaptıkları doğum sayısının genel nüfusa oranlamasına kaba doğum hızı denilmektedir. Doğurganlık yaşına bağlı bir ölçüm olan genel doğurganlık hızı ise, bir yıl içinde meydana gelen doğum sayısının yıl ortasında doğurganlık yaşına olan kadınların sayısına oranlanmasıyla oluşmaktadır. Yaş gruplarına göre doğurganlık oranı ise isminden de anlaşılacağı gibi bir yıl boyunca bir yaş grubunda yer alan kadınlara düşen doğum sayısıdır. Yaş gruplarına göre doğurganlık hızı dikkate alınarak ölçülen toplam doğurganlık hızı ise, tüm yaş gruplarındaki doğurganlık hızının ağırlıklı toplamı alınarak yaş grubunun sınıf aralığını oluşturan beş ile çarpılarak bulunur.

Nüfus Kuramları

Bir toplumdaki nüfus büyümesini etkileyen faktörleri açıklamak için, nüfus kuramları geliştirilmiştir. Nüfus kuramları genel olarak, doğurganlık kalıpları üzerinde yoğunlaşır. Ölüm ve göç de nüfus büyümesini etkileyen faktörler olmakla birlikte, nüfus kuramları temel olarak, doğurganlık kalıplarındaki değişimlere ve toplumsal sınıfların doğurganlık kalıplarındaki farklılıklarına odaklanır. Ayrıca, bir ülke ya da tanımlanmış bir grup için, doğurganlık kalıpları dikkate alınarak, doğurganlıkla ilgili belli bir doğrulukla tahminde bulunur. Nüfus kuramları içinde en ünlüsü, Malthus’un nüfus artışının sınırlarıyla ilgili kuramıdır. Diğer kuramlar, kendilerini, Malthus’a yakınlık ya da uzaklık derecelerine göre konumlandırır.

Nüfus Artışın Sınırları

Thomas R. Malthus, nüfus artışının sınırları ile ilgili kuramını iki temel önermeye dayandırmaktadır:

  • Yiyecek insan için zorunludur.
  • Cinsler arasındaki çekim zorunludur ve şu anki gibi devam edecektir.

Bu iki kanun insanlık için aynı zamanda doğa kanunudur. Nüfus, geometrik oranla artarken; yiyecek üretimi, aritmetik oranla artar. Buna göre, nüfusun gücü, yeryüzünün insan için yiyecek üretebilme gücünden daha fazladır. Malthus’a göre, nüfusun artışını kontrol etmek için, insan toplumunda uygulanan başlıca iki kontrol mekanizması bulunmaktadır:

  1. Ölüm hızını arttıran pozitif kontrol mekanizması açlık, hastalık ve savaşı kapsar.
  2. Doğum hızını düşüren önleyici kontrol mekanizmaları kürtaj, doğum kontrolü, evliliğin ertelenmesi gibi daha çok burjuvazinin uyguladığı yöntemlerdir.

Yoğunluk

Thomas Sadler’in geliştirdiği nüfus kanunu iki ilkeye dayanır:

  1. Doğurganlık nüfus yoğunluğu ile ters orantılıdır. Diğer durumlar sabit tutulduğunda, evliliklerin sayısı nüfus yoğunluğuna göre değişir.
  2. Doğurganlık, ölüm hızı ile doğrudan değişir. Doğurganlığın yüksek olduğu yerde ölüm hızı da yüksektir.

Beslenme Prensibi

Thomas A. Doubleday’ın kuramına göre toplumların doğurganlık hızı tıpkı hayvanlar ve bitkiler gibi yaşam şartlarının ağırlaştığı yerlerde türün varlığı tehlike altında olduğunda artmakta; yaşam şartlarının kolaylaştığı yerlerde ise düşmektedir. Dumont ise insanların hayvanlar gibi yaşadığı, ürettikleri yerine bulduklarını yedikleri Malthuscu ilkesinin yanı sıra; Guillard’ın nüfusun oranının otomatik olarak ‘ekmeğin olduğu yerde insanın doğduğu’ ilkesi ve kendisinin önerdiği, medeni toplumları yöneten ‘Sosyal Damarlar’ ilkesinin de önemli olduğunu söyler. Sosyal Damarlar ilkesi, tüm toplumlarda prestijin toplumsal hiyerarşisi olduğunu; değerler, toplumdan topluma farklılık gösterse de, her toplumda bazı insanların diğerlerinden daha prestijli olduğunu vurgular. Sosyal damarlar, tüm medeni toplumlarda görülmekle birlikte, farklılık gösterir. En zayıf olduğu toplumlar, statü ve kastın, bireysel gelişime katı engeller koyduğu toplumlardır. Böyle toplumlarda doğurganlık, daima yüksektir; çünkü kişisel gelişim engellenmiştir. Kişisel gelişimi engellenen insan, doğasındaki hayvansı dürtülere boyun eğer. Diğer taraftan, sosyal damarların en etkili olduğu toplumlarda, sosyal hareketlilik yüksektir. Ayrıca bu toplumlarda çocuklar, kişisel gelişimi engelleyici ya da geciktirici etkide bulunduğu için, doğurganlık oranı da düşüktür. Dumont, yoksulluğun ve cehaletin yüksek doğurganlık nedeni olmadığını, tam aksine, yüksek doğurganlığın, yoksulluk ve cehalet nedeni olduğunu iddia eder.

Fetter’in gönüllülük yaklaşımına göre, hiçbir nüfus ilkesi, tek başına, doğurganlık kalıplarındaki değişimi açıklamak için yeterli değildir. Demografik değişimlerde yiyecek üretiminin nüfus üzerinde sınırlayıcı etkisi vardır ancak insan davranışlarının irade ve ilerleme çabaları tarafından da belirlendiği görüşü ileri sürülmektedir. Bu yaklaşım, insanın üreme davranışını incelemek için, toplumu sınıflara bölerek bu sınıflarda ailenin işlevini inceler. Fetter, tüketim birimi olarak ailenin tüm sınıflarda aynı işlevi gördüğünü; aile gelirinin aile büyüklüğüne üst sınır koyduğunu; ancak, bu üst sınırın her zaman gerçek bir sınır olmadığını, aile üyelerinin her zaman için aile gelirini artırabileceğini söyler. Üretim birimi olarak ailede çocuğun ekonomik değeri zengin ve yoksul sınıflarda farklılık göstermektedir. Üst sınıflarda çocuk aile harcamalarının artışına sebep olurken yoksul sınıflarda çocuk aile bütçesine katkıda bulunmaktadır.

Artan Bireysellik Kuramı

Francesco S. Nitti‘ye ait olan kuram, bireyselliğin nüfus büyüklüğü üzerindeki etkisini inceler. Bireyselliğin arttığı, bireysel aktivitelerin engellenmediği, zenginliğin bölündüğü, eşitsizliğin bir tür işbirliğiyle ortadan kaldırıldığı toplumlarda doğum hızı, yiyecek hızına eşitlenir ve böylece demografik evrim, bir korku ve terör unsuru olmaktan çıkar.

Artan Zenginlik Kuramı

L. Bretano’ya göre, insanoğlu zevk düşkünüdür. Ayrıca bu zevklerin maddi bir temeli bulunmaktadır. Zevk düşkünü olan toplumda yoksul sınıfların alternatifleri oldukça azdır. Bu bağlamda yıpratıcı yaşamların telafisi cinsellik ile karşılanmaktadır. Zenginlerde ise durum tamamen farklıdır. Yoksul sınıflarda nicelik zengin sınıflarda ise nitelik önemlidir. Toplumdaki genel doğurganlıktaki azalma ise zevk kaynaklarının giderek daha ulaşılabilir hale gelmesidir. Medeniyetin yeni zevk fırsatlarından yararlanabilmek için, ailenin büyüklüğünü sınırlamak zorunluluğu ortaya çıkar. Brentano’ya göre yoksullar arasındaki yüksek doğurganlığın bir nedeni ise korunma araçlarından habersiz olmak yani cehalettir.

Doğurganlıkta Azalma ve Akılcılık

Roderich von Ungern-Sternberg’e göre doğurganlık oranının yalnızca üst sınıflarda değil alt sınıflarda da görülmesi biyolojik değil zihinseldir. Kapitalist mentalite insanları zevk eğilimli ve dürtüsel değil akılcı davranmaya yöneltmektedir. Bu durum burjuvazide olduğu gibi proleteryada da görülmektedir.

Ölüm ve Morbidite

Ölüm her yaş grubunu hedef alan, nüfusun azaldığını anlatan süreçtir. Morbidite ise sonu ölümle biten hastalık ve salgınları açıklamak için kullanılır. Ölümle değişimli olarak kullanılmasına rağmen; morbidite, daha çok, patalojik ve anormal bir durumu anlatır. İyileşmesi mümkün olmayan ‘ölümcül’ hastalıklar, bu kategoride değerlendirilir. Bu anlamda morbidite ölçümleri, bir nüfusta ölümcül hastalık oluşumunu tanımlamak için kullanılır. Başlıca ölüm istatistikleri kaba ölüm hızı, yasa bağlı ölüm hızı ve nedene bağlı ölüm hızı hesaplamalarıdır.

Bir hastalığın ne kadar sıklıkta meydana geldiğinin hesaplanmasında iki temel yaklaşım kullanılır. Belli bir zamanda ya da zaman aralığında, belli bir hastalığa sahip olan bireylerin, nüfus içindeki oranını gösteren yaygınlık ölçümü ve belli bir zamanda, genellikle bir yıl içinde bir hastalıkla ilgili yeni teşhis edilmiş vakaların sayısını gösteren vaka ölçümüdür. Ölçümlerin nüfusa oranlamasında, yıl ortasındaki nüfus büyüklüğü dikkate alınır. Vaka ölçümleri bazı hastalıkların sadece bir cinsiyette görülmesinden dolayı sadece bir cinsiyetin nüfus sayısı kullanılarak da yapılabilir.

Kaba ölüm hızı ise bir yıllık süre içinde, bir nüfusta meydana gelen ölüm sayısının, her 1000 yaşayan kişiye düşen oranıdır. Toplam nüfusun, yıl ortasındaki büyüklüğü alınarak hesaplanır.

Yaşa bağlı ölüm hızı bir yıl içinde, belli bir yaş aralığında meydana gelen ölüm sayısının, aynı yaş grubunda yer alan toplam nüfusa oranıdır. Her 1000 yaşayan kişiye düşen ölüm sayısı olarak yorumlanır. Toplam nüfus olarak yıl ortasındaki sayı alınarak hesaplanmaktadır.

Nedene bağlı ölüm hızı ölçümü morbidite ölçümleriyle yakından bağlantılıdır. Morbidite hızında vaka ölçümü, nedene bağlı ölüm hızının hesaplanmasında kullanılır.

Göç

Nüfus hareketlerini etkileyen diğer bir süreç olan göç olgusu;

  • İç göç,
  • Dış göç ve
  • Zorunlu göç olarak sınıflandırılır.

Göçler, kısa süreli ya da uzun süreli olabilir. Bir nüfus içinde alt grupların hareketliliği iç göç olarak adlandırılmaktadır. Dış göç ise bir nüfusun, bir ülkeden başka bir ülkeye hareketini anlatmaktadır. Savaş, doğal afet ya da baskı nedeniyle, nüfusun, kendi istekleri dışında, ülkelerinden başka bir ülkeye hareketliliği ise zorunlu göç olarak kavramlaştırılmaktadır.

Başlıca göç ölçümleri Gelen Göç, Giden Göç, Net Göç, Katkılı Göç hesaplamalarıdır.

  • Gelen göç: Bir grup insanın, bir nüfusun ya da alt nüfusun yerleşmek amacıyla yerleştiği bölgeye gelmesidir.
  • Giden göç: Bir grup insanın, başka bir yere yerleşmek için, belirli bir bölgeden gitmesidir.
  • Net göç: Belli bir zaman diliminde, bir coğrafi bölge için, gelen ve giden göç arasındaki farka karşılık gelmektedir.
  • Katkılı göç: Belli bir zamanda gelen göç ile giden göçün toplamıdır.

Ölçümlerde, toplam nüfus için yıl ortasındaki sayı alınır. Göç hareketleri, yaşa ve cinsiyete göre farklılık gösterir.