Ünite 1: Değişim İçindeki Değişmeyen En Temel Yapı: Aile

Giriş

Toplumu oluşturan en temel yapı olan aile, insanlığın gelişme süreci içinde çeşitli niteliksel değişimler göstermiştir. Aile, kişinin huzur bulduğu bir ortam, neslin sağlıklı bir şekilde devamı için kurulan bir yapı ve aynı zamanda kişileri kötülüklerden koruyan ve gelecek nesillere kültürü aktaran bir araçtır.

Geçmiş dönemlerde aile yapısı, sadece anne – baba ve çocuklardan değil; büyük ebeveynler ile diğer kardeşler ve yeğenlerden de oluşan bir yapışeklindeydi.Bu yapı, aile için de güçlü bağların oluşmasına yardım etmekteydi. Bu yapı, aile üyeleri arasında işbirliğine ve iş bölümü oluşturmaya dayalı güçlü bir birlikteliği de sağlardı. Bu şekilde ailede ekonomik bir bütünlük ve güç sağlanmış olurdu.

Batı kültüründe sanayileşme sonrası kent yaşamının oluşumu ile aile yapısında değişimler başlamış; çekirdek aile yapısına doğru hızlı bir geçiş ortaya çıkmıştır. Gelişen kent kültürü, küçük aile yapısının çoğalmasına yol açmıştır. Bu kentleşme süreci ve onun sonucu olarak kalabalık metropollerde yaşama kültürü, “geniş aile” yapısının ortadan kalkmasına neden olmuştur.

Çekirdek aile kavramı, yalnızca eşlerden; eşler ve çocuklarından ya da tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan aileleri ifade etmektedir.

Ailenin Tanımı Ve Özellikleri

Evlilik, kan bağı ve yasal yollarla birbirine bağlı olmak aile tanımlarının ortak özellikleridir. Tanımlamalar yapılırken belirleyici olan; ailenin hangi işlevinin öne çıkarıldığıdır.

Otoriteye göre aileyi sınıflandıran yaklaşım, aileyi ikiye ayırır:

Ana Ailesi (Anaerkil): Avcılık ve toplayıcılıkla geçinen toplumlarda toprağa yerleşme ile beraber ortaya çıkan bir aile türüdür. Toplumların göçebelikten kurtulup belirli bir yerde yaşamaya başlamalarıyla yani toprağa yerleşmesiyle birlikte ana ailesi ortaya çıkmıştır. Erkekler, aileden uzak yerlerde genellikle avcılık ile uğraştıkları için, bu ailede baba otoritesi yoktur. Akrabalık kadın soyuna dayanmaktadır.

Baba Ailesi (Ataerkil): Tarıma dayalı üretimin yapıldığı toplumlarda ortaya çıkmıştır. Sonsuz ve mutlak baba otoritesi hâkimdir. İnanışa göre her evde yakılmış olan ateşin devamı sağlanır. Ataerkil ailenin birinci görevi bu ateşi sürdürecek bir erkek çocuğa sahip olmaktır. Çocuk erkek olursa bu durum dini bir olgu sayıldığından törenler yapılır. Dolayısıyla erkek çocuk, önemsenirken; kız çocuk değersiz görülmektedir.

Aile yapısına göre sınıflandırmada ise ailedeki fert sayısı temel alınmaktadır. Fert sayısı ölçütüne göre aile büyük ve küçük aile olmak üzere yine iki ana grupta incelenmektedir.

Büyük Aile (Geleneksel Geniş Aile): Aynı kandan gelen birden fazla çekirdek aile aynı çatı altında bir araya gelerek büyük aileyi oluşturur. Büyük ailelerde akrabalık bağları kuvvetli olup gelenek ve göreneklere göre yaşarlar. Geniş arazinin parçalanmasının engellenmesi sağlanarak tüm gelirlerin ve yönetimin tek elde toplandığı büyük aile yapısı oluşmuştur.

Küçük Aile (Çekirdek Aile): Çekirdek aile, modern toplumlarda ortaya çıkan, karı – koca ve evlenmemiş çocuklardan oluşan, temel fonksiyonu neslin devamını sağlamak ve çocukların sosyal yaşamını düzenlemek olan aile tipidir.

Aile, oluşumu ve işleyişi bakımından birçok özelliklere sahip sosyal bir örgüttür. Diğer sosyal yapılardan farklı olarak kendine özgü özellikler içerir:

Aile, evrenseldir: Aile, bütün sosyal şekiller içinde en fazla evrensellik özelliği göstermektedir.

Aile, duygusal bir temele dayanır: Aile, nesli devam ettirme arzusu, annelik, arkadaşlık, ebeveynlik gibi karmaşık duygular üzerine temellenmiş bir kurumdur.

Aile, üyelerinin kişiliğinişekillendirme özelliğine sahiptir: Çocuğun kişilik yapısı, aile içinde gelişir. Aile üyeleri, bireyin hem organik hem de zihni alışkanlıklar kazanmasını sağlar.

Ailenin sınırları bellidir: Ailenin içinde bulunduğu sosyal yapıya göre sınırları belirlenmiştir. Aile, sosyal yapıların en küçüğüdür.

Aileler, içinde bulundukları toplumsal yapıda çekirdek özelliği taşır: Aile birliğinin çekirdeklik özelliğini devam ettirme eğiliminde olduğu da görülmektedir.

Sosyal yapı içinde her bir aile üyesinin sorumluluğu bellidir: Ailenin üyelerinden beklediği görev, diğer görev türlerinden farklı olarak yaşam boyu devam etme özelliğindedir.

Aile, belirli toplumsal kurallara sahiptir: Aile, belirli toplumsal kurallara ve yasalara bağlı olarak varlığını sürdürmektedir.

Ailede süreklilik ve aynı zamanda da gelişim söz konusudur: Aile, kurum olarak devamlılık ve evrensellik özelliği gösterir. İki kişinin kurduğu bir birlik olarak toplumdaki diğer örgütler içerisinde en değişken yapıda olanıdır.

Türk Aile Yapısı ve Değişimi

Orta Asya’da yaşayan Türkler, göçebe hayatı sürmeleri yanında büyük aile özelliğine sahiptiler. Bu büyük ailenin ilk kademesi “boy” olarak adlandırılıyordu. Boy’un bir “lakabı” yani soyadı vardı. Ana soyundan olan boylar olduğu gibi sonraları baba soyundan olan boylara da rastlanmıştır. Eski Türk aile yapısında töre, hukuk düzeni anlamına karşılık gelmektedir. Türklerde aile içi ilişkilerin belirleyicisi olan görenek, atalardan görüldüğü biçimde davranış göstermeyi ifade etmektedir. Göreneklere dayanan töre ise; bir “yol”, daha doğrusu “yaşama yolu” olarak düzeni sağlamaktaydı. Evlilikler ve aile yapısı da bu törelere göre kurulmaktaydı.

Kentleşme ve kentleşmenin ortaya çıkardığı ailesel yaşam, Türk aile düzeni üstünde, özelikle kadının toplum ve aile içindeki yeri konusunda birtakım sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Türkiye’de köylü kadınların hemen hepsi çiftlikte, ev endüstrisinde, aile ekonomisinde önemli roller oynarken, kentleşmenin hızlı artışı, toplum içerisindeki güven sorununu artırmış; kadınların daha çok eve dönük hale gelmesine yol açmıştır. Bu eve kapanış, aile yaşantısını da etkilemiş; 15. Yüzyılda “harem” in kurulması ile yeni bir kültürel şekle bürünmüştür. O devirde saray, “haremlik ve selamlık” diye iki bölüme ayrılmıştır. Evlerde de bu yeni yapı etkisini göstermiş; kadının ve erkeğin ortamlarının ayrılmasına yol açmıştır.

Gökalp’e göre Türk aile yapısı dört aşamadan geçmiştir; boy, ocak, konak ve yuva.

Boy: ana, önemli bir statüye sahiptir ve kardeşi ailede çok saygın bir rol üstlenir.

Ocak: Bir baba tarafından yönetilen ve üye sayısı coğrafi ve iktisadi koşullara göre değişen bir ev yaşamı meydana gelmiştir.

Konak: Kadın ve erkek ilişkilerinin Müslümanlıktan gelme birtakım kurallara bağlanması ‘harem’ adı altında yeni bir aile tipi meydana getirmiştir.

Yuva: Ağırlıklı olarak bu yuvada karı- koca ve henüz evlenmemiş çocukların oluşturduğu yeni aile hayatı söz konusudur. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde en büyük ihtiyacımız, yuva biçimini alan aile hayatının daha sağlam toplumsal temellere dayanmasını sağlamaktır.

Türk kültürünün kendi tarihsel sürecinde geliştirdiği bu örf ve adetlerin İslamiyet’in getirdiği kurallara olan yakınlığı, İslami yaşama uyumu kolaylaştırmıştır. İslâmiyet’in kabulü ve Türklerin batıya yerleşmeleri coğrafi ve kültürel etkileşimleri ortaya çıkmıştır. Bu etkileşimler, aile yapısında da kısmi farklılıkların oluşmasına yol açmıştır.

İslâm’ın getirdiği kurallar doğrultusunda oluşan yeni yapı, sadece İslami kurallardan değil Türk töre ve gelenekleri ile İslami normların sentezinden oluşmuştur. Türk İslâm sentezine dayalı bu yeni yapıda evlilik, tarafların şahitler huzurunda evlilik taahhütlerini bildirmeleri ile oluşan bir sözleşme ile başlar. Evliliğin başlaması ve sonlanmasında İslami kurallar Türk aile yapısı üzerinde etkili olmuştur.

Selçuklular dönemi, eski Türk kültüründen İslâm kültür havzasına doğru bir geçiş dönemi olarak kabul edildiğinde, İslami dönemi en iyi yansıtan Osmanlı dönemidir. Klasik dönem Osmanlı ailesi, öncelikle İslâm’ın ve o döneme kadar gelen Türk örfünün oluşturduğu aile yapısıdır. Burada öncelikle çocuk ve kadının korunması önemli rol oynar. Tüm kültürlerde olduğu gibi aile dışı cinsel hayata meşruiyet tanınmaz ve evlilik dışı ilişkiler, evlilik dışı çocuk doğurmak gibi olaylar tepki ile karşılanır.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte aile yapısına yönelik bir dizi reform yapılmıştır. Bu reformlardan en önemlisi, Türk Medeni Kanunu’dur. Türk ailesinin Cumhuriyetle birlikte kazandığı geri döndürülemeyecek kadar köklü ve yaygın olan değişmelerde toplumdaki eğitim düzeyinin artmış olmasının ve ticari yaşama kadının katılımının etkisi olmuştur. Aynı zamanda ülke ekonomisindeki değişiklikler, toplumsal yapıdaki yeni oluşumlar da aile yapısındaki köklü değişime katkı sağlamıştır. Yaşanan bu değişimlerle kadınlar, eğitim ve iş hayatında erkeklerin sahip olduğu hakları elde etmişlerdir.

Türk toplumunda yaşanan değişimin bir sonucu olarak aile yapısının üç ayrı çevre düzleminde incelenmesi gerekmektedir. Cumhuriyet sonrası oluşan yeni yaşam şartlarının zorunlu bir sonucu olarak bu çevreler; köy, gecekondu ve kent düzleminde ele alınmaktadır.

Anayasanın 41. Maddesi şöyledir; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”

Anayasa’nın 41. maddesinin ailenin korunması açısından iki önemli katkısı vardır. Bunlardan ilki, yapılan değişiklikle eşler arası eşitliğin anayasal güvenceye kavuşturulmasıdır. Değişiklik gerekçesinde, kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik bir düzenleme getirme amacı özellikle vurgulanmıştır. Diğeri, ailenin huzur ve refahının korunması için devlete gerekli tedbirleri alma görevinin yüklenmesidir.

Ailelerin fazla çocuk yapmama eğilimleri sanayileşme ve kentleşmenin etkisiyle artış göstermiştir. Avrupa’da yaygın hale gelen bu durumun örneklerinin ülkemizde sık gözlenmeye başladığı görülmektedir. Bunun bir sonucu olarak nüfusta kısmen azalma eğilimleri başlamıştır.

Aile Fonksiyonu

Aile fonksiyonu, ailenin amaçlarına ulaşmak için fertleri tarafından kullanılan süreçleri içerir. Bu süreçler; aile üyeleri arasındaki iletişim, amaç oluşturma, çatışma çözme, beslenme, iç ve dış kaynakların kullanımını içerir.

Nesillerin devamlılığı için çocuk yapma, onların sağlığını koruma, eğitim, öğretim, duygusal destek, beslenme, ekonomik destek, güvenlik, sevgi ve benzer fonksiyonları sağlayarak aile bütünlüğünün ve ailenin ihtiyaçlarının karşılanması gerekmektedir.

Aile, sürekli bir değişim içindedir; bir zamanlar işlevsel ve sağlıklı olarak nitelendirilen özellikler başka bir dönemde sağlıklı görülmeyebilir. Ailenin yaşamının bir dönemindeki sağlıklı oluşu, sonraki dönemlerde de aynı şekilde olacağı anlamına gelmez.

  • Sağlıklı ailenin özellikleri şu şekilde sıralanabilir:
  • Aile üyelerinin birbirlerine ve aileye bağlılıkları
  • Karşılıklı kıymet bilme ve yakınlık
  • Aile içinde rollerin etkili bir biçimde oluşmasını sağlamak
  • Problemleri ile yüzleşmek ve baş etmek için girişimde bulunmak
  • İçinde bulunduğu toplulukla sağlıklı bağlar kurmak
  • Birlikte zaman geçirmeye istekli olmak
  • Etkili iletişim örüntüleri kurmak
  • Dini ve etnik oryantasyon

Sağlıklı aile işlevseldir; aile üyelerinin görevlerini yerine getirmesi, ailenin mutlu olmasına yardım eder. Sağlıklı aileler, fonksiyonlarını çok iyi yeri- ne getirirler. İletişimi güçlü olan ailelerde çatışma azdır. Yaşamın onların karşısına çıkardığı problemlerin çözümünde işbirliği yapabileceklerini bilmek, aile üyelerinin güven duymasını sağlar. Bu yapıdaki aileler, kriz durumunda çabucak çözüm üretirler ve bu çözümleri kolaylıkla hayata geçirirler.

Sağlıklı ailelerde yetişkinler, kendi özelliklerini korurlar. Böyle ortamlarda yetişen bireyler, şefkatli, sempatik, sıcak ve sorumluluk sahibidirler. Yaratıcı, üretken ve gerçekçidirler.

Sağlıksız aile, genel olarak sağlıksız ortamlarda yetişen bireylerden oluşur. Çocuklar, büyürken en yakınlarındakileri model alarak büyürler. Eğer model aldığı kişilerin tavırları sorunluysa ve yetişme çevresinde olumsuz durumlar varsa; bu ortamda yetişen bireyler de durumdan fazlasıyla etkilenecektir.

Yaşam sürecinde ailelerin stresörleri de önemlidir. Ailenin yapısı, bu süreci önemli oranda etkiler.

Aileyi oluşturan bireylerin yaşamında fiziksel, psikolojik veya toplumsal bir karşılığa denk düşen tutum ve davranışlar, bireysel yaşamın çeşitli evrelerinde birbirlerinden ayrışmakta ve farklılaşmaktadır.

Bireysel zaman kişinin doğumundan ölümüne kadar geçen zamanı ifade eder. Bireysel zaman dönemlerini oluşturan bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik, olgunluk, yaşlılık dönemlerinde bireyin tutum ve davranışları büyük oranda farklılaşmaktadır.

Toplumsal zaman, bireysel yaşamın dönüm noktasını oluşturan evlilik, ebeveynlik, emeklilik vb. gibi toplumsal olaylarla ilgilidir. Ailenin yaşam dönemindeki dönüm noktaları da bu zaman içinde yer alır.

Tarihsel zaman bireylerin içinde yaşadıkları tarihsel dönem ve bu dönemin kültürüyle ilgilidir. Bu aşamada insanları etkileyen ekonomik krizler veya savaşlar gibi önemli olaylar değerlendirilir.

Aile yaşam döngüsü terimi, ailenin yaşam olaylarını ifade etmektedir. Bu açıdan bireyin tutum ve davranışlarının belirleyicisi olarak aile yaşamının değişik aşamalarının bilimsel olarak incelenmesi dikkate değerdir.

Aile Yaşam Döngüsü’nün aşamalarını bazı bilim adamları “aşama” olarak; bazıları ise “kariyer” olarak isimlendirmişlerdir.

Ülkemizde Aile Yaşam Döngüsü’nü belirlemiş belirgin bir veri henüz oluşmamıştır.

Aile yapısı ve aile yaşam döngüsü üzerine yapılan çalışmaların ülkeden ülkeye farklı sonuç vermesi olağan bir durumdur. Ülkelerin kültürel yaşam tarzları, şehirleşme oranları ve yeni oluşan yaşam beklentileri birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar ülkelerin aile yapılarını da etkilemektedir. Tüm dünyadaki kentleşmenin benzerliği göz önüne alındığında benzer değişimlerin olması da kaçınılmazdır.

Türkiye’de 2015 yılında TÜİK tarafından yapılan araştırmaya göre rakamlar, yaşayan ailelerin büyük çoğunun çekirdek aile yapısına sahip olduğunu göstermektedir.

Nüfusumuzun; %66,9’u çekirdek aileden oluşan hane halklarında, %27,6’sı geniş ailelerden oluşan hane halklarında ve %1,5’i ise çekirdek aile bulunmayan hane halklarında yaşamaktadır. Tek kişilik hane halklarında yaşayan nüfusun oranı ise %4’tür.