Ünite 7: Cumhuriyet Dönemi Basını (1980 Sonrası)

Cumhuriyet Dönemi Basını (1980 Sonrası)

Darbenin Ayak Sesleri

Ulaşım ve iletişim alanlarında gerçekleştirilen teknolojik yeniliklerle 1980’li yıllarda dünyada çok önemli ve köklü değişiklikler meydana gelir. Siyasi bölünmüşlük ve kamplaşmalar 1980 sonrasında yerini gittikçe artan sokak kavgalarına bırakır. Radyo ve televizyonlarda hemen her gün çatışma ve ölüm haberlerine yer verilirken, gazetelerde küfürleşmeye kadar varan siyasi tartışmalar yayımlanır. Fiyat artışlarını protesto etmek için solcu gençlere uyan İstanbul esnafı kepenkleri kapatır (14 Şubat). Ülkenin her yanında büyük bir kaos yaşanmaktadır.

12 Eylül Darbesi

12 Eylül 1980 sabahı ordunun sabah 05.00’ten itibaren yönetime el koyduğu haberini ve gerekçesini halka duyuran Kenan Evren, “Millî Güvenlik Konseyi” adına yayımlanan çeşitli bildirilerle yapılacakları anlatır. TBMM ve hükümet feshedilir, bütün ülkede sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edilir. Askerî yönetim basın karşısında oldukça titiz davranmaktadır. En küçük yanlışı anlamayı bile “yasak” kapsamı içine almaktadır. Gazete kâğıdına 3 ayda yüzde 32 zam yapılarak ekonomik yaptırımlar bir nevi baskı aracı olarak kullanılır.

Bülent Ecevit, bu sıkıntılı ortam içinde de sesini duyurabilmenin yollarını aramaktadır. 21 Şubat 1981’de birkaç arkadaşıyla birlikte Arayış adlı bir dergi çıkarmaya başlar. Yurt dışından gelen gazetecilerle görüşen Demirel ve Ecevit, ülkenin kısa zamanda demokrasiye döneceğini bildirirler.

1983 yılına gelindiğinde yazarlara ve basına karşı davalar ilk aylarında yoğunlaşmaya başlar. Türkiye Yazarlar Sendikası yöneticileri ideolojik toplantılar yaptığı ve halkı sınıflara ayırmaya çalıştıkları gerekçesi ile yargılanırlar. Askerî darbenin yapıldığı andan itibaren sıkıyönetim komutanları ve sorumluları basını kontrol altında tutmaktadırlar.

25 gün kapalı kalan Cumhuriyet gazetesinin yeniden çıkmasına izin verilir. Renkli televizyon yayınları haftada dört saate çıkarılır. Bu, renkli TV sahibi olmayanlar için yeni bir masraf kapısı açılması demektir. Çok sayıda insan renkli TV alabilmek için harekete geçer. Gazeteler kupon veya taksitle renkli TV satışına başlar. 12 Eylül hareketinden sonra, yani 1980-1987 arasında İstanbul mahkemelerinin verdiği müsadere kararı gereğince 39 ton ağırlığında kitap, dergi, gazete ve benzeri yayın SEKA’da imha edilir (17 Şubat).

1980-1990 yılları Türkiye’de askerî darbenin gölgesinde geçer. Askerî yönetimin asıl amacı, ülkede yaşanmakta olan çatışmaları önlemek ve “dökülen kanı” durdurmaktır. Ancak diğer askerî darbelerde olduğu gibi, ilân edilen sıkıyönetim uygulamaları ve kurulan askerî mahkemeler doğal olarak, aydınların rahat düşünme ve ifade özgürlüğünü engellemektedir.

1990 Sonrası

Cumhurbaşkanlığına seçilen Turgut Özal’ın siyasi geçmişi ve yapmayı düşündüğü birtakım yenilikler, tutucu basında olduğu kadar, ilerici olarak kabul edilen basında da tepkilerle karşılanır. Basın, onun bürokratik kanun ve kuralları dikkate almamasını eleştirip, ailesi ile ilgili bir takım olumsuzluklara ağırlık vererek onu halkın gözünde yıpratmaya çalışır. Bu yılın başlarında gündeme gelen önemli konulardan biri de özel radyo ve televizyon kanallarının açılması meselesidir.

İlk özel televizyon Magic Box’ın Avrupa merkezli uydular kullanarak deneme yayınlarına başlaması, diğer girişimcileri de harekete geçirir. Çok sayıda kuruluş bu alanda yatırım yapmak için yasal düzenleme beklediklerini açıklar. Ancak TRT, ülke çapında yayın yapma yetkisinin kendisinde olduğunu belirterek, özel radyo ve televizyonlara karşı olduğunu açıklar.

7 Mayıs 1990’da test yayınına Star 1 TV başlar. Böylece günümüzde önem kazanan ve gittikçe gelişen özel elektronik yayıncılık için büyük bir adım atılır. Cumhurbaşkanının girişimleri ile bu konuda yasal düzenlemeler yapılması için harekete geçilir. Bu dönemde basın sektöründe sendikasızlaştırma hareketi daha etkin bir şekilde uygulanmaya başlar.

Ansiklopedi Savaşları

Bu dönemde basın organları arasında sıkı bir rekabet ortaya çıkar. “Ansiklopedi Savaşları” diye adlandırılan bu rekabetin başlatıcısı Sabah gazetesi olur. Hürriyet ve Milliyet gazeteleri de okurlarına ansiklopedi vereceklerini ilân ederler. Hatta daha ileri giderek birbirlerini kötüleyip en iyi ansiklopediyi kendilerinin vereceğini belirtirler. Bu yıl içinde yaşanan bir başka gelişme de özel radyo ve televizyonları etkiler.

Valilikler, Ulaştırma Bakanlığı’na başvurarak özel radyo ve televizyon kanallarının kapatılmasını isterler. Bakanlık bir genelge yayımlayarak yurt içinde yayın yapan özel radyoların kapatılmasını önerir. Bunun üzerine radyo sahipleri ve çalışanlar ortak bir tepki göstermeye ve haklarını aramaya başlarlar. Fakat radyolar birkaç ay içinde kapatılır. Yeni kurulmuş olmasına rağmen kısa zamanda geniş kitleleri kendine bağlayan radyoların susturulması büyük tepki çeker.

Ekonomik Buhran

Basın sektörü bu yıl içinde yeni yatırımlarla tanışır. Daha önce Babıâli’ye sıkışıp kalan basın yeni ve daha fonksiyonel merkezlere taşınır. Özgür Gündem gazetesi bölücü yayınları nedeniyle bir ay içinde iki kez kapatılır. Bunun gibi HBB televizyonunda görev yapan iki gazeteci, halkı askerlikten soğutan yayınlar yaptıkları gerekçesi ile askerî mahkeme tarafından tutuklanır. Bu arada ekonomi tam anlamıyla bıçak sırtı bir hale dönüşür. Piyasada bulunan bütün mallar anında zamlanır. Gazete kâğıdı da yüzde 95 zamlı fiyatla satılmaya başlanır.

Ekonomik çöküş yalnız dar gelirlileri değil zenginleri de etkiler. Uzun süreden beri sürüncemede kalan Özel Radyo ve Televizyon Kanunu, 13 Nisan 1994’te meclis genel kurulunda görüşülerek kabul edilir.

Yasaya göre:

  • Özel televizyon kanalları anonim şirket olarak örgütlenecek ve kurulacak bir üst kurul tarafından denetleneceklerdir.
  • Belediyeler, vakıf, kooperatif ve finans kuruluşları radyo-TV istasyonu kuramayacaklardır.

Bu yasa, elektronik yayıncılığın gelişmesi için atılmış önemli bir adım olur. Basın sektöründe önemli bir gelişme 28 Haziran 1994’te gerçekleşir. Türk basının önemli gazetelerinden biri olan Hürriyet Holding’ini Aydın Doğan tarafından satın alınır. Bu uzun süreden beri başlayan ve basın sektörünün holdingleşmesi alanında yaşanan önemli bir değişimdir. Aydın Doğan, Hürriyet ’i satın almasıyla birlikte, bu gazetede de bir sendikasızlaştırma hareketi başlatır. Hürriyet gazetesine bağlı iş yerlerinde çalışanlara sendikaya taraftar olmadığına dair bir sözleşme imzalatır.

Ekonomide işler iyi gitmemektedir. Zaten yüksek enflasyon dar gelirliyi sürekli mağdur etmektedir. Bunun üzerine memurlar ve işçiler toplu iş bırakma eylemi yaparak seslerini duyurmaya çalışırlar. Gazetelerin promosyon faaliyetlerine sınırlama getiren yasa TBMM genel kurulunda kabul edilir. Yasa ile kupon karşılığı dağıtılanlar kültür ürünleri ile sınırlandırılır.

Basın özgürlüğünün tartışıldığı bugünlerde, BİRYAY dağıtım kuruluşu Akşam gazetesini dağıtmama kararı alır. Bu, ülkedeki basın hayatının ne tür sıkıntılar içinde bulunduğunu gösteren canlı bir örnektir. Hiçbir güvencesi olmayan basın çalışanları hayatta kalma çabası içine girerler.

Basının Sektörel Yapısı

Millî Mücadele Dönemi’nde Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından başlatılan idealist yayıncılık anlayışı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında da etkisini sürdürür. Bu yeni dönemde, öğretmenlerin yönetiminde yayımlanan eğitici dergiler, öğrenciler üzerinde olumlu tesirler yapmaya başlar.

Yeni devletin ideallerini içeren bir anlayışla çıkan bu dergilerin temel amacı gençlerin aydınlatılmasıdır. Para kazanmayı, bir çıkar veya prestij elde etmeyi düşünmeyen bu insanların temel amacı, yayıncılık yoluyla halkı, özellikle de gençleri cumhuriyet konusunda umutlandırmaktır. Kısa süren yayın hayatlarına rağmen, bu dergilerin idealist zihniyeti yaygınlaştırmak bakımından büyük etkileri olmuştur.

Dönemin etkili partileri olan CHP ve DP mensupları, birbirlerine karşı yayıncılığı bir silah olarak kullanır. Partilerin, kamuoyunu etkilemek için basını önemli bir araç görmeleri ve bu girişimi desteklemeleri sonucunda, “parti basını” diye adlandırılabilecek politik yayıncılık genişler. Bugün bile etkisini hissettiren politik yayıncılık anlayışı, temelde kendi partisinin çıkarını savunan bir zihniyete sahiptir. Doğal olarak değişen siyasi kamplaşmalarla, bu tür yayıncılık yalnız gazetecilerin tekelinde kalmaz, politik içerikli dergiler yoluyla diğer yayınları da etkiler.

Basın sektörünün kârlı bir meslek olması, maddi olanaklar dışında sağladığı prestij kısa zaman sonra yatırımcıların bu alanla ilgilenmesine neden olur. Bu nedenle ekonomik çıkarı ön planda tutan bir zihniyetin doğmasına sebep olur. Ancak, bu zihniyetin zaman içinde, matbaacı yayıncı ve profesyonel yayıncı şeklinde bir değişime uğradığı görülmektedir. Son yıllarda, özellikle serbest piyasa ekonomisinin ve elektronik yayıncılığın ülkemizde yaygınlaşması ile birlikte, basın işini profesyonel anlamda yapan insanların ortaya çıktığı görülmektedir.

1990’lı yıllardan sonra holdinglerin basın sektörünü ele geçirme teşebbüsü ardından ülkede çok seslilik adeta felce uğrar. “Mass Medya” adı verilen ve holding patronlarının kontrolünde olan basın, manipülasyona daha açık hale gelir. Patronlar, önce sendikasızlaştırma hareketi ile kendi çıkarlarını gözetmeyen veya kontrol edilemeyen gazetecileri iş başından uzaklaştırırlar. Ardından, hemen her görüşte yayın yapıp dağıtım tekelini kurarak farklı görüşlerin ülkede ses çıkarmalarını engellerler.

Televizyon, radyo ve gazetelerini ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanırlar. Pahalı bir yatırım olan medya sektöründe profesyonelleşme ve astronomik ücretler ön plana çıkar. İstanbul’da Babıâli’nin çamurlu sokaklarından ayrılan gazeteciler, İkitelli ve Yenibosna’da konuşlandıkları devasa “center” veya “plaza”larda kendi sınırlı dünyaları içinde faaliyetlerini sürdürmeye başlarlar. Her şeyin elektronik ortamda halledildiği şartlarda uzman gazeteciliğe yöneliş göze çarpar.

Basın ve Sosyo-Kültürel Değişim

1830’larda devlet eliyle başlatılan gazeteciliğe 1927’de radyo yayınları, 1960’larda televizyonun da eklenmesiyle basın sektörü farklı araçlarla gelişimini sürdürür. Sektörün “medya” adını alması ise ancak 1990’lı yıllarda yaşanan hızlı değişim sayesinde gerçekleşir. Televizyonun gücünü fark eden üçüncü dünya ülkelerinin hükümetleri ve liderleri, tek kanallı istasyonlar kurarak kendi propagandalarını yapmaya başlarlar. Resmî kanallarda sık sık boy göstererek görüşlerini kamuoyuna yayarlar.

Tüketim anlayışını, değer yargılarını değiştiren reklamlar kültürel transformasyonda etkin bir rol oynar. Bu yayıncılık anlayışı yazılı basını da etkiler. Çoğu muhabir televizyon formatı ile haberlerini sunmaya başlar. Hatta tarihlerinde hiç resim yayımlamamış gazeteler bile görselliğe önem vererek yenilikleri sayfalarına taşırlar.

Kamuoyunun bilinçlenmesi ve kolektif bir şuur oluşumunda etkin bir rol oynayan medya, modadan sağlığa, yemek alışkanlığından eğitime her türlü alanda insanları etkiler. Basın, Türkiye’de belki de en büyük etkisi ve gücünü elektronik yayıncılıktan sonra ortaya koyar.

Madalyonun Diğer Yüzü

Yukarıda kısmen temas edilenler madalyonun yalnızca görünen bir yönüdür. Bakış açısına göre farklı şekillerde değerlendirilecek bu değişimin olumsuz yönleri de vardır. Bunlardan en önemlisi merkez ve taşra kültürü arasındaki kopukluktan ortaya çıkan “kültürel boşluk ve yozlaşma”dır.

Temelde, kitleler arasında bir denge unsuru olması gereken medya, ülkemizde kitlelerin yozlaştırılmasında kullanılmaktadır. Medya böylece toplumun vitrinini belirlemekte ve geleceğe hazırlamaktadır.

Sonuçta merkez ve taşra arasında oluşan kültürel boşluk, iletişim olanaklarının artmasıyla bir yandan hızla kapanmakta, öte yandan, yeni boşluklar ortaya çıkmaktadır. Gazeteciler ve televizyoncular adeta sosyal psikoterapist görevini üstlenir ve toplum sağlığını doğrudan ilgilendiren programlar izlenme rekoru kırarlar.

Basının aracı olduğu kültürel değişimlerin yanında, son yıllarda kamuoyunun medyadan etkilenmesi yüzünden, temsilî demokrasinin gerçekte medyanın kontrolünde olduğu görüşü savunulmaktadır.

Günümüz Basını

Yaşanan siyasal ve toplumsal olayların basına ne şekilde yansıdığı konusu net değildir. Ancak eskiden beri basın hayatına musallat olan sıkıntı ve sorunların benzer veya farklı şekillerde devam ettiği görülür.

Basın çalışanlarının hakları, medya patronlarının çıkar ilişkileri, hükümet-basın arasında yaşanan ve zaman zaman bir hayli sertleşen kronik hastalıklar, medya grupları arasında görülen kavga ve sataşmalar sürmektedir. Anlatılanlar basının yalnızca gazete, dergi çıkarmak, elektronik yayıncılık yapmak olmadığını gösterir. Basının toplumu şekillendirme, yönlendirme ve etkilemedeki gücü ona farklı anlamlar kazandırır.