Ünite 9: Cumhuriyet Dönemi, 1970-1980 Dönemi Tiyatromuz

1970-1980 Döneminin Ekonomik, Siyasal ve Toplumsal Görünümü

70’li yıllar 1960 askeri müdahalesi ve sonrasında ortaya çıkan özgürlükçü ortamın kazanımlarının geri alınma mücadelesinin sürdürüldüğü bir dönemdir. 12 Mart 1971 muhtırasından 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar geçen on yıllık dönem, Türkiye tarihinde ekonomik ve politik bunalımlarla ilerleyen ve bu karmaşanın sokağa, insan ilişkilerine yansıyarak bir toplumsal karmaşaya yol açtığı bir süreçtir.

1971 muhtırası, ülkede gelişen sol hareketlere ve bunların nedeni olarak görülen aydın çevrelere, üniversiteye, işçilere, gençlere ve bu alandaki örgütlenmelere önemli ölçüde kısıtlamaların getirildiği, gözdağı verildiği bir uyarı hareketidir.

Bu dönemde sosyalist çevrelere karşı gerek yasal olarak gerekse MHP’nin gençlik örgütlenmeleri aracılığıyla büyük bir baskı uygulanmıştır. Bu baskının karşısında, kendini “toplumcu sol”un bir kısmı “sosyal demokrat” bir yöneliş içinde ve CHP bünyesinde merkeze eklemlenirken, büyük bir kısmı ise radikalizmini daha da arttırarak kendilerine yöneltilen baskıya karşı örgütlenmeye ve bu kulvar içinde bir iktidar stratejisi geliştirmeye çalışmıştır. 1970’li yılların özellikle ikinci yarısından itibaren ise giderek artan bir ekonomik bunalım ve kısa vadeli koalisyon hükümetlerinin kurulduğu bir yönetim de buna eklenince, daha köklü bir ekonomik ve siyasal darbenin gerekliliği için zemin hazır hale gelmiştir.

12 Eylül, 60’lı yılların sonunda büyük tırmanışa geçen, “yurtsever” bir sol yükselişin önünü kesmede en son, en vurucu, en etkili darbe olarak planlanmıştır. 1980 sonrasında uygulanan tüm politikalar ise, toplumun her alanının sindirilmesine ve totaliter bir rejimin yürürlüğe konarak gerçek demokrasinin ortadan kaldırılmasına yönelik olmuştur. 12 Mart rejiminin asıl hedefi aydınları, yazarları ve üniversiteyi susturarak, yükselen sol dalganın moral gücünü azaltmak ve toplumda solun meşruiyetini ortadan kaldırmaktır.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından uzunca bir süre tiyatro yaşantısı 12 Mart sonrasını aratacak ölçüde örtülü ve açık baskılar sayesinde bambaşka bir mecraya sürüklenmiştir. Az gelişmiş demokrasimizin başarısız sınav yılları olarak da alabileceğimiz bu yıllar içinde tiyatro Türk Tiyatrosu yaşantımız ve oyun yazarlığımız büyük ölçüde etkilenmiştir.

1970-1980 Döneminde Engellemeler ve Yasaklamalar Kıskacında Türkiye’de Tiyatro Yaşantısı

1970-80 dönemi tiyatro yaşantısı, ülkenin siyasal, toplumsal ve ekonomik krizin de etkisinde bunalımlı bir süreç geçirmiştir. Tiyatro sanatını donuk bir olgu, bir seyir sanatı olarak algılayanların yaklaşımları, toplumun tiyatro sanatından uzaklaşmasına ya da beğenilerin giderek yozlaşmasına neden olmuştur. 70’li yılların ortasından itibaren televizyonun yaygınlaşmaya başlaması da tiyatro yaşantısının gelişimini baltalayan önemli nedenlerden biridir.

Devlet Tiyatroları’nın 1970-80 dönemi bugünle karşılaştırıldığında oldukça hareketli ve atılımcı bir dönem olmuş, hiç bitmeyen yönetim tartışmaları, 70’li yıllara da damgasını vurmuştur. 1970’li yıllar boyunca Devlet yapılan tüm çağdaş atılımlar, 1980 yılından başlayarak geriye götürülmüştür.

İstanbul Şehir Tiyatroları için ise Muhsin Ertuğrul’un yeniden tiyatronun başına getirildiği 1974 yılı önemlidir. Muhsin Ertuğrul bu dönemde tiyatroların boş saatlerinde amatör topluluklara ya da özel tiyatrolara verilmesi, semt tiyatroları yaratmak için okulların salonlarından yararlanılması, tiyatro biletlerinin ucuzlatılması gibi yenilikler yapmıştır. Ancak, bu idealist kalkışmasının kurumda yarattığı çalkantı sonucu istifa eder. Şehir Tiyatroları’nda önemli bir atılım da “yerinden yönetim” modelinin uygulanması, her sahnenin kendi sanat yönetmeni tarafından yönetilmesinin ve özerk olmasının benimsenmesidir.

Bu dönemde özel tiyatrolar birlik kurma amacı ile Türk Özel Tiyatrolar Derneği’ni ve sonrasında bundan ayrılan bazıları Devrimci Özel Tiyatrolar Derneği’ni kurmuşlardır.

1970’li yıllar tiyatro hayatının önemli bir adımı ise başını Ankara Sanat Tiyatrosu’nun ve Dostlar Tiyatrosu’nun çektiği ve kendilerini “devrimci tiyatrolar” olarak adlandıran gruplardır. Bu tiyatrolar, darbeden sonra eski çizgilerini sürdürmekte zorlanmışlardır.

1970’li yılların sonunda ekonomik zorlukların nitelikli tiyatro yapmanın koşullarını ortadan kaldırmaya başladığı görülmektedir. Bu dönemde daha çok eğlencelik bir tiyatro anlayışını temsil eden bulvar komedileri, vodviller, kaba güldürüler oynayan özel tiyatrolar, 1980 darbesi sonrası geliştirilen apolitik ortama uyan, politik anlamda hiçbir amacı ya da hedefi olmayan oyunlarıyla bu dönemin yükselen tiyatro anlayışı haline gelmişlerdir.

1970-80 dönemi tiyatro sanatının bina, seyirci, oyunculuk, eğitim gibi sorunları açısından da sancılı arayışların, bocalamaların yaşandığı bir dönem olmuştur. 70’li yılların ikinci yarısından itibaren, televizyonun ve terör olaylarının etkisiyle yaşanan seyirci erozyonuna karşı devlet tarafından hiçbir kültür politikası oluşturulmamıştır.

Tiyatro Eğitimi’nde Yeni Bir Kurum

1974 yılında Konservatuarlar Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinden üniversitelerin bünyesine alınmıştır. 1976 yılında Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü, DTCF Tiyatro Kürsüsü’nden sonra üniversite düzeyinde tiyatro eğitimi veren ikinci önemli kurum olmuştur.

Dönem Oyun Yazarlığında Sorunlar, Tartışmalar ve Biçimsel Eğilimler

Oyun Yazarlığına İlişkin Tartışmalar

1970-80 döneminde oyun yazarlığına ilişkin tartışmaların daha çok bir “ulusal deyiş” yaratma çabası ile yazarların “mesleki” olarak niteleyebileceğimiz, tiyatro kurumları ile ilişkilerindeki sorunlara indirgenmiştir. Batı tiyatrosunun ölçütlerini ve estetiğini tanımaya ve uygulamaya çalışan oyun yazarlarımızın verdikleri ürünler, daha çok “töre ve karakter komedyası” ile “romantik” ya da “evcil dram” diyebileceğimiz türler arasında gidip gelmiştir.

Dönemin Oyun Yazarları

Dönemim oyun yazarlarından bazıları Vasıf Öngören, Melih Cevdet Anday, Murathan Mungan, Mehmet Türkan, Mehmet Akan, Taruk Buğra, Uğur Mumcu, Muzaffer İzgü, Oğuz Atay, Vedat Türkali, Ferhan Şensoy’dur.

Oyun Yazarlarının Brecht ile Tanışması

Türk oyun yazarlarının batı tiyatrosunun öncü yazarları ile tanışıp kendi geleneksel gösteri sanatlarımızdaki estetikle çağdaş tiyatro estetiğini birleştirme çabaları daha çok 60’lı yıllardan sonra başlamıştır. Bu bağlamda dünya tiyatrosunda en ilgi çeken isim olarak Bertolt Brecht ve onun tiyatrosu olarak “epik tiyatro” öne çıkmaktadır.

Oktay Arayıcı’nın Rumuz Goncagül ve Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi, Başar Sabuncu’nun Çark ve Zemberek adlı oyunları Brechtçi etkinin ışığında geleneksel tiyatronun epik öğelerle biçimlenmiş oyunlar olarak sayılabilir.

Yeni Bir Açılım: Devekuşu Kabare Tiyatrosu

Vatan Kurtaran Şaban, Bu Şehr-İstanbul ki, Astronot Niyazi, Ha Bu Diyar, Dün Bugün, Haneler, Yalan Dünya ve Aşk-u Sevda bu dönemde Haldun Taner’in öncülüğünde kurulan Devekuşu Kabare Tiyatrosu için yazılmış ve sahnelenmiş oyunlardır.

Grup Yazarlığı ve Ortak Yazım

Dönemin oyun yazarlığı açısından dikkate değer başka önemli bir özelliği de oyun yazarları ile tiyatrolar arasındaki ilişki gereği tiyatroya göre ya da belli bir dünya görüşü doğrultusunda oyunlar üretilmesidir. Bir politik bakış ışığında örgütlenen tiyatrolarda “grup yazarı” diye bir kavram gelişmiştir. Bunun yanında Haşmet Zeybek’in Alpagut Olayı, Erkan Yücel’in Deprem ve Zulüm gibi oyunlarında grup çalışması ve ortak metin oluşturma yönteminden yararlanılmıştır.

Güncel ve Toplumsal Olan’a Bağlılık

Tanzimat döneminden başlayarak 70’li yıllar boyunca, oyun yazarlığı ile güncel politika iç içe girmiştir. Dönem içerisinde ürün veren oyun yazarlarının çoğu, toplumsal olanı bireysel olana yeğlemişlerdir. 1970-80 döneminde oyun yazarı tiyatro etkinliğinin, uygulamasının da önemli bir parçası sayılmıştır.

Türk oyun yazarlığında 1970-80 dönemi, 1960’lardan başlayan geleneğin izinden giden “toplumcu” bir bakış açısının etkisinde, epik ve göstermeci yönelişlerin öne çıktığı güncel, politik ve toplumsal olanın vurgulandığı bir dönem olarak alınmalıdır.

Dönem Oyun Yazarlığında İçeriksel Eğilimler

Hızlı bir sanayileşme süreci yaşanırken, bu süreç içerisinde “işçi sınıfı”, “artık değer”, “sömürü”, “emeğin örgütlenmesi”, “hakça düzen” gibi kavramlarla da daha çok karşılaşılmaktadır. 1960’lardan başlayarak dram sanatımızda işçi ekseninde sosyalist bir bakış açısıyla yazılan oyunlarda büyük bir patlama görülmüştür. Bu tür oyunlara öncesinde ve sonrasında fazla rastlanmaması bunların bu döneme özgü olduklarını düşündürür. Başar Sabuncu’nun Çark, Zemberek, İşgal ya da Talihli Amele Mehmet Ali’nin Maceraları; Ahmet Oktay’ın Kurt Dişi; Oben Güney’in Gençlerin Suçu dönemin oyunlarındandır.

1970’li yıllarda köy, modern yaşantının nimetlerinden yoksun bir yer olarak ele alınır. Bu dönemin “köy” dekorunda gelişen oyunların çoğunda, “toprağa bağlılık” ile “kent özlemi”nin çatışkısı yoğun bir biçimde izlenir. Bu oyunlardan bazıları Turan Oflazoğlu’nun Elif Ana; Recep Bilginer’in Sarı Naciye; Vasfi Uçkan’ın Acılı Toprak ; Erdoğan Aytekin’in Ebekaya oyunlarıdır.

Tarihsel ya da mitolojik konular üzerine yazılmış oyunlar, bu dönem oyunları içinde niceliksel olarak önemli bir ağırlığa sahiptir. Bu öbekte de bir Brecht etkisinden söz edilebilir. Bu oyunlardan bazıları Turan Oflazoğlu’nun Kösem Sultan, Genç Osman; Kemal Bekir’in Düşüş; Adnan Giz’in Ömür Satan Hüsam Çelebi, Küçük Esma Sultan, Sokullu Ne Yapmalıydı, Ferhan Şensoy’un Şahları da Vururlar ; Uğur Mumcu’nun Sakıncalı Piyade; Turgut Özakman’ın Fehim Paşa Konağı’ dır.

Ele aldığımız dönem içerisinde, modern kent yaşantının getirdiği ekonomik ve toplumsal değişikliklerin aile ve insan ilişkilerine etkisi ile bu yaşantı içinde sıkışan bireyin toplumsal ve ruhsal açmazları oyun yazarlığına önemli ölçüde malzeme oluşturmuştur. Nazım Kurşunlu’nun Evler ve İnsanlar, Baba Evi; Aziz Nesin’in Gol Kralı Sait Hopsait, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Hakkımı Ver Hakkı, Zübük; Melih Cevdet Anday’ın Yarın Başka Koruda bu oyunlardan bazılarıdır.

“Ortak yazım” ve “grup yazarlığı” kavramları oyun yazarlığımız için bu dönemde ortaya çıkmış kavramlardır. Bu dönem oyun yazarlarının yakın tarihsel olayların bile üzerine korkusuzca gitmesi dönem içinde ürün veren yazarların bir ayrıcalığıdır.

Tiyatro Eleştirisi

1970’li yıllar tiyatro eleştirisinin ve tiyatro üretimi üzerine düşünsel birikimin de patladığı yıllar olmuştur. Zeynep Oral, Atilla Sav, Sevda Şener, Özdemir Nutku, Metin And gibi eleştirmenler dönemin tiyatrosunu, eleştirileri ve yönlendirmeleri ile büyük ölçüde etkilemişlerdir.