Ünite 3: Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Ruh Sağlığı

Problem ve Bozukluk Kavramlarının Tanımı ve Çocukluğun Tarihçesi

Psikolojide, problem ve bozukluk aynı anlama gelmez.

Problem: Hoşa gitmeyen, istenmeyen ya da aşılması gereken bir durumdur. Anlık da olabilir süreç de içerebilir ve daha çok bireyin dışındadır.

Bozukluk: Bireyin davranışlarında, ilişkilerinde ya da yaşamında “bir şeylerin yolunda gitmemesi” durumudur. Biyolojik ve/veya psikososyal nedeni ya da nedenleri vardır ve bireye aittir.

Psikoloji ya da psikiyatri alanında bir davranışın hastalık/bozukluk sayılmaması için gereken ve genel geçer olarak kabul edilen şartlar şöyle sıralanmaktadır.

  1. Davranış bir ihtiyacı gidermeli, yarar sağlamalıdır.
  2. Davranış içinde yaşanılan kültür normlarına uymalıdır.
  3. İçinde bulunulan ortama uygun olmalıdır.
  4. İçinde yaşanılan kültür ağırlıkla olmak üzere genel olarak anlayış gösterilebilir olmalıdır.
  5. Davranışın hem gerekliliği hem de geçerliliği olmalıdır.
  6. Davranışın hem gerçekliği hem de geçerliliği olmalıdır.
  7. Davranışın, hastalık/bozukluk olarak değerlendirilmemesi için bu özelliklerin 2/3’ünü içermesi gerekir.

Orta Çağ’da, yaklaşık olarak 5.yy. ve 13. yy. arasında, insanlar çocukluğu yaşamın farklı bir dönemi olarak görmüyorlar ve çocukların bakım ve beslenme ihtiyaçlarını dikkate almıyorlardı. Yani günümüzde kullanılan “çocuk” ve “çocukluk” kavramları bu çağda kullanılmıyordu. Çocuklar 5-7 yaşlarına kadar “bebek” olarak değerlendiriliyordu. Âdeta küçük yetişkinler gibi görüldükleri için yetişkinler gibi giydiriliyor, yetişkinlerin gittikleri hemen her mekâna götürülüyor, büyüklere yapılan şakalar onlara da yapılıyor içki içiriliyor ve büyüklerin eğlencelerinin, mahrem alanlarının içerisinde bulunduruluyorlardı.

15.yy. a sonlarına kadar bu anlayış devam etti. 16. yy’a gelindiğinde ise çocuklar yetişkinden farklı bireyler olarak görülmeye başlandı. 16.yy.- 18. yy. ları arasında çocukların eğitimlerine ilişkin tam bir devrim yaşandı; üniversiteler kuruldu, çocukluk dönemi ve gelişimi bilimsel olarak ele alınmaya başlandı. Çocuklar için kitaplar yazıldı, sütannelik sona erdirildi, çocukların öz bakım becerileriyle ilgili anne babalara eğitimler verilmeye başlandı. Çocukların giysileri, oyunları, şakaları, müzikleri ve oyuncakları yetişkinlerinkinden farklı olmaya başladı. 20.yy. a gelindiğinde ise bilimsel temelli araştırmalara ve geliştirilen kuramlara dayalı olarak, çocukları olumsuz koşullardan ve kötü alışkanlıklardan korumak ön planda yer almaya başladı. Bu bağlamda yasalar çıkarıldı.

Çocuklarda Duygusal Problemler ve Bozukluklar

Çocuklarda görülen duygusal problemler ve bozukluklar konusuna, çocuğun sürekli ve hızlı bir biçimde gelişen ve değişen bir birey olduğu hatırda tutularak yetişkinlerden farklı yaklaşılır.

Çocukluk dönemine ilişkin gelişimsel alanlar;

a) Psikomotor (ince ve kaba) Gelişim,
b) Bilişsel Gelişim,
c) Zihinsel Gelişim,
d) Özbakım ve Sosyal Becerilerle İlgili Gelişim ve
e) Heyecansal Gelişim olarak sıralanır.

Konumuzla ilişkili olarak Heyecansal Gelişim ise şu doğrultuda gerçekleşir:

a) Bağımlılıktan bağımsızlığa
b) Bencil davranıştan iş birliğine
c) Tutarsızlıktan tutarlılığa
d) Ölçüsüz duygusal tepkilerden dengeli tepkilere
e) Dürtü ve eğilimlerin denetimsizliğinden dizginlenmesine
f) Sınırsızca ve sadece oyun oynamaktan öğrenmeye ve yaratıcılığa
g) Anne-baba ve/veya kardeş ilişkisinden toplumsal ilişkilere

Dolayısıyla çocuklarda görülen duygusal ve davranışsal problemler bu gelişim aşamalarından bağımsız da değerlendirilemez.

Yaş ve gelişimsel özelliklerin yanı sıra çocuklarda görülen davranış bozukluklarının aynı zamanda sağlıksız ve olumsuz anne-baba tutumları, farklı bakım veren kişilerle büyütülme, ailede anne-baba arasındaki sorunlara sıklıkla tanık olma veya çocukluk döneminde travma yaratan bir yaşantının yaşanmış olması ile de doğrudan ilişkili olabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.

Çocuklarda görülen Duygusal ve Davranışsal Bozukluklar konusuna gelince; burada bozukluk kavramı daha belirgin özelliklere dayanır. Duygusal ve Davranışsal Bozukluklar alanındaki uzmanlara göre çocuklardaki duygu durumunu ya da davranışları bozukluk olarak değerlendirmede üç ölçüt önemlidir.

  1. Süre
  2. Yoğunluk
  3. Sıklık

Çocukluk dönemi bozuklukları genellikle şu şekilde sınıflandırılırlar:

a) Biyolojik nedenlere bağlı bozukluklar
b) Psikolojik nedenlere bağlı bozukluklar
c) Sosyal nedenlere bağlı bozukluklar

Ancak son yıllarda bunların birbirinden kesin çizgilerle ayrılamayacağını çünkü bozukluklarda bu etmenlerin çoğu kez bir arada görüldüğü düşüncesi yani “çoklu etmen görüşü” ağırlık kazanmaya başlamıştır.

Erken Bebeklik Otizmi (Early Infantile Autism)

Otizim, bireyin dış dünyanın gerçeklerinden uzaklaşıp kendine özgü gerçekler dünyasına sahip olması durumudur. Otistik birey etrafındaki kişi ve olaylara ilgisiz bir görünümdedir. Sanki onlar onun için yok gibidir. Özellikle insanlarla bir ilişki kurmaz, olayların içinde de olmaz. Hiç umulmayan cansız bir nesne ile hiç alışık olunmayan bir şekilde ve uzun bir süre ilgilenebilir. Otistik birey genellikle insanlarla göz iletişime kurmaz, eşyalarının yerinin değişmesine aşırı tepki gösterir, anlamsız ve duruma uygun olmayan ağlama, öfke veya gülme, bazen kendini ısırma, kafasını duvara vurma gibi davranışlar gösterirler. Sıklıkla yineleyici (stereotipik) davranışlar gösterirler (iki şey arasında gidip gelme, aynı noktaya defalarca tükürme, kendi etrafında dönme, bir tabağı ya da madeni parayı saatlerce döndürme gibi). Müziğe aşırı ilgileri vardır, seçicidirler ve beğendikleri bir parçayı saatlerce dinleyebilirler. Bununla birlikte bazı seslere aşırı tepki verirler Ayrıca hafızaları çok kuvvetlidir.

Çocukluk Depresyonları

Bebek ya da çocuğa bakım veren kişinin kısa süreli ya da uzun süreli ayrılıkları bebek ya da çocuklarda “ayrılık bunaltısı (seperation anxiety)” adı verilen bir duyguya neden olur. İşte bu ayrılıkların uzun süreli olması bebek ya da çocuklarda önemli gelişme kusurlarının (iştahsızlık, kilo kaybı, solunum bozuklukları, uyku bozuklukları, mide ve barsak bozuklukları vb.) ve ruhsal bozuklukların (öfke davranışları uzun süren ağlamalar, ağlamaların yerini alan donuk ve boş bakma hâlleri, ilgisizlik, yetersiz duygulanım, vb.) ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.

Kaygı Bozuklukları

Özgül (Spesifik) Fobi

Özgün fobi, belirli bir nesne veya durumun varlığıyla ilintili ısrarlı ve mantıksız korku olarak tanımlanmaktadır. Örneğin iğneden korkmak, kan görmekten korkmak, belli hayvanlardan korkmak gibi… Özgül fobiler genellikle tek başlarına bir semptom (belirti) ile kendilerini göstermezler; diğer kaygı bozukluklarıyla, depresif bozukluklarla veya yıkıcı davranış bozukluklarıyla birlikte görülürler. Ayrılık anksiyetesi ise özgül fobiye en fazla eşlik eden rahatsızlıktır.

Ayrılma Anksiyetesi (Kaygısı)

Ayrılık anksiyetesi bozukluğu, çocuğun evden veya bağlandığı nesnelerden ayrı kalmayla ilgili kaygı, korku, endişe duyma, huzursuz olma hâlidir. Ayrılık anksiyetesine genellikle özgül fobi bozukluğu ve depresyon, nadiren de obsesif-kompulsif bozukluk eşlik eder.

Sosyal Kaygı (Sosyal Fobi/ İçe Kapanma/Çekingenlik)

İçe kapanma ya da çekingenlik temelde bir duygusal problem olarak ele alınsa da aynı zamanda bir davranış problemidir. Bazen de başka bir bozukluğa eşlik eder.

Örneğin zekâ geriliği, özgül öğrenme bozukluğu ya da doğuştan engelli olması nedeniyle akran grubuna ve akran grubu etkinliklerine uyum sağlayamayan, eğitim-öğretim ortamlarında geride kalan bir çocukta genellikle ilk olarak bir yetersizlik duygusu oluşacaktır. Yetersizlik duygusunun süreçte daha sık ve yoğun yaşanması nedeniyle büyük bir olasılıkla çocukta başarması gereken davranışları gösterememe düşüncesi pekişmeye başlar ve bu duygu öz güven eksikliğine dönüşür. Bu duygu da yine bir süre sonra büyük olasılıkla kendine kızgınlık, çevreye kızgınlık ve çaresizlik duygularıyla bir bütün olarak, içe kapanma/çekingenlik ve mızmızlık davranışlarıyla bazen de agresif davranışlarla kendini gösterecektir. Çocuklukta anılan bir kaygı bozukluğu olmakla birlikte en yaygın biçimde ergenlik döneminin ortalarında görülür.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

TSSB yaşamış çocuklarda sıklıkla çekingenlik ya da tam tersine yıkıcılık, bellek bozuklukları, duyarsızlaşma, aşırı uyarılma (ani ve yüksek tepki verme), uyku bozukluğu, konsantrasyon güçlüğü, hiperaktivite, somatik şikâyetler (mide ve baş ağrısı gibi) ve yalnız kalmayı tercih etme davranışları görülür. Ancak sıklıkla eşlik eden bozukluğun majör depresyon olduğu ifade edilmektedir.

Çocuklarda Davranışsal Problemler ve Bozukluklar

Davranışsal problemlerin ve bozuklukların temelinde aslında çocuğun dış dünyaya uyum sağlama konusunda yaşadığı güçlükler vardır. Bu bağlamda problem ya da bozukluğa uyum problemleri ya da uyum bozuklukları demek hatalı olmayacaktır.

Enürezis (İstem Dışı Altını Islatma)

Çocuklar üç-beş yaşları arasında idrarlarını kontrol edebilecek düzeyde biyolojik bir olgunluğa erişirler. Ancak bu başlardan sonra eğer ayda en az iki kez gece yatağını gündüz ise iç çamaşırını ıslatıyor ise ve bu davranış bir bozukluk olarak değerlendirilir. Davranışın temelinde biyolojik bir neden yok ise davranış psikolojik açıdan bir bozukluk demektir. Bazen bu bozukluk dışkı kaçırma (enkoprezis), kekemelik, uykuda diş gıcırdatma ya da kâbus görme ve tikler ile birlikte görülebilir. Böyle bir durumda bozukluk daha da önemli boyutlarda demektir.

Enkoprezis

Çocuğun kakasını tutma ve bırakma işlevini kontrol edebileceği yaşa gelmiş olmasına rağmen, istemli ya da istem dışı olarak kakasını uygun olmayan yerlere bırakması şeklinde görülen bir bozukluktur. Dört yaşından sonra görülüyor ise bu bozukluk düşünülür. Enürezis bozukluğunda söz konusu olan nedenler bu bozukluk için de aynen geçerlidir.

Kekemelik

Ses, hece ve sözcüklerin tekrarı, uzatılması ya da konuşmanın akışını kesen duraklamalar şeklinde görülen konuşma bozukluğudur. Bazı çocuklarda belli harflerle başlayan hecelerde, bazı çocuklarda belli kelimelerde, bazılarında ise neredeyse her kelimede takılmalar görülür.

Tik Bozuklukları

Herhangi bir kas grubunda, tekrarlanan istem dışı hareketler bozukluğudur. En fazla yüz kaslarında görülür. Göz kırpma, kaşları kaldırma, burun oynatma, ağız oynatma, baş oynatma, omuz kaldırma, burun çekme, gırtlak temizlemeye benzer ses çıkarma tikler en sık görülenlerdir.

Yıkıcı Davranış Bozuklukları

Yıkıcı davranış bozuklukları iki alt başlık altında ele alınmaktadır.

DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktif Bozukluk)

DEHB, yedi yaşından önce başlayan ve çocukluk döneminde en yaygın görülen nörobiyolojik bir bozukluktur. Dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve ataklık (impulsivity) bu bozukluğun değişmez üçlüsüdür. Ancak her çocukta aynı yoğunlukta görülmez. Bazı çocuklarda aşırı hareketlilik görülürken dikkat dağınıklığı görülmezken, bazı çocuklarda ise dikkat dağınıklığı ve ataklık bir arada görülürken aşırı hareketlilik gözlenmez.

DEHB üç ayrı türden oluşur.

a. Dikkat eksikliğinin baskın olduğu tür
b. Hiperaktivitenin/dürtüselliğin baskın olduğu tür
c. Her iki özelliğin de görüldüğü karışık tür

Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu (KOKGB)

Genel olarak yaptırımlara karşı gelme, ani öfke patlamaları, yapılan davranışların yanlış ya da hatalı olduğunu kabul etmeme, reddetme, otorite konumundaki kişilerle sık sık tartışmaya girme, olumlu ya da olumsuz birçok şeye kolayca kızma, alınganlık gösterme ve huysuzluk davranışlarının olduğu davranış bozukluğudur. Genellikle DEHB’i olan çocukların üçte birinde görülür.

Yalan Söyleme

Hem bir uyum ve hem de davranış bozukluğudur. Çocuklar gerçeği algılamaya başladığı dönemlerde (genellikle yedi yaşından sonra) bazen yetişkinlerin sorgulamalarından, cezalandırmalarından kaçınmak için gerçeği olduğu gibi ifade etmeyebilir, bazen psikolojik tatmin sağlamak amacıyla yalan sayılabilecek konuşmaları olabilir, bazen de kendince kurnazlık yaparak ebeveynlerinin herhangi bir durumda nasıl davranabileceklerini kestirebilmek amacıyla bir durum sanki gerçekmiş gibi anlatımda bulunabilirler.

Çalma/İzinsiz Alma

Çocuklarda gelişimsel bakımdan sekiz yaşından önce mülkiyet duygusu tam olarak gelişmez. Dolayısıyla çocuklar bu yaşlardan önce birine ait bir şeyi almanın bir çalma anlamına geldiğini bilmezler. Bu nedenledir ki çocuklara bu tür davranışlar gösterdiklerinde, davranış bozukluğu bağlamında “çalma” tanısı sekiz yaşlarından önce konulmaz. Eğer bu yaşlardan sonra bu tür davranışlar ortaya konuluyorsa işte o zaman problem ya da bozukluk düzeyinde bir psikolojik ya da nörolojik sorunla karşı karşıya olunduğu düşünülmelidir.

Yemek Yeme Problemi

Bebek ya da çocuklarda tıbbi bir sorun yoksa anne babalar tarafından hatta bu konuyla ilgili bir meslek unvanına sahip olan kişiler tarafından “Çocuklarda Yemek Yeme Problemi” olarak ifade edilen bu problem, yapılan bütün çalışmalar göstermiştir ki çocuklara ait değildir, annebabalara aittir.

Ergenlerde Ruhsal Problemler ve Bozukluklar

Ergenlik dönemindeki gerek duygusal gerekse davranışsal problem ve bozukluklar hem ergenlik dönemi özellikleriyle birlikte hem de ergenlik dönemi özelliklerinden bağımsız olarak ele alınır.

Ergenlik dönemi üç alt dönemde ele alınmaktadır.

a. İlk Ergenlik (Erinlik, Ergenlik öncesi, püberte) dönem (kızlarda 11-14, erkeklerde 13-15 yaş arası dönem)
b. Orta Ergenlik (Kızlarda 14-16 yaş, erkeklerde 15- 17 yaş arası dönem)
c. Son Ergenlik (Kızlarda 16-21 yaş, erkeklerde, 17- 21 yaş arası dönem)

Depresyon (Çökkünlük)

Derin üzüntülü, bunaltılı bir duygu durum ile birlikte düşünce, konuşma, devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile belirli bir sendrom olarak tanımlanır.

Anksiyete Bozuklukları

Anksiyete bozukluklarda genellikle biyolojik ve psiko sosyal ve kültürel nedenleri vardır. Gerçeklik duygusunda değişme, algı bozuklukları, dikkat dağınıklığı, kontrolü kaybetme endişesi gibi bilişsel belirtiler söz konusudur. Ayrıca bireye göre anksiyete yaratan durumlardan kaçınma ya da donup kalma, uyku düzensizliği gibi davranışsal belirtiler; terleme, boğulacak gibi olma, nefes alamama, el ayak titremesi, çarpıntı, kusma, bulantı, sık idrara çıkma gibi fizyolojik belirtiler de eşlik eder.

Yeme Bozuklukları

Ergenlikte sıkça görülen iki tür yeme bozukluğu vardır; anoreksiya ve bulimia.

Anoreksiya zayıf görünmek için aç kalma davranışıdır. Ergenlikte, ergen başkaları tarafından özellikle fiziksel olarak beğenilmeye önem verdiğinden beğenilen ve popüler olan fiziksel ölçülere sahip olabilmek adına aç kalmayı tercih eder. Ancak anoreksiya nevroza olarak anılan bu yeme bozukluğu ölüme bile yol açabilecek boyutta önemli bir bozukluktur.

Bulimia nevroza ise sürekli olarak yemek yeme ve daha sonra yediklerini (bilinçli şekilde) kusma davranışıdır.

Madde Kötüye Kullanımı

Tütün, alkol, uyarıcı ya da uyuşturucu tarzdaki herhangi bir maddenin tıbbi tedavi amaçları dışındaki kullanımına maddenin kötüye kullanımı, artan miktarlarda kullanımı ise bağımlılık olarak tanımlanmıştır.

Akran Zorbalığı

Akran zorbalığı, aralarında fiziksel ya da psikolojik açıdan güç eşitsizliği olan birey ya da bireylerden güçlünün, karşı tarafa bilerek ve isteyerek sistemli bir biçimde uyguladığı, aynı gruplar arasında tekrarlılık gösteren, kurbanda korku veya endişe yaratmayı amaçlayan fiziksel, sözel, psikolojik saldırı veya yıldırmayı içeren olumsuz davranışlar olarak tanımlanmaktadır.

Siber/Sanal Zorbalık

Siber (ya da sanal) zorbalık, bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak bir birey ya da grup tarafından diğerlerine zarar vermek amacıyla yapılan kasıtlı ve düşmanca davranış içeren bir zorbalık türü olarak tanımlanmaktadır.