Ünite 8: Çevrecilik ve Çevre Hareketleri

Giriş

İklim değişikliği, ozon tabakasının incelmesi, canlı türlerinin yok olması, doğal yaşam alanlarının (habitat) bozulması, su kıtlığı, kuraklık ve çölleşme yeryüzünün dengesini ve sakinleri olan insanların yaşamını tehdit etmektedir. Sanayi Devrimiyle başlayan ekonomik etkinliğin küreselleşmesiyle yeryüzünün her köşesine yayılan kirlilik ve bozulma toplumsal tepkiyi de beraberinde getirmiştir. Yerel, bölgesel, küresel çevre sorunlarına karşı yükselen toplumsal hareketler günümüz dünyasının en önemli toplumsal olgularından biri olup çevrecilik, endüstrileşmiş ya da gelişme yolundaki tüm toplumlarda geniş bir toplumsal tabana yayılmıştır. Castells’in “çağımızın en kapsamlı ve etkili hareketi” olarak nitelediği çevrecilik, ortaya çıktığı günden bu yana belirgin değişimler de geçirmiştir, çevresel sorunları küresel düzeyde ele almaya başlamıştır.

Yaşam Biçimi, Sosyal Hareket ve İdeoloji Olarak Çevrecilik

Çevre hareketi başta endüstrileşmiş Kuzey ülkeleri olmak üzere dünya çapında önemli bir toplumsal güç hâline gelmiştir. Çevrecilik bir dünya görüşü, yaşam biçimi ya da bireysel kimlik olarak yaygın bir desteğe kavuşmuştur. Ancak çevreciliğe bağlılığın biçimi ve yoğunluk derecesi değişebilmektedir. Genel olarak çevrecilik biçiminde ifade edilen toplumsal duruş içinde de siyasal yönelimler açısından önemli ayrımlar vardı. Çevrecilik çok çeşitli felsefi ve siyasal düşüncelerden beslenen; farklı sorun öncelikleri, değer ve ilkelerden hareketle toplumsal dönüşümün yönü konusunda farklı önerileri ve stratejileri olan grupları içermektedir. Çevrecilik, ekolojizm ve yeşil politika çevre sorunlarının kökenlerine ilişkin tanıları ve önerdikleri çözüm yolları açısından birbirlerinden ayrılmaktadır. En önemli ayrışma çevre ve ekoloji kavramlarının yüklendiği siyasal ve toplumsal anlamdan kaynaklanmaktadır. Çevrecilik (environmentalism) ve ekolojizm (ecologism) farklı düşünsel yönelimleri temsil etmektedir. Dobson’a göre çevrecilik, “Çevre sorunlarının şimdiki üretim ve tüketim kalıplarımızda esaslı değişikliğe gitmeden çözülebileceğini savunan yönetsel bir yaklaşımdır. Ekolojizm ise, “Sürdürülebilir ve tatmin edici bir varoluşun insan-olmayan doğal dünya ile ilişkilerimizde ve toplumsal ve siyasal yaşamda köktenci değişiklikler gerektirir”. Bu çerçevede, çevrecilere göre örneğin hava kirliliği ve asit yağışları sorunu termik santrallerin bacalarına takılacak filtrelerle, petrol gibi fosil yakıtların kullanımından kaynaklanan iklim değişikliği araçların yakma sistemlerinin iyileştirilmesiyle çözülebilir.

Çevre Sosyal Hareketleri

Çevre hareketleri yaşadıkları yerde baraj yapımına, maden işletmeciliğine, kirletici tesis kurulmasına karşı mücadele veren gruplardan, nükleer enerjiye ya da GDO’lu (genetiği değiştirilmiş organizmalara) ürünlere karşı çıkan gruplara, iklim değişikliğine karşı hakça ve etkin önlemler alınmasını ya da doğal alanların korunmasını talep eden gruplara kadar, geniş bir toplumsal örgütlenme alanını kapsamaktadır. Çevre hareketleri, talepleri açısından da farklılaşmaktadır. Çevre sorunlarına karşı yasal, yönetsel, kurumsal düzenlemeler yapılması, kirliliğin önlenmesi için işletmelere filtre ya da arıtma sistemi kurulması, bir doğal alanın koruma statüsüne kavuşturulması gibi var olan yapı içinde iyileştirmeye gidilmesini isteyen “düzeltimci” (reformcu) gruplar yanında, var olan düzenin ekolojik ilkeler doğrultusunda topyekün değiştirilmesini savunan köktenci gruplar da bulunmaktadır. Doherty çevre hareketlerinin sergilemesi beklenen özellikleri şöyle sıralamaktadır:

  • Bilinçli olarak paylaşılan ortak kimliğe sahip olmak.
  • Protestoyu eylem biçimlerinden biri olarak kullanmak ve en azından kısmen yerleşik siyasal kurumlar dışında faaliyet göstermek.
  • Enformel etkileşim ağı niteliği taşımak.
  • Egemen iktidar biçimlerine meydan okumak ve onları reddetmek.

Çevre Hareketlerinin Tarihi

Çevreciliğin tarihi küresel çevresel değişimin tarihiyle iç içe geçmiştir. Çevre amaçlı toplumsal örgütlenme ve hareketlerin iki tarihsel aşamada geliştiği söylenebilir.

Birinci Dalga-Doğa Korumacılık: Doğayı koruma amaçlı ilk toplumsal hareket ve örgütlerin ortaya çıktığı

  1. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl ortalarına kadarki dönem birinci dalga olarak adlandırılır. Birinci Dalga çevre hareketinin belirleyici özelliği doğal yaşam alanlarının (habitat), yaban yaşamının, başta kuşlar olmak üzere yaban hayvanlarının, yaşlı ormanların korunması amacına dönük olmasıdır.

İkinci Dalga-Ekoloji Hareketi: Bu hareketin yeşil hareket ya da ekoloji hareketi olarak adlandırılması daha uygundur. İkinci Dalga çevre hareketi 1960’ların sonunda başta Avrupa ve Amerika olmak üzere tüm dünyada yükselişe geçen ve yerleşik düzene meydan okuyan öğrenci hareketleri, savaş ve nükleer silahlanma karşıtı hareketlerle yakından ilişkilidir.

Çevresel Adalet Hareketi: Eşitsizlik ekoloji hareketinin başlıca sorunsallarından biri olmakla birlikte, çevresel adalet ayrı bir söylem ve hareket olarak 1980’lerde ortaya çıkmıştır. Çevresel kirlilik ve bozulmanın yükü farklı toplumsal kesimler tarafından eşitsiz biçimde paylaşılmaktadır. Dolayısıyla, toplumların ürettiği varsıllık gibi yol açtığı çevresel sorunlar da toplumsal kesimler arasında dengeli dağılmamaktadır.

Bin Yıl Dönemecinde Çevresel Aktivizmin Yer(küres)elleşmesi: gündemdeki sorunlar ve etkinlik ölçeğinde yerelleşmenin ve küreselleşmenin bir arada olması 1990’lı yıllarda bir dönüm noktası olmuştur. Yalnızca yerel hareketler değil küresel hareketler de önem kazanmıştır ve ulus ötesi hareketler görülmeye başlanmıştır.

Çevre Hareketi: Değerler ve Eylem Biçimleri

Çevre hareketlerinde ele alınan sorunlar, eylemler ve söylemler farklı olsa da ortak hareket edebilmek için bazı değerlerin paylaşılması söz konusu olmuştur.

Değerler: Ortak hareket edebilmeyi sağlayan değerler şu ilkelerle belirlenmiştir:

  • Çevre-merkezcilik
  • Eşitlik ve hakkaniyet
  • Yerellik
  • Şiddet karşıtlığı
  • Yeryüzünün sınırlarına saygı
  • İnsan için bilim ve teknoloji

Eylem Biçimleri: Çevresel hareketin içinde bulunanlar, etkinlikleri toplumun algı ve değer yapısına göre yaparken, siyasal ve ekonomik gücü elinde tutanları da hedef alır. Devletin tutumu ve ekonomik işleyiş değiştirilmeye çalışılır. Della Porta ve Diani protesto eylemlerinin dayandırıldığı yaklaşımları şöyle sınıflandırır: Sayılar mantığı, zarar mantığı ve tanık olmadır. Çevre örgütleri sadece protesto eylemleri yapmaz, geleneksel etkinliklerde de bulunur. Bunlar özellikle bilgi üretme, yayın yapma, konferanslar verme, eğitim ve bilgilendirme toplantıları yapma şeklinde gerçekleşmektedir.

Çevre Hareketinin Bileşenleri

Castells, çevrecilik hareketi içindeki çeşitlilikten dolayı, çevreciliğin yerel, çok-biçimli, ağ-yönelimli ve yaygın bir yeni sosyal hareket olma kimliği kazandığını söylemiştir. Castells çevreyle ilgili ortak eylemlerin neredeyse tümüne taban oluşturan konu ve sorunlara bakarak yaptığı sınıflandırmada çevre hareketini beş gruba ayırmaktadır:

  1. Doğanın korunması,
  2. Kendi alanını savunma,
  3. Karşı kültür, derin ekoloji,
  4. Gezegeni kurtarma,
  5. Yeşil politika.

Kitlesel Çevre Örgütleri: Çevre hareketi içinde görünürlüğü en yüksek olan bu grupların çoğu bir sosyal hareketin kurumsallaşması sonucunda ortaya çıkmamış, aksine az sayıda kişinin kurduğu örgütler üye sayılarının artmasıyla sonradan kitleselleşmiştir.

Doğruda Eylem Grupları: Çevre hareketlerinin en radikal olanıdır. Derin ekoloji düşüncesinden olan Earth First! En aktif doğruda eylem gruplarındandır. Her türlü kurumsallaşmaya karşıdırlar ve hiyerarşik olmayan bir şekilde örgütlenirler.

Yerel Çevre Hareketleri: Çevresel mücadelenin en yaygın ve dirençli katmanıdır. Toplumun tabanına yayılarak hareket edildiğinden en aktif eylemler burada görülür.

Yeşil Partiler: Gelip geçici bir siyasal olgu olarak görülüp özellikle Avrupa’da siyasal yaşamın ayrılmaz aktörleri haline gelmiştir.

Batı Dışı Dünyada Çevrecilik

Çevre hareketlerinin görünürlük ve yaygınlığı önce batı Avrupa ve Amerika’da olduysa da dünyanın öteki taraflarında da eş zamanlı eylemler görülmüştür.

Avrupa’nın Güneyinde ve Doğusunda Çevrecilik: Avrupa’nın Güneyinde çevresel toplumsal hareketlerin zayıf olduğu düşünülse de yapılan araştırmalar bun durumun tersini göstermiştir. Demokrasiye geçişin ardından özellikle İspanya, Portekiz ve Yunanistan’da hem yerel topluluk hareketleri hem de kurumsal çevre hareketlerinin eylemlerine rastlanılmıştır.

Avrupa’nın Doğusunda çevre hareketleri komünist rejimlerin çöküşünde oynadıkları merkezî rol açısından önemli sosyal-siyasal aktörler olmuşlardır. Ancak liberal ekonomiye ve demokratik rejime geçilmesinin ardından çevre aktivizmi sönümlenmiştir.

Küresel Güneyde Çevre Hareketleri-Yoksulların Çevreciliği: Dünyadaki “eşitsiz ekolojik değişim ilişkileri”nin ürettiği yoksullaşma, doğal kaynakların kuşatılması nedeniyle kaynakların paylaşımından dışlanma, ekolojik bozulma ve kirlilik yükünün adaletsiz dağılımı dünyanın pek çok yerinde ekolojik ve ekonomik motiflerin iç içe geçtiği yerel direniş hareketlerini doğurmuştur. Bu anlamda, yoksul ülkelerdeki toplumsal çevre hareketlerinin, ekolojik paylaşım çatışmaları temelinde geliştiği söylenebilir.

Çevre Hareketinde Kurumsallaşma

Çevre hareketlerinin 1970’li ve 80’li yıllardaki ekonomik ve siyasal düzen karşıtı eleştirel kimliğini ve dilini yitirerek sisteme uyum sağlaması eleştirilmiştir. Sistemi değiştirme amacının yerini düzenin içinde bulunup düzeltme anlayışı almıştır. Carter, anaakım çevre hareketinin, düzeltimi devrime yeğlediğini söylemiştir. Kurumsallaşma, hareketin radikal tavrının yok olmasının başlıca sorumlusu olarak görülmektedir. Kurumsallaşmanın yaygınlaşmasıyla radikalliğin yitirilmesinden endişe duyulmakla birlikte, radikallikten topyekûn bir kopmanın olmadığı da görülmektedir. Bazı hareket örgütleri kurumsallaşırken, ortaya çıkan yeni hareketler radikal damarı canlı tutmaktadır. Ayrıca, kurumsallaşma çevre örgütlerinin etkilerinin azaldığı anlamına da gelmemektedir.

Çevre Hareketinin Etkisi-Ekolojik Topluma Doğru

Ekolojik düşünce ve hareket 1970’lerden bu yana toplumsal, siyasal, ekonomik yapı, kurumlar ve işleyiş üzerinde önemli etkiler yaratmıştır. Hareketin bu etkiye ulaşmasında Castells’in “insanların düşüncelerini değiştirme, sermayeyi ehlileştirme, devletin desteğini alma, medyayı kendi yanına çekme” yolundaki etkinliklerinin büyük rolü olmuştur. Bu etkiler dört grupta toplanabilir:

  • Süreçle ilgili
  • Özsel
  • Yapısal
  • Duyarlılaştırma

Çevre hareketi bunların bazılarında başarılı iken, bazılarında başarısı sınırlı kalmıştır. Çevre konusundaki duyarlılık, bilinç ve bilginin yükseltilmesi en etkili olduğu alanlardandır.

Türkiye’de Çevrecilik ve Çevre Hareketleri

Türkiye’de çevrecilik, dünyadaki çevre hareketlerinin eylemlerinin görülmeye başlandığı döneme denk gelir. 1970’lerde yavaş da olsa oluşmaya başlamış, 1980’lerin ortalarından başlayıp 1990’ların sonlarında yükselmiştir. Sanayileşme ile artan gereksinimleri karşılayabilmek için yapılan enerji yatırımları sonucunda ekolojik yapının olumsuz etkilenmesi bu konudaki bilincin artmasına, duyarlılık gösterilmesine neden olmuştur. Çevreye verilen zarar, toplumsal bir sorun olarak görülmeye başlanmıştır. Bu konuda bilinç artmasına rağmen Türkiye’de çevreyle ilgili toplumsal örgütlenmelere katılım dünya genelinin gerisinde kalmıştır. Türkiye’de çevreci hareketin gelişimi genel hatlarıyla dört dönemde incelenebilir:

  • Çevreci uyanış dönemi: 1980 öncesi.
  • Ekolojik hareketler dönemi: 1980-1990’ların ortaları.
  • Çevreciliğin kurumsallaşması: 1990’ların ikinci yarısı.
  • Yer(küres)elleşme: 2000’li yıllar.

Sonuç: Küresel Çevre Hareketine Doğru

Çevrecilik son yarım yüzyıla damgasını vurmuş bir sosyal hareket olarak dünyanın her tarafında önem verilen bir toplumsal olgu olmuştur. Ekolojik bozulma ve eşitsizliklerin artması ve küreselleşmesi, çevre hareketinin “hareketlerin hareketi” olarak nitelenen küresel adalet hareketi içinde ön planda olmasını ön plana çıkarmıştır. Yerelle küreseli birleştiren bir harekettir.