Ünite 4: Çeviriyazı

Çeviriyazı Nedir?

Evvelce farklı bir alfabeyle kaleme alınan metinleri, kullanılmakta olan alfabeye aktarma işine çeviriyazı (transkripsiyon), bu uygulamada kullanılan alfabeye ise çeviriyazı alfabesi denilmektedir. Alfabeler arasında farklar olması münasebetiyle, kullanılacak çeviri alfabesinde bazı farklı işaretlere yer verilmesi zorunlu olmaktadır. Ancak asıl önemli olan bu çevirinin dayandığı anlayışların ve amaçların önceden belirlenmesidir. Çeşitli anlayış ve amaçlara göre bu çeviri işlemi de çeşitlenir. Arap asıllı eski Türk alfabesiyle yazılmış metinlerde seslerin ve bunların dilin iç sistemindeki işleyişlerinin değerleri üzerine tam ve doyurucu sonuçlar elde edilemediğinden, bu güne kadar yapılagelmiş yazı çevirimleri, bir ölçüde ses işaretleri olan harfleri birebir aktarma ile bağdaştırılmış karışık bir sistem olmuştur.

  • Dil, Sesler ve Yazı
    Dil, bir toplumun bireylerinin beyinlerindeki ortak görüntüler sistemine ve bu anlamda var ettikleri ürüne denilmektedir. Bu sistemin kurucu birimleri seslerdir. Yazı ise bir araçtır; konuşma dilinde zincirlenen her ses birimini işitme organımızca algılanan değeriyle görme organımızca algılanmak üzere aktarmaya yarar. Bir başka deyişle, yazının varlık nedeni dili göstermektir. Dilleri genellikle yalnız yazı aracılığıyla tanırız.
  • Dilde Değişim Karşısında Yazı
    Dil yaşayan bir varlık gibi sürekli olarak değişir. Bu değişimde yazının da etkisi bulunur, ama yazının olmaması hiçbir zaman dilde değişmeye yol açmaz. Yazı buyurgan ve bağlayıcı vasfıyla dili etkiler. Buna daha çok yazılı metinlerin önemli bir yer tuttuğu, zengin bir edebiyatın gelişip yayıldığı dillerde rastlanır. Bu gibi dillerde gözle algılanan görüntü, söyleyişi yönlendirir ve bunun sonucunda ortaya yanlış söyleyişler çıkar. Dil açısından bu, tersine bir işleyiştir ve hiç de sağlıklı bir durum değildir. Bir alfabe dilin seslerini hiçbir karışıklığa yol açmadan gösterebilmelidir. Başka bir dilden alınmamış, yani daha önce kullanılmış olmaktan doğan tutarsızlık ve kusurları bulunmayan bir alfabe başlangıçta dilin seslerini en uygun biçimde yansıtabilecektir. Ne var ki yazıyla söyleyiş arasındaki uyum kısa sürede bozulacağı için, onun da yine tutarsızlık ve kusurlara bürünmesi kaçınılmazdır. Dilin durmadan gelişme meyline karşın alfabe ve yazı olduğu gibi kalma eğilimindedir. Böylece harf dediğimiz biçimler giderek göstermesi gereken seslerin karşılığı olmaktan çıkar. Bir dönemde sesleriyle uyuşumlu olan bir yazma biçimi bir sonraki dönemde uyuşumsuz duruma gelir, bu yüzden değişikliği yansıtabilmesi amacıyla değiştirilir. Yani eskimek ve değiştirilmeye boyun eğmek yazının değişmez kaderidir. Bir dilin tarihinde değişme basamaklarının ancak birinde görülen denklik ve uyuşum sonraki basamakta görülmez; çünkü gelişme süreğen, yazım ise durağandır. Sonuç olarak uyuşmazlık hep sürer gider. Şayet alfabe diğer bir dilden alınmışsa, iki dil arasında bulunması normal olan farklılıklar nedeniyle, yazı sisteminin imkanları yeni işleyişinde uyum güçlüğü çeker. Arap asıllı eski Türk alfabesinde bu bağlamda önemli sıkıntılar yaşanmıştır. Özet olarak ifade edersek, “yazı, dilin bedenine göre biçilip dikilmiş bir elbise değil, üzerine çekilmiş bir örtüdür”. Osmanlı devri Türkçesinde olduğu gibi, bu örtü kimi zaman dil yapısını büsbütün kaplar ve onun gerçek görüntüsünü saklar hale gelir.
  • Alfabe İle Ses Sisteminin İlişkisi
    Hangi alfabe kullanılmış olursa olsun, yazı işaretleri yine de dilin ses sistemini gösteren araçlar olduğuna göre, bir dilin eski devrindeki durumunu ortaya koyabilmek için yapılması gereken iş, görüntüyü yansıtan bu araçların sistemle ne ölçüde uyuştuğunu tespit etmektir. Demek oluyor ki, mühim olan Osmanlı Türkçesi alfabesinin ve yazımının Türkçenin ses sistemini göstermekteki durumunu doğru değerlendirmeye çalışmaktır. Her dil birbirine göre iyice farklılaşmış belli sayıda ses birimi kullanır. Dilin belli bir devri üzerindeki incelemelerde bu birimlerin ortaya çıkarılması öncelikli iştir. Diğer yandan Osmanlı Türkçesi döneminde olduğu gibi, yabancı dillerden alınmış kelimelerin seslendirilmesinde dilin kendi sesleri yanında bu kelimelerdeki yabansı seslere ne ölçüde yer verildiğini belirlemek, bunların dilin kendi ses sistemine alınıp alınmadığını ya da ne ölçüde alındığını ortaya koymak ihmal edilemez bir durumdur. Eski yazımın başlangıçtan beri benimsediği ana kural, alıntı kelimelerin yazımlarının değiştirilmemesiydi. Bu düşünceye göre yazım bilmek, Arapça ve Farsça kelimeleri doğru yazmayı bilmek demekti. Böyle olunca dile girdikleri andan itibaren genel konuşma dilinde Türkçenin sesleriyle söylenmiş olan alıntıların uğratıldıkları ses değişikliklerinin yazıya yansıtılması yolu kapanmış oluyordu. Halbuki başka bir dilden aktarılmış kelimelerin yazılışı bir dönemde o kelimenin nasıl söylendiğini belirlemenin en kestirme ve güvenli yoludur.
  • Ses Sistemini Belirlemenin Kaynakları
    Halen kullanılmakta olan bir dilin seslerini ve bunlarla kurulan sistemini ortaya koymanın yolu dolaysız tanıma yoludur. Gerekli olan şey, ses birimlerini yaşamakta olan değerleriyle belirleyip sistemi ortaya koymak, sonra da kullanılmakta olan işaretler sistemi, yani alfabe ile bu sistemi karşılaştırmaktır. Geçmişteki bir dil veya bir dilin belli bir devresi söz konusu olduğunda durum değişir. Bu durumda yapılması gereken iş, dolaylı veriler elde etmek ve sistemi kurma yolunda bunların rehberliğine müracaat etmektir. Bu durumda başvurulacak iki ana kaynak vardır:
    1. İlk kaynağı dış malzemeler oluşturur. Bu da o dönemde yaşayıp da söyleyişi dolaysız tanıma yoluyla tasvir etmiş kimselerin tanıklığına dayanır. Osmanlı Türkçesi üzerindeki çalışmalar açısından tanıklar Avrupalı gezginler, ticaret amacıyla, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere, belli şehirlere gelip gidenler, en önemlileri de yalnızca dil öğrenmek amacıyla gelip de uzun süre kalarak gözlem yapanlardır. Lakin bu tanıkların aktardığı bilgiler çoğu kez kesin sonuçlara ulaşmamıza yetmez. Her şeyden önce işlenen malzeme sınırlı, kullanılmış olan Latin asıllı seslendirme işaretleri karışık ve tutarsızdır.
    2. İkinci kaynak, seslerin dilde iç gelişimi, belli seslerin yazıda gösterilmesindeki çeşitlilik ve edebiyatta kullanımından elde edilen delillerdir. Dil seslerinde değişimler düzenlidir. Harflerin gösterdiği değerler bir gelişmenin ürünüdür. Bu yüzden bir harfin yansıttığı değeri belirlemek istediğimizde daha önceki bir dönemde onun hangi sesi/sesleri gösterdiğini bilmek çok önemlidir. Mesela Türkçenin bugün n harfiyle yazılan genizsi n sesi ile k ve g (ğ, y) seslerini gösteren ك harfi gibi.
    Seslerin yazıda farklı harflerle gösterilmesi de birtakım değerleri belirlemek açısından önemlidir. Osmanlı Türkçesi yazımında görüldüğü gibi, aynı ünsüz sesin birden çok harfle gösterilmesi, ünlü sesin değerini belirtmek içindir: ص د / ط / ت ; ظ , ض / ذ / ز ; س / harflerinde görülen nöbetleşmeler bulundukları hecelerin kalın-ince sıralarını göstermeye yarar. Başka dilden aktarılmış kelimelerin yazılışı da nasıl söylendiklerini göstermek bakımından önemlidir. Osmanlı Türkçesi yazımı Arapça ve Farsça kelimelerin asıllarındaki gibi yazılmasını kural olarak benimsemiş olsa da, birçok metinde karşılaştığımız farklı yazılışlar doğrudan söyleyişi göstermek amacıyla ilişkilidir.

Çeviriyazı Alfabesi

Kavramlara dayanan veya sesçil olan çeşitli yazı sistemleri vardır. Sesçil olanı, kelimede birbirini izleyen seslerin oluşturduğu zincirleme dizilişi göstermeyi amaçlar. Bunların da kimi hecelik, kimi de alfabetiktir, yani sözün en küçük birimlerine dayanır; Türkçe dernek, gezmek, göstereceğim kelimelerinde olduğu gibi. Her yalın sesin bir tek işaretle gösterildiği alfabe en ideal alfabedir. Böyle bir alfabenin kullanıldığı yazı da dilin seslerini karışıklığa yol açmadan gösterebilir. Bu bakımdan günümüz alfabesinin ideal bir alfabe olduğunu kabul edebiliriz. Doğru okunmuş bir kelimenin aynı zamanda doğru bir seslendirme ile nasıl aktarılması gerekeceği de ayrı bir konudur. Bazı değerlerin gösterilmesinde kullanılan alfabe yeterli olmayabilir. O zaman yapılacak iş mevcut alfabeye birtakım işaretler eklemektir. Bunlar bugün de yazımda yer verdiğimiz ^ (şapka), ’ (kesme) gibi sınırlı sayıda işaretler olabileceği gibi, söyleyişten çok yazının biçim ve ayrıntılarını gösteren işaretler olabilir. Çeviriyazının çeşitlenmesi, bir taraftan kaynak metin alfabesinin dönemin konuşma seslerini yansıtma konusundaki durumunu yorumlayarak elde edilen verilerle sesleri göstermeye; öte yandan da, herhangi bir yorum ve değerlendirmeye dayanmaksızın, yazı özelliklerinin ayrıntılı olarak aktarılmasına dayanır. Osmanlı Türkçesi metinleri üzerindeki çeviriyazı uygulamaları bugüne kadar daha çok ikinci yaklaşımı yansıtmış, genel olarak yazılışa bağlı kalınmıştır.

  • Çeviriyazı Sistemimiz

a. Bu sistem her şeyden önce konuşma diline dayanacak, konuşma dilinin seslerini gösterecek ve ortak söyleyişe çok yakın olacaktır.
b. İkinci olarak, ceviriyazı alfabemiz bugünkü alfabemizin harflerine eklenmiş az sayıda işaretli harfle zenginleştirilmiş bir alfabe olacak; yazıyı değil, dönemin konuşma seslerini gösterme temeline dayalı bulunacaktır.
Kullanacağımız işaretli harfler şunlardır:
1. a, i, o, u
Bu harflerdeki uzatma işaretleri (şapkalar), Arapça ve Farsça kelimelerde hareke karşılığı olan a, i, u ünlülerinin nicelik (uzunluk) değerleri için kullanılmış olan ا elif, ى ye, و vav harflerine karşılıktır: جاهل cahil, ت بصير basiret, رت صو suret, زور zor gibi. Aynı harflerin Türkçe kelimelerde böyle bir değeri bulunmaz; bu yüzden ceviriyazıda herhangi bir değer ifade eden işaretle gösterilmeleri söz konusu değildir.
2. a ve e
a ve e üzerine konmuş kapalı aksan işareti (´) bu ünsüzlerdeki kapalılık niteliğini gösterir. Buna göre a, a ile e arasında, a ’nın daralmış ve incelmiş bir şeklidir. Arapça’nın a ’sı böyle bir a ’dır. e ise, e ile i arasındaki i ’ye yakın bir e sesini gösterir. Türkçede kökten gelme böyle bir ünlü ses bulunduğu meselesi tartışmalıdır. Bu nedenle ايتمك , ييمك , يير gibi yazılmış kelimelerdeki ünlüyü ceviriyazıda konuşma dili söyleyişine bağlı kalınarak e olarak aktarmanın yerinde olacağını ceviriyazı metinleri göstermektedir: yer, yemek, etmek gibi.
3. ḳ ve k
Noktalı k harfi, eski alfabedeki ق içindir. Nokta, patlamalı tonsuz bir art damak ünsüzü olan bu sesin kalınlığını gösterir. Bunun ince olanını alfabemizin k harfi karşılamaktadır: نقطه no ta / نكته nükte, قاتل ḳ atil / كافر kafir gibi.

4. g ve (altı noktalı) g

Altı noktalı g harfini, eski alfabedeki ‘ غ nın süreksiz, yani patlamalı söylendiği yerlerde kullanacağız. Nokta, yine sesin kalınlığını gösterir. Ek başlarında, tonlu y, r, l, m, n, v, z ünsüzlerinden sonra bulunabilir. Bu durumda kendisinden sonra bir ünlü vardır ve böylece iki tonlu ses arasında yer almış demektir: بايغين bay g ın, طالغين dal g ın, تمغا dam g a, نغه يو yon g a. Aynı eklerde bu ses tonsuz ünsüzlerden ( p, t, c, k, s, ş gibi) sonra ḳ ile yer değiştirir. Bu sesin incesini alfabemizin g harfi karşılamaktadır. Eski alfabede ك ile yazıldığını görmüştük. Türkçe kelimelerde ön ses olabilir: كلمك gelmek, كيتمك gitmek, كورش görüş gibi. Kimi eklerin başında ise, ancak yukarıda verdiğimiz tonlu ünsüzlerden sonra gelir: الكين elgin, انكين engin gibi. Bu sesin Arapça’da olmadığını görmüştük. Farsça kelimelerde başta, ortada ve sonda bulunabilir, belli bir düzene bağlı değildir: كل g ü l, كچكر geçger gibi.

Altı noktalı ğ harfini ise, yine غ için, ancak gösterdiği sesin sürekli (yumuşak) söylendiği yerlerde kullanacağız. Türkçe’de bu art damak ünsüzünün süreklilik niteliği, kalın sıradan kelimelerde, ünlüden sonra ya da iki ünlü arasında ortaya çıkar: da ğ , ba ğ , ba ğ ır, ça ğ ır gibi. Arapça söyleyişte bu ses boğazdan ve daha güçlü bir biçimde çıkarılır. Deny XX. yüzyıl Türkçesi için yaptığı değerlendirmede, Arapça’nın bu boğaz sesinin iyice yumuşamış olduğunu, Türkçe’de bazen da ğ kelimesindeki g gibi, bazen de yan g ın ’daki g gibi söylendiğini kaydederek ى غاز g azi ve mübala ğ a مبالغه örneklerini verir.

Bugünkü alfabemizdeki ğ ( yumuşak g ) harfini, g ’nin süreklileşmiş türü için kullanıyoruz. Viguier’in çeviri yazı metinlerinde görüldüğü gibi, konuşma dilinde bu ses belli şartlarda y ’ye dönmüştür. Meninski XVII. yüzyıl konuşma dilinde de bu gelişmenin var olduğunu kaydeder. Osmanlı Türkçesi alfabesinde ك ile gösterilen bu sesi bir ince ünlüden sonra ya da iki ince ünlü arasında ğ ile göstereceğiz: مك اكر eğirmek, بك beğ, gibi.

5. ł

Bu çizgili l, Türkçe’nin kalın l ’si için yalnızca örneklerin çeviri yazılarında kullanılacaktır. Türkçe’de, kalın ve ince olmak üzere, 2 türlü l vardır; almak ve bilmek ’teki l ’ler gibi. Arapça ve Farsça ’da kalın l bulunmadığı için, metin çeviri yazısında bu sesin ayrı bir işaretle gösterilmesi gerekli görülmeyebilir. Ancak Osmanlı Türkçesi döneminde bu dillerden alınmış kimi kelimelerde bu sesin, ünlüsü kalın hecelerde kalın söylendiğini gösteren delillere sahibiz; Arapça ’da ince l ile söylenen عقل a l, صل ا asl, فصل fasl, نخل nahl kelimelerinde iki ünsüz arasına giren türeme dar ünlünün kalın ( ı,u ) olması gibi: a ı ł , ası ł , fası ł , nahı ł. Bugün de kalın l ile söylediğimiz mal, fal, nal, hasıl, hasılat gibi kelimelerin bu söylenişleri, hiç şüphesiz, Osmanlı Türkçesi dönemi konuşma dilinin uzantısıdır.

6. ñ

Türkçe’nin genizsi n sesi için, yalnızca okuma dilini gösteren örneklerin çeviriyazılarında kullanılacaktır. Bu sesin konuşma dilinde diş sesi n ’ye döndüğünü, ancak okuma dilinde yaşatılmakta olduğunu kaynak bilgileri göstermektedir.

7. ‘ (ters kesme işareti)

Arapça’nın ء (hemze) ve ع (ayın) harfleri yerine kullanılacaktır. Bu ünsüz seslerin Türkçe söyleyişteki değeri bir gırtlak çarpmasından ibarettir, buna da “kesme” denmektedir. Dolayısıyla kullandığımız işaretin adı da “ters kesme işaretidir.”

  • Çeviriyazı Alfabemiz

İşaretli harflerin de içinde yer aldığı çeviriyazı alfabemiz için bkz. s. 64 tablo 4.1

Çeşitli Çeviriyazı Alfabeleri

Çeviriyazı alfabesi, alfabeye eklenmiş birtakım işaret ve işaretli harflerin yer aldığı bir alfabedir. Çeviri çeşitli anlayış ve amaçlara dayanır, dolayısıyla kullanılacak alfabe de değişir ve çeşitlenir:

1.Konuşma seslerini göstermeye, kişilerin söyleyişlerindeki farklı sesleri, yerli ağızlarda görülen ses çeşitlerini aktarmaya yarayan alfabe. Daha çok ağız çalışmalarında görülen bu tür alfabeler yalnız ilim çevrelerinde kullanılır ve “sescil (fonetik) çeviriyazı alfabesi’ adıyla anılır.

2. Dilin eski dönemlerinde kullanılmış olan farklı bir yazının ses işaretlerini (harflerini) kullanılmakta olan alfabelerdeki işaretlerle aktarmaya yarayan alfabe. Tarihi dönem metinlerine uygulandığı için, bu tür alfabelere “metin çeviriyazısı alfabesi” denilir. Bunun iki alt türü vardır:

a. Yalnızca harflerin bire bir karşılıklarıyla yapılan çeviri uygulaması,

b. Metnin yazıldığı dönem hakkında çeşitli kaynaklardan elde edilmiş veri ve delillere dayanan sonuçları yansıtan yorumlanmış çeviri uygulaması.

Birincisi sesleri ve ses değerlerini göz önünde bulundurmaz, kaynak metin yazısındaki her işareti kullanılmakta olan alfabenin yalın ya da işaretli bir harfiyle karşılar. Harften harfe çeviri olduğu için bu çeşit uygulamaya ‘harf çevirisi (transliterasyon)’ denir.

İkincisi tam bir seslendirmedir; metni, yazıldığı dönemin konuşma diline göre aktarmayı amaçlar. Bu uygulama ile, yazılı metinde ayrı işaretlerle gösterilmiş olsun olmasın, bütün ses birimleri düzenlenmiş alfabeyle olması gerektiği gibi yazıya geçirilir. Olması gereken konusundaki yorum ve değerlendirme metnin yazılmış olduğu dönemin konuşma diline dayandırılmak zorundadır. Çeviriye kaynaklık eden metinde bulunmayan ses birimi işaretleri, olağan şartlarda bulunması gerektiği var sayılan işaretlerle tamamlandığı için bu tur çevriyazıya “olağanlaştırılmış metin çevriyazısı” adı verilir.

Sayfa 68, tablo 4.3’te bu alfabenin ünsüzleri, Osmanlı Türkçesi alfabesinin harf sırasına göre verilmiştir.

Çeviriyazıda Yazım Kuralları ve Noktalama

Osmanlı Türkçesi yazımında kelimelerin ve kelime birliklerinin söz içinde görevlerini, işleyişce değerlerini ayırmaya yarayan işaretlere yer verilmemiştir. Eski yazımda kelimelerin arası bile ayrılmazdı. Çeviriyazılı metinlerde yazım kurallarının uygulanması, daha çok biçim bakımından yararlıdır. Metni yapı birimleri bakımından çözümlemeye, kimi kelime öbeklerinde kurucu üyeler arasındaki ilişkiyi göstermeye, metni anlamca açıklamaya yarar. Özellikle büyük harf ve nokta kullanımının özel adları tanıtma, cümleleri ayırma bakımından değeri büyüktür. Büyük harflerin manzum metinlerde mısra başlarında kullanılması yaygın bir uygulamadır. Bunun anlamla doğrudan bir ilgisi bulunmaz. Ancak özel adların ilk harfinin büyük yazılması tamamen anlamla ilgili ve titizlikle uygulanması gereken önemdedir. Noktalama işaretleri arasında söz dizimi değerleri bulunan asıl noktalama işaretleri nokta, noktalı virgül, iki nokta, soru ve ünlem işaretleridir. Bunlar manzum metinlerde hemen hemen hiç kullanılmaz. Mensur metinlerde kullanılmaları çok önemlidir. Bu önem metnin anlamca değerlendirilmesi ile ilgili bulunmasından kaynaklanır.

Söz dizimi değeri bulunmayan işaretler ise yardımcı işaretlerdir. Bunların değerleri yazıya biçim verme yönündendir, metni daha düzenli olarak sunmaya yararlar. Bunlar arasında öne çıkanları ayırma işareti (‘) ve kısa çizgi (-)’dir. Birincisi, ileride ayrıntılı olarak göreceğimiz Arapça belirtme öbekleri (tamlamalar) ve birleşik kelimelerde ilk kelime sonundaki ünlüden sonra (daru’l-funun, fevḳa’l-ade gibi), ikincisi ise daha çok Arapça ve Farsça kurallı belirtme öbekleriyle (isim ve sıfat takımlarında) Farsça birleşik kelimelerde (ayırma işareti için verilen yukarıdaki örneklerle hasıl-ı kelam, leb-i derya, ser-keş, nev-bahar, gonca-fem örneklerinde olduğu gibi) iki kelime arasına, yine bu dillerden yapılmış alıntılarda önden ve sondan bitişen takı ve eklerden önce ve sonra (bi’l-fi‘l, ale’l-ade, bi-tab, na-gah, gonca-veş gibi);

Türkçe kelimelerde ise, kimi durumlarda yazım özelliğini göstermek amacıyla, tabanla ek ve takı arasına ( باشيله başı-la “başıyla”, بيلديسه bildi-se, بيلدى يسه bildi-yise, بيلمشيديكي bilmiş-idiği, آلمشيكن almış-iken gibi) konula gelmiştir. Söz dizimi birliklerinin doğru çözümlenip çözümlenmediğini de gösteren bu uygulamanın eksiksiz, tutarlı ve düzenli olarak kullanılması önemlidir.