Ünite 1: Çalışma Sosyolojisinin Konusu ve Araştırma Yöntemleri

Çalışma Sosyolojisinin Tanımı ve Gelişimi

Sosyoloji toplumsal yapı ve ilişkilerden yola çıkarak “Toplumu, toplumsal yaşamı, toplumsal kurum, grup ve bunlar arasındaki ilişkileri” sistematik şekilde incelemektedir.

1800’lü yıllardan beri var olan sosyoloji biliminin gelişiminde Fransız İhtilali, Endüstri Devrimi ve imparatorlukların ulus devletlerine dönüşmesi gibi toplumu, grupları ve yapıları etkileyen olaylar önemli rol oynamıştır.

20. yüzyılda ortaya çıkarak gelişen çalışma sosyolojisi ise “Çalışmanın toplumda, toplumsal yapıda, toplumsal kurum ve gruplardaki etkilerini inceleyen bilim dalı” olarak ifade edilmektedir. Endüstri Devrimiyle birlikte kurumsallaşan, disiplinli ve bütünlükçü bir hal alan çalışma kavramı mal, hizmet ve bilgi üretmek anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla çalışma sosyolojisinin merkezinde endüstriyel çalışma ve sonrasında ortaya çıkan çalışma formları yer almaktadır.

Çalışma Sosyolojisinin Konuları

Tarım toplumunun çalışma tarzı ve çalışma çevresinde şekillenen sosyal ilişkiler tamamen değişmiş farklı yeni çalışma ilişkileri oluşmuştur. 1750-1950 yılları arasında devam eden işsizlik, ağır ve kötü çalışma koşulları çalışma süresinin uzunluğu gibi toplumsal maliyetler çalışma sosyolojisinin önemli inceleme alanlarındandır.

Çalışma sosyolojisinin temel inceleme konuları şunlardır:

  • Çalışmanın endüstri toplumunda aldığı şekil,
  • Endüstrileşmenin çalışma hayatında yarattığı köklü değişimler,
  • Çalışmanın sosyal boyutunda yaşanan değişimler.

Klasik yaklaşımlar bütün insanlık için geçerli, toplumsal farklılıkları çok fazla dikkate almayan, büyük boy kuramlardır.

Çalışmalarının merkezine kapitalist toplumun yarattığı eşitsizlikleri ve sorunları alan Marx; çalışma yaşamının şekillenmesinde, yeni işadamı ve çalışan tipinin oluşmasında “Püritan etik” tezini öne çıkartan Weber ve iş bölümüne dayalı organik dayanışmayı ön palan çıkartan Durkheim önemli klasik yaklaşımcılar arasında gösterilmektedir.

1980’li yıllardan itibaren gelişen çağdaş yaklaşımlar, daha orta ve küçük boy kuramlarla çalışma yaşamında örgüt kültürü, sistem yaklaşımı, politik ilişkiler gibi konuları incelemektedir.

Çalışma yaşamı fabrikalarda kitle üretimini mümkün hale getiren teknolojilerden, bilgi, enformasyon ve iletişim teknolojilerine kadar pek çok gelişimden etkilenmiştir.

Çalışma Konuları;

  • Yeni teknolojilerin çalışma ilişkilerine etkileri.
  • Çalışmanın sosyal boyuta etkileri.

Makinenin bir uzantısı hâline gelen ve ürettiği ürün ile bağı kopan çalışanlar, işletmelerinde insani boyutu göz ardı etmesiyle birlikte endüstri toplumunda işe, iş yerine ve üretilen ürüne yabancılaşma başlamıştır.

Yaptığı işle bütünleşemeyen, makinenin bir eklentisi haline gelen ve yaptığı ürünle hiç bir duygusal bağ kuramayan çalışanların yabancılaşmasına yol açan bu sisteme Marx ve Engels önemli eleştiriler getirmiştir.

Endüstri toplumunda, 1900’lü yıllarda ırk ve azınlıklar konularında önemli ayrımcılıklar görülmüştür. 1970’lerde göçlerin artışıyla nüfus çeşitliliği artmıştır. Gelişmiş ülkeler az gelişmiş ülkelerden gelen işçi göçünü kabul etmiş ancak bunlara, özellikle işsizliğin arttığı dönemlerde düşmanca ve saldırgan tutumlar sergilenmiştir. Çalışma hayatında dezavantajlı grupları oluşturan azınlıklar, çoğu zaman daha düşük ücretlere çalışırken yerli halka göre daha yoksul yerleşim yerlerinde, kötü koşullarda yaşamışlardır.

Endüstri toplumunda çalışanlara duyulan güvensizlik nedeniyle mutlak gözetim, denetim ve kontrol söz konusuydu. F.W. Taylor ustabaşılarla çalışanların denetlenmesi gerektiğinin savunucularından birisidir.

Endüstri sonrasında da benzer şekilde elektronik ve bilgisayar teknolojileri aracılığıyla yüksek vasıflı ve eğitimli işçilerin çalışmaları denetlenmiştir. Bu denetleme çalışanların yabancılaşması ve sosyal ilişkileri üzerinde önemli etki yaratmaktadır.

Sınıf ve çıkar bilincinin oluştuğu endüstri döneminde işçi ve işveren sendikaları kurulmuştur; ancak endüstri sonrasında sendikalar güç ve üye kaybına uğramışlardır. Bu dönemde küçük ve orta ölçekli işyerleri ile bilgi işçileri artarken vasıfsız işçiler de işsizlik artmıştır. Ayrıca sınıf bilinci beyaz ve mavi yakalı işçilerle birlikte ortadan kalkmıştır.

Sınıf yapısı ve değişimi, sınıf mücadelesi, değişimin çalışanlar üzerindeki etkisi ve sendikal hareketler çalışma sosyolojisi alanında önemli konular haline gelmiştir.

Çalışmaya yönelik değer, tutum, inanç ve davranışlardan oluşan bir bütün olan çalışma kültürü zaman içinde dönüşümler geçirmiştir.

Bu dönüşümler; Tarım toplumunda disiplin kazanamamış, dağınık, koordinesiz, bütünlük ve süreklilikten uzak dönemle başlamaktadır.

İkinci dönem çalışmanın endüstrileşme sürecinde toplumsal yaşamın merkezine oturduğu, işçi sınıfın ortaya çıktığı, kazanç hırsı ve sermaye birikiminin meşru olduğu dönemdir.

Üçüncü dönem ise endüstri sonrası toplumun öne çıktığı, teknolojinin geliştiği ve yaygınlaştığı çalışma yaşamının değiştiği, bilgi işçisinin öne çıktığı, çalışma sürelerinin kısaldığı, boş zamanın arttığı, tüketim, yaşam kalitesi ve kendini gerçekleştirmeyi de öne çıkaran dönemdir.

Çalışma Konuları;

  • Çalışma kültürünün etkileri ve farklılıkların nedenleri.
  • Demografik farklılıklara göre öne çıkan boyutlar ve kazandığı anlamlardır.

Çalışma saatlerinin azalması, işe gitmeden çalışma şekillerinin ortaya çıkışı, esnek çalışma yöntem ve süreleri toplumsal hayatta ve çalışma hayatında da boş zaman kavramını ön plana çıkartmıştır. Ayrıca boş zamanların değerlendirilmesi konusunda işletmeler çalışanlarına fırsat ve bütçe sunabilmektedir.

Ataerkil bir aile yapısı ve erkek egemen değerler sistemi çalışma hayatına da yansımaktadır; ancak ağır çalışma koşulları ve düşük ücret kadının da çalışmasını bir ihtiyaç haline getirmiştir. Endüstri toplumunda kadınlar genellikle işçi olarak çalışmışlardır ve yönetici kadın sayısı oldukça azdır. Sendikalar da kadınların işe alınması ve kadın eşitliğinin sağlanması konusuna pek olumlu bakmamışlardır.

Endüstri sonrası toplumda bilgi ve hizmet işlerinin önem kazanması, esnek çalışma saat ve yöntemleri kadının toplumsal rolünü değiştirmiş ve ayrımcılık azalmıştır. Bu dönemde kadınlar yönetici olarak görev yapabilmeye başlamışlardır. Çalışma yaşamında kadınların yanı sıra gay ve lezbiyenlerinde yer almaları cinsiyet politikalarının önemli ölçüde zayıfladığını göstermektedir.

Çalışma çağı, gücü ve isteğinde olup, iş arayıp da bulamama durumu işsizliktir. Endüstri devrimiyle birlikte işsizlikte ciddi artışlar olmuştur. Bu durum bireylerin suça eğilimli hale gelmesinde ve katı hukuk kurallarının yapılmasında etki yaratmaktadır.

Endüstri toplumunda işsizlik sendikalar tarafından engellenmeye çalışılmış ve bir güvence olmuştur. Günümüzde ise vasıfsız işçilerin yanı sıra iyi eğitimli, alanında uzman çalışanlar arasında dahi işsizlik yaygındır. Bu nedenle sendikalardan sosyal güvence de sağlayamayan çalışanlar arasında yüksek bir güvensizlik, belirsizlik ve gelecek korkusu hâkimdir. Gelişmiş ülkelerde işten çıkarılacak personele psikolojik ve kariyer danışmanlıklarının verilmesi bu konuya getirilen çözümler arasında yer almaktadır.

Çalışma sosyolojisinin bazı konuları şunlardır:

  • Toplumsal ön yargıların işsizlik üzerindeki etkileri.
  • İşsizliğin etnik köken, ırk ve cinsiyet politikasıyla bağlantısı ile insan psikolojisi ve toplumsal yapıya etkileri.
  • Genç ve yaşlılara yönelik toplumsal tutumların işsizlik üzerindeki etkileri.

Küresel etkileşimin yoğunluğu ve sınırların aşılmasını ifade eden globalleşme çok uluslu şirketlerin yayılması ve esnek çalışma düzeni üzerinde etki yaratmıştır. İşletmeler üretimlerinin ya da faaliyetlerinin bir bölümünü bağlı bulundukları merkez dışında gerçekleştirerek ya da farklı ülkelere işlerini taşıyarak maliyet avantajı sağlamaktadır. Ancak bu tür çok uluslu şirketlerde sosyal politika uygulamaları ihlal edilebilmektedir.

Çalışma Sosyolojisinin Araştırma Yöntemleri

Sosyal bilimlerde araştırmalar içinde yaşanılan dönemin izlerini taşımaktadır. Bu nedenle endüstri devrimi öncesi ve sonrası olarak adlandırılan iki dönemde çalışma yöntemlerinde önemli farklılıklar görülmektedir. Tarihsel süreçte çalışma sosyolojisi alanında pozitivizm ve yorumlayıcı yaklaşım araştırma yöntemleri açısından önemli görülmektedir.

Reform, Rönesans ve “Aydınlanma Düşüncesi” sonrasında akıl, bilim ve teknoloji yeni toplumun merkezî haline dönüşmüştür. Aydınlanma düşüncesiyle birlikte, toplumsal yapının işleyişinin keşfedilebileceği ve toplumun bir makine gibi düzenlenebileceğine yönelik düşünceler ortaya çıkmıştır.

Modern örgütün yapılanmasında Descartes dört kural öngörmüştür. Bunlar; şüpheye yer vermeyecek şekilde açık olan şeylere yer vermek, çözümlemeye uygun derecede bölümlere ayırmak, en fazla bilgiye ulaşmak için en basit olandan başlamak ve eksiksiz sayım ve kontroller yapmaktır.

Toplumsal olgu ve olaylara pozitif bilim yöntemiyle yani doğaya yaklaşır gibi yaklaşmaktadır. Pozitivizme göre bilimsel bilgi; birikimseldir, iddia, yargı ve değerleri içeremez, sayısal olarak ölçülebilen matematik ve mantığı kullanır. Ayrıca, pozitivizmde neden sonuç ilişkilerini açığa çıkarmak ve düzenlilikleri açıklayan kanunlar ortaya koymak gerekmektedir. Bu nedenle Comt tarafından kurulan sosyoloji bilimi ilk dönemlerinde toplum mühendisliği olarak tasarlanmıştır.

Nesnelleştirilen konunun, tümevarımcı yaklaşımla anket, deney ve gözlem aracılığıyla araştırılma yöntemidir. Bu yönteme göre toplumsal veya beşeri konuları sübjektif değerlendirme ve yargılardan arındırmak mümkündür. 1970’li yıllarda, geçmişe ait düşünce kalıpları, bilimsel yaklaşımlar ve araştırma yöntemleri sorgulanmış ve köklü dönüşümler yaşanmıştır. Dolayısıyla pozitivist paradigma yerini yorumlayıcı paradigmaya bırakmıştır.

Pozitivizm ötesi bilim yaklaşımlarının özellikleri şunlardır:

  • Bilimsel araştırmaların hiçbir aşaması değer yargılarından bağımsız değildir.
  • Tek doğru yöntem söz konusu değildir.
  • Bilimsel çalışma metafizik temellere dayandırılabilir ve ampirik olarak test edilemeyebilir.
  • Matematik ve istatistik yerine kanaatler, inançlar, ikna yöntemleri ve retorik temel alınabilir.

Yorumlayıcı paradigmayla algıların ve olayların doğal ortamda gerçekçi ve bütüncül bir biçimde incelenmesini amaçlayan nitel yöntem gözlem, görüşme ve doküman analizinden faydalanmaktadır.

Nitel yöntemde seçilen konunun sübjektiflik içerdiği ve bir değer taşıdığı görüşü hâkimdir. Aynı zamanda, istatistik veriler incelenen olay ve grubu anlama konusunda yetersiz kalmaktadır.

Nitel yöntemde; kişisel inanç, değer ve yaklaşımlar araştırma sürecini etkilese de anlama ve betimleme imkânı sunulduğundan daha anlamlı veriler sunmaktadır. Ayrıca bu yöntemle perspektifler ve empati ön plana çıkartılmakta ve gerçeklik sosyal olarak inşa edilmektedir.

Sosyal bilimlerde bilimsel araştırma süreci temel olarak şu aşamalardan oluşmaktadır:

  • Araştırma konusunun belirlenmesi ve problemin ortaya konması,
  • Hipotezlerin oluşturulması,
  • Literatür taraması,
  • Araştırma ve veri toplama yöntemlerinin belirlenmesi,
  • Örneklem grubunun seçilmesi,
  • Verilerin toplanması (Anket, Gözlem, Görüşme),
  • Verilerin işlenmesi, analiz edilmesi ve yorumlanması,
  • Araştırma raporunun hazırlanması.