Ünite 7: Çalışma Kültürünün Dönüşümü

Çalışma Kültürü Kavramı

Dönemler ve toplumlar arasında farklılık gösteren çalışma “Mal, hizmet ve bilgi üretmek için gerçekleştirilen faaliyetler”, çalışma kültürü ise çalışmaya yönelik değer, tutum, inanç ve davranışlardan oluşan bir bütün olarak tanımlanmaktadır.

Her dönem, kendi içerisinde ayrımlaştırılabilecek olsa da çalışma kültürünü merkeze aldığımızda, üç farklı dönemi öne çıkarmak mümkündür:

  • Birincisi, tarımsal yapının hakim olduğu tarım toplumlarında ortaya çıkan çalışma kültürü.
  • İkincisi, tarım toplumlarındaki yapının endüstrileşmeyle ortaya çıkan endüstri toplumu dönemi çalışma kültürü.
  • Üçüncüsü, son otuz yılda hız kazanan değişimlerle birlikte önemli değişimlerin yaşandığı endüstri sonrası toplumu çalışma kültürü.

Tarım Toplumunda Çalışma Kültürü

Endüstrileşmenin ağırlık kazandığı 1750’li yıllara kadar görülmüştür. Bu dönemde çalışma kültürünü belirleyen temel özellikler; daha fazla toprak ve fiziki kuvvete sahip olmayı ifade eden güç ve toprağı işleme yeteneğidir. Kentlerde ise el emeğiyle üretimi ifade eden zanaatkarlık görülmektedir. Katı sosyal sınırlar içerisinde doğan insanlar belirli bir statü grubu içinde doğmakta ve dikey hareketlilik yolu kapalı olduğu için bu gruptan çıkamamaktadır. Yönetenler ve soylular çalışmaktan kaçınmakta, küçümsemekte ve aşağılamaktadır.

Tarım Toplumunda Aile ve Çalışma

Dış tehditlere karşı kuvvetli olmak için gerekli olan geniş aile yapısı hakimdir. Toplumsal rollerde erkek egemenliği hakimdir.

Köye dayalı yaşamda çalışma hayatında öne çıkan değerler; dayanışma, iş birliği, kanaatkârlık, kadercilik, tevekkül ve yakın çevreye güvendir.

Gelenekçilik, yaşam tarzlarında ve çalışma ilişkilerinde alışılmış yöntemlerin devam ettirilmesidir. Değişimden kaçınma, tarım toplumunun en önemli özelliklerinden biridir.

İnsan-Toprak-Üretim İlişkisi: Özdeşleşme, Bütünleşme

Tarım toplumlarında insanların toprakları ve ürettikleri ürünlerle özdeşleştikleri veya bütünleştikleri söylenebilmektedir. Tarıma makinenin girişi insanın doğa ve toprakla olan duygusal bağı azalttığı gibi zanaatkârlıkta da ustanın el emeğiyle ürettiği ürün arasında özdeşleşme söz konusudur.

Tarım toplumunda dinsel inançlar; kendisi ve çevresiyle uyumlu, daha toplulukçu, kaderci, çalışma ve kazanç hırsı taşımayan, kanaatkâr bir insan tipolojisi öne çıkartmıştır.

Tarım toplumunda çalışma geçim aracıdır ve kanaatkârlık önemli bir değerdir. Aynı zamanda boş zaman kavramı da bu dönemde önemli görülmektedir.

Endüstri Toplumunda Çalışma Kültürü

Bu dönemde köklü değişimler yaşanmıştır. Akılcılık toplumsal yaşamın her alanına yerleşmiş din, metafizik ve geleneksel düşüncenin önüne geçmiştir. önem kazanmıştır.

Endüstrileşmenin Başlangıcı

1750’li yıllarda endüstrileşme başlamış ancak 1800’lü yıllarda kendini hissettirmiştir. Freyer’in İngiltere’yi merkeze alarak ortaya koyduğu teknik gelişmenin aşamaları, endüstrileşme sürecinin gelişimi açısından önemlidir:

  1. Dokuma endüstrisi dalgası: Pamuk eğirme makinesi, mekanik dokuma tezgahı ve buhar makinesi 1700’lü yılların önemli icatları arasında sayılmaktadır.
  2. Demir çelik dalgası: 1800’de demir, her alanda kullanılan önemli bir madde halini alır.
  3. Ulaştırma dalgası: 1825 yılında il gemiler sefere başlar1830’larda ilk lokomotifin çalışmasıyla endüstriyel ürünlerin taşınması kolaylaşmıştır.
  4. Kimya çağı: Suni gübreleme yöntemiyle rasyonel tarım doğmuş, teknik okullar açılmış keşifler laboratuar ortamına taşınmış bilim adamlarının uğraşısı haline gelmiştir.
  5. Elektrik endüstrisi dalgası: 1830-40 yılları arasında telefon ve telgraf icat edilir. Elektrikle taşıma ve ulaştırma gelişim gösterir.
  6. Benzin motoru çağı: 1889’dan itibaren otomobil değer kazanmaya başlar ve Amerika bu endüstride liderliği ele geçirir.

Çalışma Kültürünü Yeniden Şekillendiren Fabrika

Makinelerin kurulmasıyla fabrikalar büyük piyasalar için üretim yapmaya başlamıştır. İşler aileden ayrılmış düzenli çalışan, disiplinli, işe odaklanmış işçiler işe alınmıştı. Bu dönemde çalışma koşulları ağır ve süreleri çok uzundur. Ayrıca, işçi sınıfının ortaya çıkışı da endüstri döneminde görülmüştür.

İşsizlik ve yoksulluk nüfusu sürekli artan büyük şehirlerde kaos ve karmaşayı da arttırmıştır. Hırsızlık, gasp, cinayet vb. suçlarda artış yaşanmıştır.

Çalışanlar sert ve acımasız çalışma koşullarına karşı verdikleri mücadelelerin sonucunda çıkar odaklı duruma gelmiş ve sınıf bilinci oluşmuştur. Devletin müdahalesiyle çalışma hukuku oluşturulmuş ve sınıfsal örgütlenme için işçi sendikaları kurulmuştur.

Çalışma Yaşamında Yeni Bir İşadamı ve Çalışan Tipi

Yeni işadamı tipolojisi; kazanma tutkusunu içselleştirme, kazandıklarını tasarruf etme, lüks tüketimden kaçınma, birikimlerini yatırımda kullanma ve faizi meşru görmedir. İşin meslek olarak görülmesi işçiler kadar, kazanç ile orantılı olarak işverenin de özelliği olmuştur.

Çalışanlar ise işverenin din adamları, polis ve siyasetçilerle işbirliği ile fabrika düzeni çalışmayı içselleştirecek, düzenli çalışacak, bedenini disiplin altına alacak, sorun çıkarmayacak, uysal, itaatkâr, söz dinleyen bir hale dönüştürülmüştür. Ayrıca zaman kavramının önem kazanması ile şehirlerde bulunan tüm alanlar eş güdümlü hale getirilmiş ve tam adamının, tam zamanında ve tam yerinde bulunması sağlanmıştır.

Tarım toplumundaki pasif ve edilgen bireyler endüstri toplumunda akıl, bilim ve teknoloji ile doğaya hükmetmeye başlamış ve yer yüzünün tanrısı haline gelmiştir.

Bilimsel Yönetim Yaklaşımı: Rasyonel Bir Örgüt, Makinenin Uzantısı İşçi

Bilimsel yöntemlerin örgüte uyarlanmasında Frederick Winslow Taylor’un fabrikadaki gözlemleriyle geliştirdiği “Bilimsel Yönetim Ekolü”nün etkisi vardır. İşi insanilikten çıkaran zaman ve hareket etütleriyle verimliliği arttırmaya yönelik olarak çalışanların hangi işi ne kadar sürede yapabileceklerini hesaplamıştır.

Bilimsel yönetimi oluşturan kombinasyonlar şöyle özetlenebilir:

  • Gelişigüzel yöntemler değil, bilim.
  • İhtilaf değil, uyum.
  • Bireycilik değil, İşçi ve yönetim arasında iş birliği ve uyum.
  • Sınırlı üretim değil, maksimum üretim.
  • Her işçinin en üst verimlilik ve refah düzeyine geliştirilmesidir.

Departmanlar arası iş süreçleri birbirleriyle uyumlaştırılarak, üretim hızı artırılırken zaman ve hareket etütleri ile de çalışanların fiziksel sınırlarının zorlanacağı ağır iş koşulları yaratılmıştır.

Fordist modelde montaj hattının bir uzantısı olarak görülen işçi yabancılaşmaya başlamıştı. Ayrıca, bürokratik ve hiyerarşik yapılanma, çalışanların kararlara ve iş süreçlerine katılım hakkının olmadığı bir çalışma anlayışını getirmiştir. Bu dönemde hayatın kapitalizme uygun biçimde bürokratikleştiği ve rutinleştiği görülmektedir.

Bürokratik bir örgüt olarak fabrikalarda;

  • İnsanilikten uzaklaşılmış,
  • Akılcı ilkelerle düzenlenmiş,
  • Yoğun biçimde bölümlere ayrılmış,
  • Üst yönetim iktidarı baskın olan,
  • Alt kademelerdeki çalışanların görev fikrine yoğun bağlılık gösterdiği,
  • Ayrıntılı iş bölümü ve uzmanlaşmaya dayalı bir yapılanma söz konusudur.

Endüstri Sonrası Toplumda Çalışma Kültürü

Teknolojide yaşanan gelişmeler, teknolojilerin ucuzlaması ve yaygınlaşması; müşteri taleplerinde yaşanan değişimler ve müşterinin belirleyiciliğinin önem kazanması ve liberal paradigmaların öne çıkmasıyla 1970’li yıllarda endüstri toplumu krize girmiştir. Fabrikaların yerini küçük ve orta ölçekli işletmeler almıştır. bilgisayar ve elektronik teknolojisi müşteri taleplerindeki değişim hızına uygun olarak değişim göstermiş, müşteri talepleri öngörülebilmiş, kontrol etme mümkün hale gelmiştir.

Çalışma hayatında yeni teknolojileri kullanabilen, iş süreçlerinin tamamına hakim, eğitimli ve vasıflı beyaz yakalılar ortaya çıkmıştır. Çalışan sayıları da buna bağlı olarak azalmıştır. Sonuç olarak sendikalar güç kaybetmiştir.

Bu dönemde güç bilgiyi işe ve teknolojiye uyarlayabilenlerin eline geçmiştir. Bilgi ve hizmet işleri ağırlık kazanmıştır. Dolayısıyla, bu dönemdeki çalışan profili;

  • Eğitimli,
  • İşinde uzman,
  • İş süreçlerinin bütünü hakkında bilgi sahibi,
  • Çok yönlü,
  • Yaratıcı,
  • Muhakeme ve analiz yeteneği kuvvetli,
  • Yeni teknolojileri kullanabilen,
  • İnisiyatif alabilen,
  • Gelişime açık,
  • Takım çalışmasına uyumlu ve
  • Esnek çalışmaya uyumludur.

Eğitim alanında muhakeme yeteneğini güçlendiren, bireysel yetenekleri güçlendirmeye imkân sağlayan alternatifli (kredili sistem) bir sistem ortaya çıkmıştır. Eğitim rekabette başarılı olmak isteyen işyerinde de devam etmiş ve çalışanlar yönetime katılmaya başlamıştır. Böylelikle daha verimli bir çalışma düzeni kurmak için öneri sistemlerinden yararlanma imkanı doğmuştur.

Çalışma alanlarında zaman ve mekan bütünlüğü kırılmış, esnekliği beraberinde getiren evden çalışma imkanı doğmuştur.

Ancak bu dönemde piyasalar istikrarsızlaşmış, planlama zorlaşmıştır. Çalışanların işsiz kalma riski artmış, farklı iş yerleri ve departmanlarda çalışma sık karşılaşılan bir durum haline gelmiş ve aidiyet azalmıştır.

Endüstri Sonrası Toplumda Yeni Bir Kişilik Yapısı

Rosenau’ya göre postmodern bireyin kişilik yapısı:

  • Gevşek ve esnek,
  • Duygulara ve içselleştirmeye yönelik,
  • Kendin ol diye özetlenebilecek bir tavrı benimseyen.
  • Kendi toplumsal gerçekliğini kuran,
  • Kişisel bir anlam arayışını sürdüren, ama arayışları sonunda ortaya çıkan şeyin hakikat iddiasında bulunmayan,
  • Aktif, yaşa ve yaşat tavrıyla yetinen,
  • Fantezi, mizah, arzu kültürü ve anında tatmin isteyen,
  • Geçici olanı kalıcı olana tercih eden,
  • Planlanmış şeylerdense kendiliğinden oluşan şeylerin yanında kendini daha rahat hisseden,
  • Geleneğe, antikaya/geçmişe, egzotik, kutsal, sıra dışı ve genel ya da evrensel olana karşı yerel olana merak duyan bir yapıya sahiptir.

Postmodern bireyler kendi hayatlarıyla, kendi kişisel tatminleriyle ve kendi tanıtımlarıyla ilgilidirler.

Endüstri toplumunda 70-80 ve 90’lı yıllarda doğanlar Twenge tarafından “Ben Nesli” olarak tanımlanmıştır. Bu kişilerin tipik özellikleri şunlardır:

  • Bireyci ve kendine odaklı,
  • Çok para kazanma isteği,
  • İyi bir kariyer isteği,
  • Kendi tarzıyla fark yaratma isteği,
  • Kendi hayallerinin, arzularının peşinden gitme, başkalarının ne düşündüğünü umursamama,
  • Şöhret olma arzusu yoğun,
  • Depresif ve yalnız,
  • Narsisist,
  • Dine ve kiliselere, özellikle kısıtlayıcı kurallar dayatan dinsel inanışlara ve kurumlara mesafeli,
  • Siyasete, protesto gösterilerine ve oy kullanmaya daha az ilgili,
  • Farklılıklara hoşgörülü,
  • Komşulara ve dış çevreye karşı güvensiz,
  • Açık sözlü ve
  • Duyguları yansıtmada rahat.

Türkiye’de 1960-1970 yılları arasında gençler toplumcu, politik ve ideolojikken 1980’lerde apolitik, bireyci, tüketici duruma gelmiştir. Kısa yoldan köşe dönme felsefesi, iş bitiricilik, dışa açılma, ekonomik başarı, tüketicilik, toplumsal sorunlara tepkisiz, ben merkezcilik çalıma hayatında görülen özelliklerdir.

Günümüz çalışma hayatının özellikleri şöyle özetlenebilir:

  • Küçük ve orta ölçekli işletmeler öne çıkmış,
  • Rekabet yoğun,
  • Kariyer süresi kısa,
  • Esnek çalışma tarzları ortaya çıkmış,
  • Gelecek belirsiz,
  • Ben merkezci,
  • Aidiyet duygusu eksik,
  • İş yerine bağlılık, sorumluluk ve sadakat ortadan kalkmış,
  • Teknoloji kullanımı yaygın.