Ünite 5: Çağdaş Yönetim Biçimi Olarak Demokrasi

Demokrasi Kavramı ve Tanımı

Demokrasi, eski Yunanca “halk” anlamına gelen demos ve “iktidar, yönetim” anlamına gelen kratia köklerinden türetilmiş, “halk yönetimi” anlamına gelmektedir.

Biçem olarak demokrasi, halk tarafından seçilen temsilcilerin oluşturduğu kurumların, halkın arzu ve taleplerini karşılamaya çalıştığı bir yönetim anlayışıdır.

Yönetim şekli olarak demokrasi, yöneticilerin, çok partinin katılabildiği rekabetçi seçimler ile işbaşına getirilmesi ile ilgilidir.

Ancak çağdaş demokrasiler, yalnızca adil ve serbest yapılan seçimlerden ibaret olmayıp, hukukun üstünlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerin korunması gibi kavramları da içerisinde barındırmaya dayanır.

Bruce Parrot demokrasiyi; “çok adaylı, gizli oylama ve eşit oy sistemi ile düzenli aralıklarla yapılan ve yetişkinlerin oy kullandığı hükümetin resmi ve gerçek yöneticilerinin seçildiği ve seçim rekabeti için gerekli olan basın ve örgüt kurma özgürlükleri gibi prosedürlerin gerçek anlamda güvence altına alındığı siyasal bir sistem” olarak tanımlamıştır.

Demokrasinin Temel Nitelikleri

Demokrasilerde egemenliğin millete ait olduğu varsayılır ve millet, egemenlik hakkını seçimle başa getirdiği temsilcileri aracılığıyla alır.

Demokrasinin temel şartı seçimdir ve seçimsiz bir demokrasiden söz edilemez.

Ancak çoğunluk yönetiminin, çoğunluğun diktasına dönüşmemesi için anayasalar gibi iktidarları sınırlandırıcı tedbirler alınması, temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınması önemlidir.

Robert Dahl’in poliarşi olarak kavramsallaştırdığı ve duyarlı bir demokrasi olarak nitelendirdiği sistemin sekiz unsuru gerçekleştirmesi gerekir.

Bunlar unsurlar;

  1. Örgüt Kurma ve katılım özgürlüğü,
  2. İfade özgürlüğü,
  3. Oy verme hakkı,
  4. Kamu görevlerine getirilebilme hakkı,
  5. Siyasal liderlerin yarışabilme hakkı,
  6. Özgür ve çok sesli medyanın varlığı,
  7. Serbest ve adil seçimler,
  8. Halkın tercihlerini yansıtabilecek kurumların varlığı.

Ayrıca demokrasinin istikrarlı ve sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için, sosyo-ekonomik kalkınmışlık ve sosyal adalet olarak nitelendirilen ekonomik değerlerin adil dağılımı, toplumun huzuru ve refahının sağlanması gereklidir.

Demokrasi Kuramı ve Demokrasinin Gelişimi

Bugün gelişmiş ülkelerin en önemli yönetim şekli olan demokrasi, uygulanış süresince birçok düşünürün katkıları ile derin bir tarihi geçmişe ve tecrübeye sahip olmuştur.

Bilinen en eski demokrasi biçimi, demokrasinin beşiği olarak kabul edilen Antik Yunan veya Atina demokrasisidir.

Atina demokrasisi, yalnızca soyluların seçme ve seçilme haklarına sahip olduğu bir biçimde sürdürülmesinden dolayı, Sokrates, Aristo, Eflatun gibi düşünürlerin eleştirilerine neden olmuştur.

Aristo, sürdürülebilir bir demokrasi için güçlü bir orta sınıfın gerekliliğine vurgu yapmıştır.

Roma döneminde, demokrasiye yapılan katkı düşünürler aracılığı ile değil, daha çok küçük yönetimlerden imparatorluk yönetimine geçiş sırasında edinilen tecrübeler ile olmuştur.

Bu dönemde uygulanan yönetim sistemi, temsili demokrasiyi andırır ancak demokratik haklar sınıf ayrımlarına göre şekillenmiştir.

Ortaçağa gelindiğinde, kilise baskısını ortadan kaldıran Rönesans ve Reform hareketlerinin demokrasi gelişimine büyük ölçüde katkıda bulunduğu görülür.

Özgürlük, eşitlik, yaşam ve mülkiyet hakkı gibi kavramların ilk defa ortaya atıldığı ve geliştirildiği ilerleyen dönemde, Locke, Montesquieu, Rousseau fikirleriyle demokrasi kavramının gelişimine önemli katkılarda bulunmuş ve ilan edilişi 1776 olan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin temelini oluşturmuştur.

Antik Yunan’dan başlayıp, çeşitli deneyimlemeler ile günümüze kadar gelen demokrasi, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ve yirminci yüzyılın başlarında dünyanın birçok ülkesine yayılmış ve bundan dolayı farklı model ve uygulamaları beraberinde getirmiştir.

Demokrasi Çeşitleri

Demokrasinin işleyişine yönelik teknikler ve ilkelerin farklılık göstermesinden dolayı, tarihsel süreçleri de dikkate alarak, iki tür demokrasiyi birbirlerinden ayırt etmek gereklidir.

  1. Doğrudan demokrasi
  2. Temsili demokrasi

Doğrudan demokrasi halkın aracılar olmadan kendini doğrudan yönettiği bir sistemdir. Ön planda tuttuğu üç unsur vardır.

a. Halkın katılımı

b. Çoğunluk yönetimi

c. Siyasal eşitlik

Doğrudan demokrasi egemenliğin ideal bir ifadesi olsa da, aşağıdaki şartlar olmadan gerçekleştirilmesi oldukça zor olacaktır;

a. Küçük bir nüfus

b. Kültürel olarak türdeş toplum

c. Eşit veya eşite yakın dağıtılmış mülk ve zenginlik

Bu şartların bir arada olmasının imkansıza yakın olmasından dolayı, tarih boyunca doğrudan demokrasiyi uygulayabilmiş devletlerin sayısı yok denecek kadar azdır.

Yirmibirinci yüzyılda gelişen bilişim teknolojileri bazı düşünürler tarafından doğrudan demokrasiye dönüş olarak görülmüştür.

Sosyal medya organları ile halkın demokrasiye katılımı, son dönemde Ortadoğu’da Arap baharı olarak bilinen demokratik gelişmelerde oldukça önemli bir rol oynamıştır.

Temsili demokrasi ise, nüfus artışından kaynaklı farklı ekonomik ve siyasal çıkar guruplarının oluşması ile meydana gelmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri, Kıta Avrupası’ndaki büyük devletler, Büyük Britanya bu sistemle yönetilen ülkelerin başında gelir.

Bu demokrasi sisteminde halkın yönetimle ilgili karar verme yetkisi, kendileri adına yöneticileri seçecek kamu görevlilerini seçmekle gerçekleşir.

Başka bir değişle halk yöneticileri değil, yöneticileri halkın adına seçecek politikacıları seçer.

Bu noktada, katılım, temel hak ve özgürlükler, çoğunluk yönetimi gibi kavramlarda temelde doğrudan demokrasi ile örtüşmekte, ancak uygulanış biçimi olarak ayrılmaktadır.

Çağdaş Demokrasi Modelleri

Bir demokrasinin birden fazla yöntem ve yaklaşımla doğru olarak yönetmek mümkündür.

Bu yaklaşım ve yöntemler toplumların siyasal ve sosyal şartlarına bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Bu noktada iki farklı demokrasi modeli ortaya çıkar:

  1. Çoğunlukçu demokrasi modeli
  2. Uzlaşmacı demokrasi modeli

Çoğunlukçu demokrasilerde göze çarpan en temel özellik iki partili oluşudur.

En çok oyu alan parti hükümet kurma görevini, ikinci parti ise güçlü bir muhalefet olma görevini üstlenir.

Bu sistemi uygulayan İngiltere gibi ülkelerde merkezi yönetim esas olmakla birlikte, toplumun siyasal konularda büyük ölçüde hemfikir ve türdeş olması, sistemin uygulanmasını pekiştiren bir unsur olarak görülebilir.

Uzlaşmacı demokrasi modelinde ise, siyasi partilerin aldıkları oy oranlarına göre parlamentoda dağılımı yapılır.

Bu modelin uygulandığı toplumlar, din, dil kültür, etnik köken gibi farklılıkların olduğu türdeş olmayan toplumlardır.

Bu noktada sistemin amacı, toplumun farklılıklarının gerçekçi bir şekilde temsil edilmesi ve bu farklılıkların ayrıştırıcı değil, aksine birleştirici ve benimseyici olmasıdır.

Belçika ve İsviçre gibi ülkeler bu modele örnek olarak gösterilmektedir.

Yirmi Birinci Yüzyılda Demokrasiye Geçişler

İspanya ve Portekiz’de faşist totaliter rejimlerin yıkılması, Latin Amerika’daki askeri diktatörlüklerin yerini sivil yönetimlere bırakması ve 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması ile başlayan süreçte Doğu Avrupa ve Sovyetler Birliği’nde komünist totaliter rejim ortadan kalkmıştır.

Bu gelişmeler batılı gözlemciler tarafından liberal demokrasiye geçiş, üçüncü demokrasi dalgası, liberal demokrasinin komünist totaliter sisteme karşı olan zaferi olarak değişim biçimlerde yorumlanmıştır.

Ancak bu durum beraberinde, oluşan ideoloji boşluğunun ne şekilde dolduracağı tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.

Siyaset bilimciler, komünizm sonrası oluşan demokrasi modellerinin illiberal (Liberal olmayan) modeller olduğunu ve bu modellerin en tipik özelliğinin hukuk devletinin zayıflığı olmasına dikkat çekmiştir.