Ünite 8: Çağdaş Tarih Felsefesi ve Sorunları

Tarihselcilik-Tarihsicilik Tartışması

Tarihin ne olduğu ve bir sonu ya da ereğinin olup olmadığı sorusu yıllardır tartışılmakta ve bu sorulara çeşitli akımlar tarafından çeşitli cevaplar verilmektedir. Tarihin ne olduğu tartışılırken üzerinde durulan en önemli sorun tarihsicilik sorunudur. Bu tartışma, tarihselci filozofların tarihsici felsefeleri eleştirmesiyle başlamıştır.

19.yüzyılda Alman İdealizmi, tarihi çeşitli boyutlarıyla ele almaya çalışmıştır. Hegel’e göre tarih diyalektik olarak gelişen bir süreçtir. Marx ise tarihi sınıf savaşımları tarihi olarak incelemişti. Comte ise bütün tarihi üç hal yasası ile açıklamıştır. Bütün bu yaklaşımlar tarihin bütününü açıklar. Nietzsche bütün bu yaklaşımları tarihsicilik olarak görüp eleştirmiştir.

Tarihselcilik kelimesini ilk kullanan kişi romantiklerden Novalis’tir. Croce’a göre kendi felsefesi tarihselci bir felsefedir. İdealist ve Marksist yaklaşımlar Croce’ a göre olanaksızdır. Çünkü bu tür yaklaşımlarda tarihe tarih dışından kavramlarla açıklama getirilmeye çalışılmaktadır. Marx ve Hegel tarihin üzerine felsefeyi oturtarak tarihi açıklamaya çalışmışlardır. Bu felsefe, insanı tarihi tümüyle görebileceği tarih üstü bir noktaya çıkarmıştır. Oysa tarihselciliğe göre, insani olaylar içinde ortaya çıktıkları tarihsel koşullara bağlıdırlar. Tarihsicilik ise tarihi bir ilerleme ya da bir amaca doğru gelişme gösteren bir bütün olarak görür. Bu durumda tarihselcilik ve tarihsicilik birbirine tamamen zıt iki ayrı düşünce biçimidir.

Croce’ye göre her tarih felsefesi sadece kendi çağının bilgisiyle sınırlıdır. Her tarih felsefesi, bir tarihsel olayı o tarihsel çağın kendi ruhuyla açıklayabilir. Bu durumda başka bir çağın tarih felsefesi aynı tarihsel olayı başka bir açıdan açıklayacaktır. Herhangi bir çağın tarih felsefesinin, başka bir çağın tarih felsefesine göre daha nesnel olduğuna dair bir nesnel ölçüt yoktur. Bu yüzden de Croce, tarihi bir bütün olarak gören ve açıklamaya çalışan bir tarif felsefesini olanaksız görmüştür. Tarihi, tarihe felsefeyle bakarak açıklamaya çalışmak doğru değildir. Tarihi tarih dışından bir olguyla açıklamaya çalışmak, doğayı doğal olmayan bir ilkeyle açıklamaya benzer.

Tarihsiciliği benimseyen tarih felsefeleri, tarihi bir bütün olarak gördüklerinden tarihin her çağı hakkında yorum yapabileceklerine inanırlar ve durumda gelecekle ilgili de öngörülerde bulunabileceklerine inanırlar. Tarih filozoflarının çoğu, tarihin bir sonu olduğuna ve tarihi bütünüyle kavradıklarına inanmaktadırlar. Fakat Croce’ye göre bu insanlığın kendisini tarihin üstünde görmesi demektir. Ancak bu şekilde insan gelecek hakkında konuşabilir ve bu kehanette bulunmaktan başka bir şey değildir.

Tarihselci felsefecilerden biri de Dilthey’dir. Dilthey’in felsefesinde bir görelilik vardır. Dithey’e göre tarih mutlak değildir ve görecelidir. Geçmişi bugüne bakarak yorumlamak mümkündür.

Tarihselcilik ve tarihsicilik arasında bir ayrım da 20. yüzyıl başlarında Eric Rothacker tarafından yapılmıştır. Daha önceleri, tarihsicilik, tarihselciğin olumsuz yönü olarak kabul görmüştür. Dilthey’in tarihsel göreliliğine de iyi tarihselcilik denerek terime olumlu bir anlam yüklenmiştir. Troeltsch iyi ve kötü tarihselcilik arasında ayırım yapmıştır. Kötü tarihselcilik diğer bir adıyla tarihsicilik, tarihi kader ve kehanet kavramlarıyla açıklamaya çalışan bir düşünce biçimidir. Günümüzde de tarihsicilik, olumsuz anlamda tarihselciliği, olumlu anlamda tarihselcilikten ayırmak için kullanılır.

20.yüzyıl düşünürlerinden Popper için de tarihsicilik, tarihi bir takım kehanetlerin ötesinde göremeyen bir düşünce biçimidir. Yine Popper’a göre böyle bir anlayış tamamen bir hurafedir ve insanlığın geleceği bilim de dahil olmak üzere hiçbir şekilde tahmin edilemez ve bunun bazı sebepleri vardır. İlk olarak, insanlık tarihinin akışı insan bilgisinin artışından etkilenir ve bilimsel yöntemlerle gelecekteki bilgi artışını tahmin etmemiz mümkün değildir. Ayrıca tarihin akışı bilgimizin artışına bağlıysa ve gelecekteki bilgi artışımız hakkında hiçbir şekilde bir öngörüde bulunamıyorsak, gelecekteki tarih akışı hakkında da bilgi sahibi olabilmemiz mümkün değildir. Yani, tarihsel öngörüde bulunabilecek bir tarihsel gelişme kuramı mümkün değildir. Teorik fizik gibi teorik bir toplumsal bilimi olması mümkün değildir. İşte tam da bu sebeplerden dolayı tarihsicilik olanaksız bir kavramdır.

Bütün bunların yanında tarihsiciliği farklı ele alan filozoflar da vardır. Edmund Husserl’e göre Dilthey tarihselci değil tarihsicidir çünkü Husserl’e göre nasıl bütün doğa olayları doğalsal olgularla açıklanamazsa, bütün tarihsel olayları da sadece tarihsel olgularla açıklamak imkansızdır.

Döngüsellik-Çizgisellik Tartışması

Tarih üzerine yapılan diğer tartışmalardan birisi de tarihin döngüsel mi yoksa çizgisel mi bir süreç olduğudur. Antikçağ tarih anlayışına göre tarih tıpkı doğa gibi döngüsel bir süreçtir fakat modern tarih felsefesine göre de tarih çizgisel bir süreçtir.

20. yüzyılın başlarında tarihin çizgisel değil de döngüsel olduğunu savunan iki felsefeci Oswald Spengler ve Arnold Toynbee’dir. Spengler’e göre tarihi çizgisel bir süreç olarak gören felsefeciler tarihte bir amaç araması içine girerler. Oysa Spengler’e göre tarih rastlantısal bir süreçtir ve bu rastlantısal süreçte bir amaç aramak olanaksızdır.

Spengler’e göre tarihte bir gelişigüzellik vardır ve bu yüzden de tarihe kader kavramıyla bakılabilir. Ama bu kültürel açıdan bir kader anlayışıdır. Tarihte kültürler doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Spengler’a göre tarihte 3 değişik gelişme basamağı vardır: 1. Metafizik-dinsel yüksek kültürler, 2. Simgeci erken kültürler, 3.Sivil geç kültürler. Büyün bu aşamalar tarihin çizgiselliğine gösterse de aslında değildir ve aksine döngüseldir çünkü her kültür aynı aşamalardan geçer ve biter. Spengler’a göre, kültürlerin içinden geçtiği döngüler değişmez, aldıkları zaman da değişmez böylece hangi kültürün hangi aşamada olduğu anlaşılabilir. Kültürün içindeki bireyler teker teker ne yaparsa yapsın, kültürün geçtiği aşamaları değiştiremezler. Spengler böylece tarihsel olmayan ama doğalcı olan bir görüş ortaya sunmuştur.

Tonybee de tarihe doğalcı açıdan bakan düşünürlerden bir tanesidir. Tonybee tarihi bir kültür incelemesi olarak görmüştür ama Spengler gibi kültürleri birbirlerinden ayrı görmemiştir ve ona göre kültürler birbirine bağlıdır. Tonybee’e göre de tarih döngüsel bir yapıya sahiptir. Bütün kültürler doğar, büyür ve ölür. Asla bir toplum evrilerek başka bir topluma dönüşmez.

Tonybee’ye göre toplumların var olması meydan okuma güçleriyle doğru orantılıdır. Doğaya ve diğer toplumlara meydan okuyabilen kültürler ayakta kalır ve bu meydan okuma süreci bittikçe bir kırılmaya uğrarlar ve yok olurlar. Toplumların gelişim süreci meydana okumaya yanıt verebilecek ve bu meydan okumayı gerçekleştirebilecek yaratıcı ve başarılı kişilerle başlar ve devam eder. Toplumların birbirilerinden farklılaşması ise işte bu gelişme sürecinde yaratıcı insanların başardıklarıyla doğrudan orantılıdır.

Tarihte Zorunluluk- Olumsallık Tartışması

Tarihte olguların zorunlu olarak mı gerçekleştiği yoksa rastlantısal mı gerçekleştikleri çağdaş tarih felsefesinin tartıştığı konulardandır. Hegel ve Marx tarihte gerçekleşen olayların kaçınılmaz olduğunu savunsalar da Nietzsche ve Foucault gibi aydınlanma dönemi düşünürleri, tarihsel olayların kaçınılmaz olmadığını ileri sürmüşler ve tarihi olumsal bir süreç olarak ele almışlardır. Bu düşünürlere göre, tarihte bir zorunluluk anlayışı yoktur çünkü tarihte bir amaç ya da yasalılık kavramı da yoktur.

Tarihin rastlantısal olaylar dizisinden oluştuğunu savunan teze 20. yüzyılda bazı eleştiriler gelmiştir. Örneğin Edward H. Carr’a göre, tarihsel olaylar neden-etki ilişkisi içindedir ve bugün gerçekleşen olaylar geçmişteki olayların bir sonucudur. Fakat tarihte gerçekleşen olaylarda rastlantıya yer olmadığını savunmak, tarihsel kaçınılmazlığın olduğu anlamına da gelmez.

Çağdaş (Postmodern) Tarih Anlayışları

20.yüzyılda ortaya çıkan tarih akımlarından biri de yapısalcı tarih anlayışıdır. Yapısalcı tarih anlayışına göre toplumların yaşama tarzlarına ve kültürlerine bakılmalıdır. Her dönem, toplum ve çağ kendi içinde kendi yapı ve kültürleriyle incelenmelidir. Yapısalcılar tarihin çizgisel bir süreç olduğuna karşı çıkarlar çünkü tarih bir amacı olan ve o amaca doğru kesintisiz ilerleyen bir süreç değildir ve art arda gelen döngüsel yapılarda oluşur.

Claude Levi-Strauss’a göre tarihçi geçmişe kendisinin ya da yaşadığı dönemin çağlarına bağlı kalarak bakmamalıdır çünkü bu incelediği çağın kendine ait olan karakteristik özelliklerine zarar vermektedir. Ayrıca tarih sürekli insan merkezli olaylarla incelenmemelidir bu tarihsel incelemeye Hristiyan ütopyası olan çizgisel bir boyut katmaktadır. Bu durumdan kurtulmalı ve tarih insani değil de tarihi olaylar çerçevesinde incelenmelidir.

Hermeneutik tarih anlayışı Dilthey Okulunun etkisinde ortaya çıkan bir düşünce akımıdır. Hermeneutik tarih anlayışı, geçmişin ancak bugünden hareketle anlaşılabileceğini savunur. Martin Heidegger Dithey’in yaşama kavramı yerine varoluş kavramını koymuştur. Bu anlayışa göre insan ancak kendi yaptıklarıyla ve kendi tarihiyle kendisini anlayabilir.

Hans Georg Gadamer’e göre insan tarihten bağımsız bir varlık değildir ve tarih olmuş ve olmakta olduğumuz herşey olarak bizi belirler. Tarihi anlamak bizi tarihe ait kılan şeyi anlamaktır. Varoluşçu hermeneutik tarih anlayışının savunduğu tarihselcilik ile Dilthey’in hermeneutik tarih anlayışı birbirinden farklıdır. Vraoluşçular tarihin göreliliğini kabul etmemişler ve tarihi bir bütün olarak yorumlama yoluna gitmişlerdir. Bu anlayış, tarihin görelili olduğunu kabul eden Dilthey’in hermeneutik tarih anlayışından farklıdır.

Frankfurt Okulu 20.yüzyıl düşünce akımlarından biridir. Frankfurt Okulu Hegel ve Marx’ın tarih felsefesini onaylarken diğer bir yandan da onların benimsediği çizgisel tarih anlayışını eleştirmişlerdir. Bu akımın önde gelen temsilcileri Max Horkheimer, Theodor Adorno ve Herbert Marcuse’dir. Bu düşünürlere göre, tarihin böyle devam etmemesi ondan ders alınmalıdır. Tarih bu haliyle kabul edilmemeli ve yadsınmalıdır. Tarihte akıl değil, akıl dışı tutkular egemendir fakat bu terkedilmeli ve daha akılcı bir tarih anlayışına yönlenilmelidir. Bu akılcı tarih anlayışı, akılcı bir toplum tasarımına yol açar ve bu da modern insanı aklın baskısında yaşamaya maruz bırakmıştır.