Ünite 3: Çağdaş Özbek Edebiyatı-I

Özbekler ve Özbek Türkçesi

31 Ağustos 1991 tarihinde Bağımsızlığına kavuşan Özbekistan Cumhuriyeti idarî bakımdan 12 eyalet ve 1 özerk Cumhuriyet’e (Karakalpakistan) ayrılmıştır. Karakalpak’ların büyük bir kısmı bu özerk cumhuriyette yaşamaktadır. Orta Asya’daki halkların çok eski zamanlardan beri yazıya sahip oldukları bilinmektedir. Onlar geçmişten bugüne, Soğd, Pehlevi, Orhun-Yenisey, Uygur ve Arap alfabesi gibi çeşitli alfabeleri kullana gelmişlerdir. 20. yüzyıla gelindiğinde Özbekler de diğer Türk toplulukları gibi Latin alfabesine geçmeye karar verdiler. 1930’lu yıllarda Sovyetler Birliği’ndeki mevcut dil siyasetinin baskısı ile başka bir takım ülkelerde olduğu gibi, Özbekistan’da da Rus-Kiril alfabesi esasında yeni bir alfabeye geçiş girişimleri başladı. Özbek Türkçesinin Kiril alfabesiyle ifadesi kolay olmadığından ortaya çıkan problemler hakkında uzmanlar uzunca bir vakit fikir alışverişinde bulundular; imlayı olgunlaştırma, hatta Kiril alfabesinden vazgeçmeye yönelik fikirlerini ileri sürdüler. Özbekistan’ın bağımsızlığı, dünya tarafından daha rahat anlaşılmayı ve daha hızlı bir şekilde yeni bir iletişim sistemine geçmeyi gerektirmiştir. Dünyadaki ileri teknolojiden ve fen bilimlerinden faydalanmak Özbekistan için oldukça önemlidir. Dünyada en yaygın kullanılan alfabe Latin alfabesidir. Bu alfabeyi dünyanın yüzde 30’u kullanmaktadır. Bu nedenle Özbekistan Cumhuriyeti Milli Meclisi 1993 yılında Latin alfabesi esaslı Özbek alfabesini kullanma kararı almıştır.

Özbek Edebiyatı

Fuat Köprülü’ye göre Çağatayca, “kelimenin en geniş manası ile Moğol istilasından sonra Cengiz çocukları tarafından kurulan Çağatay, İlhanlı ve Altın Ordu İmparatorluklarının medenî merkezlerinde XIII.-XIV. asırlarda inkişaf eden ve Timurlular devrinde bilhassa XV. asırda klasik bir mahiyet alarak, zengin bir edebiyat yaratan edebî Orta Asya lehçesidir.” Janos Eckman’a göre ise “Çağatayca, yalnız Doğu Türkistan ve Orta Asya Türk devletlerinin diplomasi, edebiyat ve resmi devlet dili olarak değil, aynı zamanda 19. Yüzyılın ortalarına kadar Avrupa Rusyasının Oğuz olmayan Müslüman Türklerinin de edebi dili olarak kullanılmıştır.”

Çağatay edebiyatının önemli yazar ve şairleri şunlardır: Sekkâkî (Çağatay edebi dilinin ilk temsilcisi), Haydarlı Harezmi, Lutfi, Yusuf Emirî, Seyyid Ahmed, Gedaî, Atâî, Ahmedî, Ali Şir Nevaî.

Ali Şir Nevaî, sadece Çağatay edebiyatının değil, bütün Türk edebiyatı ve medeniyetinin en büyük şairi, yazarı ve önemli şahsiyetidir. O’nun zamanı, Çağatay edebiyatının sanat ve milli ruh bakımından zirveye ulaştığı en parlak dönemidir. Türkçe’de ilk Hamse yazarıdır.

XVI. yüzyıla gelince Babür, Şeybanî, Muhammed Salih, Ubeydî, Mereb, Meclisî, Padişah Hace gibi devlet ve din adamları, şair ve alimler Çağatay edebiyatının Ali Şir Nevaî’den sonraki temsilcileri oldular. Zahirüddin Muhammed Babür, Hindistan’da büyük Türk devletinin kurucusu, Çağataycayı Nevaî’den sonraki dönemde en iyi kullanan şair ve yazardır. Babürnâme adlı hatıratı sadece Orta Asya Türkçesinin değil genel Türk edebiyatının nesir dalındaki şaheseridir.

Çağatay edebiyatının 17.-19. yüzyıllar arasındaki dönemine Özbek hanlıkları devri denilmektedir. Bu dönemde yazılan edebi eserler, Çağatay edebiyatının gerileme ve çökme devri olarak da değerlendirilmektedir. Sanat bakımından yüksek edebî eserler ortaya çıkmadığı ve mevcut eserlerin de genel olarak Ali Şir Nevaî döneminde yazılan eserlerin taklidi olduğu görülmektedir. Bu devir edebiyatı, hanlık saraylarında gelişme gösterdiğinden Hive, Buhara ve Hokand edebî muhiti olarak üç bölümde ele alınmaktadır.

Çağatay Türkçesinde en çok eserin Hive edebî muhitinde verildiği bilinmektedir. Tercüme faaliyetlerinin ağırlık kazandığı hanlıkta Nevâî geleneğini devam ettiren şairler de yetişmiştir. Feruz’un teşebbüsü ile Harezm tercüme ekolü oluştu. Bu devirde saraydaki 80 çevirmenin Fars dilinden çeşitli türde 120 eseri Türkçeye çevirdiği bilinmektedir. Buhara’da Fars dilinde eserlerin de yazıldığı bilinmektedir.

Hokand edebî muhitinde, Emirî mahlasıyla eserler yazan, şairlerin koruyucusu ve destekçisi olarak ün kazanan Hokand hani Ömer Han, Muhammed Şarif Gülhanî, Fazlî gibi şairler yanında Üveysî, Ömer Han’in eşi Nadire Begüm, Dilad Berna, Mahzune, Anber Hatun, Nazime Hanım gibi kadın şaireler de yetişmiştir. Hokand hanlığı edebiyatında geleneksel şiir tarzının yanında epik türlerden destancılığın da önem kazandığı görülmektedir.

Bu dönemde gerçekleşen edebî hareketler sonucu olarak özellikle 1910 yılından sonra Özbek edebiyatında hikâye, roman ve tiyatro gibi yeni türler görülmeye başladı. Edebiyatta klasik ifade tarzının değişmeye başladığını, yeni tür ve şekillerin ortaya çıktığını görmek mümkündür. Yenilemeye doğru hızla ilerleyen bu süreci “Cedit” olarak adlandırılan yenileme hareketi takip eder ve bu dönem 1938 yılına kadar devam eder. Bu devir kısa olmasına rağmen millî şuur ve bilinçlenme adına önemli edebî ürünleri meydana getirmiştir. Bundan sonraki dönemi “Sovyet edebiyatı” olarak isimlendirilen propaganda ve kati ideolojik çerçeveye sahip bir edebiyat dönemi takip eder. Özbekistan 1991 yılında bağımsızlığını ilan etti. Dolayısı ile 1991’den sonraki edebiyat “Bağımsızlık Dönemi Özbek Edebiyatı” olarak adlandırılmaktadır.

Marifetçilik Edebiyatı

Marifetçilik, 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. Yüzyılın başlarında halkı aydınlatmaya yönelik idealist, didaktik görüşler ve bu çerçevedeki fikrî-edebî hareket için kullanılan terimdir. “Marifetçilik Edebiyati” olarak adlandırılan bu dönemde Özbek edebiyatına toplumsal yaşamla ilgili ve sıradan insana özgü imgeler, duygular halkın konuştuğu dille ifade edilen konular girmiştir. Toplumsal sorunların sade bir dille anlatıldığı bu dönemde mektubât türü de yeniden canlanmıştır. Şairler ülkedeki fakirliğin tek nedeni olarak cahillik ve bilgisizliği göstermektedirler. Onun için de bu dönemde cehaletle mücadele ön plana çıkmıştır ve edebî eserlere yansımıştır. Bu devir şair ve yazarlarının eserlerinde klasiklerin edebî mirasına ilginin arttığını görmek mümkündür.

Bu dönem Özbek edebiyatının önemli marifetçileri şunlardır:

  • Mukimî: Mukimî, yergi unsurları içeren Tenapçılar, Toy, Saylov gibi şiirleriyle Özbek edebiyatına yeni bir boyut kazandırmıştır. O’nun “Seyahatname” adli eseri Özbek edebiyatında bu türün ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
  • Furkat: Furkat, Rus dilinin öğrenilmesi gerektiğini ileri sürer, Avrupa kültürünün tanınmasını savunur.
  • Zevkî: Özbek edebiyat tarihinde marifetçilik ilkelerini ileri süren ve hiciv türünün gelişmesinde büyük katkıları olan bir şairdir.
  • Anber Hatun: Divan tertip eden kadın şairlerdendir. Şiirlerinde genellikle kadınların gönül dünyası ve aşk duygularıyla birlikte devrin sosyal meselelerini de yansıtır.
  • Kâmil Harezmi: Harezm edebî muhiti şairlerindendir. Sarayda çeşitli görevlerde de bulunmuş, çeşitli müzik enstrümanları da çalabildiği gibi, birçok önemli eserin çevirisini yaparak Özbekçe’ye kazandırmıştır.

Türkistan’da Matbaa

Rusya Müslümanları kendi ana dillerinde kitap yayımlamaya 18. yüzyılın 70’li yıllarında başladı. Türkistan’da matbaa 19. yüzyılın 60’lı yıllarında ortaya çıktı. Atacan Abdalov, Türkistan’daki ilk mahalli matbaacı olarak bilinir. Hicve’de 1874’te açtığı litograf matbaası 1910 yılına kadar çalıştı. Başka bir Özbek matbaacısı İsanbay Hüseyinbayev’dir. Taşbasma matbaası 1883 yılında açılmış, Ali Şir Nevaî’nin Hamse ’si ve divanı burada basılmıştır. Munis Harezmî’nin Divan-ı Munis ve Divan-ı Raci adlı eserleri de 1880’li yıllarda yayımlanan ilk eserler arasındadır. Tipograf Matbaalar 1870’li yıllarda mahallî dillerde de kitaplar yayımlamaya başlamıştır.

Türkistan’da Gazete

Türkistan süreli yayınları, ülkenin tarihini aydınlatmada en önemli kaynaklardan biridir. Gazete ve dergiler Orta Asya’da Rusya Çarlığı’nın işgalinden sonra ortaya çıkmıştır. “Türkistan Vilayetinin Gazeti” Özbekçe olarak ilk defa 1870 yılının Ağustos ayında yayımlandı. Çar hükümeti tarafından gazetelerin mahallî dilde yayımlanmasının nedeni, yerli halkı Rus hükümetinin siyaseti, Çar fermanları ve kanunlar ile tanıştırmaktı. Gazetede tarih, coğrafya, edebiyat, eğitim ve genel kültür ile birlikte iki haftada bir Pazar haberleri köşesinde fiyatlarla ilgili bilgiler de verilmiştir. 1880-90’lı yıllarda Türkistan’da gazeteciliğin ilerlediğini görmek mümkündür. Ruslar tarafından da olsa, Özbekçe yayımlanan gazetelerin çoğalması, tarih, dil, edebiyat alanlarında aydınların, bilim adamlarının yetişmesine, onların siyasî ve toplumsal görüşlerinin şekillenmesine yardımcı oldu.

Cedit Edebiyatı

1900’lü yılların başlarında Özbek sosyal hayatında olduğu gibi edebî hayatta da pek çok yenilik meydana gelir. Bu devreye Cedit (yenilenme, yenilik) adi verilmesinde İsmail Gaspıalı’nın görüşleri ve faaliyetleri etkili olur. İsmail Gaspıralı “Usul-i Cedit” okulunu Buharalı tüccar Nizamettin Sabitov’un evinde açtıktan sonra (1908) bu yenilikçi akim bütün Türkistan’a hızla yayılmaya balar. Özellikle basın-yayın alanında hızlı ilerleme kaydedilir. 1905’ten sonra onlarca gazete, dergi Özbek dilinde basılmaya balar. Bu devir toplumunda Ceditçilere karşı çıkanlar da olmuştur. Özellikle bazı dinî gruplar gazete, dergi ve benzeri faaliyetlerin dinî açıdan iyi olmadığını ileri sürmüş, yayımcılara karşı çıkmışlardır. Bu kişilere gazete köşelerinden verilen cevaplarda şair ithamlar bulunmaktadır.

Özbek dil ve edebiyatında Cedit devri ayrı bir yere sahiptir. Modern Özbek dilinin temelleri ve kuruluşu bu dönemde gerçekleşmiştir. Roman, hikâye, drama, tiyatro gibi pek çok edebî tür Özbek edebiyatında bu dönemde ortaya çıkmıştır. Özellikle basın-yayın faaliyetlerinin artış göstermesi, dergilerin sürekli yayın faaliyetlerinde bulunması kalem sahiplerinin ellerini ve zihinlerini güçlendirmiştir. Bu tür faaliyetlerde kullanılan dilin millî dil olan Özbekçe olması, anlaşılma ve anlatma noktasında önemli katkılar sağlamıştır. Millî bir dil ve milli bir edebiyattan söz etmenin mümkün olduğu yıllar Cedit devridir.

Türkistan’daki Cedit hareketinin öncülerinden biri Mahmudhoca Behbudî ’dir. Kendisi ilk Özbek tiyatro yazarıdır. 1911 yılında yazılmış olan Pederküş (Baba Katili) adlı dramı 1914 yılında sahnelenmiştir. Pederküş dramının yayımlanması, bütün Türkistan’da millî tiyatronun doğuşunu müjdelemesi bakımından çok önemlidir.

Cedit hareketinin öncülerinden bir diğeri Abdurauf Fıtrat ’tır. Uzun süre yurtdışında bulunduktan sonra 1914’te yenilikçi fikirlerle Buhara’ya döndü. Önemli yönelişlerinden biri onun ilmî eserleridir. Fıtrat hem güçlü bir edebiyatçı hem de güçlü bir dilciydi. Türk dilinin söz zenginliğinin Fars ve Arap dillerine oranla daha fazla olduğunu vurgulamıştır. 1914’te İstanbul’da basılan Hint Seyyahının Kıssası adlı eserinde Buhara hayatını, onun gelişmesine engel olan bütün olumsuzlukları bertaraf etmenin yollarını gösterir.

Abdulla Avlanî , Cedit hareketinin önemli temsilcilerinden biridir. 1913 yılında Turan adlı tiyatro topluluğunu kurmuş, danışmanlık ve yönetmenlik yanında oyunculuk da yapmıştır. Özbek çocuk edebiyatının gelişmesine katkısı büyüktür. Avlanî, eğitimin ilk önce ailede başlaması gerektiğini söylemiştir. Eserlerinde, yetişecek neslin bilimli, akıllı ve ahlaklı olması için okuması gerektiğini vurgulamıştır.

Özbek Cedit hareketinin önde gelen yazarlarından biri olan Hamza Hekimzade Niyazî , yazar, şair, bestekâr, tiyatro yazarı ve yönetmenidir. Ayrıca, pedagog olarak da önemli bir yere sahiptir. 197 şiirini topladığı Divan-ı Nihanî adlı eserinin ve romanlarının yanı sıra mahalli okullar için Yengil Edebiyat, Okış Kitabı, Kıraat Kitabı gibi ders kitapları da hazırlamıştır. Hamza, 1920’li yıllara kadar ceditçilik hareketinin ilkeleri doğrultusunda eserler yazmış, sonraki dönemde Sovyet ideolojisini terennüm etmeye başlamış ve bu sebeple de öldürülmüştür.

Özbek edebiyatının önemli temsilcilerinden bir başkası olan Abdulla Kadirî , millî roman akımının temelini atmıştır. Ötken Künler adlı romanı 1925-1926 yıllarında üç bölüm halinde kitap olarak yayımlandı. Bu eser, ilk realist Özbek romanıdır ve Kadirî’nin ceditçi, siyasi görüşlerini ve yüksek bedii ifadesini bir araya getirmiştir.

Abdulhamit Süleyman oğlu Çolpan da, Cedit edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Medresede öğrenci olduğu yıllarda Özbeklerin milli yazarı olmaya karar vermiştir. O dönemde İsmail Gaspıralı’nın ceditçi fikirleri Türkistan’da hızla yayılmaktaydı. Çolpan da bu fikirleri benimseyerek takip etmiş ve Türkistan’daki yenileşme hareketlerine önemli katkıda bulunmuştur.