Ünite 3: Çağdaş Azerî Edebiyatı-I

Giriş

Azerbaycan Coğrafyası: Azerbaycan, Güney Kafkasya’ dan Irak’ın içlerine, doğu ve güney doğu Anadolu’dan İran’ın içlerine kadar uzanan, kuzey doğu kesiminin bir kısmı Hazar denizi ile sınırlanan araziyi kapsamaktadır.

Azerbaycan Türkçesi: Azerbaycan coğrafyasında, Türk dilinin Osmanlıca ve Çağatayca’dan sonraki en geniş ve verimli kolu olan, XI. yüzyıldan sonra Oğuzların bölgeye yoğun olarak gelmesinden sonra, bu coğrafyada oluşmaya başlayan “Oğuz yazı dili”nin doğu kolu olarak XIII. yüzyıl ortalarından itibaren Selçuklu, Moğol, İlhanlı Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safevî dönemlerinde ilk yazılı ürünlerini veren yazı diline, oluştuğu coğrafyadan hareketle Azerbaycan Türkçesi denilmektedir.

Azerbaycan (veya Azerî) Edebiyatı: Azerbaycan sözlü edebiyatı, Azerbaycan coğrafyasında Türklerin tarih sahnesine çıkışına, diğer yandan Türkistan’daki genel Türk kültürüne bağlıdır. Tanımlanan bu coğrafyadaki yazılı edebiyat ise, XIII-XIV. yüzyıldan itibaren ilk ürünlerini verir. Başlangıçta bu edebiyatın yazılı örnekleri, Anadolu Türkçesiyle ortaktır; ancak, XIV-XV. yüzyıldan sonra Azerbaycan Türkçesiyle, Eski Anadolu Türkçesi yavaş yavaş ayrışmaya başlayınca edebiyatta da bir farklılaşma görülür.

XIX. Yüzyıl Azeri Edebiyatı

XIX. Yüzyılın Başlarında Azerbaycan ve Azerî Edebiyatı

Rus istilasından sonra Azerî edebiyatı, XIX. Yy.ın başlarından itibaren iki kola ayrıldı: Kuzey Azerbaycan’daki edebiyat, diğer sebepler yanında Rus etkisiyle yenilikçi bir yol izlerken, Güney Azerbaycan’daki edebiyat, geleneksel yapı ve anlayış içinde gittikçe sönükleşiyor, bir taklit ve nazîre edebiyatı olarak devam ettiriyordu. Halk edebiyatı, kendi yolunda gelişmekteydi.

Azerbaycan edebiyatında modernleşmenin bir sonucu olarak roman, modern hikâye, tiyatro eserleri, makale, tenkit, edebiyat tarihi vs. gibi yeni türler de kullanılmaya başlanmıştır. Aruz vezninin kullanımı azalsa da tamamıyla ortadan kalkmamıştır. Gazel, XIX. yy.ın sonlarından itibaren, konusunda ve dilinde bazı değişikliklere uğrayarak yok olmaktan kurtulmuştur. Buna rağmen kaside, mesnevî gibi türler, yerlerini “poéma” (manzum hikâye veya manzum roman) denilen nazım şekline bırakmıştır.

Klasik edebiyattaki mizah geleneği, modern edebiyatta da önemli temsilciler yetiştirir. Bu tarzın temsilcileri arasında Baba Bey Şâkir (1770-1844), Gasımbey Zakir, Séyyid Azim [Ezim] Şirvanî vardır. Şairler genellikle, sosyal bozuklukları, adaletsizliği, Rus memurlarının zalimliğini, rüşvetçiliğini, ahlâksızlığını, zalim ve çıkarcı “beyleri”, sahtekâr ve câhil din adamlarını ortaya koyan manzumeler yazmışlardır. XX. yy. başlarında Mirze Ali Ekber [Elekber] Sabir ile satirik şiiri zirveye ulaşmıştır.

Güney Azerbaycan’da Edebî Hayat

İran’daki siyasi karışıklıklar, hanların ve onlara tâbi beylerin keyfî hareketleri, ağır vergiler, zulüm, Güney Azerbaycan Türklerini sosyal ve iktisadî bakımdan tam bir buhrana sürüklemişti. Bu duruma bağlı olarak memleketin kültürel hayatı da karmaşa içindeydi; yazılı edebiyat iyice zayıflatmıştı.

Güney Azerbaycan’da ve aynı zamanda İran’da, yeni edebiyatın ilk temsilcileri arasında Türk olmalarına rağmen geleneğe uyarak eserlerini Farsça yazan Abdurrahim Talibov, Zeynelabidin Şirvanî, Mirze Ağa Tebrizî sayılabilir.

Asrın başlarında en çok rağbet gören nazım şekli gazeldir. Bu gazellerde, geleneksel şiir anlayışı ve konularının yanı sıra, gerçek insanî duygular, kişisel duygu ve düşünceler, hayata gerçekçi bir şekilde bakış ifade edilir. Tasvir edilen sevgili artık muhayyel bir varlık değil, canlı-kanlı gerçek bir insandır. Bu dönemdeki şairlerin en belirgin özelliklerinden biri kendi dillerinin yanında Farsçayı da kullanmalarıdır. İki dillilik Güney Azerbaycan edebiyatının karakteristik bir özelliğidir.

Medrese tahsili görmüş aydınların sade bir Türkçeyle “âşık şiiri tarzı”nda manzumeler yazmaları, Azerî halk edebiyatı, halk şiiri için çok yararlı olmuştur. Özellikle, XIX. yy.da Andelip, Nebatî, biraz daha önceki dönemlerde Molla Penah Vakıf gibi büyük şairler, âşık şiirinin de klasik şiir gibi kalıplaşmasını canlılığını kaybetmesini önlemiştir.

Şiirlerinde ince bir ruh, seçkin bir güzellik duygusu, coşkun sevgi tezahürleri görülen ve tamamen orijinal sanatkârlık kudretine sahip Séyyid Ebulgasım Nebatî (1812-1873), çağının en büyük şairlerinden biridir.

Héyran Hanım ’ın XIX.4500 beyitlik divanında Farsça şiirleri daha fazladır. Klasik tarzdaki gazelleriyle Fuzulî’nin etkisinde kaldığı, dilinin nisbeten sade olduğu görülmüştür

Mirze Méhdi Şükûhî (1829/30-1896), Maddî ve manevî sıkıntılar içerisinde kötümser bir ömür sürmüş, daha çok mizahî şiirleriyle tanınmıştır. Seyahate çıkarak Türkiye, Arabistan, Orta Asya ve İran’ın birçok yerini dolaşmıştır. Şark halklarını istismar eden han, bey, sahtekâr din adamları, aç gözlü tâcirler, ahlâksız kimseler onun mizahî şiirlerinden yakalarını kurtaramamışlardır. Realist bir şairdir. Halkın yaşayışını, âdetlerini, batıl inançlarını çok renkli, akıcı bir dille, ince bir alayla dile getirir. Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazmıştır. Münazara-i Akl ü Aşk adlı bir mesnevisi, Sadî’nin Gülistan’ı tarzında üç yüzden fazla nasihatamiz hikayeleri vardır.

Kuzey Azerbaycan’da Modern Edebiyatın Ortaya Çıkışı

Rus istilâsından sonra, Azerbaycan aydınları arasından ilk düşünürler ve bilim adamları yetişti. Tıpkı ilk modernist Rus aydınlarında olduğu gibi “Batı” düşüncesi, yerli, millî ve dinî bilgilerle çeliştiği için bazı aydınlar bunalıma düştü. Bazıları tamamen “Batı” tarzı düşünceleri reddederek kendi içlerine kapanıp kötümser bir hayat yaşadı. Bir kısmı da “Batıcı”, radikal yenilikçi düşünceleri benimsedi. Bir kısmı da daha çok Türkiye’deki aydınları örnek alarak sentezci bir yol tutmaya çalıştı.

Islahatçı düşünceler, asrın sonlarına doğru Şéyh Cemaleddin Afganî (1838-1897)’nin de etkisiyle bütün Rusya Müslümanları arasında süratle yayıldı ve bir hayli taraftar topladı.

Azerbaycan’da fikrî, edebî oluşumun ilk aydınlardan birisi Abbasguluağa Bakıhanov Güdsî (1774-1846)’dir. Gerçek manada âlim, mütefekkir, istidatlı bir şair ve tarih yazarıdır. Esrârü’l-Melekût adlı astronomiye ait eserini takdim yazmıştır. Abbasguluağa’nın eserlerinde Rus istila ve esaretine karşı millî şuuru uyandıracak fikirler bulunduğunu göz önünde tutarsak bu hareketinin siyasî bir anlamı olduğu da düşünülebilir.Nâzım-nesir karışık olarak yazdığı Kitab-ı Askeriyye’de,Şiir olarak Azerbaycan Türkçesiyle yazdığı ve pek meşhur olan “Tebriz Ehline HitabAbbasguluağa eserleri arasındadır. Kendisi “ansiklopedik” bilgiye sahip bir “maarifçi”dir.

Mirze Şefi’de dönemin önemli kişilerinden biriydi.İvan Grigoryev’le birlikte çeşitli metinlerden oluşan bir ders kitabı hazırladı: “Tatarskaya Herestomatiya Azerbaydjanskogo nareçiya” [“Azerbaycan Şivesinin Tatar Ders Kitabı”] adlı, “antoloji” mahiyetindeki bu eser, iki bölüm ve sözlük kısmından ibaretti. F. Bodenstedt, ülkesine döndükten sonra Kafkasya’daki hayatını anlatan Tausend und ein Tag im Orient (Berlin, 1850) adlı eserini yayımladı. Bu eserinde Mirze Şefi’den ve aralarındaki ilişkilerden de genişçe söz ediyordu.Bir Azerbaycan şairinin Avrupa’da sevilerek okunmuş olması ilgi çekicidir.

Gasımbey Zâkir (1784-1857),Azerî şiirinde Vâkıf ve Vidadî ile başlayan realizm çığırının, mahallîleşme cereyanı- nın XIX. yüzyıldaki en önemli temsilcisidir. Gazellerindeki dil, bir az daha ağır olmasına rağmen, koşma ve geraylı sade ve çok akıcı bir halk diliyle söylenmiştir.

İsmail Bey Kutkaşınlı (1806-1869),Fransızca yazdığı Rechid-bey et SaadeteChanime [Reşit Bey ve Saadet Hanım] adlı hikâye kitabını yayımlamıştır. Eserin en önemli yanı, kadın hukuku bakımından taşıdı- ğı yeni fikirlerdir.

XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Azerî Edebiyatı

Bu dönemde eserlerde mücadele fikri, hürriyet arzusu, vatan ve millet sevgisi, insan sevgisi, adaletsizliğe ve zulme karşı mücadele, halkçılık gibi düşünceler işlenir.

Séyit Azim Şirvanî (1835-1888), Lirik şiirleri, tesirli satirik manzumeleriyle şöhret kazanmıştır. Şiirlerinde “Séyyid/Séyid” mahlasını kullandı.“Beytü’s-safâ” adıyla bir şairler meclisi kurdu. Rusya Türklerinin ilk Türk gazetesinde manzum mektup, şiirler, yazar.

Mezhep ayrımıyla mücadele eden şiirler yazmıştır.Herşeyden önce halkın cehaletten kurtarılması için çocukların Usul-i Cedid mekteplerinde eğitim görmeleri gerektiğini savunmuştur. Gazellerinde Fuzulî’nin etkisi görülmesine rağmen, taklitçi bir şair değildir. Séyid Azim Şirvanî, devrinin ilerici, maarifçi şahsiyetleri arasında özel bir yer tutar, şiirleriyle modern edebiyatın ufuklarını genişletmesinde birinci derecede rol oynar.

Modern Edebiyatın İlk Büyük Temsilcisi: Mirze Feteli [Feth Ali] Ahundzade (1812-1878)

Ahundzade, tiyatro yazarı, şair, edebiyat teorisyeni, mütefekkir ve reformisttir. Feteli annesinin amcası ile birlikte Azerbaycan’ın birçok yerlerinde dolaşır, yayla ve köy hayatını yakından gözlemleme imkânı bulur. Bu gözlem ve intibalarını daha sonra yazacağı eserlerde özellikle, tiyatrolarında zengin bir malzeme olarak kullanır.1850’den itibaren tiyatro eserleri yazmaya başlar, bunları 1859’da Temsilat adıyla bastırır. 1857 yılından itibaren, fikrî hayatının en büyük faaliyetlerinden biri olan “Alfabe” meselesiyle uğraşır. Latin harflerine geçme fikrini ilk defa 1873’te İstanbul’daki “Hakaik” gazetesine yazdığı bir mektubunda açıklar. Temsilât’taki komedileri, “Alfabe layihası”, “Kemalüddövle Mektubları” ve edebî, dinî, sosyal, siyasî konulardaki tenkitleridir. 1850-55 yılları arasında 6 komedi (Hékâyet-i Molla İbrahimhelil Kimyager; Hékâyet-i Mösyö Jordan Hekim-i Nebatât ve Derviş Mestelişah Câdûgûn-ı Meşhur; Hékâyet-i Vezir-i Han-ı Lenkeran; Hékâyet-i Hırs-ı Guldurbasan; Hékâyet-i Merd-i Hesis Hacı Gara; Mürafie Vekillerinin Hékâyeti) yazar.Ahundzade tiyatroyu, cemiyeti terbiye etmek, kötü alışkanlıkları, sosyal bozuklukları, insan tabiatındaki kötü ihtirasları ortadan kaldırmak yolunda yararlı bir vasıta görür.

Edebî, tenkidî meseleler hakkındaki değerlendirmelerini, nazarî görüşlerini şu yazılarında derli toplu olarak bulabiliriz: Féhrist-i Kitap (1859, Temsilât’ın önsözü), Nazm ve Nesr Hakkında (1862), Tengid Risalesi (1862), Hékâyet (1865), Kritika (1871, bu eleştiri, İran’da çıkan Millet adlı gazete için yazılmıştır), Mirze Ağa’nın Piyesleri Haggında Kritika (1871). Ayrıca Kamalüddövle Mektubları’nda da yerli geldikçe edebî meselelerden söz eder.

Azerbaycan’da Tiyatro (XIX. Yüzyılda Oluşumu ve Gelişmesi)

Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’da da tiyatronun ortaya çıkışı, herşeyden önce Avrupaî hayat tarzının tesirine bağlı olmuştur. Knyaz (Prens) Vorontsov 1849- 1851 yılları arasında bir tiyatro binası yaptırır ve maiyetinde çalışan Türk, Gürcü, Ermeni aydınlarını tiyatro eserleri yazmaları için teşvik eder. Böylece Mirze Feteli Ahundzade, 1850’den itibaren altı komedi ve bir hikâye yazar. Azerbaycan’ın bu ilk tiyatro eserleri, önce Rusça basıldıkları gibi, sahneye de önce Rusça ve Ruslar  tarafından konuldular! Komediler yine Rusça olarak 1853’te Tiflis’te kitap hâlinde neşredilir.

1880 yılından sonra tiyatro faaliyetlerinde bir canlanma görülür. Özellikle “Gori Muallim Mektebi”ni bitiren genç öğretmenler, gittikleri yerlerde öğrencilerini başları- na toplayarak çeşitli eserleri sahneye koyar.

İlk tiyatro binası 1858’de Şamahı’da inşa edilmişti ama, 1880’de Bakû’da Hacı Zeynelabidin Tağıyév tarafından yaptırılan mükemmel bina, Azerî tiyatrosunun gelişiminde çok önemli bir rol oynadı.

Ahundzade’den sonra ikinci tiyatro yazarı olarak görülen Necef Bey Vezirli (1854- 1926)’nin piyeslerinde Azerbaycan’ın sosyal ve kültürel problemleri realist bir şekilde işlenir.Necef Bey, 1896’da ilk trajedi (facia) olan Müsibet-i Fehreddin’i yazdı. Diğer piyesleri arasında Év Terbiyesinin Bir Şekli (1875), Gemi Lövbersiz Olmaz (1876), Daldan Atılan Daş Topuğa Deyer (1890), Sonraki Pişmanlık Fayda Vérmez (1890), Adı Var Özü Yoh (1981), Yağışdan Çıhdıg Yağmura Düşdük (1895), Pehlivan-ı Zemâne (1898-1900) sayılabilir. Bu eserlerin dışında yazarın tercüme ve tebdil (adapte) piyesleri de vardır.