Ünite 4: Bizans ve Kuzeyli Türk Komşuları (4-14. Yüzyıl)

Hunlar, Atilla ve Bizans

4. yüzyılın sonundan itibaren Bizans İmparatorluğu ile ilişkileri olan Türkler, yaklaşık 11 asır boyunca Bizans kaynaklarında Hun, Göktürk, Avar, Bulgar, Ogur, On Ogur, Sarı Ogur, Utrigur, Kutrigur, Hazar, Peçenek, Oğuz/Uz, Kıpçak/Kuman, Tatar, Selçuklu ve Osmanlı adları ile kaydedilmiştir. Bizans tarihçisi Haraks’lı Dionisios’a göre Hunlar, Daryal ve Derbent geçitlerinden hareketle Doğu Anadolu istikametinde akınlara başlamış, 359 ve 373 tarihlerinde bugünkü Urfa ve civarına kadar gelmiş ve bir müddet sonra Kuzey Kafkaslara ve Aşağı İdil (Volga) bölgesine geri dönmüşlerdir. 374 yılı civarında Hunların İdil nehrinin batısına geçip önlerinde bulunan kavimleri yerlerinden oynatarak Karadeniz’in kuzeyine doğru ilerlemesi tarihte Büyük Kavimler Göçü olarak bilinen büyük bir nüfus hareketidir. Hunlar, önce Alanları daha sonra Ostrogot ve Vizigotları yenilgiye uğratmışlardır. Bunun sonucunda Vizigotların bir kısmı Roma İmparatorluğundan sığınma izni istemiş ve Tuna’nın güneyindeki bazı bölgeleri iskân etmişlerdir.

378’de Vizigotlar, bazı Alan-Hun kıtalarıyla ittifak yaparak Edirne civarında Bizans ordusuna karşı zafer kazanmış ve ardından Trakya’yı tahrip etmişlerdir. V. yüzyılın başlarında eski Aşina ailesine mensup başbuğlar Hunların çeşitli boylarını birleştirerek kuvvetli bir devlet düzeni kurmayı başardılar. Sınırları Asya’da Aral Gölünün doğusundan Avrupa’ya kadar uzanan Hun İmparatorluğunun batı kanadı hükümdarı Uldız, özellikle 409 senesinde Tuna’yı geçerek nehrin güneyinde bazı önemli geçit yerlerini tutmak suretiyle Bizans’ı tehdit eden bir güç haline geldi.

422 yılına gelindiğinde Hunların başında bulunan Rua, iç karışıklıklarla çalkalanan Bizans İmparatorluğuna saldırmış ve Trakya ve Makedonya bölgeleri Hunlar tarafından istila edilmiştir. Rua’nın ölümü üzerine Hun devlet yönetimini yeğenleri olan Muncuk’un oğulları Bleda ve Atilla kardeşler üstlenmişler ve 434 yılında Margus barışı imzalanmış ve bu anlaşma sonrası Slav, Fin, Cermen, Türk asıllı olmak üzere pek çok kavim Hun hakimiyetini kabul etmiştir. Atilla döneminde de Uldız’ın esaslarını belirlediği Hunların Bizans politikası geçerliliğini korumuştur. Bizans’ın başında bulunan II. Teodosios (408-450), bir süreden beri Margus anlaşmasının şartlarını yerine getirmek istemediğinden dolayı 441 yılında Atilla, Bizans’a yönelik I. Balkan seferini düzenlemiş, sonrasında barış sağlanmış ve Tuna boyundaki kaleler Hun idaresine geçmiştir. İlerleyen yıllarda Bizans Hunlara yıllık haracını ödeyemeyince Atilla’nın komutanlığındaki Hun ordusu birkaç noktadan Tuna’yı geçip Serdika (Sofya), Philippopolis (Filibe), Marcianopolis (bugün Bulgaristan’ın Devnya kenti), Arkadiopolis (Lüleburgaz) gibi kale ve şehirleri zapt ederek Teselya’ya ulaşmış, sonra Bizans başkenti istikametinde ilerlemiş ve Athyra’ya (Büyük Çekmece) gelerek Bizans başkentini kuşatma hazırlıklarına girişmiştir. Bizans imparatoru Teodosios’un elçi göndermesi üzerine iki taraf arasında anlaşma yapılması sağlanmıştır. Atilla’nın ölümünden sonra Hun İmparatorluğuna tabi olan pek çok kavim Hun Birliğinden ayrılarak devletin dağılmasına sebep olmuştur.

Göktürk-Bizans İlişkileri

M.S. 552 yılında Bumin Kağanın Orta Asya’da Moğol asıllı Juan Juanları mağlup etmesi ile bağımsızlığını ilan eden Göktürkler, tarihte I. Göktürk Devleti olarak bilinen siyasi varlıklarını kurmuşlardır. 567 yılında İstemi Yabgu tarafından Soğutlu Maniakh başkanlığında gönderilen elçilik heyeti, Bizanslılar tarafından son derece iyi karşılanmış ve karşılık olarak Bizans İmparatoru II. Iustinianos (565- 578), tarafından Göktürklere Zamerhos başkanlığında gönderilen elçilik heyeti Türk elçileriyle beraber hareket ederek, İstemi Yabgu’nun yanına giderek Bizans-Göktürk ittifak antlaşmasını yapmışlardır. 576 yılında Göktürk-Bizans ittifakının bozulduğu anlaşılmaktadır. Bizans İmparatoru Tiberios (574-582) döneminde Göktürklere Valentinos başkanlığında bir heyet gönderilmiş, Göktürkler Valentinos ve beraberindeki heyeti alıkoyarak Bizans’a geri göndermişlerdir. 582 yılında I. Göktürk Devleti, iç mücadeleler sonucunda Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılıp, yıkılma sürecine girmiştir.

Avar-Bizans Münasebetleri

Avarların Kuzey Kafkaslara gelişleri ve Bizans’la ilk temasları 557-558 yıllarında olmuştur. Bizans imparatoru Iustinianos, Kafkasların kuzeyinde Bizans’a tehdit oluşturacak yeni bir kavim olarak ortaya çıkan Avarların, İstanbul’a bir elçi göndermelerini istemiş, karşılıklı anlaşma sağlanmıştır. Avarlar, Karadeniz’in kuzeyinde kısa sürede hakimiyet kurmuşlardır. Bizans İmparatoru, Avarlara Panonya’daki topraklara yerleşmelerini teklif etmiş, 568 yılında Panonya ve çevresi Avarların hâkimiyeti altına girmiştir. Böylece Avarlar, Orta Avrupa’da en kudretli devlet haline gelmişlerdir. 584 yılında Avarların, Viminacium (bugünkü Sırbistan’ın Kostolats kenti) ve Singidunum’u (Belgrad) alıp, İstanbul surlarına kadar gelip Anadolu’ya geçtikleri, ayrıca Slavlarla beraber Teselya, Epir, Atika ve Eğriboz’u yağmaladıktan sonra Mora’ya geçtikleri de aynı kaynakta belirtilmektedir. Bizans’la yaşanan bir çok olay sonrasında, bir müddet Franklarla savaşmışlardır. 796-805 yıllarında Frank kralı Büyük Karl, Avarların askeri ve siyasi varlığına son vermiştir. Tuna Bulgar hükümdarı Krum Han da, bazı Avar kitlelerini hakimiyeti altına almıştır.

Bulgarlar ve Bizans

Türk kavimlerinden biri olan Ogurlara dayanan Bulgarlar, bu adla ilk defa 482 yılında kaynaklarda geçmektedir. 463 yılından sonra Karadeniz’in kuzeyinde görülen Ogur boyları, Onogurlar, Sar›ogurlar, Utrigurlar ve Kutrigurlar idi. Kutrigur ve Utrigur Bulgarları üzerindeki Göktürk hakimiyeti 630 yılına kadar sürmüş ve bundan sonra Bulgarlar kendi devletlerini kurma çabası içerisine girmişler, Kubrat (605-642), Ogur boylarını birleştirip “Büyük Bulgaria” adı altında güçlü bir devlet kurmayı başarmıştır. Doğuda Kuban, batıda Dinyeper, kuzeyde Doneç nehirleri ve güneyde Karadeniz ile Azak Denizine uzanan Büyük Bulgaristan, Bizans’la dostane ilişkiler kurmuş ve hükümdarı Kubrat’a, Bizans İmparatoru Heraklios (610-641) tarafından patrikios unvanı verilmiştir. Bu unvan; Bizans devlet geleneğinde imparator tarafından verilen en büyük yedinci ünvan olup. 8. yüzyıla kadar yüksek rütbeli memurlara, hadımlara ve yabancı devlet adamlarına verilmiştir. 670 yılında Bulgarlar, Bizans’ın kuzey komşusu konumu ile kısa sürede imparatorluğu tehdit eden bir güç haline gelmişlerdir. IV. Konstantinos, 680 yılında büyük bir deniz ve kara kuvvetiyle Bulgarları topraklarından çıkartmak üzere harekete geçmiş, ancak pek çok kayıp vererek geri çekilmiştir. Bulgarlar, Varna (Odesos) yakınlarına kadar olan Dobruca bölgesini ele geçirmişlerdir. Gelişmelere engel olamayan Bizans İmparatoru IV. Konstantinos, 681 yılında İsperih ile barış imzalamış ve bu barış, II. Iustinianos (685-695; 705-711) tarafından bozulmuştur. Doğudaki savaşları tamamlayan II. Iustinianos, Bulgarlara karşı sefer düzenlemiş, ancak Güney Rodop geçitlerinde bozguna uğrayarak ordusunun büyük bir kısmını kaybetmiştir. İsperih’in oğlu Tervel Han, Bizans İmparatoru III. Teodosios’la (715-717), 716 yılında Bulgar Devletiyle Bizans arasındaki sınırı belirleyen bir barış anlaşması yapmıştır. Tervel Han’dan sonraki dönemde 718 ile 756 yılları arasında hüküm sürmüş hükümdarların zamanında Bizans ile Tuna Bulgar Devleti arasındaki ilişkiler barış içinde olmuştur. Tahta çıkan Telerig Han (768-777) döneminde de Bizans imparatoru V. Konstantinos, 773 ve 775 yıllarında Bulgaristan’a sefer düzenlemiş ve sefer esnasında ölmüştür. Kardam’dan sonra Bulgar tahtına oğlu Krum Han (802-814) çıkmıştır. Krum Han’dan sonra Bulgar tahtına oğlu Omurtag (814-832) geçmiştir. Omurtag’ın ölümünden sonra yerine küçük oğlu Malamir (831-836) Bulgar tahtına geçmiştir. Malamir babasının dışarıdaki barışçıl siyasetini izlerken içeride de Bulgarlar arasında yayılmaya başlayan Hıristiyanlık karşıtı politikasını sürdürmüştür. Malamir’in halefi büyük kardeşinin oğlu Presyan Han’ın ardından oğlu knez Boris (852-889) döneminde Frank kralı Karlman’la Hıristiyanlığın Katolik mezhebini kabul etmeye yönelik görüşmelere başlanmıştır. Boris’in oğlu Simeon (893-927) tahta çıkar çıkmaz, Bulgar Devleti ile Bizans arasındaki ilişkiler gerginleşmiş ve savaş çıkmıştır. 919 yılında Simeon “Bulgarların ve Romalıların Çarı” unvanını almış, 920’de de Bulgar kilisesinin başında patrik unvanı verilmiştir. Çar Simeon oğlu Petro (927-969) döneminde I. Bulgar Devleti çöküş sürecine girmiştir. Petro döneminde iç ve dış olayların etkisi ile Simeon zamanında en parlak devrini yaşamış olan I. Bulgar Krallığı, daha sonra elde ettiği toprakları yavaş yavaş yitirmeye başlamıştır. Bulgaristan 1018 yılında Bizans hakimiyeti altına girmiştir.

Hazarlar ile Bizanslılar

Bir müddet Hun Devleti içerisinde yer almış olan Hazarlar da Türk kavimlerinden biridir. Hazarların bağımsız devletlerini kurmaları Göktürklerin Volga civarındaki hakimiyetinin sona ermesinden sonra olmuştur. Hazarların ülkesi, Kafkas Dağlarının kuzeyinde Hazar Denizi ile Karadeniz arasında kalan topraklardır. Hazar Kağanlığı, 630 yılından itibaren Doğu Avrupa tarihinde önemli rol oynamış, Hazarların Bizans’la uzun süreli münasebetleri ise 7. yüzyılın başlarından itibaren başlamıştır. Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasların Karadeniz sahilleri, Kuban nehri boyları ve Kırım’ın Hazarların eline geçmesi, Bizans ile olan münasebetlerin artmasına neden olmuştur. 704-705 yılları arasında Iustinianos ile Hazarlar arasındaki ilişkiler, Bizans İmparatoru Tiberios (698-705) yüzünden gerilmiştir. Bizans Devleti ile Hazarlar 780’li yıllardan itibaren Kırım Yarımadasının hakimiyeti için sürekli mücadele içinde olmuş, bunun sonucu olarak Hazarlar, Abhazya ve Bat› Gürcistan’ın hükümdarı Leon’u Bizans’a karşı desteklemişlerdir. Bizanslılar, Kırım’da stratejik şehirlerde Hıristiyan-Ortodoks piskoposluklar kurmuşlardır. Bunun sonucu olarak 8. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Hazarların paganlık inancından vazgeçip Hıristiyan olmaya başladıkları görülmüştür. 861-969 yılları arasında Bizans-Hazar ilişkileri özellikle Hazar ileri gelenlerinin Museviliği benimsemesi sebebiyle olumsuz gelişmiştir. 10. yüzyılın ortalarına kadar Hazar Hakanlığı varlığını devam ettirmiştir. Bu tarihten sonra da hızla çökmeye başlamıştır. 968 yılında Rus knezi Svyatoslav, Hazar topraklarına saldırmıştır. Kuman ya da Kıpçak olarak bilinen Türklerin göç dalgası Hazar ülkesinin Türkistan’la irtibatını kesmiş ve bu bölgeyle yapılan ticari faaliyetleri sona erdirmiştir.

Peçenekler ve Bizans

Peçenekler, Uzlar ve Kumanlar Bizans sınır bölgelerine gelerek Bizans’la gerek siyasi ve gerek ticari münasebetler kurmuşlardır. Peçenekler Göktürk hakanlığında yer alan kavimlerden birisi olup, 9. yüzyılın ilk yarısında Hazar Denizinin kuzeyinde yer alan Cim (Emba) ve Yayık (Ural) nehirleri havalisinde yaşamışlardır. Peçenekler ile Bizans arasında siyasi ilişkilerin yanı sıra ticari ilişkiler de olmuştur. 1026, 1035 ve 1036 yıllarında Peçenekler, Bulgaristan, Makedonya ve Trakya’yı tahrip etmişlerdir. 1048 yılından sonra da Peçenek-Bizans mücadelesi devam etmiştir. 1081-1091 yılları arasında Bizans imparatoru I. Aleksios Komninos (1081-1118) dönemlerinde de Bizans ile Peçenekler arasında şiddetli çatışmalar devam etmiş, 1087’de Peçenekler Kumanlarla birleşerek Silistre’de imparatorun komutasındaki Bizans ordusunu büyük bir hezimete uğratmışlardır. 1091 yılında Bizans Devleti, Trakya’da Peçenekler, Ege’de Çaka’nın donanması, Marmara sahillerinde Selçuklular tarafından gerçekleştirilen bir Türk ittifakına karşı mücadele etmek zorunda kalmıştır. Anadolu, Balkanlar ve Kafkaslardaki bazı yer adları ve efsanelerde Peçeneklerin izlerini görmek hala mümkündür.

Oğuzlar (Uzlar) ile Bizans

868-880 yılları arasında Peçenekler’in İdil (Volga) nehrini geçip batıya doğru ilerlemelerinde önemli rol oynayan Uzlar, Oğuzların batı kısmını oluşturmuş ve Rus kaynaklarında bunlara Tork, Torki, Toruki ve bazen Torkmen denilmiş, Bizans kaynaklarında ise Uz olarak kaydedilmişlerdir. Uzlar, Peçeneklerin bulundukları bölgeleri işgal ettikten sonra uzun süre Yayık-İdil bölgesinde kalmışlardır. Uzlara karşı Rus knezlerinin sefer düzenledikleri bilinmektedir. Bu seferler karşısında dayanamayan Uzlar, 1065 yılında Bizans ve Bulgarların mukavemetini kırarak Tuna nehrinin güneyine geçmeyi başarmışlardır. Ancak Uzlar için Tuna’nın güneyine geçmeleri felaketle neticelenmiştir. Uz kalıntılarının bir kısmı Bizans ordusuna alınırken bir kısmı da Dobruca’da kalarak diğer Peçenek, Kuman, Tatar ve Selçuklu kalıntılarıyla beraber Gagauzların oluşumunda yer almıştır.

Kıpçak/Kuman-Bizans İlişkileri

Karadeniz ile Kafkas Dağlarının kuzeyinde Altay Dağlarından doğan İrtiş ırmağı ile Moldavya üzerinden Karadeniz’e dökülen Dinyester ırmakları arasındaki bölgeye Deşt-i Kıpçak denilmiştir ve bu bölgeye adını veren Türk topluluğu Batı Göktürk Devleti içerisinde yer alan topluluklardan biri olarak kabul edilen Kıpçaklardır. Kumanların, Tuna’nın güneyine gelmeleri muhtemelen 1087 yılında Peçenek başbuğu Tatuş’un Bizans’a karşı yardım istemesi üzerine olmuştur. Bizans’la Kumanların arasındaki ilişkiler, 1090 yılından sonra yoğunlaşmıştır. 11. yüzyılın sonu ile 12. yüzyılın başından itibaren Tuna nehrinin kuzeyine ve güneyine Kumanlar, kitleler halinde yerleşmişlerdir. Kuman ve Balkan tarihi açısından olduğu kadar Bizans tarihi bakımından da çok önemli sonuçlar meydana getiren IV. Haçlı Seferi 1204 yılında gerçekleşmiş, İstanbul Latinlerin eline geçmiş, Bizans parçalanarak Epir, Trabzon ve İznik’te Bizans’ın devamı olduğunu iddia eden devletçikler ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Kuman ve Bizans tarihini etkileyecek önemli bir olay daha gerçekleşmiştir. 1236 yılında Tatarların, Karadeniz bölgesine yönelmesi üzerine Deşt-i Kıpçak bölgesinde yaşayan Kumanlar, büyük kitleler halinde yeniden Tuna’nın güneyine geçmeye başlamışlardır. Bu göçlerden ilki 1237’de, ikincisi de 1241‘de gerçekleşmiştir. Kumanlar/Kıpçaklar bir taraftan II. Bulgar Devletinin ve daha sonra Kırım Yarımadasında kurulacak olan Altın Orda Hanlığının oluşumunda yer alırken, diğer taraftan da Dobruca Despotluğunun kuruluşuna iştirak etmişlerdir.

Tatarların Bizansla İlişkileri

Altın Orda Hanlığı Cengiz Han’ın torunları Batu Han ve Orda Han tarafından 1242 yılında, coğrafi olarak Aşağı Volga boyunda kurulmuş ve ağırlıklı olarak Doğu Avrupa’da faaliyet göstermiş bir Türk-Moğol Devleti olup sınırları içerisine Kumanları, Bulgar Türklerini, Hazarları, Slavları ve başka çeşitli kavimleri de katmıştır. Bizans’ı da etkileyecek şekilde Balkan coğrafyasındaki Tatar etkisi 1242 yılından 1357 senesine kadar sürmüştür. 1242 yılında Tatarlar, Tuna nehrini geçerek Bulgaristan topraklarını yağmalamışlar, 1204 yılından sonra İstanbul’u ele geçirerek 1261 yılına kadar bir devlet kuran Latinler ile çarpışmışlardır. 1261 yılında VIII. Mihail Paleologos, İstanbul’u Latinlerin elinden alarak Bizans Devletinin başkentini İznik’ten tekrar İstanbul’a taşıdı. 1277-1280 yıllarında Tatarlar, Bulgaristan’daki taht mücadelelerinde Bizans İmparatoru VIII. Mihail’in de teşviki ile önemli rol oynadılar. 1282 yılında ise Tatar birlikleri Bizans’la müttefik olmanın bir sonucu olarak Balkanlarda yeni bir güç merkezi haline gelmeye başlayan Sırpların üzerine gönderildi. 1328’de Tatar birliklerinin de yer aldığı Bulgar ordusu, Bizans’ın Trakya bölgesine saldırdı. Bizans’a karşı son Tatar baskını 1337’de gerçekleşmiş ve Çanakkale’ye kadar Bizans’ın elindeki bütün Trakya toprakları yağmalanmıştır.