Ünite 10: Bizans Sanatı

Bizans Sanatı

Kurulduğu yıl kabul edilen 330 yılından İstanbul’un Osmanlı Devleti tarafından fethedildiği 1453 senesine kadar hüküm sürmüş olan Bizans İmparatorluğu’nda, bu tarihsel süreç içerisinde Bizans Sanatı ve Mimarlığı başlıca üç dönem içerisinde ele alınarak değerlendirilir.

  • Erken Bizans Dönemi
  • Orta Bizans Dönemi
  • Geç Bizans Dönemi

650 yılından 850 yılına kadar olan tarihsel aralık, Arap akınları ve ikonoklazma sürecinin yaşandığı ve Geçiş Dönemi ya da Karanlık dönem olarak da adlandırılan bir ara dönemdir. Bizans sanatı İmparatorluğun hâkim olduğu geniş coğrafi alandaki yerleşimlerinde üretilen eserlerin bütününü tanımlayan kapsamlı bir olgu olup, öncelikle dini ve sosyo-kültürel yapı, sonrasında siyasal ve ekonomik koşulların belirleyiciliğinde dönüşüm, değişim ve oluşum evreleri yansıtır.

Sanat Eserlerinin Üretim ve Uygulama Alanı Olarak Bizans Kentleri

Bizans döneminde yerleşimler; başkent İstanbul ve Efes gibi metropol niteliğinde büyük kentler, küçük ölçekli kentler, savunma amaçlı kastronlar ve köylerden oluşan yönetsel birimlerden oluşur. 7-8. yüzyıllarda Bizans İmparatorluğu içerisinde sadece dört ya da beş yerleşim kent adı ile tanımlanabilecek niteliktedir. Bu kentler başkent İstanbul, Selanik, Efes, İznik ve Trabzon’dur. 7. yüzyıl sonrasında Anadolu’da daha çok savunmaya yönelik ve kale kent niteliğinde yerleşimlerin bulunduğu bilinmektedir. Kastron olarak adlandırılan ve 7. ve 8. yüzyıllarda oluşmaya başlayan kale kentlerin, daha sonraki dönemlerde kullanılmaya devam edildiği, birçok yeni kale kentin oluşturulduğu; mevcut yerleşimlerin de savunmaya yönelik olarak surlarla çevrelendiği görülmektedir.

Bizans Mimarisi

Hıristiyanlığın kabulü ile birlikte Geç Roma dünyasında din, kültür ve yönetim alanlarında derin bir değişim süreci başlamıştır. Erken Bizans döneminde Hıristiyanlığa bağlı olarak gelişen dini mimarinin yanı sıra kamusal ve toplumsal yapının gereği olarak ihtiyaç duyulan mimari düzenlemeler-uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Roma’nın pagan tapınakları terkedilmiş, birçoğu yıkılmış taşları yeni yapıların inşasında kullanılmıştır. Kentlerde kilise, martirum ve manastırlar başta olmak üzere Hıristiyanlığa bağlı olarak gelişen dini yapı tipleri inşa edilmiştir.

Erken Bizans Dönemi Dini Yapıları

Bizans’ın erken dönemlerinde imparatorluk dönemi Roma mimarisinin ayrı ayrı formları bir araya getirilerek yeni bir anlayışta kullanılmıştır. Yeni ibadet yapıları olan “kiliseler” antik dönemin dini yapısı-simgesi olan tapınaklardan değil özetle “toplantı yapısı” olarak tanımlanan bazilikalardan esinlenerek inşa edilmiştir. “Bazilika” erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerinde “kilise” anlamında kullanılmış olup, bu yeni yapı tipi Hıristiyan ayinlerinin gerçekleşmesi için gerekli bir takım mekansal düzenlemelere bağlı olarak şekillenmiştir. Erken Dönem Bizans Bazilikaları örtü sistemi ve mimari özelliklerine göre “Ahşap Örtülü (Hellenistik) Bazilika”, “Tonoz Örtülü Bazilika”, “Kubbeli Bazilika” ve “Transeptli Bazilika” olmak üzere dört tip altında incelenir.

Geçiş Dönemi (Karanlık Dönem) Dini Yapıları

Bizans Sanatında 726 yılından 842 yılına kadar olan tarihsel süreçte “İkonoklast Dönem” adı verilen dini konulu resimlerin yok edilmesini öngören bir süreç yaşanmıştır. Bu dönemde ikonaların yakıldığı, yapılardaki duvar resimleri ve mozaikler kazındığı ya da kapatıldığı, el yazmalarının yok edildiği bilinmektedir.

Orta Dönem Bizans Dini Yapıları

Orta Bizans dönemi kiliselerinin karakteristik plan tipi “Kapalı Yunan Haçı”dır. Kapalı Yunan Haçı planlı kiliseler “Kompleks-Gelişmiş Tip” ve “Basit Tip” olmak üzere iki grup altında değerlendirilir. Orta Bizans döneminde uygulanmış örnekleri bulunan bir başka plan tipi “sekiz destekli tip”tir. “Ada Tipi” ve “Kara Tipi” olmak üzere yapıların uygulama alanlarına göre iki alt grupta değerlendirilen sekiz destekli yapılar daha çok Yunanistan ve Kıbrıs’ta inşa edilmiştir.

Geç Dönem Bizans Dini Yapıları

Bu dönemde İstanbul ve Selanik’te inşa edilmiş olan bir kaç önemli yapı olmasına karşın, döneme özgü bir mimari gelişme söz konusu değildir. Yapılar daha çok Orta Bizans dönemi mimari geleneğini sürdürür niteliktedir. Geç Bizans döneminde İstanbul’da “Dehlizli Tip” adı verilen plan tipi ortaya çıkar. Geç dönem Bizans mimarisi farklı bölgelerde kurulan bağımsız yapılanmaya bağlı olarak çeşitli yerel uygulamalar sergiler.

Kamusal ve Sosyal İşlevli Bizans Yapıları

Erken dönem Bizans kentlerinde genel bir değerlendirme ile tanımlanabilen yapı tipleri; idari ve kamu yapıları olarak, pazar-çarşı, saray, piskoposluk sarayı-konutu, özel aile sarayı-konutu, aşevi, düşkünler evidir. Erken Hıristiyanlık döneminde, Roma döneminde olduğu gibi imparatorun zaferini ya da diğer önemli olayları kutlamak için onur sütunu ve zafer taklarının dikildiği bilinmektedir. Bizans kentlerinde saraylar sadece imparatorluk konutları değil aynı zamanda kamusal merkezler olarak da görev üstlenmiştir. Erken Bizans döneminde evler Helenistik ve Roma döneminde kullanılan evlerin genel karakteri ve plan şemasını yansıtır niteliktedir. Bizans döneminde dükkânlar özelliklerine göre gruplanmış olarak kentlerde büyük caddelerin kenarlarında ve çarşıda yer almaktadır. Bizans Kentlerinde yollar taşla kaplı ya da toprak olarak düzenlenmiştir. Su ve suya ilişkin mimari organizasyon Bizans kentlerinde önemli işlevleri olan düzenlemelerdir. Erken Bizans döneminde kentlerde antik çağlarda oluşturulmuş su kemerleri ve kanalları onarılmış, gerekli görülen yerlerde yenileri inşa edilmiştir. Suya ilişkin bir diğer yapı tipi hamamlardır. Roma dönemi boyunca inşa edilmiş olan hamamlar Bizans kentinin doğal fiziksel yapısında önemli mimari unsurlardır. Roma kentlerinin eğlence hayatında Hipodrom ve Tiyatroların yeri önemlidir. Roma dönemi hipodromlarının öncül yapısı Roma’daki Maximus Circus’tur.

Anıtsal Resim Sanatı

Bizans Anıtsal Resim Sanatının en önemli uygulama alanı duvar resimleri ve mozaiklerdir. Fresko ve mozaikler başta kiliseler olmak üzere mimariye bağlı olarak uygulanan Anıtsal Resim Sanatı örnekleridir. Bu döneme ait en eski örnek aynı zamanda Erken Hıristiyanlık dönemi mimarisinin de ilk örneği olarak tanımlanan Suriye’de Dura Evropos’taki ev kilisesinin vaftiz odasında bulunan Tevrat ve İncil’den konuların işlendiği freskolardır. Yine öncül resim örnekleri olarak Roma Katakomplarının mezar odaları ve hipojelerin duvarlarında geometrik, bitkisel motifler ile insan ve hayvan figürleri resmedilmiştir. Erken Hıristiyanlık Dönemi resim sanatının bir diğer önemli türü mozaiklerdir. 650 yılından 850 yılına kadar olan süreç, özellikle Bizans resim sanatı için büyük bir boşluktan ibarettir. Orta Bizans Dönemi’nde ikonoklast akımın son bulmasının ardından yoğun bir resimsel faaliyet başlamıştır. Bu dönem resim sanatının en önemli özelliklerinden birisi konuların düzenlenişinde hiyerarşik bir sistem uygulanması, diğeri ise resimlerde konu sınırlamasına gidilmesidir. İstanbul’da Komninoslar dönemi’nden günümüze ulaşan tek mozaik Aya Sofya Kilisesi’nde bulunmaktadır. Geç Bizans Dönemi-Sanatı aynı zamanda Paleologoslar DönemiSanatı olarak da tanımlanır. Bizans resim sanatının Paleologoslar dönemi’ndeki oluşum ve değişim sürecinin tanımlanmasında, Trabzon Ayasofya Kilise’si freskoları öncül örnekler olarak kabul edilir. Ayasofya’nın fresklerinde tasvir edilen figur ve kompozisyonlar genelde Komninoslar dönemi resimsel anlayışını temsil etmesine karşın, figürlerin elbise kıvrımları içinde belirginleşen vücut hatları ve dengeli hareketler, Paleologoslar Dönemi’nde olgunlaşacak yeni bir üslubun yorumu olarak tanımlanır. Dönemin resim örneklerinde ortak nokta geçmişteki iki boyutluluğu aşan ve tam anlamı ile bir perspektif olarak tanımlanmasa da yüzeysel bir derinlik kaygısının izlenebilirliğidir.

El Sanatları

Seramik

Bizans seramikleri dört ana kronolojik evrede incelenir.

  • Birinci evre (4.-8. yüzyıl): Erken Bizans döneminde antik geleneklerin devam ettiği tarihsel aralıktır.
  • İkinci evre (9.-11. yüzyıl): Seramik üretiminde İstanbul’un hâkim olduğu ve siyasi ve kültürel olarak ilişkide bulunduğu bölgelere üretimlerin ihraç edildiği dönemdir.
  • Üçüncü evre (Komninos’lar dönemi): Sırlı seramik üretimin taşra merkezlerine taşınarak yaygınlaştığı dönemdir.
  • Dördüncü evre (12. yüzyıl sonu- geç Bizans dönemi): Seramik üretiminde bölgesel üslupların hâkim olduğu dönemdir.

Bizans seramiği dini ve resmi sanatın aksine halkın ekonomik çizgisi ve beğenilerine göre şekillenmiştir. Erken Bizans döneminin kırmızı hamurlu seramikleri ile Komninoslar döneminin yaygın tercihi olan sırlı seramikler arasında dönemde az bilinen bir grup olarak beyaz hamurlu seramiklerin ortaya çıktığı görülmektedir. Orta Bizans Dönemi’nin yaygın uygulanan bezeme tekniği, kırmızı hamurlu, krem-beyaz astarlı kaplarının üzerlerinin astarı kaldıracak şekilde çizilmesi ve kazılması şeklinde uygulanan “sgraffito”dur. Geç dönem Bizans seramiğini mimari ve diğer sanat alanlarında olduğu gibi dönemin siyasal yapısına bağlı olarak değişen yönetim ve coğrafi sınırlar doğrultusunda değerlendirmek gerekir. Geç döneme tarihlenen bazı seramiklerin İznik Kuşlu Kaseleri, Karacahisar (Eskişehir) Rozetli Kaseleri, Selanik Kuşlu Kaseleri, Serres Seramikleri gibi üretim yerleri ile tanımlanması, bu dönemde bölgesel ve yerel üsluplarının varlığını ortaya koyar.

Cam Sanatı

Arkeolojik kazılar sonucunda elde edilen veriler ışığında camın, Bizans döneminde günlük kullanım objeleri, aydınlatma elemanları, pencere camı ve lüks objeler olarak üretildiği ortaya konmuştur. Özellikle Erken Hıristiyanlık döneminde cam yapımcılarının (vitriari) ve cam dekoratörlerinin (diatretari) vergiden muaf tutuldukları yönündeki veriler, cam üretimin desteklendiği ve özendirildiğinin göstergesidir. Erken Bizans dönemi cam atölyeleri köken olarak Roma dönemi cam sanatı geleneğine bağlıdır. Bu dönemin karakteristik eser grubu, “altın sandviç tekniği”nde süslenmiş cam eserlerdir. Erken Bizans döneminde M. S. 578-636 yılları arasında üretim ve kullanım alanı bulunan “Hacı Kapları” önemli bir eser grubudur. Söz konusu eserler “kalıba üfleme tekniği” ile üretilmiş çokgen gövdeli şişelerdir. Ortaçağda cam üretimi ve niteliğini belgeleyen veriler az sayıdaki yazılı kaynağa ve kazı çalışmaları sonucunda elde edilen bulgulara dayanır. 12. ve 13. yüzyıllarda Bizans İmparatorluğu farklı coğrafyalarda, farklı sosyo-kültürel unsurlarla karşılaşmıştır. Dönemin yaygın cam tekniği “altın yıldız boyama” ve “emay tekniği”dir.

Maden

Mısır, Suriye, Anadolu ve İtalya gibi geniş bir alana yayılan maden döküm merkezleri eyaletler kaybedildikçe elden çıkmış ve başkent İstanbul tek ve önemli bir üretim merkezi olarak kalmıştır. Bizans maden eserleri altın, gümüş, bakır, bronz, demir ve pirinç gibi malzemelerden üretilmiştir. Erken Bizans Dönemi’nde altın malzemeye daha çok bilezik, yüzük, kemer, madalyon, kolye, küpe gibi süs eşyalarında ve sikkelerde rastlanmaktadır. Gümüş malzeme ise daha çok imparatorların hükümdarlık yıldönümünü kutlamak ya da diğer nedenlerle yapılan hediyelik tabak ve kâselerde ya da liturjik eşyalarda tercih edilmiştir. Bronz ucuz ve kolay satın alınabilen bir maden olması dolayısıyla hem sivil yapılarda günlük kullanım araçları olarak hem de dini alanda küçük eşya yapımında karşımıza çıkmaktadır. Orta Bizans Dönemi’nde altın daha önceki dönemlerde olduğu gibi yine değerli ziynet eşyalarında tercih edilen bir malzeme olmuştur. Ancak bu dönemde gümüş rezervlerinin tükenmesi ve ekonomiye bağlı olarak gümüş kullanımının azaldığı görülmektedir. Geç Bizans Dönemi’nde günlük kullanım objeleri dışında, değerli maden üretimine rastlanmamaktadır. Değerli objelerin ham maddesinin kaynağı olan toprakların kaybedilmiş olması ve özellikle 1261-1453 yılları arasında imparatorluğun içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik bunalım sanatın her alanında olduğu gibi maden sanatını da etkilemiştir.

Fildişi

Bizans Döneminde fildişi Afrika ve Hindistan’da bulunan fillerin uzun dişlerinden elde edilmiş olan, kolay işlenebilen dayanıklı bir malzemedir. Fildişinden yapılan eserler üzerinde farklı süsleme kompozisyonları işlenmiştir. Özellikle 6. yüzyılda fildişinden üretilen eserler açısından en parlak dönemdir. Bizans döneminde fildişinden yapılan objeler arasında; diptikonlar, triptikonlar, mücevher kutuları, röliker, kitap kapakları, toka ve süs eşyaları ve haçların muhafaza edildiği stavrotekler sayılabilir.

Sikke

Bizans sikkeleri de birer sanatsal obje olarak değerlendirilebilir. Bizans sikke tipleri, imparatorlara ve dönemin beğenisine göre çeşitlilik göstermektedir. 6. yüzyılda sikke ön yüzlerinde Bizans İmparatorlarının, cepheden ya profilden büstü ya da ayakta figürleri yer almaktadır. 7. yüzyılın sonlarından itibaren profil büst yerine cepheden büst kullanımı yaygınlaştığı görülmektedir. Bizans sanatının diğer örneklerinde olduğu gibi sikkeler üzerinde de haç motifi dinsel sembol niteliğinde en belirgin ve yaygın kullanımı olan ibarettir. Zaferi simgeleyen viktoria figürü, melek ve hristogramlar da sikkeler üzerinde kullanılan dinsel figürler olarak tanımlanabilir. Hıristiyan dünyasının tanınan ve sevilen azizleri Bizans sikkeleri üzerinde oldukça geç dönemde yine dinsel tip olarak sikkeler üzerinde tasvir edilmiştir.