Ünite 6: Bizans-Osmanlı İlişkileri

Son Hanedan Paleologoslar Yönetiminde Bizans

VIII. Mihail Paleologos ve Bizans’ın Yeniden Kuruluşu

Bizans’ın son imparatorluk ailesi Paleologos sülalesidir. İznik İmparatorluğu ve Bizanslılar için tek önemli mesele İstanbul’un geri alınması ve Bizans İmparatorluğu’nun eski başkentinde yeniden ihya edilmesiydi. İznik İmparatorluğu adına 1260 yılında VIII. Mihail Paleologos bir denemeye giriştiyse de, donanmanın olmayışı ve savunma sistemlerinin güçlü oluşu dolayısıyla bu girişiminden vaz geçti. İmparator VIII. Mihail’in, küçük bir birlikle Bulgaristan sınırını kontrol etmesi ve İstanbul’a ilişkin istihbarat toplaması için görevlendirdiği Aleksios Stratigopulos, Venedik filosu ve askeri birliklerin Karadeniz tarafına sefere gitmiş olduğunu ve şehrin tamamen savunmasız bir vaziyette bulunduğunu görüp, emrindeki az sayıdaki askerle 25 Temmuz 1261 günü İstanbul’u zapt etti. Ardından VIII. Mihail Paleologos Ayasofya’da törenle bir kez daha imparatorluk tacını giydi ve oğlu Andronikos’u veliaht ilan ettirdi. İmparator VIII. Mihail Paleologos, Cenevizlilerle işbirliği yaparak, yeni inşa ettirdiği donanmayla Ege’de Latinlerin elindeki adalara karşı seferler düzenletti ve birçoğunu Bizans’ın hâkimiyetine aldı. Ceneviz’le ittifaktan beklediği faydayı göremeyen Bizans İmparatorunun, 1265’te Venedik’le yaptığı anlaşma fazla uzun sürmedi. Ceneviz’in gücünü yeniden toparladığını görünce bu defa 1267’de yeniden Ceneviz’le ittifak yaptı. İstanbul’da Bizans’ın egemenliğini koruma konusunda, İmparator VIII. Mihail Paleologos, Sicilya ve Napoli Kralı ilan edilen Anjou Dükü Charles’ın şahsında kuvvetli bir rakiple karşılaştı. Bu sırada Papalık makamına oturan IV. Clemens’ın union taraftarı olması VIII. Mihail’e Bizans diplomasisini ustalıkla kullanma imkânı verdi ve Bizans’ın üzerine çöken tehdidi bertaraf etmek için bir vasıta olarak kullanıldı. Roma’nın üstünlüğünde kiliselerin birleşmesinin kabul edilmesi, Charles d’Anjou tehdidinin bir süreliğine bertaraf edilmesine ve Bizans için yeni ve daha derin sorunların doğmasına yol açtı. Birleşmeye direnen ruhbanlar, aristokratlar, halk ve hatta imparatorluk ailesinden bazı kimseler cezalandırıldı. Bu konuda VIII. Mihail Paleologos yönetimine en sert çıkış Anadolu’da yaşandı.

1280’li yıllara gelindiğinde Batı Anadolu’da Türk ilerleyişi Bizans için tehlikeli bir hal almıştı. VIII. Mihail Paleologos’un, içeride halkıyla karşı karşıya gelmesi pahasına yürüttüğü Batı’yla union siyaseti de bir süre sonra iflas etti. 1281 yılına gelindiğinde Bizans’ı yıkma planlarından hiç vazgeçmeyen Charles d’Anjou Avrupa’nın en güçlü hükümdarıydı. 31 Mart 1282’de tarihte “Sicilya İkindisi” diye bilenen isyan Palermo’da başladı ve Charles bir anda kendi hâkimiyetinin yıkılışına tanık olurken, Bizans İmparatorluğu büyük bir tehlikeyi daha atlattı.

II. Andronikos (1282-1328) ve Devleti Yaşatma Çabaları

VIII. Mihail Paleologos’un oğlu II. Andronikos tahta geçtikten sonra artık hiçbir önemi kalmamış olan kiliselerin birleştirilmesi siyasetine son verip, imparatorluk genelinde Ortodoks inancın geçerli olduğunu ilan etti ve Katolik inancın kabul edilmesi dolayısıyla muhalefet eden halkı ve ruhbanları yeniden kazandı. Venedik ve Ceneviz’e sağlanan imtiyazlar, Bizans ekonomisini bu iki deniz cumhuriyetinin tahakkümleri altına almasına neden olmuştu. Başlangıçta II. Andronikos’un dış politikasının esası Batı’ya yönelik oldu. İstanbul üzerinde hak iddia edebilecek Latin ailelerle anlaşma yoluna gitti. Anadolu’da başlayan Türk fetihleri Bizans için ağır tehlikelerin habercisiydi. II. Andronikos Batı Anadolu’nun savunulması için büyük bir gayret içerisine girdi. Roger de Flor komutasındaki Katalan birlikleri işsiz kalmışlardı ve Bizans için ücret mukabilinde Türklere karşı savaşmak üzere II. Andronikos’a başvurdular. Bilmedikleri savaş teknikleri ve araçlarıyla savaşan Katalanlar karşısında başarısız olan Türkmenler geri çekildiler. Kazandıkları askeri başarıların etkisiyle Katalanlar Bizanslı halkı ve şehirleri de yağma etmeye başladılar. Katalanlar, Atina’yı zapt edip, burada yaklaşık doksan yıl hüküm sürecek olan Katalan Devleti’ni kurdular.

Bizans Bitinyası ve Osmanlı Beyliği

İstanbul’un doğusunda kalan ve Bizans döneminde başlangıçta Kadıköy, İznik, İzmit, Bursa illerini kapsarken daha sonra bunlara ilaveten Bilecik, Sakarya, Düzce, Bolu, Zonguldak ve Bartın yerleşimlerini de içine alan Bitinya, elverişli coğrafyası ve verimli arazileriyle her zaman kalabalık nüfusa sahip olmuştu. Bölge, 1071 Malazgirt Savaşı’nın hemen ertesinde Türk akınlarına sahne olmuş ve 1075’te fethedilen İznik Türkiye Selçuklarının ilk başkenti haline gelmiştir. İlk Osmanlıların Bitinya yöresine gelişleri efsanelerle örülüdür. Osman Bey, günden güne gücünü arttırarak Bitinya’da, sağlam surlarla çevrili İznik ve Bursa gibi şehirlerin haricindeki bütün kırsal alanda egemenliğini kurmayı başardı. 27 Temmuz 1302’de yapılan savaşta zafer Osman Gazi’nin bozguna uğrattığı Bizans birlikleri İzmit’e çekildiler ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’nin adı çağdaş bir kaynakta ilk defa zikredildi. Dimbos savaşından sonra ise, Ulubat’a kadar Bursa ovası ve Uludağ Türkmen yerleşmesine açıldı. .

Bizans’ta İç Savaşlar ve Osmanlı Vassallığı

İç Savaş: İki Andronikos’un Mücadelesi

Genç Andronikos’un sorumsuz ve sefih yaşantısından dolayı veliahtlık haklarını dedesi imparator II. Andronikos almak istedi. İmparator II. Andronikos’un uygulamaya koyduğu yeni vergi politikasından dolayı bilhassa Trakya ve Makedonya’da hoşnutsuzluk da vardı. Bu durum genç Andronikos’a sempatiyi arttırdı ve ona taraftar olanların sayısını çoğalttı. 1321 yılında genç Andronikos, başkentten ayrılarak Edirne’ye geldi. Yaşlı imparator II. Andronikos İstanbul’da, genç Andronikos ise Edirne’de hüküm süreceklerdi. Zaman zaman aralarında ufak çaplı çatışmalar yaşansa da her iki imparator anlaşmaya beş yıl boyunca sadık kaldılar ancak iktidar mücadelesinin son safhasında 1327 yılında başlayan büyük çatışmalar oldu ve bu iç savaşa dış güçler de müdahil oldular. Anadolu’da Osmanlıların, Balkanlar’da ise Sırpların Bizans İmparatorluğu aleyhine ilerleyişleri dış ilişkilere damgasını vuran hadiselerdi. Bursa’yı zapt ederek başkent haline getiren Orhan Bey, İznik’i düşürmek için çaba sarf ediyordu. Bir Bizans imparatoru ile bir Osmanlı hükümdarının karşı karşıya geldikleri bir muharebe olan Pelekanon savaşı ve alınan mağlubiyet, Bizans’a Bitinya’da yerleşmiş bulunan Türklerin ilerleyişinin askeri kuvvet kullanılarak durdurulamayacağını gösterdi.

İç Savaş: Kantakuzinos ve V. Ioannis Paleologos

III. Andronikos Paleologos 1341’de vefat etti. Aynı yıl Kantakuzinos ve imparatoriçe Anna etrafında toplanıp Apokavkos’un önderliğinde faaliyet gösteren muhalefet arasındaki iç savaşa dış güçler etkin biçimde katılıp, kimin Bizans’ta iktidar olacağını belirlerken, iç mücadelede Bizans halkı önceleri hiç olmadığı kadar kamplara ayrıldılar. İç savaşın başlarında Kantakuzinos bir seri mağlubiyete uğradı. Kantakuzinos’un yardım çağrılarına kayıtsız kalmayan Umur Bey’in donanması, 1344’te

Haçlılar tarafından yakıldı. Bu sırada Bizans’taki iç savaşa dâhil olan Sırplar ve Bulgarlar da kendi çıkarlarına kazanımlar elde etmek için çabalıyorlardı. İmparator VI. Ioannis Kantakuzinos (1347-1354), Ayasofya’da yapılan törenle resmi olarak taç giydi. Bizans’ın içine düştüğü zaafiyet ekonomik alanda da kendini gösteriyordu. V. Ioannis, Edirne’ye saldırdığında, Kantakuzinos’un oğlu Mateos direnmeye çalışırken, bu çatışmaya Orhan Bey’in gönderdiği Osmanlı kuvvetleri de dahil oldular. Savaşta Kantakuzinoslar üstün geldiler (1352 sonu). Yakalanan V. Ioannis, Bozcaada’ya sürgüne gönderildi. Gelibolu’nun Türklerce alınması İstanbul’da büyük korkuya neden oldu.

İmparator V. Ioannis Paleologos Dönemi ve Bizans’ın Osmanlı Vassallığı

V. Ioannis Paleologos en sonunda kimsenin vesayeti altında olmadan Bizans tahtına oturabilmiş olsa da, hiçbir gücü ve saygınlığı kalmamıştı. Türklerin Trakya’da sistemli ve kalıcı bir şekilde ilerleyişleri kendini göstermekte gecikmedi. Osmanlıların değerli komutanlarından Lala Şahin Paşa 1363’de Filibe’yi zapt etti ve ilk Rumeli Beylerbeyi tayin edildi. Batı Hıristiyan dünyasını harekete geçirmede etkin bir güç olan Roma’da papalık için öncelik Bizans’ın kurtarılmasından ziyade Kiliselerin Roma inancının üstünlüğünde birleştirilmesiydi. Türklerin ilerleyişleri karşısında Sırplar harekete geçip, Türklerle savaşa giriştiler. Türklerin kazandıkları zafer karşısında başta Sırplar olmak üzere Balkanlı Hıristiyan güçler Osmanlı’nın vassallığını kabul ettiler. Yıllık belli bir vergi ödemek ve gerektiğinde Osmanlı sultanına askeri hizmet etmek olmak üzere, vassal olmanın iki şartı vardı. Sırplardan bir süre sonra Bizans da Osmanlı Devleti’ne tâbi vassal haline geldi. Balkanlar’da Türklerin ilerleyişleri I. Kosova savaşıyla farklı bir niteliğe büründü. Çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu Balkanlı Hıristiyanların Haçlı ordusu 15 Haziran 1389’da Kosova’da ağır bir mağlubiyete uğratıldı ve bu zaferle Türklerin Balkanlarda kalıcı oldukları ve burayı yurt edindikleri tescillenmiş oldu.

Bizans: Yıkılmanın Eşiğindeki Devlet

Yıldırım Bayezid’ın babasından devraldığı devleti bir imparatorluk haline yükseltmek istemesinin en önemli adımı, İstanbul’u alması olacaktı. Ancak 28 Temmuz 1402’de Ankara savaşında Timur’un Yıldırım Bayezid’i mağlup etmesi Bizans için mucizevî bir kurtuluş oldu ve bu savaş sonrasında Osmanlı Devleti’nde Fetret devri olarak adlandırılan dönem, kargaşa yaşanan, Bayezid’in oğullarının taht için kanlı bir mücadeleye giriştikleri bir dönem oldu. Bundan istifade eden Bizans yönetimi vassallık yükümlülüklerinden sıyrıldığı gibi, Timur’un müdahalesi sayesinde bir elli yıl kadar daha ömrünü uzatabildi.

Bizans’ın Son Yılları ve İstanbul’un Fethi

I. Mehmed (1413-1421) hükümdarlığı süresince, Osmanlı’nın kuvvet ve kudretini yeniden tesis etmeye çalıştı. Bu dönemde Bizans-Osmanlı ilişkileri dostane bir seyir takip etti. Osmanlı-Bizans ilişkilerinde 1421 yılında yeni dönüşümler yaşandı. II. Murad yönetiminde Osmanlı gücü karşısında aciz kalan Bizans çareyi anlaşma yapmakta buldu. II. Manuil’in 1425’te ölümüyle Bizans imparatorluk tahtına çıkan oğlu VIII. Ioannis Paleologos, kiliselerin birleştirilmesi meselesini tekrar müzakereye açarak Türklere karşı yardım arayışlarına girişti ve 5 Temmuz 1439 tarihinde Roma ve İstanbul Kiliselerinin birleştirildiği bir kez daha ilan edildi. 1443’te Osmanlı ordusunu Niş yakınlarında mağlup eden Haçlılar, Sırbistan ve Bulgaristan’da ilerledikten sonra Trakya’da şiddetli bir direnişle karşılaştılar. Osmanlıların gereği gibi hazırlandıkları 1444’teki Varna savaşında ise, Haçlı ordusunun neredeyse tamamı yok edildi. Sultan II. Murad’ın komutasındaki Osmanlı ordusuyla haçlılar 17 Ekim 1448’de Kosova’da karşılaştı ve Haçlı ordusunun bozguna uğradığı savaş sonrasında, Batılı Hıristiyan güçlerin Osmanlı’yı Balkanlardan atma planları sona erdi. II. Murad vefat edince tahta geçen oğlu II. Mehmed, Hz. Muhammed’in fethini arzuladığı ve imparatorluğunun doğal başkenti olarak gördüğü İstanbul’u alma kararındaki ciddiyetini, Yıldırım Bayezid’in yaptırdığı hisarın tam karşısında Rumeli Hisarını inşa ettirerek gösterdi. Ayrıca, Macar mühendis Urban’ı o zamana kadar görülmedik büyüklükte top dökmek için hizmetine aldı ve yeni bir donanma inşa ettirdi. İmparator XI. Konstantinos ise surları mümkün olduğunca güçlendirtti ve Haliç’in ağzı zincirle kapatıldı. 6 Nisan 1453 Cuma günü topların ateşlenmesiyle İstanbul kuşatması başladı. Sultan II. Mehmed, 29 Mayıs Salı günü genel büyük taarruzu başlattı ve şehre üç taraftan şiddetli biçimde hücum edildi. Fethin gerçekleşmesinden üç gün sonra Osmanlı hükümdarı Fatih unvanıyla şehre girdi ve İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti yapıldı. Bin yüz yıldan fazla ömür süren Bizans artık yoktu.