Ünite 1: Bilimsel Araştırmada Temel Kavramlar

Giriş

Bilimsel araştırmada temel kavramlar üzerinde durmadan önce bilimin ne olduğunu kavramak gerekir. Bunun için de öncelikle “olgu” ve kavramsal tanım” ifadelerini açıklamak gerekir. “Olgu”; doğada var olan ve duyular yoluyla gözlemlenebilen oluşlardır. Kavramsal tanım ise bir olguya dair gözlenmiş ortak yapı, özellik ve durumların açıklamasını içeren ifadelerdir. Bu ünitede açıklanan kavramsal tanımlar, bilimsel bilgiye ulaşma yöntem ve süreçlerine dair metodolojik (yöntem bilimsel) bir yaklaşım olan pozitivist yaklaşım çerçevesinde yapılmıştır.

Bilim Nedir?

Albert Einstein bilimi “düzenden yoksun duyu verileriyle, mantıksal olarak düzenli düşünce arasında uygunluk sağlama çabası” olarak tanımlamaktadır. Bertrand Russell ise “gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla, dünyaya ait olguları ve bu olgular arasındaki bağlantıları bulma çabası” olarak tanımlamıştır.

Bilimi ne olduğuna yönelik tartışmalardan yola çıkarak, geniş biçimde şöyle tanımlamak mümkündür: “Bilim; gözlemleyebildiğimiz evrene dair sistemli biçimde veriler elde etmek, elde edilenleri diğer verilerle mantıksal ve anlamlı biçimde ilişkilendirmek ve ulaştığımız tüm yargıları alternatif gözlem ve ilişkilendirmelerle tekrarlı sınamalara tabi tutmaktır.”

Teori (Kuram) Nedir?

İnsan davranışlarını yönlendirmekten, uzaya roket göndermeye kadar girişilmiş bilinçli çabaların gerisinde teorilerle ifade edilen keşifler vardır. Teori olgulara ilişkindir ve bir grup olgunun birbiriyle ilişkisini nitelemektedir. Dolayısıyla teori bir icat değil, doğada zaten var olan oluşları ortaya koyan bir keşfin açıklamasıdır. Bu açıklamalar sonraki icatlar, yaklaşımlar, gelişmelere kaynaklık eder. Özetle teoriyi şu şekilde tanımlayabiliriz: Teori; bir takım olguları ve bu olgular arasındaki ilişkileri anlamlı bir örüntü¨ oluşturacak şekilde ortaya koyan kavramsal sistemdir.

Hipotez ve Sınama Nedir?

Gözlemlerimize konu olan sayısız olgu ve bu olgular arasındaki ilişkileri açıklamak için pek çok teori geliştirilmiştir. Ancak aynı olgusal ilişkileri farklı biçimlerde açıklayan teoriler mevcuttur ve bir teorinin açıkladığı olgusal ilişki başka koşullarda geçerli olmayabilir. Bu nedenle bilimsel araştırmalarda öyle olduğu belirtilen (önerilen) ilişkisel yapının gerçekten de doğru olup olmadığının test edilmesi yani sınanması gerekir. Bu durumda teorinin önermelerinden hareketle sınanmaya uygun yargı ifadeleri ortaya koyarız. Teoride önerilen olgular arası ilişkilerden hareketle sınanmak amacıyla belirtilen yargı ifadelerine hipotez denir. Gözlem yoluyla bir hipotezdeki yargının doğruluğunu veya yanlışlığını saptamak amacıyla yapılan testlere sınama denir.

Gözlem Nedir?

Gözlem bir bilimsel araştırmada veri toplamak için kullanılan tekniklerin genel adıdır. Bilim insanı, sistematik olarak tasarlanmış¸ ve tekrarlanabilirliği sağlayacak şekilde raporlanmış gözlem süreçleri sonucu ulaşılan bulguları “nesnel” olarak yorumlar, böylece bulgular bir araştırmacının “öznel” görüşünü yansıtmaktan çıkar.

Bilimsel araştırmada alternatif gözlem yollarından biri karıştırıcı koşulların en üst düzeyde kontrol altında tutulabilmesi imkânını sağlayan laboratuvar deneyleridir. Bir diğer gözlem yolu olan alan deneyleri ise sosyal bilimlerde en çok kullanılan gözlem tekniğidir. Deneysel olmayan yöntemlerle yapılan gözlemlerin en yaygınlarından biri yapılandırılmış görüşmelerdir. Yaygın kullanımda anket olarak adlandırılan bu gözlem tekniği, çok sayıda veriye ekonomik olarak ulaşmayı sağladığı için yaygın kullanım alanı bulmaktadır.

Genellikle nitel araştırmalarda kullanılan diğer gözlem çeşitleri yarı yapılandırılmış görüşme, yapılandırılmamış görüşme ve odak grup görüşmeleridir. Bu tip gözlem teknikleri, daha derinlikli, çok yönlü ve detaylı veri toplanmasına olanak tanımakta ve sınırlı sayıda örneklemle çalışılmaktadır.

Evren ve Örneklem Nedir?

Bir bilimsel araştırmada teorilerdeki önermeleri test etmek için geliştirdiğimiz hipotezleri sınamak için yeterli sayı ve uygun nitelikte bir grup birey belirlemek gerekmektedir. Bilimsel araştırmada gözlemleyebildiğimiz yeterli sayı ve uygun nitelik nedir? Bir grup insanı gözlemleyerek ulaştığımız verilerin gösterdiği sonucu herkese genellemek doğru olur mu? Bu soruların cevaplarını evren ve örneklem kavramlarından hareketle verebilmekteyiz.

“Evren” hakkında araştırma yaptığımız, belirli bir konuda niteliğini öğrenmek istediğimiz kitlenin bütünü; “örneklem” ise nüfusun genel özelliklerini yansıtan, yani nüfusun bütününü temsil niteliği taşıyan, yeterli büyüklükteki seçilmiş nüfus parçasıdır.

Bir bilimsel araştırmada araştırmacı öncelikle cinsiyet, yaş, meslek, gelir gibi unsurları dikkate alarak topladığı verinin nitelik olarak evreni temsil ettiğinden emin olur. Bu durum genelleme yapabilmenin ön aşamasıdır. Nitelik açısından temsil yeterliliğini sağladıktan sonra dikkate alınması gereken diğer konu sayısal yeterliliktir. Bu konuda istatistiksel bazı hesaplama yöntemlerinden yararlanılır.

Bağımlı, Bağımsız ve Aracı Değişkenler Nedir?

Bilim; (en genel haliyle) olgular arasındaki neden-sonuç ilişkilerinin yapısını çözümlemeye yarar. Bilimsel araştırmada neden ve sonuç arasındaki yapısal ilişkiyi çözümlediğimiz zaman; nedenleri değiştirerek sonuçları daha istendik hale getirebiliriz. Örneğin, araştırmacılar “aşırı kilolu” olma sorununun nedenlerini araştırarak farklı çözüm önerileri getirirler. Örneğin bir sosyolog yalnız veya grup halinde yemenin yeme miktarıyla ilişkisini araştırırken, bir iletişimci, televizyondaki reklamların atıştırma eğilimi üzerindeki etkisini inceleyebilir. Bu araştırmalar hangi nedenin araştırılan sonuca sebep olduğunu keşfetmeyi sağlar.

Burada, neden sonuç ilişkisi kurulan ve karşılıklı etkileşim durum ve düzeyleri incelenen olgulara “değişken” denir. Belirli bir sonucun “nedeni” olan, yani sonucun durumu üzerinde değişime neden olan değişkene “bağımsız değişken” denir. Bir nedene bağlı olarak durumu değişen değişkene ise “bağımlı değişken” denir. Örneğin “kilo” ve “yeme miktarı” arasındaki ilişkiye bakarsak; kilo, bağımlı değişkendir ve yeme miktarına göre değişir. Yeme miktarı ise bağımsız değişkendir.

Bağımsız ve bağımlı değişken arasındaki ilişkinin yapısına farklı biçimlerde etki eden üçüncü grup değişkenlere ise aracı değişkenler denir. Örneğin, yemek yeme-kilo alma arasındaki ilişkinin sorgulandığı bir üzerine yapılan bir araştırmada araştırılan alandaki bir kişinin yemeği azaltınca hemen kilo vermesi, bir diğer kişinin ise vermemesi aracı değişkenler yoluyla açıklanmaktadır. Aracı değişkenler de kendi içinde moderatör değişken ve mediatör değişken olmak üzere iki gruba ayrılır.

Bağımlı ve bağımsız değişken arasında öngörülen ilişkinin yapısında değişikliğe neden olma potansiyeline sahip “farklı gözlem kategorilerine”; bir diğer ifade ile ilişkinin yönüne ve/veya gücüne etki eden üçüncü değişkene moderatör değişken denir. Örneğin bir araştırmada ailenin gelir düzeyiyle (bağımsız değişken) çocukların aldıkları toplam eğitim süreci (bağımlı değişken) arasında doğrusal bir ilişki kurulabilir. Ancak burada çocuğun zihinsel engelinin bulunup bulunmadığı (moderatör değişken) dikkate alındığında ilişkinin yapısı değişebilir.

Mediatör değişken ise bağımlı ve bağımsız değişken arasında gözlenen ilişkinin şiddetini, bu değişkenlerle olan farklı ilişkisi nedeniyle azaltan ya da ortadan kaldıran değişkenlerdir. Örneğin bir firmanın yüksek fiyata sattığı kıyafetleri insanların tercih etmelerini sağlayacak bir reklam tasarımını ele alalım. Burada ağılanan fiyat bağımsız değişken, satın alma eğilimi bağımlı değişken ve kalite algısı mediatör değişkendir. Reklamda satılan ürünün kalitesine vurgu yapıldıkça, yüksek fiyatın satın alma eğilimi üzerindeki negatif etkisini azaltabilir ya da ortadan kaldırabilir.

Veri, Bilgi, Bulgu ve Soyutlama Nedir?

Veri; araştırmamızda incelediğimiz değişkenlerin gözlenen niteliksel veya niceliksel özelliklerine atfen saptanan değerlerdir.

Araştırmacı amaçları doğrultusunda birinci elden gözlem yapar ve sonuçlarını kaydederek kendi verilerine ulaşır. Ancak bu her zaman gerekli ya da mümkün olmayabilir. Araştırmacı amaca ve koşullara göre başkalarının gözlemleri sonucu elde edilmiş verilerden de yararlanabilirler. Araştırmacının bizzat kendi gözlemleri sonucu elde edilen verilere “birincil veri” denir. Daha önce farklı araştırmaların gözlemleri sonucu elde edilmiş verilere ise “ikincil veri” denir. İkincil verileri elde etmek birincil verilere kıyasla daha pratiktir ve daha az zaman alır.

Veriler, ulaşılmak istenen bulgunun girdisini oluştururlar. Bulgu; verilerin amaç doğrultusunda seçilmesi, sınıflanması ve ilişkilendirilmesiyle ulaşılan sonuçtur. Veriler ham halleriyle bulgu olma niteliğine kavuşamazlar. Parça parça elde edilen gözlem verileri anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde ortaya konduğu koşulda bulgulara ulaşılmış olur.

Verilerin analizi sonucu ulaşılan bulgu da anlam yüklenmesi (soyutlama seviyesi) açısından yetersizdir. Bulguların bilgi haline ulaşabilmesi için daha üst soyutlama seviyelerine ihtiyaç vardır. Soyutlama; gözleneni, bağlamı içerisinde değerlendirmektir. Bir bulgu bağlamından bağımsız ele alındığında anlaşılamayacağı ya da yanlış anlaşılacağı için bulgular bilgi haline dönüştürülürken hangi bağlamlarla bilgi yüklendikleri açıklanır. Bilgi; soyutlamanın yapılmasını sağlayan ve teoriden gelen üst kavramlarla “gerekçelendirilerek” ilişkilendirilen bulgulardır. Tıpkı yapboz parçalarının tek tek bir anlam ifade etmeyip, kendileriyle ilişkili diğer parçalarla bir araya geldikçe anlam bulması gibi, her bulgu (yapboz parçası) bütün içinde uygun bağlama yerleştikçe (soyutlandıkça) anlam bulur ve bilgi olma niteliğine kavuşur.

Geçerlilik ve Güvenilirlik Nedir?

Bilimsel bilgiyi diğer bilgi türlerinden ayırırken dayanılan temel kavramlar olan geçerlilik ve güvenirlilik şöyle tanımlanmaktadır: geçerlilik, bilimsel bulguların “doğru” olması, gerçeği göstermesi; güvenilirlik ise tekrarlı sınamalarda aynı sonuca ulaşılmasıdır. Bilimsel araştırmada geçerlilik niteliği atfedilen, araştırmanın tasarımı, ölçme aracı ve bulgulardır. Seçilen yöntem olarak gözlem teknik araç ve süreçlerinin tasarımında gerekli olan unsurlar şöyledir:

  1. Araştırmacı yanlılığının engellenmesi
  2. Araştırmacı yönlendirmesinin engellenmesi
  3. Teyit edici yaklaşımların engellenmesi
  4. Sosyal kabul edilebilirlik kaygısının engellenmesi

Bunların dışında bulguların geçerliliği için örneklemin uygunluğu, örnekleme tekniğinin uygunluğu, veri toplama zamanının uygunluğu, analizlerin uygunluğu da önemlidir.

Bilimde güvenilirlik açısından genellenebilir ve evrensel bilgilere ulaşma çabası olduğundan, genelleme için tekrarlı sınamalar gerekir. Güvenilirlik, bilimsel bilginin evrenselliği yani genel geçerliğiyle ilgilidir. Bulguların güvenilirliğinden emin olmak için tekrarlı sınamalarda aynı bulgulara ulaşmak gerekir. Dolayısıyla araştırmacıların bilimsel çalışmalarını tekrarlanabilirliğe uygun detayda raporlamaları gerekir.