Ünite 10: Bilgi Zihin İlişkisi

Kendilik Kavramı ve Kendilik Bilgisi

Zihinlerin nasıl bilineceği sorusu iki yönlü ele alınabilecek bir sorundur. Bunlardan ilki, kendi zihnimizin içinde ne olup bittiğini, nasıl bilebildiğimiz üzerindedir. Bu sorun kendilik bilgisi sorunu olarak bilinir. Diğeriyse kendimiz dışında diğer insanların, hatta diğer hayvanların ve makinelerin bir zihne sahip olduğunu nasıl bilebiliriz sorusudur. Bu soru da başka zihinler sorunu olarak bilinir.

Kendilik Kavramı: Bir organizmanın kendilik olduğunu söylemek, aslında o organizmanın, kendisi ve diğerleri arasında ayrım yapabilme kabiliyeti olduğunu söylemektir.

Kendiliğin Bir Şey Oluşu: Kendilik genellikle bireyin kafasının içinde var olan bir şey olarak düşünülür. Bu anlamda kendilik, bir şeyin parçası, niteliği, bir olay ya da süreç değildir. Kendilik, bir masa, bir sandalye gibi bir şey olarak düşünülmez, ama yine de kendi varlığı olan bir şey olarak tasarlanır.

Kendiliğin Zihinsel Oluşu: Kendiliğin zihinsel olması da bir şey olması kadar belirsiz bir nitelemedir. Kendilik bir şey, düşünen bir ilke olarak ele alındığında, özellikle zihinsel bir olgu olan bir şey olarak tasarlanır.

Kendiliğin Zaman içinde ve Belli Bir Zamanda Tek Oluşu: Kendiliği bir şey olarak tasarlamak, doğal olarak, onun tek bir şey olduğunu varsayar. Ama burada söz konusu olan şey kendiliğin ne anlamda tek olduğudur. Kendiliğin tekliği, onun bir şey olması gibi, onun zihinsel doğasından kaynaklanır. Kendiliğin materyalist bir yaklaşımla zihinsel özelliğine ek olarak, zihinsel olmayan özellikleri de olduğu ya da hiçbir şekilde zihinsel olmadığı düşünülebilir. Ama bu durumda da kendiliğin tekliği onun zihinsel olmayan doğasına, yani tek bir beyin olmasına bağlı değildir, kendiliğin zihinsel özellikleriyle bağlantılıdır.

Kendiliğin Varlıksal Olarak Ayrı Oluşu: Kendiliğin varlıksal olarak ayrı oluşuna şüphe yok ama neden ayrı olduğu sorusuna birkaç farklı yanıt verilebilir. Bir kere kendiliğin düşünceler, deneyimler vb. gibi zihnin içinde olup biten bilinçli şeylerden varlıksal olarak ayrı olduğu düşünülür. Yaygın inanışa göre kendilik, düşüncelere, duygulara, deneyimlere sahiptir, ama kesinlikle onlarla aynı şey değildir. Onlardan yapılmış da değildir. Hatta bu görüşü bir adım daha ileri götürerek, kendiliğin inançlar, tercihler, hatıralar, kişilik özellikleri gibi, kişinin doğuştan eğilimsel zihinsel özelliklerden de ayrı olduğu söylenebilir. Kendiliğin; inançları, istekleri, hatıraları, kişilik özellikleri vardır, ama onlarla aynı şey değildir, onlardan yapılmış da değildir.

Kendiliğin Deneyimin Öznesi Oluşu: Bu varsayım, kendiliğin bir şey olarak düşünülmesiyle bağlantılıdır. Kendilik, bir şey olarak ortaya konduğunda, akla ilk gelen soru “nasıl bir şeydir?” sorusudur ve bu sorunun da ilk akla gelen yanıtı “deneyimin öznesi”dir. Deneyimin öznesi nedir diye sorulacak olursa bu sorunun cevabı, her birimiz için çok açık ve yalın görünür.

Kendiliğin Bir Eyleyici Oluşu: Kendiliğin çift kutupluluğu bilinen bir özelliğidir. Bir yandan edilgin bir bağlı olma anlamı vardır; deneyimin özneleri deneyime bağlıdırlar, onu yaşarlar. Öte yandan, etkin bir anlamı da vardır; deneyimin veya bilincin öznesi, her zaman için, özsel olarak etkin bir şey, bir amacı olan bir eyleyici olarak düşünülür ve bu eyleyicilik fikri kesinlikle bizim alışıldık zihinsel kendilik anlayışımızın bir parçasıdır.

Kendiliğin Bir Karaktere ya da Kişiliğe Sahip Olması: Kendiliğin bir kişiliğe sahip olması, bir insanın bütün olarak bir kişiliğe sahip olmasıyla aynı şeydir.

Kendilik Bilgisi: Bir organizmanın bir kendiliği olması demek, o organizmanın, kendisini diğerlerinden ayırt etme kapasitesine sahip olması, kendini ayrı bir kişi olarak bilmesi demektir. Yaşamımız boyunca kendimiz hakkında, kendimizi başkalarından farklı kılan kişilik özelliklerimiz, ilgilerimiz, tercihlerimiz hakkında bilgiler toplarız. Kendilik bilgisini edinmek iki farklı süreç olarak düşünülebilir. Bir anlamda, etkin bir eyleyici olarak, kendiliğin diğerleriyle diğer insanlarla ve nesnelerle ilişkisini değerlendirmesini içerir. Diğer yandan kişinin, kendi üzerine, kendi düşünceleri, eylemleri üzerine dönük düşünmesi kendilik bilgisinin önemli bir yanını oluşturur. Kendilik bir zihinsel tasarımdır ve kişinin diğer zihinsel tasarımlarından da ilkece bir farklılığı yoktur. Kendilik tasarımının, kendilik bilgisiyle yakından bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. Kihlstrom ve Cantor’un (1984) geliştirdikleri kendilik anlayışı, bilişsel ve sosyal psikolojik bir perspektiften, kendilik tasarımının kendilik bilgisiyle bağlantısını gösterir.

Başka Zihinler Sorunu

Başka zihinler sorununa geleneksel olarak bulunan çözüm, benzerlik ya da analoji argümanı olarak bilinir. Diğer insanların ve hatta üst düzey hayvanların davranışları, kendi davranışlarımıza benzer olduğunda, onların davranışlarının da aynen bizimki gibi benzer zihinsel durumlarla ilişkili olduğunu, kendi duygu ve davranışlarımızdan hareketle çıkarsama eğilimindeyizdir.

Başka zihinlerin de bilinçli olduğuna inanmak onların davranışlarından çıkarım yapmayı gerektirir. Bu tür çıkarımlar, ancak onların yaşantılarına dayandıklarında doğrulanabilirler. Oysa böyle bir durumda, bizim genelleme yapmak için kullanabileceğimiz tek yaşantı, kendi yaşantımızdır. Başka zihinler sorununa, en yaygın olarak önerilen benzerlik argümanı, birçok eleştiriye açıktır. Sadece kendi zihnimizi örnek alarak, başkalarının da benzer zihinsel süreçlere sahip olduğuna karar vermek, yeterince güçlü ve sağlam bir çıkarım değildir. Bu yüzden, özellikle felsefi davranışçılık ekolü içinde Wittgenstein, Strawson gibi düşünürler tarafından bu probleme çeşitli çözüm yolları önerilmiştir.

Benzerlik Argümanı: Başka zihinler sorununu çözmek üzere önerilen en klasik yaklaşım benzerlik argümanıdır . Bu argüman, kişinin zihinsel süreçleriyle davranışları ve bedensel durumları arasında bağlantı olduğu görüşüne dayanır.

Benzerlik argümanına getirilen ilk eleştiri, argümanın sonucunun zorunlu olmamasıdır. Bu eleştiriye göre, zihinsel ve fiziksel durumlar arasında gözlenen bağlantının, benzer durumlarda da aynı şekilde olduğu sonucuna varabilmek için, önce çok sayıda ve çeşitli örneklerde, bu bağlantının gözlenmesi gerekmektedir. Bununla bağlantılı başka sorunlar da vardır. Eğer birisinin, başka zihinlere ilişkin bilgisi, sadece kendi durumuna ilişkin gözlemleriyle sınırlıysa o zaman, renk körü olan kişilerin, diğer insanların kendilerinin göremediği renkleri gördüğüne inanmaları ya da sağır bir kişinin, bir başkasının duyamadığı sesleri duyduğuna inanması imkânsızdır. Bu görüşe göre, başka zihinlerin içeriği, kişinin kendi zihninin içindekilerle sınırlıdır. Benzerlik argümanına getirilen diğer eleştiriler argümanın yapısıyla ilgilidir. Bu eleştirilerden ilkine göre, argümanın sonucunun doğruluğunu test etmek imkansızdır; diğerine göreyse argümanın geçerliliği, kişinin zihinsel bir sürece sahip olmanın ne demek olduğunu sadece kendi yaşantısına dayanarak öğrenmesi gerektiği olgusuna dayanmaktadır.

Ludwig Wittgenstein’ın Benzerlik Argümanına Eleştirisi: Benzerlik argümanını, kişinin ağrı ya da kızgınlık gibi zihinsel bir durumu öncelikle belirleyebilmesini, daha sonra ortaya çıktığında da tanımlayabilmesini gerektirir. Wittgenstein’in eleştirisi, Kartezyen zihin anlayışının, zihnin ve anlamın ne olduğuna ilişkin kavrayışı üzerindedir. Descartes’a göre, bir kişinin zihin durumları, anlamlarını, kişiye özel içsel durumların isimlendirilmesinden alır.

John Locke on sekizinci yüzyılda, Wittgenstein’e benzer bir şekilde, insanın zihnindeki mavi idesinin, bir başka insanın mavi idesinden farklı olabileceğini tartışarak, Kartezyen zihin anlayışının bu sonucunu eleştirir.

Wittgenstein özelikle, salt kendi öznel deneyimlerimizden hareketle diğerlerinin zihinsel durumları ve deneyimleri hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz savını eleştirir. Wittgenstein, başkalarının zihinsel durumları, kişinin doğrudan deneyiminin dışında yer alıyorsa o zaman, “benim dışımdaki zihinsel durumlar” ifadesinin, ne anlama geldiğini sorgular. Bu sorun, eğer kişinin bütün bilebildiği kendi zihninin duyusal verileri ve zihinsel imgelerinden ibaretse o zaman, bağımsız olarak var olan bir dışsal dünyanın varlığından nasıl emin olabiliriz sorusuyla paraleldir.

P. F. Strawson’un Benzerlik Argümanına Eleştirisi: P. F. Strawson’un benzerlik argümanına yönelttiği eleştiri, Wittgenstein’ın görüşleri ışığında, zihinsel terimleri nasıl edindiğimiz ve kullandığımıza ilişkin bir bakış açısı da sunar.

Hem Wittgenstein, hem de Strawson benzerlik argümanına yönelttikleri eleştirilerinde, başkalarının zihnini göz önüne almadan, kişinin kendi zihnini bilmesinin olanaklı olmadığından hareket ettikleri için, her iki görüş de davranışçılıkla damgalanmıştır. Çünkü, başkalarına zihinsel durumlar atfetmek, esasta onların davranışlarının gözlenmesine dayanır. Gerçekten de benzerlik argümanına getirilen eleştirilerden sonra, başka zihinler sorununa karşı üretilen çözümlerden en bilineni ve üzerinde en çok tartışılanı, davranışçılık ekolü içinde önerilen çözümdür.

Davranışçılık ve Başka Zihinler Sorununa Çözüm Önerisi: Benzerlik argümanının içine düştüğü zorlukları gören davranışçılar, bütün psikolojik ifadelerin davranışlar düzeyinde anlaşılıp açıklanabileceği temeline dayanan bir çözüm üretmişlerdir. Davranışçılara göre, benzerlik argümanının temel sorunu, zihinsel durumlarla davranışlar arasında kurulan genellemelerin, deneysel gözlemle tam olarak desteklenememesidir.

Davranışçı çözüme alternatif bir çözüm önerisi halk psikolojisi kuramı ndan getirilebilir. Buna göre, kişilerin davranışları, en iyi biçimde arzular, inançlar, algılar, duyular ve benzeri durumlar bağlamında açıklanabilir ve yordanabilir. Bu, günlük hayatta herkes tarafından insanların davranışlarını anlamada kullanılan en iyi yol olduğuna göre, diğerlerinin de “başka zihinler” olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Dolayısıyla diğer varlıkların, hatta makinelerin bile, eğer onlara atfettiğimiz zihinsel ve psikolojik süreçler, onların genel olarak davranışlarını açıklamakta ve yordamakta başarılı oluyorsa o zaman, içsel zihinsel süreçlere sahip olduklarını kabul etmek gerekir.