Ünite 4: Biçimbilim I: Sözcük

Giriş

Dilbilim çalışmalarında ilke olarak öğrenilmiş ve edinilmiş bilgi arasında bir ayırıma gidilir. Öğrenilmesi bir eğitim almayı gerektiren teknik bilgiler, do ğal dil kazanma sürecinin bir parçası olarak görülmez ve ağırlıklı olarak anadili konuşucularının dile ilişkin sezgisel bilgileri dikkate alınır. Çünkü öğrenilmiş bilginin yokluğunda da diller ve konuşucuları vardı; bunlar olmasa da diller ve konuşucuları varlıklarını sürdürmeye devam edecektir. Bu nedenle, bir dili dil yapan bu teknik bilgilerin değil, aslında hiçbir zaman öğretilmeyen ve konuşucuda farkındalığı olmayan bilgilerin varlığıdır. Dilbilimciler kullanıcılara bu soruları sorarak insan dilinin işleyişindeki temel ilke ve kuralları ortaya koymaya çalışırlar. Bunu yaparken de dili ve anadili bilgisini farklı düzeylerde ele alırlar. Dilbilimin bir alt dalı olan biçimbilim sözcüklerin içyapısını ve bunları gerçekleştiren kuralları inceler. Daha detaylı olarak söylenirse bu bilim dalı, sözcükler, sözcüklerin yapısı, sözcüklerin sınıflandırılması, sözcüklerin türetilmesi ile tüm bunları yöneten kuralları içeren zihinsel süreçleri inceler. Özetle, tüm anadili kullanıcıları;

  • konuşmada akan ses zincirleri içinde sözcük sınırlarını belirleyebilir,
  • sözcükleri sesletebilir,
  • sözcük düzeyinde ses-anlam eşleşmeleri yapabilir,
  • sözcük türlerini ve sözcüklerin sözdizimsel özelliklerini bilir.

Sözcük ve Sözcük Tanıma

Her hangi bir dili konuşabilmek ve o dilde konuşulanları anlayabilmek, sesleri algılayıp üretebilmeyi gerektirmektedir. Ancak, sesler kendi başlarına anlamlı değildir. Yalnızca sistemli ve tutarlı bir sıralama içinde kullanılırlarsa anlam kazanabilirler. Anadili kullanıcılarının bir görevi de, sesleri algılama ve üretmenin yanı sıra dildeki kurallı sözcükleri oluşturan ses ve anlam eşleşmelerini bulmaktır. Yalnız, bir dilde sözcükleri oluşturan süreçler, salt sesler ve bunların anlamlı dizilişlerinden ibaret değildir. Sesler arasındaki sınırları çizebilmek, yani bir sözcüğün ya da onu oluşturan daha küçük anlamlı parçacıkların nerede başlayıp nerede bittiğini bulmak da konuşmanın bir aşamasını oluşturmaktadır. Konuşucu ve dinleyiciler, bir dili kullanırken devamlı olarak o dildeki ses dizilimlerini ayrıştırmakla ve anlamlı sözcükleri belirlemekle uğraşırlar. Dilde sözcük tanıma ise okuryazar olmayan anadili konuşucularının bile sahip olduğu doğal bir duyarlık olarak kabul edilir. Bir konuşucu kendi anadilinde bir ses dizilimini duyar duymaz, bundaki sözcük bölüklerini kolaylıkla belirleyebilir ve her birini belli bir anlamla eşleştirebilir.

Anlamsal ölçüt, dilde ‘bir anlam öğesi olarak sözcük’ görüşüne koşut olarak ses-anlam eşleşmelerini temel alır. Buna göre, bir ses dizilimi ancak anlamlıysa sözcük olabilir. Yani, anlamlılık sözcük olmanın önemli bir gerekliliğidir. Ne var ki, bu genelleme anlamlı olan her dizilimin bir sözcük olarak sınıflandırılmasına olanak sağladığından, bütünüyle güvenilir olmaktan uzaktır.

Daha güvenilir bir ölçüt olan sesbilimsel ölçüt, konuşucuların sözcüklerin söyleyiş özelliklerini dikkate alarak yaptıkları saptamalarda kullanılır. Bu yöntem de konuşmada sözcüklerin olası duraklamalarla ayrılabileceği savıyla koşuttur. Buna göre, ses zincirleri içindeki duraklama noktaları sözcük sınırlarını belirleyen ayırıcılardır. Örneğin, bir anadili konuşucusundan anlattığı bir fıkrayı daha yavaş ve tane tane tekrarlaması istendiğinde mutlaka sözcük aralarında duraklamayı tercih edecektir. Ne var ki, daha önce de söylediğimiz gibi bu eğilim sadece bir olasılığın göstergesidir. Gerçekte dilin doğal kullanımında, yazıda olduğu gibi, sözcükler birbirlerinden boşluklarla ayrılmaz ve sanıldığı gibi de duraklamalar olmaz. Diğer yandan, duyduğu dili bilmeyen ve bu yüzden de ona ilişkin örneğin seslerin ayırıcı özellikleri ve kurallı sıralanmaları gibi sezgisel bilgisi olmayan bir dinleyici, sözcük tanımak için gerekli olan ses-anlam eşleştirmesini yapamaz, sözcükleri ayırt edemez. Dolayısıyla sesbilimsel ölçüt de tek başına yeterli bir tanı yöntemi olmaktan öte durmaktadır.

Bu durumda, dilin yapısal özelliğine dayalı olarak biçimbilimsel ve sözdizimsel ölçütleri içeren dilbilgisel ölçüt devreye girer. Biçimbilimsel ölçüt hemen her dilsel süreçte eklerin kullanıldığı bağıntılı dillerde konuşuculara sözcük sınırları ve sınıfları konusunda ipuçları veren önemli bir kaynaktır. Çoğu zaman zorunlu olarak taşınan bu ekleri üzerinde bulundurmayan sözcükler yapısal anlamda eksik kalır ve sınıflandırılamaz.

Sözdizimsel ölçüt ise sözcüklerin sıralanması ve konumuna ilişkindir. Bu ölçütü etkili kullanmanın bir koşulu, sözcüklerin oluşturduğ u biçim düzenini fark etmektir. Eğer bir ses dizilimi bir dilde bağımsız bir biçim, yani sözcük olarak sınıflandırılıyorsa, sistemli olarak türlü durumlarda tekrarlanabilir olmalı ve görüldüğü her yerde de biçimini ve kavramsal içeriğini koruyabilmelidir. İyi, bağımsız hareket edebilen ve her tekrarlandığında da biçimini koruyarak sözcük olmanın bir koşulunu yerine getiren bir yapıdır.

Sözcük tanımada kullanılan bir başka sözdizimsel yöntem de yerine koyma işlemidir. Aynı konumda birbirlerinin yerine kullanılarak bir karşıtsal ilişki oluşturan bu yapılar, dilde bağımsız birimler olarak sınıflandırılabilirler.

Sözlük, Sözlükbirim, Sözcükbiçim

Dilbilimde sözlük kavramı, dilde kullanılan sözcüklerle bunlara ilişkin özgün bilgileri listeleyen ve zihin sözlüğü olarak anılan soyut bir sistem olarak anlaşılmaktadır. “ Zihinsel sözlük ”ü tanımlamak gerekirse, her anadili konuşucusunun zihninde bulunan; o dilde kullanılan sözcüklerin soyut kalıplarını ve bunların sesletimsel, anlamsal, biçimbilim ve sözdizimsel özelliklerine ilişkin bilgileri içeren bir sistemdir. Bu soyut sözlüğün yapılanma düzeni, dil bilgisi derslerinde kullanılan kitap sözlüklerle benzerlikler gösterir. Sözcükler, bütün sözlüklerde çekirdek yapıya indirgenmiş biçimiyle yer alırlar ve bu şekillerde aranmalıdırlar. Hem yer, hem de gereksiz yineleme sorunu yaratmamak için, kural işletilerek çözümlenebilecek bilgilerin sözlüklerde listelenme geleneği yoktur. Dilde başka yapılara benzemeyen, içerdikleri sesler ile anlamları arasında mantıksal bir bağ kurulamayan ve bu yüzden anlamları öngörülemeyen sözcüklere ilişkin bilgilerin sözlükte listelenmesi gerekmektedir. Sıradan sözlüklerde rastlanan bu düzenleme, zihin sözlüğü için de söz konusudur. Yani, dildeki sözcükleri oluşturan her ses diziliminin zihin sözlüğümüzde bir girdisi mevcut değildir. Bunun yerine sadece kök sözcük ve beraberinde onun farklı biçimlerine ilişkin kural ya da kuralların sözlükte kayıtlı olması, tüm bu sözcüklerin tek tek kaydedilmesinden daha işlevsel ve beynin tek işlevinin depolama olmadığı düşünüldüğünde de daha ekonomiktir.

Dilbilimde tek bir sözlük maddesinin sözlükte listelenmeyen değişik biçimleri sözcükbiçim , sözlük maddesinin kendisi de sözlükbirim olarak tanımlanmaktadır. Sözlükbirimler zihin sözlüğümüzde bilgi olarak listelenen girdileri temsil eden, dilde üretilmemiş, soyut zihin sözcükleridir. Bu anlamlarıyla, bir sözcüğün sadece bir durumdaki şeklini değil, olası tüm görünüşlerini içlerinde barındırırlar. Sözcükbiçimler ise daha somut oluşumlardır. Bunlar sözlükbirimleri dilde birebir kullanılan sesler ya da harfler biçi¬minde gerçekleştirip onları duyulabilir ve/ya görülebilir kılarlar. Biçimbilim çözümlemelerinde sözlükbirimler büyük, sözcükbiçimler ise yatık harflerle gösterilir.

Biçimbilimsel Süreçler

Bir sözlükbirim kendisini oluşturan tüm sözcükbiçimleri içinde barındırır. Aynı sözlükbirimin farklı sözcükbiçimler şeklinde ortaya çıkması, bulunduğu konumun dilbilgisel gereklerinden kaynaklanmaktadır. Sözcüklerin tümce içindeki konumlarından kaynaklanan böylesi değişken biçimlerini düzenleyen dilbilgisel kurallar vardır. Bunlar sözcüklerin dizilimi gözetilerek uygulandığı için sözdizimsel kurallar olarak anılırlar. Anadili konuşucularının dile ilişkin sezgisel bilgilerinin bir kısmını oluşturan bu kurallar işletilerek bir sözlükbirimin gerçek dilde ortaya çıkabilecek olası biçimleri kestirilebilir. Böylece, zihin sözlüğü sınırlı sayıda kural işleterek sınırsız sayıda biçim üretmeye elverişli bir sistem olma özelliğini kazanır. Aynı sözlükbirimin farklı biçimlerini ortaya çıkaran bu süreçler çekimsel biçimbilim adı altında incelenir. Biçimbilgisi incelemelerinde temel ölçütün sözcük takımları arasındaki yapısal farkları açıklamaktır. Çekimsel biçimbilim, hangi sözlükbirimin hangi dilbilgisel biçimlerle bir araya gelerek nasıl sözcükbiçimler oluşturduğunu açıklar.

Bunun yanı sıra, farklı sözlükbirimlerin ortak özelliklerini yansıtan biçimbilimsel süreçler de vardır; bunlar da, amacı yeni sözcükler yapma olan sözlüksel biçimbilimin konusuna girer. Ekleme yoluyla yeni sözlükbirimler yapmaya türetme adı verilir. Bileşik sözcükler ise iki sözlükbirimi birleştirme yoluyla oluşturulurlar. Türemiş ve bileşik sözcüklerin her biri farklı bir kavrama işaret ettiği için sözlükte ayrı maddeler olarak listelenirler ve kavramsal ortaklıkları sebebiyle bir sözcük ailesi oluştururlar.

Özetle, çekimsel biçimbilim bir sözlükbirimin sözcükbiçimleri arasındaki ilişkiyi gösteren değişimleri inceler. Sözlüksel biçimbilim ise bir sözcük ailesinin sözlükbirimleri arasındaki ilişkileri inceler.

Çekimsel biçimbilim çıktılarını öngörülebilirdir ancak sözlüksel biçimbilim çıktıları için bu durum söz konusu değildir. Öngörülebilirlikleri daha az olan sözcüklerin sözlükte listelenme olasılığı daha yüksektir. Zihin sözlüğünde kaydı bulunan her girdi, kendi tanınabilirliğini sağlayacak sesletim, sözdizim ve anlam özelliklerine ilişkin bilgilerle donatılmıştır. Her anadili kullanıcısı, zihin sözlüğünde kayıtlı olan bu tür bilgileri kullanarak hem hiç duymadığı sözcükleri anlayabilir, hem de yeni sözcükler türetebilir ya da üretebilir.