Ünite 1: Bergson

Giriş

Bergson’a göre felsefe bilimdir. Bu anlamda Descartes’i takip eder. Ancak Descartes’ın felsefe bilimini kurmak için kullandığı bilim modeli matematik sağlarken, Bergson’un kullandığı model biyoloji geniş anlamıyla “yaşam bilimi”’dir. Yaşam bilimi biyolojiyi yalnızca organik yaşamla sınırlı olarak ele almaz, psişik yaşamı da içine alır. Bergson’a göre metafiziği yaşam bilimleriyle uzlaştırabilmek gerekir. Böylece O metafiziğe yeni bir görev verir: Yaşam bilimlerini takip etmek suretiyle olguları aramak, onlara uygun kavramlar biçmek ve deneyimi yeni kavranılırlık kıstasları yaratmak suretiyle yeniden düşünmek. Bergson kendi felsefesinin Batı felsefesinin Kartezyen çağını sona erdirdiğini ilân eder. 20. yüzyıl düşüncesi aklın bilme gücüne çok fazla güvenen “akılcılığa” ve “bilimciliğe” bir başkaldırıyı içinde taşır. Bergson bu yüzyılın düşünce dünyasını oluşturan düşünürlerden biri olarak kabul edilir. O bir yandan gelişen biyoloji biliminin evrim düşüncesinden etkilenirken diğer yandan da düşünümden (réflexion) çok aksiyona dayanan bir felsefi anlayış ortaya koyar. Şimdi Bergson’u ve onun felsefesini tanımaya çalışalım.

Bergson’un Hayatı ve Eserleri

Henri Bergson (1859-1941)

1859-1941 yılları arasında yaşayan Bergson İngiltere’den Fransa’ya göç eden bir Yahudi ailesinin çocuğudur. Lise yıllarında önce matematiğe, sonra felsefeye ilgi duymuştur. École Normale Supérieure’de felsefe eğitimini sürdürürken Herbert Spencer’in evrimciliğinden etkilenmiştir. Bergson’un felsefesi başlıca dört eserinde bulunur:

  • Şuurun Dolaysız Verileri Üzerine Deneme (Essai sur les données immédiates de la conscience (1889)).
  • Madde ve Hafıza (Matière et mémoire (1896)).
  • Yaratıcı Tekâmül (L’Évolution créatrice (1907)).
  • Ahlâkın ve Dinin İki Kaynağı (Les deux sources de la morale et de la religion (1932))

Bergson’un Felsefesinin Güzergâhı

Bergson bu dört önemli eserinde sırasıyla şu konuları ele alır:

  • Şuurun Dolaysız Verileri Üzerine Deneme: “Ben neyim?” sorusuna bir yanıt arar. Bilinci (şuur) psişik hayatı açıklar ve bilinci hafıza olarak tanımlayıp, süremi varlığın bir ilkesi olarak ele alır.
  • Madde ve Hafıza: Ben ile evren arasındaki ilişkinin ne olduğu sorusunu ele alır. • Yaratıcı Tekâmül: “Evren nedir?” sorusunu yanıtlamaya çalışır.
  • Ahlâkın ve Dinin İki Kaynağı: Yeni metafizik düşüncesinden nasıl ahlâki bir yaşam çıkar.

Şuurun Dolaysız Verileri Üzerine Deneme

Bergson bu eserinde zaman ve mekân, tin ve madde ikiciliği inşa eder. Varlık böylece zamansal olan tin ile mekânsal olan madde biçiminde ikiye ayrılır. Deneme, zamanın bilince verilişini “sürem” kavramıyla ele alır. “Sürem” fikrini ise “hafıza” ile ilişkilendirir. Bilinç hafızadır, hatıraların korunması ve hatırlanması tinin işi, varlığın bir özelliğidir. Sürem bilinçteki her anın onun ardından gelen anla bütünselleştiği bir harekettir. Bergson’a göre süremdeki bir an yok olmaz, onu takip eden anda erir. Anların birbirini takip etmesi sürekli bir bütünleşmedir. Sürem fikrindeki anlamlar şunlardır:

  • “Süreklilik”
  • “Varlıkta devam etme”
  • “Değişim”
  • “Devinim”

Bergson için “sezgi” ile yakalanan gerçeklik hem varlık hem de değişimdir. Görüldüğü gibi, Bergson değişimi reddeden varlık felsefelerine de varlığı reddeden değişim anlayışlarına da karşıdır.

Madde ve Hafıza

Bergson Madde ve Hafıza eserinde tin ile madde arasındaki ilişkinin nasıl gerçekleştiğinin bir açıklamasını yapar. Ona göre ne idealist ne de realist konum zihin ile maddi gerçeklik arasındaki ilişkinin ne olduğu sorununu çözebilir. Bergson maddeyi “kendinde varolan bir imge” olarak ele almayı önerir. Bunun sebebi madde ile ilişkimizin algı tarafından kuruluyor olmasıdır. İmgeleri algılarız, bunlar doğa yasaları uyarınca birbirini etkisinde kalan, birbirini etkileyen imgelerdir. Bergson maddeyi temsile indirgeyen idealizmi eleştirir. Ona göre, “imge” temsil değildir. Bergson’a göre “imge” şeyden daha az temsilden daha fazlasıdır. İmge ile temsil arasında bir derece farkı olduğu halde, imgenin doğasıyla temsilin doğası arasında bir fark yoktur. Bergson’a göre algı imgelerle, zekâ ise temsillerle işler; oysa sezgi temsil etmez. Sezgi hafızadır. Madde ile bilinç arasındaki ilişkiyi de hafıza kurmaktadır. Hafızanın farklı çeşitleri vardır: Alışkanlıklarımızı yöneten alışkanlık hafızası ve hakiki veya “saf” hafıza vardır ki kişisel anılarımız onda saklıdır. Peki, saf hafıza olan sezg maddeyle nasıl ilişki kurar? Bergson bu sorunun cevabını Yaratıcı Tekâmül’ de verir.

Yaratıcı Tekâmül

Bergson’a göre şimdi, geçmişin bir sonucu değildir. Zamanı nedensellik ilişkisine dayanarak anladığımızda yeniye, imkana ve hayale bir yer bırakmamış oluruz. Bergson’a göre “evrim” meydana gelenin radikal anlamda yeniliğini ve öngörülemezliğini ifade eder. Bergson ona “yaratıcı” sıfatını layık görür. O halde Bergson’un “sürem” kavrayışı onun “yaratıcı tekâmül” anlayışını derinden etkiler. Sürem ancak “sezgi” ile kavranabilirdi. Yaratıcı evrim aslında süreme benzemektedir. Yaratıcı evrimin sürem olması, yaşam hamlesinin kendi sonuçlarının bir taslağını içinde taşıyan basit bir edim, bir müsebbip güç olarak ele alınamayacağını gösterir. O hâlde evrimin bir hafızası vardır ve biz de bu hafızayı paylaştığımız için imgelerin ve temsillerin ötesine geçebilir ve saf, metafizik sezgiye sahip olabiliriz. Bergson kendi felsefesini, bilinçdışı bir biçimde hissedilen bir hakikatin bilinçli bir ifadesi olarak görür. Varlığı belirlenimci bir tarzda ele aldığımızda evrende özgürlüğe bir yer kalmaz. Bergson için evreni bir oluş olarak düşünmek, özgürlüğü diriltmenin de bir yoludur. Oluşun kendisi özgürdür ve sürem de özgürlükten başka bir şey değildir.

Ahlâkın ve Dinin İki Kaynağı

Bergson’un Ahlâkın ve dinin İki Kaynağı başlıklı eseri Yaratıcı Tekâmül’ de geliştirilen biyoloji modelli metafiziğe ait fikirlerle özellikle de evrim fikriyle devamlılık içinde bulunur. Bergson’un amacı ahlâkın ve dinin hangi kaynaklardan itibaren günümüze dek evrildiklerini açıklığa kavuşturmaktır. Bergson toplumsal ahlâk ile ahlâk arasında aydınlanmacı bir ayrımla işe başlar.

Toplumsalcı Ahlâk: Bize kendi toplumumuzun tarihsel ve kültürel birtakım değerlerini kazandırır ve bunları hayata geçirmek için davranışlarımıza bazı normlar dayatır. Bu ahlâkın kapalı olmasının nedeni statik ve bütün insanlığa açık olmamasıdır. Kapalı ahlâkın kaynağı, insanın doğada tek başına hayatta kalamayacak, bedensel ihtiyaçlarını karşılamayacak olmasıdır. Kapalı ahlâk toplumun tüm insanlığın değil, belli bir zamanda ve mekânda mevcut tikel bir toplumun, benim toplumumun varlığını sürdürmesini hedefler. Kapalı ahlâkın kapalı, yani dinamik ve bütün insanlara açık olmayan bir de dini vardır. Bergson kapalı ahlâkın başka toplumları dışladığını, savaşçı bir karaktere sahip olduğunu, yasalarını ihlâl eden bireylere şiddet uygulamaktan çekinmediğini söyler.

Açık Ahlâk: Açık ahlâk belirli bir toplumun malı değildir., bütün insanlığa açık, evrenseldir. Bergson açık ahlâkı ve açık dini evrimde ortaya çıkan bir ilerleme, bir yaratıcılık olarak görür. Böylece Bergson açık ahlâkı sanat gibi yaratıcı heyecana ve sezgiye bağlar ama bundan evrensel bir ahlâkın nasıl çıkacağını anlamak kolay değildir. Açık din söz konusu olduğunda yaratıcı heyecan bizi mistik deneyime götürür. Bu deneyim tanrının temaşa edilmesinden ibaret değildir, yaratıcıdır, harekete, eyleme dönüşür.