Ünite 5: Behice Boran ve İbrahim Yasa

Behice Boran

Mehmet Ali Şevki Bey’in Kurna Köyü, Türk Sosyoloji tarihinde Toplumsal Yapı ve Değişme çalışmalarının başlama noktasıdır. Bunun pratik haline odaklanılarak sosyoloji yapılması gereğini ilm-i içtima mektebinin kurucusu Prens Sabahattin, ilk survey çalışmasının sahibi Fransız sosyolog Frederic Le Play’den esinlenerek bildirir.

Ziya Gökalp, Durkheimcı sosyolojinin temellendirdiği içtimaiyat ekolünün banisi, Behice Boran ise bir üyesidir.

Sosyolojinin Türkiye’ye girişi II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı’nın nasıl Batılılaşması gerektiğini bildirmek üzere gerçekleşir. Buna dair Durkheimcı sosyolojide Ziya Gökalp sentezci ve milliyetçi bir formül (devlet ve vatandaşın siyasi kimliğinin yeniden tanımlanması) önerirken, Prens Sabahattin toplumsal yapının pratikte dönüştürülmesini (toplumun yapısal dönüşümü) önerir. Birinci ekol teorik metin ve çalışmalara yönelirken, ikinci ekol pratikteki ilişkileri gözlem ve survey ile deşifre etmeye yönelecektir.

Behice Boran toplumsal kurumların işleyiş biçimini bireylerin günlük pratiklerinden çıkarmaya yönelen ilm-i içtima ekolünün 1940’lardaki temsilcisidir.

Behice Boran’ın Hayatı

Behice Boran 1 Mayıs 1910 yılında Bursa’da, tüccar ve milliyetçi bir babanın kızı olarak dünyaya gelmiştir. 1931’de Amerikan Kız Koleji’nden mezun olup Darülfünün Felsefe Bölümü’ne girip mezun olmadan 1933 yılında ayrılmış ve öğretmenlik yapmıştır. Michigan Üniversitesi’nden burs alarak doktora için Amerika’ya gidip “A Study of Occupational Mobility: An Analysis of Age Distributions of Occupational Groupings in the United States, 1910-1930” adlı çalışma ile 1938’de doktor unvanını alır. 1939’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne sosyoloji öğretim üyesi olarak atanır. 1942’de Manisa Tepecik köyünde yaptığı bir alan çalışması ile doçentlik ünvanını alır. 1948’de komünist olduğu gerekçe gösterilerek akademideki görevine son verilir. 1950’de Barışseverler Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alır ve sonrasında bu nedenle tutuklanır. 1962’de TİP’e girip, 1965’te TİP Urfa Milletvekili olur. 1980’e kadar siyasi faaliyetleri nedeniyle zaman zaman hapse girer ve 1980’de yurt dışına çıkar. 1981’de vatandaşlıktan çıkarılır. 1987’de vefatıyla beraber eski milletvekili olduğu için cenazesi TBMM’de gerçekleştirilerek Zincirlikuyu mezarlığına defnedilir.

Toplumsal Tabakalaşma Çalışması

Behice Boran’ın doktora tezi mesleki hareketlilik ile ilgilidir. Meslek gruplarını sosyal tabakalar olarak ele alıp, tabakalar arası geçişliliği istatistiki veri ve grafikler ile ortaya koyar.

Tez raporunda öncelikle mesleğin toplumsal anlamını kavramlaştırır ve meslekleri, toplumsal iş bölümü içinde fonksiyonel birlikler olarak tanımlar. Mesleki farklılıkları ise insanlar arasındaki sosyal ilişkileri belirlediği için sosyolojik göstergeler olarak tanımlar. Durkheimcılıktan Marksist sosyolojiye geçiş yaparak mesleklerin fonksiyonel birlikler olmasının yanında, mesleki ücretin gelir kaynağı olarak yaşam tarzları arasındaki farklılığı da belirttiğini ve sosyal farklılıkları beraberinde getirdiğini önerir. Marks üretim araçlarına sahip olanların daha üst bir sınıf olduğunu belirtirken Boran, zenginliğin ve üretimin montrolü temelinde meslek gruplarını ele alarak üretim ve dağıtım sürecinde kontrol sahibi olanları toplumsal hiyererşinin başına koyar. Modern sanayileşmiş toplumlarda artık üretim araçları üzerindeki mülkiyetten ziyade üretim üzerindeki kontrol toplumsal tabakalar ya da sınıflar olarak ele alının meslek grupları için sosyal hiyerarşinin kriterleridir.

Toplumsal Yapı Çalışması

Boran’ın temel sosyolojik eseri Toplumsal Yapı Araştırmaları’dır. Alan çalışmasını öğrencisi Fatma Taşkıngöl Başaran ile 1941-42 arasında Manisa köyleri üzerinde gerçekleştirmiş ve öğretim biçimi, ürettikleri ve ekolojilerini baz alarak toplumsal yapı analizi gerçekleştirmiştir. Eserin “Problem ve Metot” kısmı Boran’ın sosyolojisini gösteren en önemli kısımdır. Toplumsal Yapı ve Değişme çalışmalarının toplumda var olan sorunu ortaya koyup çözüm üretme gibi polity yönelimli olmalarının bilincinde olarak öncelikle problemi belirler ve çalışmanın problemi: bir topluluğun toplumsal yapısının farklılaştığı fonksiyonel kısımlar arasındaki; özellikle iki kısım (alt yapı ve üst yapı) arasındaki ilişkileri aydınlatmaktadır.

Toplumun kurumları arasında fonksiyonel bir ilişki görür ve toplum farklılaşmış birbirine bağlı birimlerin meydana getirdiği bir bütün olarak bir kurumlar topluluğudur. Boran toplumu kurumların fonksiyonel bütünlüğü olarak görmesi itibariyle organizmacıdır ancak kolektif bilinci toplumu toplum yapan kavram olarak kabul etmemesi nedeniyle Durkheim’dan uzaklaşır. Boran’a göre, sosyal yapı, kurumların birbiriyle az çok bütünleşerek oluşturduğu toplumsal düzendir ve kurumlar iki kısımdır: toplum-doğa ilişkilerinden kaynaklı insanlar arası ilişkiler sistemi ve toplum-doğa arasındaki ilişkilerden doğmayan insanlar arası ilişkiler sistemi.

Boran araştırma konusunu ve stratejisini belirledikten sonra uygulama sonuçlarını rapor eder. Toplumsal değişme kriterleri, öncelikle şehirleşmedir. Köylerde aile durumunu incelerken aile tipolojisini serimler: aile çekirdeği evli çiftten meydana gelir ve birkaç çiftin bir araya geldiği aile çok çekirdeklidir; modern aile tek çekirdeklidir ve tek çiftli diğer akrabaların karıştığı aile karışık ailedir. Anne-baba ve evli kardeşlerden oluşan aile dikine mürekkep, evli kardeşlerden oluşan aile ise yanlama mürekkeptir.

Boran’ın ontolojik yaklaşımı genel olarak holistiktir ve yaklaşımı tek boyutlu değildir. Sosyal olgu ve kurumları analiz ederken marksist ve işlevselci sosyoloji kuramlarını birlikte kullanır. Pozitif sosyolojinin bilim anlayışı olan doğa bilim benzeri bir sosyolojiyi öngörür.

Şehir Çalışmaları

Toplumsal değişmeyi, üretim araçlarının birikerek değişmesi bağlamında evrimsel bir süreç olarak kavramlaştırır ve sosyal evrimi özel bir konu olarak ele alırken evrim düşüncesi; zorunlu, tedrici ve tek çizgilidir. Marks ile ayrıldığı nokta, evrimsel erekselciliği reddetmesidir; yani evrimin seyri ve hızı ona göre değişebilir. Toplumsal değişmenin toplumlar arası yönünü de vurgularken, bir bütünün parçaları olan toplumlarda iç ve dış değişimlerin birbirlerini ideolojik olarak etkilediğini belirtir.

Edebiyat Sosyolojisi

Boran’ın edebiyat çalışmalarında yurt ve dünya arasındaki ilişki coğrafi değil, karşılıklı etki ve bağlılık ilişkisi içerisinde olan bütün parça ilişkisi olarak görülür. Öncelikle sanat eserini ve sanatçıyı toplumsal bir ürün ve birey olarak ele alan Boran’ın sanatı ve edebiyatı ele alışı Marksist sosyoloji itibariyledir.

Romanlarındaki Rabia ve Lale karakterleri genel güzellik ölçülerine uymayan ancak güçlü kadın karakterlerdir. Boran’a göre romancılar 1) kendi sosyal muhitinin bir tiplemesi 2) kendi sosyal çevresinden kopan şeklinde karakterlerini kahramanlaştırırlar. 1940’ların kadın romancılarını şekerli şurup gibi bayıltıcı bir duygusallık içeren romanlarından dolayı eleştirir ve bu eserlerin toplumsal gerçeklikten uzak olduğunu vurgular. Bu romanların toplumun kendisini vermediğini ancak toplumun yükselen değeri olan servetin önemini verdiğini belirtir. Bu romanların toplumsal gerçekliğin sorunlarını yansıtmadığını, köy ve şehirdeki kitlelere inmediğini belirtir. Boran Türk Edebiyatı ve sinemasında toplumsal gerçekçilik akımından yana tavır koyar.

İbrahim Yasa

İbrahim Yasa’nın eserkeri toplumsal yapı ve değişme ve aile yağısı olarak iki ana başlıkta toplanabilir. Çalışmalarında nicel tekniklere önem vermesinin yanında nicel sonuçlardan nitel ve kültürel sonuçlar çıkarabilmiştir ve bu onun sosyolojisinin temel özelliğidir. Pozitivist metodolojisini nitel ve anlamacı metodolojik çıkarımlarla bütünleştirebilmiştir.

İbrahim Yasa’nın Hayatı

İbrahim Yasa, 1911 Selanik doğumlu olup Balkan Savaşı sırasında Balıkesir’e göç etmiştir. 1925’de muallim mektebine girmiş ve mezun olarak İstanbul’da göreve başlamıştır. 1933’te İstanbul Üniversitesi Felsefe Şubesine kayıt yaptırmış, 1934’te Sosyoloji eğitimi için ABD’ye gitmiştir. Köy sosyolojisi alanında uzmanlaşarak 1940 yılında doktorasını verip 1942’de ülkeye dönmüştür. Hasanoğlan köyü çalışmasını aynı köyde asker öğretmen olarak görevdeyken gerçekleştirdi. 1953 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Sosyal Siyaset kürsüsünü kurdu. Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü araştırmalarını kitap ve makale olarak bastı. Yasa 1977 yılında emekli olmuştur ve 1982-86 yıllarında ODTÜ sosyoloji bölümünde hocalığa devam etmiştir. 1993 yılında ise Ankara’da vefat etmiştir.

Toplumsal Yapı ve Değişme Çalışmaları

İbrahim Yasa, erken Cumhuriyet döneminde başlayan ilmi içtima sosyoloji çalışmalarının öncü isimlerinden biridir ve bu konudaki ilk eseri, ilk köy enstitüsünün kurulduğu Ankara yakınlarındaki Hasanoğlan köyü üzerinedir. Türkiye’de köy çalışmalarının başlamasında Mahmut Makal’ın Bizim Köy adlı eserinin etkili olduğunu belirtir ve Türk devrimi sonrası batılılaşmayı hedefleyen Türkiye’de toplumsal değişme üzerinde bu hamlenin etkisini görmenin önemi üzerinde durur.

Yasa’ya göre ulaşımın geliştiği yerler Türk devrimin etkisinin en fazla olduğu yerlerdir, hatta temel hipotezi, ulaşım ve sanayileşmenin geliştiği merkezlerin civarındaki köylerde sosyal ve ekonomik değişmeler olduğudur.

Özellikle metodoloji üzerinde tartışmalar yürüterek, bilimsel çalışmalarda kaba gözlem neticesinde ortaya atılan hipotezlerin, dış dünyadan kontrollü gözlem ile veri toplanarak sınandığını belirtir. Böylece hipotetik-dedüktif akıl yürütmenin olduğu pozitivist bir metodolojinin ana çizgisini serimler.

Yasa’nın temel hipotezine göre tren yolu köyü kapalı köyden açığa çevirerek dış temasını arttırmıştır ve araştırmasında köyün doğal çevresi, sosyal yapısı, üretim biçimi, kültürel durumu ile sosyo-ekonomik faaliyetlerde değişme ve gelişmeleri ele alır. Ayrıca köyde köy enstitüsünün yapımı ile çevresel değişimlerin olduğunu bildirir. Ulaşım ve iletişim araçları köylünün zaman ve mesafe kavramını değiştirmiş, tren yolu ve enstitü ile köy topluluğunda müteahhit ve memur kesimi oluşmuştur. Tarımsal üretim yeni iş imkanlarından olumsuz etkilenmiş ve dışarıdan ürün temin edilen bir dönem olmuştur. Köyde evlenme yaşı düşüktür ve köy haneleri uzak ve yakın akrabalardan oluşur. Köy halkının modernleşme eğilimi şehre kız vermeleri arttırmıştır.

Eski eğitim sistminin devrimlerle yıkılmış olmasının ardından geleneksel eğitim ve devletin açtığı ilkokul faaliyet gösterirken eğitimin iki başlı olmasına ve köylünün bocalamasına sebep olmuştur. Köylünün dini inanç ve pratiklerine özeni tren yolunun gelmesi ile gittikçe azalmıştır. Ticari usül trampadan para ekonomisine geçmiştir.

Yasa, 25 yıl sonra 1968 yılında Hasanoğlan çalışmasını tekrarladığında konut kooperatiflerine ait binaların oluştuğunu, Aile bakanlarının Ankara gidiş-gelişlerinde sıklığı, şehre yerleşen aile sayısındaki artışı, akraba evliliklerinin azaldığını, çiftçi sayısının azalıp memur ve işçi sayısının arttığını, sağlık-temizlik alışkanlıklarının modernleştiğini ve kadınların dinsel eğilimlerinin erkeklere oranla daha katı kaldığını gözlemlemiştir. Bu gözlemler ile din konusu dışında köyde ciddi bir nüfus hareketliliği, modernleşme ve şehirleşme olduğuna dikkat çekmiştir.

Yasa’nın bir diğer köy monografisi, göçebe aşiretten yerleşik hayata geçme sürecinde yaşanan toplumsal değişmeleri tespit etmek üzere gerçekleştirdiği Sindel Köyü çalışmasıdır. Yasa’ya göre bir köyün toplumsal ve ekonomik yapısını ortaya çıkarmak için ilk önce iş-güç tarzi ile ekolojiye bakılmalıdır. Temel hipotezi, köyün işgücünün değişimi ile toplumsal değişimin meydana geldiğidir.

Yasa Durkheimcı ve Playci metodolojiyi karşılaştırarak: Durkheimcı çalışanların tarihsel veri ve resmi rakamlarla araştırma yaptığını, Le Playci çalışanların ise aile bütçeleri gibi nicel verilere başvurduğunu ortaya koyar. Yasa’ya göre tarihi ve resmi kayıtlar toplumu yaşadığı ve değişime uğradığı dinamik halinde tespit edemeyeceğinden araştırmacılar toplulukla yüzyüze gelmelidir.

Yasa’ya göre az gelişmiş bir doğu ülkesi olan Türkiye’de kırsal alanlar dahil ülkede kanaatkar bir dünya görüşünden vazgeçilmekte ve kentlerde yeni kuşakların huzursuzluğu dikkat çekmektedir. Ekonomik sömürü düzeni devam ettiği için demokratik bir rejim de kurulamamaktadır. Toplum bilimsel olarak toplumsal yapı, bir topluluğun toplumsal düzeni, kuruluşu, kuruluşun işleyişi ve bir takım görevlerin yerine getirilme yoludur. Bir toplumu oluşturan insanlardır ve insanlar karşılıklı ilişki kurarlar. Etnik yapı bir topluluğun ırk, dil, din, kültür unsurlarının karşılıklı etkileşimi ile ortaya çıkan bir kavramdır.Toplumsal tabaka bir toplumun iş bölümü sonucu ortaya çıkan gruplaşmadır ve tabakalaşma meslekleşme ile bağlantılıdır.

Yasa’ya göre toplumsal sorunları anlayabilmek için ileri toplumlarda uygulanan yöntemlerin toplumsal yapıya uygun olup olmadığı tartışılmalı, yöntem ile toplumsal yapı arasındaki ilişkiler irdenelerek toplmsal sorunları analiz edilmelidir.

Yasa Türkiye’de değişme yönünü tarımda makineleşme, köylerde okullaşma ile birlikte şehirleşme ve modernleşme eğilimlerinin artması yönünde tahlil eder. Toplumsal kalkınma tanımı olarak Türkiye için: toplulukların ekonomik, kültürel ve toplumsal sorunlarını iyileştirmek, ulus içinde birleştirmek, halkın çalışmalarını devlet olanakları ile birleştirmek yönünü vurgular.

Aile Yapısı Üzerine Çalışmaları

Yasa’nın aile yapısı üzerine iki temel çalışması, gecekondu ailesi ve yurda dönen işçi aileleri üzerinedir. Gecekondu bölgelerini ve burada görülen aile biçimini köy ve şehir arasında bir geçiş olarak değerlendirir. Gecekondu ailelerinde çocuklarının ilerdeki meslekleri olarak memurluğu istemelerinin nedenini Türk toplumunda görülen efendilik kompleksine bağlar.

Almanya’dan yurda dönen işçi aileleri üzerine yaptığı, karşılaştırmaya dayanan çalışmasında yeni beceri ve görüşlerle dönen işçilerin Türk toplumunda nasıl değişimlere yol açabileceklerini belirlemeye çalışır.

Yasa’nın belirlemesine göre ağır bedeller ödeyerek ülkelerinde iyi ekonomik geçime kavuşan işçi ailelerin genelde toprağa yatırım yaptığını ve sol partilere eğilimli olduğunu, deney grubunun ise sağ partilere oy verdiğini gözlemler. Aile içinde kadının saygınlığı artarken çocuklarının artık memur değil, serbest girişimci olmalarını arzu eden “Alamancı” ailelerin bir orta sınıf oluşturması ise beklenen sonuç olarak görülür.