Ünite 3: Bebeklik Dönemi

Bebeklik Dönemı·nde Bedensel Büyüme ve Gelı·şim

Bedensel gelişim; bedeni oluşturan tüm organların gelişmesi, boyun uzaması, kilonun artışı, kemiklerin gelişimi, dişlerin çıkması ve değişmesi, kas, beyin ve tüm sistemler (sinir, sindirim, dolaşım, solunum, boşaltım) ile duyu organlarının gelişimidir. Bedensel gelişimin, insan hayatının neredeyse tamamını etkilediği bilinmektedir. Özellikle insan gelişiminin en hızlı olduğu dönemler olarak bilinen bebeklik ve ergenlik dönemlerinde kişide, gözle görülebilir nitelikte değişiklikler meydana gelir.

Bebeğin yaşamının ilk iki yılındaki fiziki gelişimi kapsamlıdır. Yeni doğmuş bebeklerin başları, bedenlerinin diğer kısımlarına kıyasla oldukça geniştir. Boyunlarında çok az güç vardır ve başlarını tutamazlar, ama bazı temel reflekslere sahiptirler. 12 ay içerisinde, bebekler herhangi bir yere oturabilir, ayakta durabilir, eğilebilir, tırmanabilir ve genellikle yürüyebilir hâle gelirler. İkinci yıl boyunca, büyüme yavaşlar fakat koşma ve tırmanma gibi faaliyetlerde ilerleme hızlıdır.

Çocuğun genel büyüklüğü arttıkça, vücut parçaları farklı oranlarda büyür. Bu değişiklikleri iki büyüme düzeni tanımlar: ”Baştan ayağa” olarak ifade edilen sefalokaudal eğilimdir. Doğumdan önceki sürede baş vücudun diğer parçalarına oranla çok daha hızlı gelişir. Doğumda, baş tüm vücut uzunluğunun dörtte birine sahipken bacaklar sadece üçte birini oluşturmaktadır. 2 yaşında, baş vücudun beşte birini oluştururken bacaklar yarısını oluşturur. “Yakından uzağa” doğru ifade edilen proximodistal eğilimdir. Yani gövdenin merkezinden dışarı dogru gerçekleşen büyümedir. Doğum öncesinde; ilk olarak baş, göğüs ve gövde, daha sonra kollar ve bacaklar ve son olarak da eller ve ayaklar gelişir. Bebeklik döneminde, kollar ve bacaklar, eller ve ayaklara göre daha önde büyümeye devam eder.

Bir çocuğun fiziksel olgunluğunu ölçmenin en ideal yolu vücuttaki kemiklerin gelişimini ölçen iskelet yaşı yöntemini kullanmaktır. İskelet, ilk olarak kıkırdak denilen yumuşak ve esnek bir dokudan oluşmaktadır. Hamileliğin ilk altı haftasında, kıkırdak hücreler sertleşerek kemiğe dönüşmeye başlar. Bu süreç, çocukluk ve ergenlik dönemine kadar devam eder.

Kıkırdak hücreleri, sayısı çocukluk boyunca artan, büyüme devam ettikçe incelen ve sonrasında kaybolan epifizlerin büyüme plağında üretilir. İskelet yaşı, kemiklerin röntgeni çekilerek görülebilecek olan epifizlerin sayısı ve onların ne kadar kaynaştığına bakılarak bulunabilir.

Diş tabakalarının gelişimi doğum öncesi dönemde başlar. Olgunlaşmasını tamamlayan dişler, doğumdan sonra belli bir sırayla diş etlerini delerek çıkar. İlk dişler yaklaşık olarak 6-10. ayda çıkmaktadır. Bazı bebeklerde dişin ilk çıkışı 12. aya kadar olabilmektedir. Dört yaşına doğru çocuğun tamamlanan bu dişlerine “süt dişleri” adı verilir.

Süt dişleri 20 adet olup 2-2.5 yaşına kadar tamamlanır. Süt dişlerini tamamlayan çocuk yedi yaşına geldiğinde süt dişleri çıkış sırasına göre düşmeye başlar ve yerini kalıcı dişlere bırakır. On iki yaşına geldiğinde ise çocuğun ağzında 28 adet kalıcı diş bulunur. İlk düşen diş, genellikle alt, ön kesiciler olmaktadır.

Yaklaşık olarak ilk iki yılı kapsayan birinci safhada bebek, çok hızlı bir şekilde kilo alır. Birinci yılda boyu 25 cm-30 cm uzar ve aynı sürede kilosu üç katına çıkar. İki yaşını dolduran çocuk, ergenlik dönemine dek daha yavaş ancak düzenli bir şekilde yılda 5 cm-7 cm uzar ve 2,5 kg alır Yeni doğmuş bir bebeğin ortalama boy uzunluğu 50 cm, kilosu ise yaklaşık 2,5-5 kilo arasındadır.

İkinci yılda büyüme oldukça azalır. Bebekler iki yaşına geldiklerinde yaklaşık 12 kg-14,5 kg arasında olup ikinci yıl boyunca ayda 0,11kg-0,23 kg arasında kilo almışlardır. İki yaşında bir bebek yetişkin ağırlıklarının beşte birine yaklaşmıştır. Ortalama 81cm-89 cm arasında boyu vardır ki bu boy da yetişkinlik boyunun yaklaşık yarısıdır.

Kafatası gelişimi beynin büyümesine bağlı olarak gelişir. Yenidoğan bebeğin başı vücuduna oranla daha büyük olup bu oran 1/4 kadardır. Yenidoğanın baş çevresi ise yaklaşık olarak 35 cm’dir. Başın büyümesi beyin büyümesini yansıttığı için tüm çocuklarda dikkatle izlenmelidir. Yenidoğan bebeğin kafatası arasında altı tane boşluk olup bu boşluklar “bıngıldak” (fontonel) adı verilen “yumuşak noktalara” bölünmüştür. Boşluklar bebeğin iri başının annenin dar olan doğum kanalından geçmesine yardımcı olur. Ön fontonel olarak adlandırılan bebeğin kafatasının üst kısmında yaklaşık olarak 2.5 cm’den biraz daha büyük olan en büyük boşluk bulunmaktadır. Bu boşluk, zamanla küçülür ve yaşamın ikinci yılında kapanır

Tek bir hücre olarak başlayan bebeğin, doğduğu zaman yaklaşık olarak 100 milyar sinir hücresi (nöron) barındıran bir beyne sahip olduğu tahmin edilmektedir. Kapsamlı beyin büyümesi doğumdan sonra, bebeklik ve izleyen dönemler boyunca devam eder. Bebeklikte beyin hâlâ çok hızlı büyüdüğünden dolayı, bebeğin başı düşmelerden ve diğer hasarlardan korunmalıdır. Bebeğin beyninin doğumda ağırlığı, beynin yetişkinliğindeki ağırlığının yaklaşık olarak %25’idir. İkinci doğum gününde, bu oran yaklaşık %75 olur. Fakat beynin bölgeleri homojen bir biçimde olgunlaşmaz.

İskelet sitemi gibi sinir sistemi de bebek doğmadan tamamlanmıştır. Ancak zamanla sinir hücrelerinin boyutları büyür ve sinir liflerinin bazıları filizlenerek çoğalır. Liflerin üzerinde yer alan ve sinirsel iletilerin sinir hücreleri tarafından beyine aktarılamasını ve beyinden ilgili organlara iletilmesini hızlandıran miyelin kılıfları, bebek doğduğunda henüz tam olarak olgunlaşmamıştır. Miyelin kılıflarının gelişimi büyük ölçüde ilk birkaç yıl içinde tamamlanır. Miyelinleşme aracılığıyla beyin ve duyu organları arasında patikalar oluşur. Sinirlerin ördüğü bu yollarla beyin, iskelet, kas sistemlerinin birbiriyle iletişimi sağlanır ve çocuk hareket eder.

Bebek 2-3 aylık olana kadar tükürük bezi fonksiyon görmez ancak ağız suyu akar. İlk birkaç ay pankreas organındaki enzimler yetersiz olduğundan bazı karbonhidratları ve yağları sindiremez. Mide-bağırsak doğumda tamamen mikropsuzdur ancak doğduktan sonra havadan, ağızdan aldığı mikroplarla bu temizlik bozulur. Doğduğunda mide kapasitesi 30-60 cc’dir. Ancak yaşla birlikte mide kapasitesi de büyüdüğünden alınması gereken besin miktarı da bu oranda artar.

Bebeklerin solunum sistemeleri yetişkinlerinkinden farklıdır. Solunum yolları daha dar ve kısadır. Bu nedenle daha fazla nefes alıp verirler. Yeni doğmuş bebeğin dakikadaki solunum sayısı 40-60, üç aylık bebeğin 35-40, bir yaşındaki bebeğin ise 30-35’tir.

Kalp herkesin kendi yumruğu büyüklüğünde olan bir organdır. İnsan vücudunda bulunan en güçlü kas, kalp kasıdır. Normal bir yetişkinin kalbi dakikada 60-70 arasında atar. Bir bebeğin kanında bebeği mikroplara karşı koruyan antikorlar bulunur. Bu antikorlar bebeğe plesanta aracılığıyla geçer. Bebek doğduktan sonra ilk iki-üç ayda kızamık, kızıl, kabakulak ve çocuk felci gibi bulaşıcı çocuk hastalıklarından bu antikorlar yoluyla korunur ancak bu antikorlar üçüncü aydan sonra etkisini yitirdiği için gerekli olan aşıların zamanında yapılması gerekir. Besinler ile alınan temel maddeler ve solunum ile alınan oksijen, hücre düzeyine kadar kan sayesinde iletilir. Bu anlamda kan hayati önem taşır.

Doğumdan hemen sonra bebeğin idrar yapması beklenir. Ancak mesane tam gelişmediğinden, ilk günlerde böbrekleri tam çalışmayabilir. Bebeğin idrar yapma sayısı beslenme ve çevre koşullarına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Bebek günde 20 defadan fazla idrar yapar. İdrar yapması yeterli sıvı aldığının bir göstergesidir.

Motor gelişim hem kaba motor becerileri hem de ince motor becerileri uygulayabilme yeteneğindeki ilerleme ve değişimi ifade etmektedir. Motor gelişim hem genellikle kaba motor beceriler olarak anılan emekleme, yürüme, koşma ve bisiklet sürme gibi hareket becerilerini hem de genellikle ince motor becerileri olarak anılan nesneleri kavrama, kaldırma, bir boya kalemini ya da kurşun kalemi tutma, dikiş iğnesine iplik geçirme gibi becerileri kapsar. Hem kaba hem de ince motor beceriler, her yaşta aynı biçimde bulunurlar. Bununla birlikte, genel bir kural olarak, kaba motor beceriler daha erken gelişir ve ince motor beceriler sonradan gelir. Bu nedenle 6 yaşındaki çocuklar gayet iyi bir şekilde koşar, zıplar, atlar, sıçrar ve tırmanırlar; birçoğu iki tekerlekli bir bisiklete de binebilir. Buna karşılık, bu yaştaki çocuklar henüz bir kurşun kalem veya pastel boya kalemi kullanma ya da makasla düzgün bir şekilde kesebilme becerisine sahip değildir. Bu türde araçları kullanırken bütün bedenleri işin içine girer; yazı yazarken ya da birşeyi keserken dilleri hareket eder, kolun tamamını ve sırtını devreye sokar.

Tipik bir yenidoğan bebek günde yaklaşık olarak 18 saat uyur fakat yenidoğan bebeklerin ne kadar uyuduğu bebekten bebeğe çok farklılık gösterir. Söz konusu aralık, yaklaşık olarak, 10 saat ile 21 saattir. Uykuya ayrılan toplam zaman bir şekilde tutarlıdır. Bir bebeğin uykusu çeşitli zamanlarda günde 7-8 saat uykudan günde 3-4 kere birkaç saat uyuma şeklinde değişebilir. 6-9 aylık çocukların çoğu gün içerisinde iki kere kısa süreli uyur. Bu dönemde, gecelerin çoğunu uyuyarak ve gün boyunca zamanın çoğunu uyanık geçirerek yetişkine benzer uyku düzenlerine daha yaklaşmış olurlar. 18 aylık olduklarında ise çocuklar genellikle gün içerisinde bir defa uykuya ihtiyaç duyarlar. 2 yaşındaki bir çocuğun ortalama uyku ihtiyacı 12 ya da 13 saattir. 3-5 yaş arası çocuklarda gün içerisindeki uyku ortadan kalkar. Aslında çocukluğun her evresinde gereğinden çok uyuma, yetersiz uyumadan daha iyidir.

Genellikle yeterli kabul edilen uyku süresi; 2-5 yaş için 13-15 saat, 6-8 yaş için 12 saat, 8-10 yaş için 11 saat ve 10 yaşdan ergenlik dönemine kadar 10-11 saattir.

Algısal Gelişim

Bebeklerin algısal becerileri nasıl incelenebilir? Psikologlar, bir süre boyunca bu sorunun yanıtını aramışlardır. Bebekler konuşamazlar ve bildik soruları yanıtlayamazlar, peki bu durumda araştırmacılar bebeklerin neleri görüp işitebildiğini ya da ayırt edebildiğini nasıl deşifre edecektir?

Görme keskinliği: Doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime duyarlıdırlar ve bu duyarlılık iki ay içerisinde hızla gelişir. Yenidoğan bebekler 19 cm uzaklıktaki nesneleri net görebilir. Dört aylıkken normal bir yetişkin gibi görebilir.

Şekil algısı: 5-7 hafta arasındaki bebeklerin daha çok gözlere baktığı belirlenmiştir. Bu nedenle bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakım veren arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.

Algısal değişmezlik: İki aylık bebeklerin şeklin değişmezliği algısına, dört aylık bebeklerin ise rengin değişmezlik algısına ulaşmış oldukları görülmüştür.

Derinlik algısının bebeklerde 1-1,5 ay sonra geliştiği düşünülmektedir. Nesne kavramı, nesnenin sürekliliğine ilişkin ilk kanıt iki ay dolaylarında kendini gösterir. Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür. Ancak arama davranışı 6 ay dolaylarında gerçekleşir. Tamamen görüş alanından çıkan nesnelerin aranması ise 8-12 aylar arasında gelişir.

Yenidoğmuş bebeklerin yetişkinlere yakın bir keskinlikle duyabildikleri belirlenmiştir.

Konuşma algısı: Çok küçük bebekler konuşma seslerini algılayabilir ve onları seslerinden ayırt edebilir. Gerçekten de bebekler anne babalarının yüzlerini daha henüz tanımadan önce, onları seslerinden ayırt edebilir gibidirler.

Yenidoğmuş bebekler kokuları ayırt edebilse de koku duyusu ancak 6 yaşına kadar tamamlanır. Yeni doğmuş bebekler tatlı, ekşi ve biberli tatlara duyarlıdırlar, aralarında ayırım yapabilirler.

Bilişsel Gelişim

Bilişsellik; bilgiyi edinme, işleme, depolama ve sonunda gerektiği yerde kullanma yetilerini içerir. Çocuk, içine doğduğu dünyayı anlama çabasını sürekli bir biçimde sürdürür ve basitten başlayarak gittikçe karmaşıklaşan bir bilişsel düzen geliştirir. Çevresine uyum sağlamayı becerir. Temel yaş gruplarına göre bilişsel gelişim şu aşamalardan geçer.

Bebek doğumunun ilk gününden itibaren çevresini keşfetme çabasına başlar. Keşif çabasında kullandığı temel araçlar doğuştan getirdiği duyusal ve hareketsel yeteneklerdir. Piaget, bu devreye duyusal-hareketsel (sensory-motor) aşama adını verir. Dokunma gibi basit duyusal verilerden, tutma ve emme gibi basit hareketlerden işe başlayan çocuk, temel süreçlerin üzerine yenilerini koyarak çevresini anlayabilecek bir bilişsel sistem geliştirmeye başlar. Bilişsel gelişimin aşamalarından birini çocuk nesnelerin değişmezliğini (object constancy) keşfederek başarır. Önceleri bebek için nesne ancak kendi görsel alanı içindeyken vardır. Nesne ortadan kaldırılınca, nesnenin yok olduğunu, artık var olmadığını düşünür. Eline aldığı topun ya da çıngırağın, on dakika önce eline aldığı aynı çıngırak ya da top olduğunu bebek bilmez. Onun için her an dünya yeni baştan var olur ve duyu organlarının dışında bir dünyanın varlığı düşünülemez. Bir yaşına doğru çocuk nesnenin değişmezliği kavramını anlamaya başlar ve göz önünden kaldırılan bir nesneyi, etrafına veya masanın altına bakarak arar. İki yaşına doğru bebek dış nesne ve olayların iç temsilcilerini geliştirmeye başlar. Nesnelerin sürekli olduğunu ve göz önünden kaldırılınca bile var olmaya devam ettiklerini anlar ve bu nesneyi bir süreçle temsil etmeye başlar. Böyle bir iç temsil süreci, kavram ve dil gelişiminin başlangıcını oluşturur

En fazla tanınan bilişsel kuramcı muhtemelen Jean Piaget’dir. Piaget (1952) insanların bebeklikten yetişkinliğe gelişimi boyunca nasıl düşüneceklerini öğrenirken çeşitli aşamalardan geçtiklerini öne sürmüştür. İnsanların bilişsel ve düşünme yetilerini geliştirme aşamalarını dikkate alan kuramında, hemen tüm insanların nasıl düşüneceğini aynı aşamalardan geçerek öğrendiğini kabul etmiştir. Bebeklik ve erken çocukluk aşamasında, düşünme son derece basit ve somuttur. Çocuklar geliştikçe, düşünme ilerler, daha karmaşık ve soyut hâle gelir. Bilişsel gelişimin her aşaması, bir bireyin düşünmesinin belirli ilke ve yolları ile karakterize olur.

Lev Vygotsky, Piaget tarafından geliştirilen kurama alternatif bir sosyokültürel bilişsel gelişim kuramı öngörmüştür. Piaget’ye göre çocuk hızla ilerleyen yalnız bir maceracıdır; ancak Vygotsky’e göre ise çocuklar gelişimsel yolda nadiren yalnız başlarına ilerler, daha çok uzman bir ebeveyn eşliğinde yürürler.

Piaget’nin kuramının aksine, bu yaklaşımlar, bebek gelişimini dönemler açısından tanımlamamaktadır. Bunun yerine, bebeğin dünyaya ilişkin bilgiyi anlama ve işleme becerisindeki aşamalı değişiklikleri belgelendirmektedir.

Koşullama ; örneğin; bebeğin davranışını ödüllendirici bir uyaran izlerse davranış büyük olasılıkla tekrar meydana gelir. Bebekler emme davranışını görsel bir uyaran, müzik ya da insan sesi takip ettiğinde memeyi daha hızlı emeceklerdir.

Bellek ; zamanla bilginin tutulmasını içermektedir. Kodlama adı verilen sürecin bir parçası olarak dikkat, bellekte önemli bir rol oynar. Bazı araştırmacılar, 2-6 aylık bebeklerin bir buçuk yaşından iki yaşına kadar yaşantılarından bazılarını hatırlayabildikleri sonucuna varmıştır.

Açık bellek; bireylerin bilinçli olarak bildikleri ve ifade ettikleri gerçekleri ve yaşantıları içeren bellek.

Örtük bellek ; bilinçli hatırlamanın olmadığı bellektir. Becerilerin otomatik olarak sergilenen rutin süreçlerin hatırlanmasını içerir.

Taklit ; yapılan bazı çalışmalarda bebeklerin doğumdan sonraki ilk birkaç gün içinde yüz ifadelerini taklit edebildikleri, bebeklerin taklit becerilerinin bütünleşik bir beceriye benzemediği, daha çok esneklik ve uyarma içerdiği vurgulanmıştır. Bir çalışmada 9 aylık bebeklerin 24 saat önce gördükleri bir kutudaki “bip sesi” çıkaran gömme düğmeye basma gibi eylemleri taklit edebildiklerini göstermiştir.

Kavram oluşturma ve sınıflandırma; kategoriler nesneleri, olayları ve özellikleri ortak nitelikleri temelinde gruplandırmaktadırlar. Kavramlar, kategorilerin temsil ettiklerine ilişkin fikirlerdir. Kavramlar ve kategoriler bilgiyi basitleştirmeye ve özetlemeye yardımcı olmaktadır. Bazı araştırmalar, 3 aylık bebeklerin benzer görünümdeki nesneleri bir araya toplayabildiğini ortaya koymuştur. Bu araştırmalar bebeklerin tanıdık bir nesnedense yeni bir nesneye bakmaya daha eğilimli oldukları bilgisinden yararlanr. 9-11 aylıklarla yapılan bir çalışmada ise nesnelerin algısal olarak benzer uçaklar ve kuşlar kanatlı olmasına rağmen bebekler kuşları hayvanlar ve uçakları araçlar olarak sınıflandırmıştır.

Bilişsel kuramlar, çocukların düşüncelerinin nasıl değiştiğini yani gelişim sürecini açıklamaya çalışır. Bunun tersine zihinsel testler, bilişsel ürünler üzerinde yoğunlaşmıştır. Amaçları gelişimi yansıtan davranışları ölçmek ve sonraki zekâ, okul başarısı ve yetişkinlikte meslek başarısı gibi gelecek performansı yordayan puanlar elde etmektir. Yordalama ile ilgili bu sorun, bir yüzyıl öncesinde ortaya çıkmıştır. Fransız psikolog Alfred Binet, ilk başarılı zekâ testini tasarlamış ve bu test okul başarısını yordalayabilmiştir. Bu test çok erken yaşlarda zekâyı ölçen başka birçok testin tasarlanmasına ilham olmuştur.

Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. 0 ile 12-15 ay arası çocuk, iletişimini mimiklerle ağlama biçimleriyle ve anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde yapar. İlk sözcükler genellikle birinci yılın sonlarında kullanılmaya başlar. 9-18 aylar arasında iki sözcükle farklı anlamların ifade edildiği cümlelerin kurulduğu dönem başlar. Çocuğun ilk konuşmaları öncelikle günlük yaşamlarında yakından ilgilendikleri ve onlar için işlevi olan objelerle ilgilidir. Sesli uyarıcıları çok olan çevrede yetişen bebek, daha fazla seslendirme etkinliğinde bulunmakta ve daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir.

Sosyo-Duygusal Gelişim

İlk iki yıl çocuğun kişiliğinin yapılaşmasında önemli rol oynar. Erikson’un kuramına göre, çocuğun güven duygusunu geliştirmesi, onun yaşamında en önemli rolü oynayan annesiyle olan ilişkisinin türüne bağlıdır. Çocuk, annesinin kendini bırakıp gitmeyeceğine ve annesinin kendisine önem verdiğine inanırsa, güven (trust) duygusu doğal olarak gelişir. Çocuk, annesinin kendisiyle sürekli beraber olacağına ve kendisine önem vereceğine inanamazsa onda güvensizlik (distrust) duygusu gelişir.

Çocuğun ilk iki yıl içinde geçtiği duygusal ve sosyal aşamalar üç temel basamakta toplanabilir:

  • Doğum-5 ay: Çocuk henüz kimseye bağlılık geliştirmiş değildir. Bu aşamada, çocuk yabancılara ve kendini besleyen herkese gülümser. Beş ay civarına doğru çocuk kendisine bakan annesiyle özel bir bağlantı kurmaya başlar; bağlılık dereceli olarak gelişir.
  • 5-10 ay: Özel bağlılık devresi. Çocuk kendisine bakan kimseye, çoğunlukla anneye özel bir bağlılık geliştirir, ona daha çok gülümser, o yanından ayrıldığı zaman huzursuz olur, aşina olmayan sosyal durumlarda sığınılacak bir kucak olarak onu görür.
  • 10-24 ay: Çocuk yavaş yavaş diğer kimselere, anneye olduğu kadar kuvvetli olmasa da, bağlılık geliştirmeye başlar. Baba, bakıcı kadın, büyükanne, abla, abi gibi kimseler çocuğun bağlandığı kimseler arasına girer. Fakat bu kimseler annenin yerini alamaz. Çocuk en kuvvetli bağını ikinci aşamada annesiyle kurmuştur ve anneye bağlılık, bu aşamada kuvvetini kaybetmez.

Çocuğun ilk yıllarındaki sosyo-duygusal gelişimi, bireyin daha sonraki yıllarda sosyal ve duygusal davranışlarının temelini oluşturur. Araştırmalar, bağlanma güvenliğini dört önemli faktörün etkilediğini ortaya koymuştur:

  • Erken dönemde tutarlı bir bakım veren kişinin varlığı
  • Bakımın kalitesi
  • Bebeğin özellikleri
  • Ebeveynin içsel çalışma modellerini de kapsayan aile koşulları

Bebeklik döneminde, benlik gelişimini duygusal ve sosyal kapasitelerle desteklenmesine önem verilmelidir. Benlik gelişimi, doğumda bebeklerin çevrelerinden fiziksel olarak ayrı olduklarını dolaylı olarak duyumsamaları ile başlar ve ilk aylar boyunca gelişir. İkinci yılın sonunda, çocuklar benliğin fiziksel özelliklerinin açık bir şekilde farkına vardıkça kendini tanıma ortaya çıkar.

Benlik gelişimi, çaba gerektiren kontrole ve 12-18 ay arasında uyma davranışına da katkıda bulunur. 1,5 ve 3 yaşları arasında doyumun ertelenmesi güçlenir. Ebeveynin çocuğa karşı sıcaklığı ve onun, çocuğu ılımlı ve anlayışlı tavırlar ile cesaretlendirmesi çocuğun benlik gelişmesini sağlar. Bebeklikte karşılıklı sosyalleşme araştırıldığında karşılıklı bakışma veya göz teması erken sosyal etkileşimde önemli bir rol oynar.

Çocuğun ahlaki gelişimini ele alan üç büyük felsefe öğretisi vardır:

  • Birinci öğreti; St. Augustine gibi teologlar tarafından ortaya konulmuş olup bireyin doğuştan günahkâr olduğunu savunur.
  • İkinci öğreti , çocuğun nötr olarak doğduğunu ancak süreç içinde çocuğun eğitim ve yaşantısından etkilenerek doğru ya da yanlış bir yaşam oluşturduğunu savunur.
  • Üçüncü öğreti , çocukların doğuştan saf ve temiz olduklarını, ancak yetişkinlerin müdahalesi sonucu ahlak dışı davranışları öğrendiklerini savunur.