Ünite 7: Batılılaşma Hamleleri ve Son Zaferler (1718-1739)

Lale Devri

Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın Pasarofça Antlaşması’ndan sonraki 35 yıllık savaş dönemine son vermesiyle başlayan ve 12 yıl süren Lale Devri, 1730 yılında son bulmuştur. Lale Devri bir barış, eğlence ve yenileşme dönemidir.

Bu dönemde İstanbul’da birçok felaket meydana gelmiştir. 1718’de ve 1729’da iki büyük yangın çıkmış, 1719 yılında ise oldukça şiddetli bir deprem meydana gelmiştir.

Bu devirde Fransa Kralı’nın sarayı ve yaşantısı örnek alınarak padişahın eğlenmesi için “Sadâbâd” sarayı inşa edildi. Boğaziçi ve Haliç’in etrafındaki topraklar devlet büyükleri tarafından paylaşıldı. Kahvehane ve meyhaneler çoğaldı. Şiir öne çıktı ve divan edebiyatının ünlü isimlerinden Nedim bu dönemde parladı. III. Ahmed, bahçeyi ve çiçekleri çok seven bir padişah olduğu için “Şükûfecilik” denilen çiçekçilik de bu dönemde gelişti. Devre adını veren lale ön plana çıktı. Tarihçi Münir Aktepe’nin araştırmalarına göre 239 lale çeşidi arasından en pahalısı 1717’de Vefalı Mehmed Bey’in yetiştirdiği ‘Nize-i Rummanî’ adlı laledir ve 50 altına satılmıştır.

İstanbul baştanbaşa imar edildi. Tercüme heyetleri kuruldu ve çeşitli dillerden eserler Türkçe’ye çevrildi. Bunların arasında arapçadan çevrilen Müneccimbaşı ve Aynî tarihleri de vardır. Matbaa kuruldu. Tulumbacı Ocağı kuruldu. Avrupa tarzı asker yetiştirilmeye başlandı.

Osmanlı ilk kez Avrupa’yı tanımak ve analiz etmek için Avrupa devletlerine çok sayıda elçiler gönderdi.

İlk Türk Matbaası

İbrahim Müteferrika ile Mehmed Said Efendi’nin işbirliği ile 1727 yılı Temmuz ayı başlarında dönemin padişahı III. Ahmed’in fermanı ve şeyhülislâmın fetvasıyla ilk Türk ve İslam matbaasını kurma izni alındı. Bu matbaanın ilk kitabı, basımı 1729’da tamamlanan Vankulu Lugatı adıyla bilinen “Sıhahü’l-Cevheri”nin tercümesidir.

1735 yılına kadar 13 kitap basan Müteferrika, devlete bağlı olarak aldığı görevlerden dolayı 5 yıl kitap basamadı. 1740- 1742 yılları arasında 4 kitap daha basan Müteferrika, devlet işleri ve yaşlılığı nedeniyle ömrünün son 5 yılı yeni eser basamadı ve toplamda 17 kitap basmış oldu. Müteferrika’nın 1747’de ölümünden sonra matbaa müştereken İbrahim Efendi ve Ahmed Efendi’ye verildi. Bunlar, 1757’de Vankulu Lugatı’nın ikinci baskısını bastılar. Fakat sonrasında talebin olmaması sebebiyle bunlar işi bıraktı ve matbaa derin bir sessizlik dönemine girdi. Sonrasında bu matbaa ancak 1784 yılında tekrar açılabildi.

Türkiye’ye matbaanın gelişi ele alınırken toplumsal talebin ve altyapının ve etkilerinin iyi incelenmesi gereklidir. Bunlar incelendiğinde Türkiye’ye matbaanın geç gelişinin ne hattatların engel oluşundan, ne de matbaanın günah sayılıp engellenişinden kaynaklanmadığını; temel sebebin okumayışımız olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

İran Savaşları

18. yüzyılın başlarında İran’da Safevî hakimiyeti sallanmaya başladı. İran’a tabi olan Afganlılar isyan ederek orta ve güney İran’ı ele geçirdiler. Bu durumdan istifade etmek isteyen Rus Çarı Petro Kafkasya üzerine yürüyerek Derbend ve Bakü’yü ele geçirdi. Bunun üzerine Osmanlı’da üç koldan İran’a saldırdı ve çok sayıda bölgeyi ele geçirdi. Osmanlı ve Rusya İran üzerinde çeşitli bölgeleri ele geçirmeye devam ederlerken birbirleriyle savaşma riski doğunca 24 Haziran 1724’te İran Musakemesi imzalandı. Bu antlaşmaya göre Gürcistan, Şirvan ve Azerbaycan’ı Osmanlı; Gilan, Mazenderan ve Esterebad’ı Rusya alıyordu. Fakat İran’da değişen siyasî durum, durumu Osmanlı’nın aleyhine çevirdi.

Son Safevî hükümdarı Şah Hüseyin’in oğlu Tahmasb Afganlılar’ın istilası üzerine Tebriz’e kaçtı ve kendisini II. Tahmasb adıyla şah ilan etti. Ancak Afganlılar’a karşı koyamayınca Horasan’a kaçan Tahmasb, Avşarlar ile Kaçarlar’dan aldığı destekle İran’a geri dönerek hakimiyeti tekrar sağladı. Bu başarının üzerine şah, Osmanlı ve Ruslar’dan ele geçirdikleri İran topraklarını boşaltmalarını istedi. Osmanlı savaştan kaçınmak için ele geçirdiği toprakları büyük ölçüde iade etti fakat Tahmasb’ın yanındaki Nadir Han bunlarla yetinmeyip Osmanlı’nın elindeki diğer topraklara da saldırdı. Osmanlı tam bu saldırılara karşılık vermeye hazırlanırken Patrona İsyanı patlak verdi ve bu isyan Osmanlı’nın karşılık vermekte gecikmesine sebep oldu. Bu arada Nadir Han, Tahmasb’ı tahttan indirerek yerine 1 yaşındaki oğlu Abbas’ı geçirdi ve tüm iktidarı kendi elinde topladı. Sonrasında Nadir Han Kafkasya’ya hücum ederek 1735’e kadar Şirvan, Dağıstan, Gürcistan ve Revan’ı aldı. Sonrasında iki devletin de farklı cephelerde savaşa girmesi sonucu mücadele 1741’e kadar durdu.

III. Abbas’ın ölümünden sonra şah olarak seçilen Nadir Han, Osmanlı üzerinde üstünlük sağladıktan sonra değişik bazı isteklerde bulundu. Bunlar:

  1. İran hacıları için bir emir-i hac tayin edilmesi
  2. Caferiliğin beşinci mezhep olarak kabulü ve Kâbe’de mezheplerine bir rükun tahsisi
  3. Osmanlılar’ın İsfahan’da, İranlılar’ın İstanbul’da bir şehbender bulundurması idi.

24 Eylül 1736 tarihli son görüşmelerde antlaşma imzalandı. Buna göre 1. ve 3. maddeler kabul edildi ancak Caferiliğin beşinci mezhep olarak tanınmasını Osmanlı kabul etmedi. Bunun için İstanbul’a tekrar heyet gönderen Nadir Şah, bu isteğini Osmanlı’ya kabul ettiremeyeceğini anlayınca bu isteğinden vazgeçti.

Patrona İsyanı

28 Eylül 1730 Perşembe günü sözde şeriatı getirmek için Patrona Halil önderliğinde başlatılan isyanın; malî durumun bozulması, vergi yükünün artması, üst düzey devlet adamlarının birbirleriyle olan mücadeleleri, İran savaşlarındaki olumsuz gelişmeler, padişah III. Ahmed ve sadrazamın sefere gitmek istememeleri gibi bir çok sebebi vardı. İsyan taraftarlarının gittikçe artmasıyla başka çaresi kalmadığını anlayan III. Ahmed, asilerin istediği devlet adamlarını boğdurttu. Bunun sonucunda Patrona Halil ve yandaşları isyanı bitirmek yerine cürretkarlıklarını arttırdılar. Bunun üzerine III. Ahmed tahtı kendisinden sonra hanedanın en yaşlı üyesi olan Şehzade Mahmud’a bıraktı.

I. Mahmud döneminde bu asilerin iyice kontrolden çıkmasıyla padişah iktidarını gölgeleyen ve fesat çıkaran bu asileri temizlemek için işe koyuldu. Yapılan planlar ve çalışmalar sonucu Patrona Halil ile beraber 18 isyankar katledildi ve durumun normale döndüğü tellallarla halka duyruldu.

I. Mahmud Döneminde İç Gelişmeler

Asilerden kurtulmayı başaranlar intikam almak için yeni bir isyan teşebbüsüne giriştiler. Ancak daha önceki isyandan gerekli dersleri çıkaran sadrazam sancağın dışarı çıkarılmasını istedi ve Etmeydanı’ndaki asilerin ortadan kaldırılması kararı alındı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sancağı şerif dışarı çıkarıldı ve arkasında sadrazam, saray askerleri ve halk Etmeydanı’na yürüdü. Asilerden kaçabilenler kaçtı, kaçamayanlar linç edildi ve isyan büyümeden bu şekilde önlenmiş oldu.

28 Şubat 1740’ta tespit edilebilen ilk Bâbıâli yangını meydana geldi ve bina tamamen yok oldu. 1750 yılında da İstanbul büyük yangınlara maruz kaldı.

36 saat süren büyük Hocapaşa yangınının Ayasofya’da büyük tahribata sebep olması nedeniyle 1739-1740 arasında I. Mahmud o zamana kadarki en büyük tamir ve ek bina inşaatını başlattı. 1752 ve 1754 yıllarında ise iki önemli deprem meydana geldi.

Islahatların Başlaması

I. Mahmud döneminde üst düzey bir komutan olarak Osmanlı hizmetine giren Humbaracı Ahmed Paşa Osmanlı ordusunda Avrupaî tarzda yenilikler yapmak istiyordu ve çok radikal düşünceleri vardı. Ancak sadece humbaracı ocağını ıslah edebildi. Yine onun girişimleriyle topçu askerlerin yetiştirilmesi için Kara Mühendishanesi (Hendesehane) kuruldu. Devlet ricaline sunduğu layihalarla Avrupa’daki gelişmeleri anlattı. Ayrıca 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra Avrupa’dan getirtilen uzmanlar imparatorluğun askeri yapısını değiştirdiler.

18. yüzyıl ıslahatlarının en önemli özelliklerinden biri devamlılıklarının olmamasıdır.

1736-1739 Osmanlı-Rusya-Avusturya Savaşları

Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya daha önce Lehistan’a kral seçimi yüzünden karşı karşıya gelmişlerdi ancak İran savaşları yüzünden müdahele edilememişti. Daha sonra Rusya kırım tatarlarının ülkelerine yaptıkları seferleri gerekçe göstererek Prut Antlaşması’nı tanımadığını bildirdi ve Osmanlı’dan kabul edilemeyecek isteklerde bulundu. Ortam iyice gerginleşti ve sonunda 2 Mayıs 1736’da Rusya’ya savaş ilan edildi. Savaş’a hazırlıklı olan Ruslar Kırım’ı işgal ettiler. 13 Temmuz 1736’da Azak’ı ele geçirdiler. Ancak salgın hastalıklar ve açlık yüzünden Kırım’ı terk ettiler. Ruslar Özi’yi de ele geçirmişlerdi. Fakat sonrasında Osmanlı donanmasının Rus donanmasını etkisiz hale getirmesiyle Özi ve Kılburun kaleleri geri alındı. Hotin ve Bender’i işgal eden Ruslar Boğdan’a da girdiler. Fakat Avusturya’nın savaştan çekilmesiyle Rusya’ın ilerleyişi durdu.

Osmanlı İmparatorluğunun dünya gücü olduğu sıralarda ortaya çıkmayan Şark Meselesi, imparatorluğun 17. yüzyılda gücünü kaybetmesiyle beraber Avrupa’daki büyük devletlerin Osmanlı’nın Avrupa’dan atılırken elde ettikleri toprakları paylaşma meselesiydi.

Avusturya’nın girişimleriyle 1737 yılının Nisan ayında tarafsız bir Polonya kasabası olan Nemirov’da barış görüşmelerinin yapılması kararlaştırıldı. Delegeler Nemirov’a vardıktan hemen sonra değil, 16 Ağustos’ta resmi görüşmelere başlandı. Osmanlı, 1736-1739 savaşları öncesi sınırlara dönülmesi için diplomatik çaba sarfetmekteydi. Ruslar; Kuban, Kırım ve Tuna’ya kadar olan bölgeyi hakimiyetleri altına almak, ayrıca Eflak ve Boğdan’ı çariçesinin himayesi altında tampon devlet yapmak istiyorlardı. Avusturya; Niş’e, Vidin’e, Bosna’ya ve Eflak’taki bazı bölgelere hakim olacağını düşünüyordu fakat genel olarak ülkelerin işgal ettikleri toprakları elinde bulundurmasından yanaydı. Habsburg İmparatorluğu, Rusya’nın Eflak ve Boğdan üzerinde nüfuz kurmasını istemiyor hatta bu bölgelerde Osmanlı varlığını Rus hâkimiyetine tercih ediyordu. En nihayetinde kongre barış getirmedi ve bu da Şark Meselesi’nin başlangıcı oldu.

Nemirov Kongresi’nde Rusya’nın ve Habsburg İmparatorluğu’nun Balkanlar konusunda anlaşamadıkları ortaya çıkmıştır. Osmanlı bu kongre sonucunda Avrupalı devletlerin Balkanları paylaşma konusundaki görüş ayrılıklarını kullanabileceğini anlamış ve böylelikle Osmanlılar’ın Balkanlar’dan çıkarılma süreci geciktirilmiş oldu.

Avusturya ve Rusya, Osmanlı’ya karşı birlikte savaşa girmek için anlaştılar. Avusturya Bosna ve Eflak’ı işgal edip Niş’i aldı. Bir müddet sonra toparlanan Osmanlı Niş’i geri aldı. Sonrasında taarruza geçerek Pasarofça Antlaşması sonucu Avusturya’ya bırakılan Belgrad’a doğru akınlara başladılar. Osmanlı’nın Belgrad’ı kuşatıp alma aşamasına gelmesi sonucu Avusturya Osmanlı ile Belgrad Antlaşması’nı imzaladı. Böylece Belgrad ve Şebeş Osmanlı’ya geçti. Tuna ve Sava sınır kabul edildi.