Ünite 4: Baskı Süreci ve Aygıtları I

Işığa Duyarlı Yüzeylere Geleneksel Pozlama

Çekim aşamasında yapılan çalışmanın kalitesi ne kadar iyi olursa olsun, sonuçta ortaya çıkacak olan görüntünün kalitesinin yüksek olması da, düşük olması da baskı sürecinde gerçekleşecektir. Bu ünitede, ışığa duyarlı yüzeylere baskı yapan sistemlerin nasıl çalıştığını gördük.

Agrandizörller cinslerine göre 10-20 kat büyültme veya 1/2-1/4 oranında küçültme yapabilirler. Agrandizörler, aslında amatör kameralar ile çekilen negatiflerden kâğıda fotoğraf baskısı yapmak için yapılmıştır. Fakat şeffaf negatif veya dia pozitiflerden çekim yapmak için de kullanılmaktadırlar. Agrandizörler dikey veya yatay çalışır. Işık kaynağı, kondansör (difüzer), film şasesi, körük ve objektif yukarıdan aşağı doğru peş peşe dizilir. Cihaz bir sehpa üzerinde durur. Kumanda tablosu makine üstünde veya ayrı bir kutu üstünde yerleşik olarak bulunabilir.

Agrandizör baskıları yapmak için sıcaklığı sabit 20 derece olacak şekilde özel olarak iklimlendirilmiş, iki temel bölümü olan ve dışarıdan hiçbir ışığın içeriye sızmayacağı karanlık bir odaya ihtiyaç vardır. 1- Baskı yapılacak ve agrandizörde büyütülerek kağıtların basıldığı kuru bölüm. 2- Kağıt banyolarının banyo küvetleri, banyo süresince kullanılan araç ve gereçlerin bulunduğu ıslak bölüm.

Agrandizörlerde ışık kaynağı olarak 75 Watt ya da 150 Watt opak fotoğraf ampulleri, veya yeni tiplerde halojen lambalar da kullanılır. Bütün agrandizörler, iğne deliği fotoğraf makinesi prensibine göre çalışır. Görüntünün oluştuğu yüzeye negatif film konularak tam arkasından ışık verildiği zaman, karanlık kutu içinde görüntünün oluşmasının tamamen tersi gerçekleşir. Işıkla arkadan aydınlatılan negatif filmin görüntüsü karanlık kutu içinden geçerek iğne deliğine (yani objektife) ulaşır. Objektif, filmin görüntüsünü karşıdaki yüzeye yansıtır. Aydınlatma kaynağından gelen ışık, negatif filmin üzerinden geçerek objektifte toplanır. Objektif, filmin görüntüsünü ışığa duyarlı olan fotoğraf kâğıdına yansıtır. Aydınlatma kaynağından gelen ışınların, negatif karesinin üstünde toplanması gerekir. Işık kaynağının hemen önünde merceklerden oluşan bir kondansör sistemi yer alır. Bu sistem, ışık kaynaklarından gelen ışınları düz halde film karesi üstüne yönlendirir.

Agrandizörün kafa sistemi, taşıyıcı bir kol üstünde aşağı yukarı hareket edebildiği gibi, yere ve duvara görüntü yansıtırken yatay olarak da dönebilir. Yatay olarak dönme özelliği, görüntü yansıtma sürecinde objektif ile baskı yüzeyi arasındaki mesafenin artırılmasıyla büyük baskılar yapılabilmesini sağlamak amacıyla kullanılır.

Negatif taşıyıcılara Kitap biçiminde şase denir. Filmin şaseye yerleştirilmesi, kitabın sayfaları arasına koymaya benzer. Negatif taşıyıcı şase, agrandizörün en önemli parçalarından biridir. Negatif film bu şase içinde düzgün bir şekilde durur. Film şase içinde menteşe şeklindeki iki metal plaka arasına yerleştirilir. Şasenin menteşeli parçası kapandığında film, iki plaka arasında düz bir şekilde kalır.

Agrandizörlerin objektifleri, fotoğraf makinesi objektiflerinden daha basit bir yapıdadır ve diyafram sistemi de oldukça basit bir yapıya sahiptir.

35 mm’lik negatifler için normal odak uzaklığı, (agrandizör objektifi) 50 mm, roll filmler için ise 90mm veya 120mm’dir. Agrandizörün kafasının aşağı-yukarı hareketi görüntünün büyüklüğünü belirler. Film şasesine körük sistemi ile bağlı olan objektif, bu körük sistemi ile ileri geri hareket ederek büyüklüğü belirlenmiş olan görüntünün netleştirme işleminin yapılmasını sağlar.

Agrandizörde negatif görüntünün kağıda pozlanması, fotoğraf makinesinde filmin pozlanmasına benzer şekilde agrandizörün ışığı kontrol edilerek gerçekleşir. Işık miktarı objektifin diyaframı ile kontrol edilir. Süre ise, ışığın açık kalma zamanı ile kontrol edilir. Işığı süre açısından kontrol edebilmek için agrandizörlere bağlayarak kullanmak amacıyla özel olarak üretilmiş zaman ayarlayıcı aygıtlar kullanılır. Fotoğraf makinelerinde pozlama süresini belirlememizi sağlayan örtücü mekanizmanın yaptığı işlemin aynısı, fotoğraf baskısı sırasında da gerekli olmaktadır. Duyarlı yüzey üzerine ışık verme süresi, pozlama süresidir. Agrandizörde bu işlemi yapmamızı sağlayan ilave aygıtlar poz saati olarak adlandırılır.

En temel özelliklere sahip herhangi bir agrandizör aracılığı ile çok kolay bir şekilde, 30×40 cm boyutlarına kadar fotograf kartına pozlandırma yapılabilir. Örneğin siyah/beyaz bir negatifi, ışığa duyarlı 30×40 cm ebadındaki fotograf kartına pozlandırdıktan sonra sırasıyla Geliştirme (Developer/2dk civarı), Durdurma (Stopper/5sn) ve Sabitleme (Fixer/3dk) banyolarından geçtikten sonra ışığa duyarlı fotoğraf kağıdı üzerinde görüntü oluşturulmuş ve sabitlenmiş olur.

Işığa duyarlı fotoğraf kağıdını (siyah/beyaz için) mikroskopla incelersek ilk başta tabanda kağıt gözükür (kağıt tabanlı kağıtlar için – RC (plastik) tabanlı kağıtlarda taban yine kağıttır ama alt tabakada kağıdın banyodan rahat geçmesini sağlayan ince zar şeklinde reçine tabakası vardır). Tabanın hemen üstünde jelatin içinde küçük baryum sülfat tanecikleri bulunan ve süspansiyon görevi gören bir kat vardır. Bu katın görevlerinden biri, duyarkatı kağıt hamurundaki herhangi yabancı bir maddeye karşı korumak ve duyarkatın taban tarafından emilmesini önlemektir. Diğer bir görevi de kağıda beyazlık vermektir. Bu katın üstünde ise ışığa duyarlı, duyarkatı bulunur. Parlak kağıtlarda duyarkatı dış etkilerden korumak için çok ince ve sertleştirilmiş bir jelatin tabaka vardır. Mat kağıtlarda sertleştirilmiş bir jelatin tabakası bulunmamakla beraber, duyarkat içine karıştırılan bazı kimyasal maddelerle, dış etkilere karşı direnç sağlanmıştır.

Işığa Duyarlı Yüzeylere Sayısal Pozlama

Büyük ebat renkli veya Siyah/Beyaz baskı yapmak eskiden çok zor iken artık çeşitli sayısal pozlandırma yöntemleri ile bu baskıları yapmak hem kolay, hem daha ekonomik olmuştur. Şu anda piyasada büyük ebat baskı  yapabilen birbirine benzer işleyişe sahip üç marka vardır. Durst, OCE ve Chromira. Durst firmasının ürettiği pozlandırıcılarda RGB (Kırmızı, Yeşil, Mavi) lazerler gelen sayısal bilgiyi bir ışık hüzmesi şeklinde negatif fotoğraf kağıdı üzerine pozlandırırlar. Bu pozlandırma esnasında ışık hüzmesinin içindeki bilgiler değişirken aynı anda fotoğraf kağıdı da senkronize bir şekilde makinenin içinde akmaya başlar. Bu süreç, çok büyük bir agrandizör bir karanlık kutu içine konmuş gibi düşünülebilir. Nasıl ki agrandizörün pozlama yapması için bir ışık göndermesi gerekiyorsa, lazer pozlandırma sisteminin de işleyişi aynıdır. Ancak arada temel bir farklılık vardır; Lazer pozlama tekniğinde görüntü (bilgi) kağıdın üzerine tek seferde düşmez, adeta çizgisel bir ışık demeti halinde satır satır pozlanır. Durst Lambda sistemlerinde bu sayede 50 metre sürekli pozlandırma yapmak mümkündür.

Lazer pozlandırma sistemlerinde baskı alanı geniş olduğu için, baskının pozlama aşaması inkjet baskı sistemlerine benzemektedir. Görüntü agrandizördeki gibi tek bir seferde pozlanmaz. Kağıdın rulo halinde dönüş hızı ile, görüntünün ışık demeti halinde lazer ile pozlanması eş zamanlı bir hızda gerçekleşir. Bu yüzden, makinenin çalışması ve hızı ile ilgili değerler düzenli olarak kontrol altında tutulmalıdır. Kırmızı lazeri helyum-neon gazı, mavi ve yeşil lazeri argon gazı tipinde olan Durst Lambda’nın çalışmaya bağlı olarak lazerlerindeki gaz zamanla azalır. Biten gazla beraber lazer kullanılamaz hale gelir ve bunun yerine yeni lazer koymak gerekir. Lazerin belli bir güçte ve dengede olmasını sağlayan elektriksel ayarları bulunmaktadır. Sürekli iklimi kontrol altında tutulmuş bir odada bu lazer güçleri kontrol edilir ve zamanla sonuçlarda değişiklik olmasın diye fabrikasyon ayarlarına uygun bir şekilde ayarlanır. Bilgisayarda hazırlanmış olan TIFF, JPEG veya herhangi bir görüntü dosyası UNIX terminali üzerine kurulmuş özel bir RIP programı aracılığı ile makineye piksel demetleri halinde bir ışın bilgisi olarak dönüştürülür. Bu işleme Rasterizing denir. Her makinenin ayrı RIP sistemleri ve dönüştürme programları olabilir. Bir TIFF piksel dosyasını noktasal olarak basmak için bile rasterizing işlemi zorunludur. Rasterizing (RIP), En temel anlamda bu işlem sırasında basmak istediğimiz görüntülerin kağıt üzerinde ışın haline dönüştürülürken almış oldukları bilgilerdir.

Dönüştürülmüş(veya tercüme edilmiş) görüntü verileri, pozlandırıcının Kırmızı, Yeşil ve Mavi kanallarından ayrı ayrı duran lazerlerini harekete geçirir. Görüntünün içindeki ton, renk ve ışık dengesine göre makine, otomatik olarak hangi kanaldan ne kadar güçte lazer kullanacağını hesaplar. Üç ayrı kanaldan lazer ışını olarak çıkan görüntü verileri kuvvetli, yeterli ve keskin bir pozlandırma yapabilmek için, çok düz ve sarsılmaz bir satıh üzerinde yol kat ederler. Bu sürecin sonunda, makinenin üç lazeri de birleştirip ıslah olmuş tek ışın demetine dönüştürdüğü bölüme gelirler. Bu bölüm, “Upper Part” diye adlandırılır. Burada çizgisel olarak barınan görüntü verileri ışın halinde karşılarında saatte 20 metrekare hızla akmakta olan fotoğraf kağıdına yansımaya başlarlar. Bu noktada ışık kaynağı olan lazerler ve üst ünite ile kağıt akış hızının mükemmel şekilde senkron çalışması çok kritiktir. Pozlandırma işlemi bu şekilde tamamlanan kağıt rulosu, geleneksel olarak renkli kağıt banyolarında kullanılan RA4 banyo işlemi için karanlık ortamda banyoya verilir.

OCE Lightjet veya Chromira makinelerde ışığa duyarlı negatif fotoğraf kağıdı bir tanbur etrafına makine tarafından sarılır. Chromira makinelerde bu pozlandırmayı, led demetinden oluşan bir ışık kaynağı yapar. Lightjet’lerde ise Kırmızı ve Yeşil lazerler helyumneon, mavi ise argon lazer gazı ile doludur. RIP’lenen görüntü verileri makineye aktarılır ve tanbur hızla dönerek çevresinde sarılı olan kağıdı çizgisel ama sürekli bir ışın demeti halinde pozlar. Bu sistemlerde en fazla üç metreye kadar pozlama mümkündür. Durst Lambda sistem ile rulo boyutunda (genelde 50 metre) pozlama yapmak mümkündür.

Pozlanan kağıt (genelde pratikliği açısından negatif kağıt) karanlık ortamda makineden çıkartılır ve geleneksel olarak analog pozlandırma sistemlerinde de kullanılan RA4 banyo makinesine, banyo edilmek üzere rulo halinde verilir. Bu aşamada renkli kağıt banyosu devreye girmiş olur.

Banyo Aşamaları

Fotoğraf filmi ya da kağıdı üstünde normal olarak, çekimden ya da pozlamadan sonra ışığın etkisiyle gümüşe dönüşmüş, gümüş bromür taneciklerinin oluşturduğu bir gizli görüntü bulunur. Gizli görüntüyü, bir dizi kimyasal işlemle açıkça görünebilir ve kalıcı görüntüye dönüştürmeye banyo işlemi denir.

Banyo işlemlerinin ilk ve en önemli evresi “ Geliştirme dir”. Geliştirmede, ışık görmüş olan gümüş tuzu grenleri, gümüş’e indirgenir. Bu süreçte, ışık görmemiş grenler, etkileşime uğramaz. Poz verme sürecinde oluşan ve yalnızca 10 gümüş atomu içeren gizli görüntü noktacığının, toplam 1010 (10 000 000 000) gümüş atomu içeren bütün greni indirgemeye sokma özelliği, fotoğrafçılık maddelerinin yüksek duyarlıkta olmasının temel nedenidir.

Banyoda, buna uygun bir indirgeyici ya da iki indirgeyiciden oluşan bir karışım bulunur. Geliştirme banyolarına katılan başlıca üç madde, hidrokinon, p-aminofenol ve p-fenilen diamindir (Renkli fotograf banyosu da hidrokinon ve p-aminofenol yoktur sadece p-fenilen diamin türevleri aktif maddedir). Söz konusu maddelerin indirgeme gücü, çözeltinin alkalilik oranına bağlı olarak artar. Bu nedenle banyoya, boraks, sodyum karbonat ya da kostik soda gibi, uygun alkaliler katılır. Geliştirme tepkimesi sonucu açığa çıkarılan bromür iyonlarının, tepkimenin oranını azaltması yüzünden, taze ve kullanılmış geliştiriciler arasındaki farkı en aza indirmek için, çözeltiye potasyum bromür de eklenir.

Geliştirici çözeltilerinde, ayrıca sodyum sülfit bulunur. Sodyum sülfit, geliştirici maddesinin atmosferdeki oksijenle yükseltgenmesini engelleyerek, banyonun saklanma ömrünü uzatır. Sülfit, alkali çözeltilerde tepkimeye giren ve ayrışarak renkli tanecikler üreten yükseltgenmiş geliştirici banyosuyla da kimyasal tepkimeye girerek, fotoğrafta lekelerin oluşmasını önler.

Siyah-beyaz fotoğraflarda, birbirine karışmış çok küçük lifler halinde beliren ve siyah olan gümüş, banyo işleminin temel ürünüdür. Yükseltgenmiş banyo, sonraki işlemlerle yıkanıp atılır. Renk eşleştiricisiyle geliştirme işleminde üretilen p-fenilen diaminin tepkimeye girdiği renkli fotoğraflarda ise, gümüş, istenmeyen öğedir. Normal banyo işleminde (hem siyah-beyaz, hem renkli), ışık görmemiş alanlarda hiç bir kimyasal tepkime olmaz; ışık görmüş alanlarda, ışık şiddetine orantılı olarak karartılar ortaya çıkar. Dolayısıyla, elde edilen ilk görüntü, fotoğrafı çekilen nesnedeki ton değerlerinin tersine verildiği bir negatiftir.

Sonuç olarak pozlanan alandaki gümüş kristalleri geliştirici banyoda metalik gümüş haline gelirken boyar madde meydana çıkar ve ilgili katmandaki renge boyanırlar. Daha sonra ağartma ve sabitleme banyosu ile bu gümüş ağartılır ve yüzeyden atılır.

Işığa duyarlı fotoğrafik malzemelerin banyo işlemleri çok önemli bir süreçtir. Fotoğraf teknolojisinde ışığa duyarlı malzeme üzerinde kimyasal süreçle ortaya çıkan görüntülerin doğru özellikleri taşıması ve kalıcılığı, kimyasal malzemelerin sağlıklı ve doğru kullanımı ile mümkündür. Tazeliğini yitirmiş banyo kullanımı, banyo sürecinde ısı ve zamanlama gibi kuralların göz ardı edilmesi, fotoğrafik görüntünün ömrünün kısa olmasına ve çabuk bozulmasına yol açacaktır.

Geliştirme işleminde ortaya çıkan metalik gümüş ve gümüş bileşiklerinin kağıt yüzeyinden atılması gerekir. Bu sürecin sonunda geriye sadece renkler kalacaktır. Bu işlem Ağartma ve Sabitleme/Tespit (Bleach and Fix) banyosunda gerçekleşir. Metalik gümüş ağartma (bleach) banyosundaki kimyasallar ile önce gümüş tuzlarına çevrilir. Fixer (sodyum veya potasyum tiosulfat) sayesinde kağıt yüzeyinden alınır. Fakat kağıt yüzeyinde hala kimyasallar vardır. Bunların yüzeyden uzaklaştırılması için akar suda yıkanması gerekir. Yıkama suyunun sıcaklığı ve süresi banyo kadar önemlidir. Gümüşün atılabilmesi için ağartma işleminde gümüş, bileşik haline getirilir ve tespit sırasında diğer bileşiklerle birleşip su ile yıkanarak kağıdın yüzeyinden kolayca atılır ve kimyasal tepkime sona erer.

Temel Renk Bilgisi ve Renkli Kağıt Baskısı

Temel renk bilgisi olmadan baskıyı anlamak mümkün olamaz. Doğada üç ana renk vardır. Kırmızı, Yeşil ve Mavi. 1861 yılında James Clerk Maxwell adında İskoçyalı bir bilim adamı beyaz ışığın üç ana renkten meydana geldiğini ispatlamıştır. Maxwell, sabit bir cismin mavi, yeşil ve kırmızı filtreler ile üç ayrı siyah/beyaz negatifini çekmiştir. Pozitif bir görüntü elde edebilmek için bu negatifleri siyah-beyaz pozitif filmlere basmıştır. Böylece üç tane pozitif film elde etmiştir. Her pozitifi ayrı ayrı bir projeksiyon makinesine koyduktan sonra, negatifleri çekerken kullandığı filtreleri de kendine ait olan pozitiflerin önüne koymuştur. Böylece üç projeksiyonla perdeye aksettirdiği görüntüleri üst üste çakıştırınca çekmiş olduğu konunun tam renkli bir görüntüsünü elde etmiştir.

Bu üç ana rengin herhangi iki tanesinin bir araya gelerek birleşmesiyle üç yardımcı ara renk meydana gelir. Kırmızı ile yeşil birleşmesinden sarı, yeşil ve mavi birleşmesinden cyan, mavi ve kırmızının birleşmesinden magenta ara renkleri meydana gelir. Ana ve ara renklerin çeşitli oranlarda birleşmesiyle doğadaki bütün renklerin oluştuğu kanıtlanmıştır. Renklerin oluşumunu ve birbirleriyle ilişkilerini daha kolay anlamak için Syf 94 Şekil 4.3 ’ün akılda kalacak şekilde incelenmesi önerilir.

Ana renkler olan Kırmızı, Yeşil ve Mavi, ara renkler olan Cyan, Magenta ve Sarının karşıtlarıdırlar. Yeşil + Mavi ara renk Cyan’a eşittir. Kırmızı + Mavi ara renk Magenta’ya eşittir. Yeşil + Kırmızı ara renk Sarı’ya eşittir. Cyan + Sarı ana renk Yeşil’e eşittir. Cyan + Magenta ana renk Mavi’ye eşittir. Magenta + Sarı ana renk Kırmızı’ya eşittir. Ana renklerin ara renkleri meydana getirebilmesi için ışık girişimi olması gerekmektedir. Birden fazla ana rengin bir ara renk oluşturabilmesi için, renklerin farklı ışık kaynaklarından gelerek bir noktada buluşması gerekir. Bu sürece ışık girişimi adı verilir.

Renkli bir filtre beyaz ışıktan ancak kendisine ait olan rengi geçirir, diğer renkleri yutar. Eğer mavi ve yeşil filtreleri üst üste koyup ışığa bakarsak hiç ışık geçmediğini gözlemleriz.

Farklı renkteki ışık kaynaklarından çıkan ışığı projeksiyonla perdeye yansıttığımız zaman ışık girişimini gözlemleyebiliriz. Fakat boya karışımı ışık girişimi gibi değildir. Bu yüzden ressamlar ara renkleri karıştırarak farklı ana renklerle veya bunları karıştırma oranlarına göre farklı renkler elde ederler.

Renkli Fotoğraf Kağıdının İşleyiş Şekli: Önceleri ana renklerle çalışan çeşitli duyarkatlar yapılmıştır. Ana renklerle çalışan sisteme toplamsal (additive) sentez denir ve RGB harfleri ile tanımlanır. Maxwell’in fotoğraf baskısı olarak Autochrome baskı olarak adlandırılan bu sistemin örneklerindendir. Toplamsal sentezde renk oluşumları, yukarıda verdiğimiz ışık girişimindeki ana renklerin filtrelerinin üst üste geldiklerinde yarattığı sıkıntılardan dolayı ara renklerle çalışan duyarkatlar ile çalışılmaya başlanmıştır. Ara renklerle olan çıkarımsal (Subtractive) sentez geliştirilmiştir ve CMYK harfleri ile tanımlanır. Günümüzde fotoğraf ile ilgili üretilen tüm malzemeler çıkarımsal sentezle çalışmaktadır.

Renkli Fotoğraf Kağıdının Yapısı: Günümüzde lazer pozlandırma tekniği ile çalışan makinelerin hemen hemen hepsi negatif renkli kağıt malzemesi kullanırlar. Doğası gereği pozitif renkli kağıda göre daha ekonomik, banyo süresi daha kısa ve imalatı daha kolay ve seri olduğundan  dolayı bu tercih yapılmıştır. Ayrıca pozitif pozlandırmalardaki bazı olumsuz etkiler de, bu yöntem sayesinde devre dışı bırakılmaktadır.

Renkli negatif kağıt, temel olarak üç tabakadan meydana gelir: Kırmızıya Duyarlı Yüzey (üstte), Yeşile Duyarlı Yüzey (ortada), Maviye Duyarlı Yüzey (altta). Yıllarca süren araştırma ve geliştirme çalışmaları sonucunda bu sıralama üzerinde karar kılınmıştır. Bu duyarkatlar fotoğraf kağıdı üzerinde sırasıyla sürülmüş durumdadırlar. Çıplak gözle görülmeleri mümkün değildir. Ancak mikroskobik düzeyde ait oldukları yüzeyde oluşturacakları boyanma ile ilgili kuplörlere sahiptirler. Boyar madde genelde kimon imin, kimon di imin gibi maddelerdir. Kuplör ler renkli negatif kağıt (veya film) üzerinde bulunan, pozlandıktan sonra geliştirici banyodaki kimyasalların etkimesiyle ilgili renge boyanan moleküllerdir. Diğer bir deyişle, çift teşkil eden fotoğrafta renkli boyaları meydana getiren organik kimyasal maddelerdir. Pozlanma esnasında pozlanan yüzeydeki ışığa duyarlı gümüş bileşikleri geliştirme banyosuna girdiği zaman ilgili renk yüzeyindeki geliştirici molekülleri ile reaksiyona girer ve boyar madde meydana çıkar. Metalik gümüşe dönüşmüş olan moleküller, duyarkatta var olan renk kuplörleri (dye couplers) ile reaksiyon girer. Böylece reaksiyonun oluştuğu yerde boyanma meydana gelmiş olur.

Lazer pozlandırma sistemlerinin mantığı, negatif filmle agrandizörde baskı yapmakla aynıdır. Bilgisayar ekranında pozitif olarak görünen renk verisi, lazer pozlandırıcıdaki yazılım tarafından negatife çevrilir. Böylece negatif fotoğraf kağıdına pozlandırma gerçekleşebilir. Pozlanma anında zaten emülsiyonda var olan gümüş reaksiyona başlar ve banyo işlemleri ile renkli baskı elde edilir.

Baskı Kalitesini Etkileyen Faktörler

Bütün sayısal ışığa duyarla pozlandırma sistemlerindeki kaliteyi etkileyen en temel faktör görüntünün orijinal kalitesi ve çözünürlüğüdür. İyi hazırlanmamış bir görüntü verisi, doğal olarak baskıda da iyi sonuç vermez. Bu yüzden aşağıda belirteceğimiz konuların dikkatle uygulanması gerekmektedir:

  1. LightJet ve Chromira sistemlerinde baskı sistemleri 300ppi, Durst Lambda da ise 400ppi ile baskı yapmaktadırlar. Lambda’nın görüntü çözünürlüğü 4.000dpi’ya eşittir. Nitelikli bir baskı alıp almayacağımızı anlamak için Photoshop programında görüntü boyutunu “Resample Image” özelliği kapalıyken basmak istediğimiz boyuta getirmeliyiz. Photoshop programında “Print Size”da eğer görüntü doğru gözüküyor ise (yani pikselleşme veya flulaşma yok ise) baskı doğru çıkar. Baskı cihazlarının çözünürlüğü ile görüntü dosyalarının çözünürlüğü arasında doğrudan ilişki bulunmaz.
  2. Kaynak görüntü dosyasının Renk uzayı (color space) baskı cihazınınki ile aynı olmalıdır. Diğer bir deyişle Uluslararası Renk Konsorsiyumunun (International Color Consorsium) yaratmış olduğu renk alanları çerçevesinde renk üreten veya yansıtan her cihaz, bir ICC ile çalışır. Bu ICC bazen popüler görüntü işleme programı olan Photoshop’un yaratıcısı olan Adobe firmasının standardı olan en temel AdobeRGB olabilir. Bazen de firmalar kendi ICC’lerini yaratıp bunu müşterilerine verirler.
    Görüntümüzü yukarıda bahsedilen araçlardan biriyle basacaksak, makinenin hangi ICC ile çalıştığını öğrenip görüntü verimizi düzenlememiz gerekmektedir. Bu şekilde düzenlenmemiş dosyalar daha sonradan Photoshop gibi bir program aracılığı ile profil çevirme (Profile Conversion) işlemi sonrasında baskıya hazır hale getirilebilirler. Baskı kalitesi ve renk uyumu ICC’lerin uyuşup, uyuşmaması ile bağlantılıdır. Örneğin bir sayısal amatör fotoğraf makinesi sRGB renk profilini (renk alanını) kullanır. Microsoft ve HP firmaları tarafından geliştirilmiş olan bu renk profili daha çok internet ve ekranlar için yaratılmıştır.
    Üzerinde çalışma yapılan görüntüleri baskıya hazırlama sürecinde, teknik özelliklerin itina ile kontrol edilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Baskıya gönderilecek olan belgenin çözünürlüğü, renk uzayı, hangi teknik kullanılarak basılacağı, baskı kalitesini belirleyen temel ögelerdir. Fotoğrafik üretim, farklı aşamaları olan bir süreçtir ve bu sürecin her aşaması doğru gerçekleştirilmelidir. Herhangi bir aşamanın uygulayıcısının yapacağı bir yanlışlık, bütün süreci etkileyecektir.
  3. Görüntüyü hazırladığımız ekranın baskı cihazı ile uyumlu (kalibre edilmiş) olması gerekmektedir. Bir diğer anlamda ekranda gördüğümüzü baskıda da alabilmemiz gerekmektedir.
  4. Görüntüler RGB hazırlanmalıdır. Tüm bu cihazlar CMYK dosyaları da kabul edip kendi içlerinde daha sonra RGB yapabilseler bile direkt RGB dosyalardan daha nitelikli baskılar üretebilmektedir.
  5. Görüntü verisinin özü Photoshop veya başka bir programda bozulmadan baskıya gönderilmelidir. Örneğin daha büyük görüntü almak için kaynak dosyamızın boyutunu büyütecek bir dosya kullanırsak, bunun verinin özüne zarar vermeyecek bir şekilde uygulandığına ve baskıda doğru sonucu vereceğine emin olarak yapmamız gerekmektedir.
    Banyo döngüsü: Pozlanmış fotoğraf kartlarının banyo edilmesi sürecinde, makinada bulunan kimyasalların kullanılmakta olan bölümünden atılan miktar kadar taze banyonun makineye eklenme süreci, banyo döngüsü olarak tanımlanmaktadır. Makinede bulunan banyonun tazeliği ve aktivitesi bu işlem sayesinde korunabilir.
  6. Negatif banyo (RA4) taze tutulmalı ve banyo döngüsü (turnover) mutlaka kontrol edilmelidir. RA4 banyo makinelerinin Geliştirici ve Ağartma/sabitleme banyoları sürekli takviye eden tazeleyici (Replenisher) kimyasalları vardır. Banyo makineleri bu kimyasalları kullanım hacimlerine göre sürekli kendi içlerindeki asıl tanklara takviye ederler.
    Makine içindeki banyo kullanıma da bağlı olarak aşağı yukarı bir hafta içinde takviye tankından gelen ecza ile tamamıyle yenilenmiş olur. Eğer kullanım düşük olur ve bu süre uzarsa banyo kimyasalları bozulmaya başlar, etkisini yitirir ve makine içindeki banyonun yeniden hazırlanması gerekir.
  7. Banyo kimyasallarının ısıları ve kağıdın bu kimyasallar içindeki geçiş süreleri kontrol edilmelidir. Normal şartlarda banyo ısısı negatif renkli kağıtlarda geliştirme banyosu için 35 derecedir (en fazla +, – 0,5 derece sapma olabilir) ve süresi 45 saniyedir.

Ağartma ve sabitleme banyosu için de gerekli olan ısı, 35 derecedir. (en fazla +, – 2 derece fark olabilir) ve süre yine 45 saniyedir. Ancak su ısısı mutlaka 30 veya 35 derece arasında sabit tutulmalıdır. Su ısısı doğru olmayan banyolarda (örneğin soğuk su) kağıt yüzeyindeki kimyasal kalıntılarının atılma süreci tamamlanamaz. Bu da, fotoğrafın daha hızlı bozulmasına (sararma) neden olur.