Ünite 2: Ayrımcılık ve Sosyal Dışlanma

Ayrımcılık

Ayrımcılık Kavramı

Literatürde; ayrımcılıkla ilgili olarak farklı tanımlar yapılmaktadır. Bu tanımlardan birine göre ayrımcılık; “kişinin bir gruba mensup olması veya niteliği nedeniyle diğerlerine nazaran farklı işlem görmesi ve mağdur edilmesidir.” İnsan hakları ile ilgili sözleşmelerde ayrımcılık farklı tanımlanmaktadır. Sözleşmelerin bir bölümünde ayrımcılık tanımı yapılmamakta, sadece ayrımcılık yasaklarından bahsedilmektedir. Bazı uluslararası sözleşmeler kendi kapsam ve uygulama alanları ile sınırlı şekilde bir tanım vermektedir. Bazı sözleşmelerde eşitlik ilkesine gönderme yapılmadan ancak onun gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla bir tanım yapılırken, bazı sözleşmelerde eşitliğe doğrudan gönderme yapılmaktadır.

Ayrımcılık Türleri

Ayrımcılıkla ilgili uluslararası ve ulusal düzeyde genel kabul görmüş bir sınıflandırma söz konusu değildir. Ancak incelenen dokümanlar kapsamında ayrımcılık türlerini; ortaya çıkış biçimine göre ayrımcılık türleri ve nedenlerine göre ayrımcılık türleri olarak temel düzeyde iki gruba ayırmak olanaklıdır. Ortaya çıkış biçimine göre ayrımcılık türleri şunlardır:

  • Doğrudan ayrımcılık (açık ayrımcılık)
  • Dolaylı ayrımcılık (örtülü ayrımcılık)
  • Taciz • Cinsel taciz
  • Olumlu ayrımcılık (pozitif ayrımcılık)
  • Ters yönlü ayrımcılık
  • Sistematik ayrımcılık
  • Emirle ayrımcılığa özendirme
  • Gebeliğe ve analık iznine bağlı ayrımcılık

Doğrudan ayrımcılık (açık ayrımcılık): Doğrudan ayrımcılık farklı şekillerde tanımlanabilmektedir. Bu tanımlardan birine göre: “Bir kişi veya grubun, ayrımcılığın yasaklandığı nedenlerden birine dayalı olarak insan hak ve özgürlüklerinden, aynı veya benzer konumda olduğu diğer kişilerle eşit bir şekilde yararlanmasını ve bunları kullanmasını engelleme veya zorlaştırma niyet ve etkisine sahip her türlü fark, dışlanma, sınırlama veya tercihtir.”

Dolaylı ayrımcılık (örtülü ayrımcılık): “Tarafsız görünen bir hükmün, kriterin veya uygulamanın belli bir ırk, din, etnik köken, cinsiyet, yaşta olan kişiler için diğer kişilerle karşılaştırıldığında daha dezavantajlı konum yaratması” dolaylı ayrımcılık olarak tanımlanmaktadır.

Taciz: Taciz kişinin herhangi bir özelliği ile alay etme, uygunsuz şakalar, yorumlar, düşmanca hareketler, istenmeyen fiziksel temas, cinsel amaçlı talepler ve fiziksel saldırı gibi fiillerden oluşabilmektedir.

Cinsel taciz: Cinsel taciz AB’nin 2002/73 sayılı Direktifi’nde “insan onurunu ihlâl etme amacına yönelen veya bu sonucu doğuran, istenilmeyen her türlü cinsel nitelikte sözlü, sözlü olmayan veya cinsel nitelikte fiziksel ve özel olarak düşmanca, aşağılayıcı, utandırıcı ve saldırgan bir ortam yaratan davranış” şeklinde tanımlamaktadır.

Olumlu ayrımcılık (pozitif ayrımcılık): Toplumdan dışlanmış grupların, eğitim, istihdam, siyaset gibi alanlara katılmalarını sağlayarak, bu grupların temsil edilmesini sağlamaya çalışan bir dizi kurumsal politika ve uygulamadır.

Ters yönlü ayrımcılık: Toplumda genel grubun karşılaştığı ayrımcılık türüdür.

Sistematik ayrımcılık: “Belirli gruplara üye olan dezavantajlı kişilere karşı kurumsallaşmış yapılar, politikalar, uygulamalar ve gelenekler sistematik ayrımcılığı oluşturmaktadır”.

Emirle ayrımcılığa özendirme: Kişi veya kişilere talimat veya emir yoluyla ayrımcılık uygulatılmasını ifade etmektedir.

Gebeliğe ve analık iznine bağlı ayrımcılık: kadının hamilelik veya analık izninden doğan ayrımcılıktır.

Ayrımcılık sınıflamasında yer alan ikinci başlıkta nedenlerine göre ayrımcılık türleri yer almaktadır. Bunlar aşağıdaki gibidir:

  • Irk, renk, soy, ulusal veya etnik köken, din ve siyasi görüşe dayalı ayrımcılık
  • Cinsiyet ayrımcılığı
  • Yaş ayrımcılığı
  • Engelli ayrımcılığı

Irk, renk, soy, ulusal veya etnik köken, din ve siyasi görüşe dayalı ayrımcılık: Aralarında biyolojik farklılık olmamasına rağmen, insanlar kendilerini diğerlerinden farklı görerek, diğerlerini ötekileştirmekte, diğer insanları grup içinde veya dışında olarak ayırmaktadırlar.

Cinsiyet ayrımcılığı: Cinsiyet ayrımcılığı cinsiyetlerin ayırıcı özelliklerinin her zaman cinsiyete özgü sözde sınırlar içinde kalması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır.

Yaş ayrımcılığı: Yaş ayrımcılığı “bir kişiye sadece yaşı nedeniyle gösterilen farklı tavır, ön yargı, hareket, eylem ve kurumsal düzenleme” olarak tanımlanabilmektedir.

Engelli ayrımcılığı: Engelli bireylerin temel hav ve özgürlüklerden yararlanmasını tehlikeye koyma veya hiçe indirgeme amacı taşıyan veya sonucu doğuran her tür ayrım, dışlama veya kısıtlama anlaşılır.

Ayrımcılık Yasağı ile İlgili Düzenlemeler

Ayrımcılık yasağı ile ilgili düzenlemeleri, uluslararası düzenlemeler ve Türkiye’deki düzenlemeler olarak iki başlık altında incelemek olanaklıdır. Uluslararası düzenlemeler kapsamında; Birlemiş Milletlerin, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO), Uluslararası çalışma Örgütü’nün (ILO), Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin yayınladığı kararlar ile sözleşmeler ve çeşitli anlaşmalarını kapsayan önemli belgelerinde ayrımcılık yasağı ile yasal düzenlemelere yer verildiği görülmektedir. Türk hukukunda 1924 Anayasası’ndan bu yana tüm anayasalarda ve birçok yasada eşitlik ilkesi ve ayrımcılığın yasaklanması ile ilgili düzenlemeler yer almaktadır. 1982 Anayasası’nın “kanun önünde eşitlik” başlığını taşıyan 10/1’de “herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi görüş, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” denilerek eşitlik konusunda genel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Ayrıca 10. maddenin son fıkrasında tüm devlet organlarına ve idari makamlara bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa dışında Türk mevzuatında çok sayıda kanunda eşitlik ve ayrımcılık yasağı ile ilgili düzenleme yer almaktadır. Bunlar arasında; İş Kanunu, Ceza Kanunu Medeni Kanun, devlet Memurları Kanunu, Sosyal Hizmet Kanunu, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu yer almaktadır.

Sosyal Dışlanma

Sosyal Dışlanma Kavramı, Gelişimi ve Yoksulluk Kavramı ile İlişkisi

Sosyal dışlanma toplumla bireyin sosyal bütünleşmesini sağlayan sosyal, ekonomik ve siyasi sistemlerin tümünden kısmen veya tamamen yoksun olma dinamik sürecini ifade etmektedir.

Sosyal dışlanma birçok unsurdan oluşmaktadır. Bunlar arasında görecelik, çok boyutluluk ve dinamik bir süreç olması sayılabilir. Sosyal dışlanma göreceli bir kavramdır. Zira farklı zamanlarda, farklı toplumlarda, farklı anlamlar çağrıştırdığından kavramın içerik ve sınırlarının belirlenmesi son derece güçtür. Çok boyutludur. Ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel alanlar gibi birden fazla alanda karşılaşılan sosyal sorunlarla ilgilidir. Bu nedenle sosyal dışlanma sosyal politika yanında farklı bilim dallarının da ilgi alanına girmektedir. Ayrıca sosyal dışlanma kişilerin temel gereksinimlerini karşılayamamalarından başlayarak toplumla olan bağlarının kopmasına kadar uzanan dinamik bir süreci oluşturmaktadır.

Uluslararası örgütler açısından konuya bakıldığında ise sosyal dışlanma kavramını benimseyen Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) konu ile ilgili çeşitli ülke ve literatür çalışmaları bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) bu konuda çeşitli çalışmalar yürütmektedirler.

AB’de sosyal dışlanma ve yoksullukla mücadele gerçek anlamda 2000 yılında yapılan Lizbon Zirvesi ile başlamıştır Zirvede 2010 yılına kadar istihdam ve sosyal uyum yoluyla dünyada sürdürülebilir ekonomik büyüme kapasitesine sahip en dinamik ve rekabetçi bilgi toplumu olma hedefini öngören “Lizbon Stratejisi” belirlenmiştir. Avrupa Komisyonu 2006 yılında istihdam ve sosyal içerme politikalarını bütünleştirme gereksinimi doğrultusunda “aktif içerme” kavramı geliştirmiştir. Aktif içerme ile üye ülkelere çalışabilecek insanların emek gücünü harekete geçirme, çalışamayacaklara yeterli desteğin verilmesi amaçlanmıştır. Diğer taraftan 2010 yılında sona eren Lizbon Stratejisi’nin yerini 2010 Mart ayında yayımlanan “Avrupa 2020 Akıllı, Sürdürülebilir ve Kapsayıcı Büyüme İçin Avrupa Stratejisi” almıştır.

Sosyal dışlanma ile yoksulluk aynı anlamda veya birbirinden iki farklı ve bağımsız kavram olarak kullanılabilmektedir. Sosyal dışlanma ve yoksulluğun birbirinden farklı olduğunu ileri sürenlere göre sosyal dışlanmanın temelinde yoksulluk sorunu olmakla birlikte, dışlanma sadece gelir dağılımındaki adaletsizlikten ve bazı toplumsal gereksinimlerin karşılanamamasından kaynaklanmamaktadır.

Çeşitli araştırmalarda dışlanma riski bulunan veya dışlandığı düşünülen kişiler; işsizler, vasıfsız işçiler, yoksullar, toprak sahibi olmayanlar, okuma yazma bilmeyenler, engelliler, suçlular, tek ebeveynli aileler, çocuklar, diplomasız gençler, kadınlar, göçmenler, mülteciler ve azınlıklar şeklinde sıralanmaktadır.

Sosyal Dışlanmanın Nedenleri

Sosyal dışlanma kavramının ortaya çıktığı dönem, bu dönemde ekonomik, sosyal, siyasal alanda yaşanan yapısal değişimler dikkate alındığında; sosyal dışlanmanın temelde birbirine bağlı ve karşılıklı etkileşim içinde olan birçok nedene bağlı olduğu görülmektedir. Bunlar arasında küreselleşme, Keynezyen politikalardan Neoliberal politikalara geçiş (ulus devletlerin rolünün azalması, özelleştirme, kamu harcamalarının azalması), Fordist üretim sisteminden esnek üretim sistemine geçiş, gelir dağılımda artan adaletsizlik; işgücü piyasalardaki köklü değişim (işsizlikteki artış, esneklik uygulamaları ve buna bağlı olarak işgücünün çekirdek ve çevre işgücü olarak bölünmesi, kuralsızlaştırma), artan eşitsizlik (gelir dağılımı, istihdam, eğitim, sağlık hizmetlerinden yararlanma, siyasi ve kültürel faaliyetlere katılmada), iç göç ile uluslararası göçteki artış, hukuki aksaklıklar, ayrımcılık (cinsiyet, yaş ve etnik ayrımcılık ve diğerleri), aile yapısındaki değişim sayılabilir.

Sosyal Dışlanma Biçimleri

Sosyal dışlanmanın çok boyutlu olması farklı biçimlerde ortaya çıkmasına ve algılanmasına neden olmakta bu nedenle sosyal dışlanmanın biçimleri konusunda literatürde genel kabul gören bir sınıflama bulunmamaktadır. Ancak literatürdeki farklı sınıflamalar incelendiğinde genelde aşağıda verilen sosyal dışlanma biçimlerin eyer verildiği görülmektedir:

  • Ekonomik dışlanma
  • Mekânsal dışlanma
  • Kültürel dışlanma
  • Siyasi dışlanma

Ekonomik dışlanma: Ekonomik dışlanma kişilerin gereksinimlerini karşılayacak gelirden yoksun olmalarını ifade etmektedir. Ekonomik dışlanmanın en önemli kaynağını işsizlik oluşturmakta ancak bir işe sahip olmak ekonomik dışlanmayı önlemeye yetmemektedir.

Mekânsal dışlanma: Mekânsal dışlanmanın iç içe geçmiş iki özelliği bulunmaktadır. Bunlardan ilki; toplumun kişiyi yaşadığı mekân veya coğrafya nedeniyle dışlaması, ayrımcılığa tabi tutmasıdır. Diğeri ise kişinin, yaşadığı yerdeki kamu hizmetlerinin niteliği ve niceliği nedeniyle toplumsal yaşamın içine tam anlamıyla girememesidir.

Kültürel dışlanma: Farklı din/mezhep veya etnik kökenden geldiği, farklı cinsel yönelime sahip olduğu için kişinin toplumsal yaşamdaki etkinliklere alınmaması, farklı davranışlarla veya sürekli engellerle karşılaşması vb.

Siyasi dışlanma: Çeşitli nedenlerle vatandaşlık haklarını özellikle hukuki ve siyasi hakları tam olarak kullanamama veya siyasi yaşama katılımın doğrudan veya dolaylı olarak engellenmesi durumudur.

Sosyal Dışlanmanın Sonuçları

Sosyal dışlanmanın kişi ve toplum üzerinde olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Kişi açısından konuya bakıldığında; kişinin gereksinimlerini sürekli olarak karşılayamaması toplumla olan bağlarının zayıflamasına, stres, kaygı, özsaygısını kaybetmesine, çevresine ve toplumsal kurumlara güveninin ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Toplumda yoksunluk nedeniyle suç eğilimi ve oranının artması, toplumsal kurumların ve normların etkinliğini yitirmesi, yabancılaşma hatta toplumsal patlama söz konusu olabilmektedir.

Sosyal Dışlanma ile Mücadeleye Yönelik Politikalar

Sosyal dışlanma ile mücadelede uygulanan politikalar zamana, mekâna göre değişmekte, sosyal dışlanmanın biçimine göre farklılık göstermektedir. Bu politikaların bir bölümünü yoksullukla mücadelede kullanılan araçlar, bir bölümünü işgücü piyasasının düzenlenmesi ve istihdama yönelik politikalar, eğitim veya konuttan dışlanma gibi belli bir dışlanma alanına yönelik politikalar oluşturmaktadır. Mücadele ülkelerin sosyal modeline göre de değişebilmektedir.

Sosyal dışlanma ile mücadeleye yönelik politikalar üç aşamadan oluşmaktadır. Bunlar; sosyal dışlanmanın önlenmesi, dışlanmış kişilerin toplumla yeniden bütünleştirilmesi ve temel hakların geliştirilmesi şeklinde sıralanabilir. Sosyal dışlanmanın önlenmesine yönelik politikalar arasında en fazla dikkat çeken güvenceli asgari gelir veya asgari gelir güvencesidir. Dışlanmış kişilerin yeniden toplumla bütünleştirilmesini sağlamak amacıyla işgücü piyasasına yönelik politikalar ile sosyal güvenlik sisteminin kapsam ve içerik olarak genişletilmesine yönelik politikalar uygulanmaktadır. Sosyal dışlanma ile mücadelede işsizlikle mücadele büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadelede temel hakların geliştirilmesi önem kazanmaya başlamıştır.

Özellikle BM, Dünya Bankası gibi uluslararası örgütler yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadelede insan haklarının önemini vurgulamaktadırlar. Bu doğrultuda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve diğer uluslararası sözleşmelerde yer alan temel haklara erişimin sağlanması ve bu hakların geliştirilmesi önem kazanmaktadır.