Ünite 6: Aydınlanma Döneminde Tarih Anlayışı ve Tarih Felsefesinin Ortaya Çıkışı

Aydınlanma Dönemi Kültürünün ve Felsefesinin Temel Özellikleri

Paul Hazard şüphe bilimin başlangıcıdır, şüphe etmeyen insan hiçbir şeyi tetkik edemez, hiçbir şeyi tetkik edemez, hiçbir şeyi tetkik edemeyen insan keşfedemez ve hiçbir şeyi keşfedemeyen insan kördür ve hep kör kalır der. Yani şüphe aydınlanmanın en önemli gerekliliklerinden ve özelliklerinden biridir. Aydınlanma evrensel bilim görümünde olan felsefenin ötesinde bir kültür felsefesidir. Gökberk’e göre aydınlanması beklenen insan ve aydınlatılması gereken ise insan hayatındaki düzen ve anlamdır. Ayrıca felsefe tarihinde önemli bir yere sahip olan Kant, aydınlanmayı insanın kendi aklını kendisinin kullanması olarak tanımlamıştır. Aydınlanmanın temel özelliklerinden bir diğeri ise laik bir görüşe dayanması ve bu görüşü yaşamın her alanında uygulamaya koyma çabasıdır. Ölümden sonra yaşam, öteki dünya, Tanrı krallığı gibi soyut şeyler uğruna feda edilmesi öğütlenen dünyevi mutluluk kavramını da ortaya koyan aydınlanma kavramıdır. Burada önemli olan insanın aklıdır, akıl sayesinde insan kendi kaderini kendisi biçimlendirecektir ve mutluluğunu arttıracaktır. Aydınlanma kavramının laik bir kavram olduğunu yani devletin din işlerine karışmadığı bir toplum arayışında olduğunu belirtmiştik, bu anlayışa göre devletin vatandaşlarına sağlayabileceği mutluluk hak ve özgürlüklerin olabildiğinde genişletilmesi olacaktır. Sonuç olarak Aydınlanma ’ya ait iki temel özellik ortaya koymak mümkündür. Bunlardan birincisi akla ve doğaya dayalı olması, ikincisi ise tarih anlayışı şeklinde ifade edilebilir.

Us ve Doğa Bilimlerine Dayanan Epistemolojinin Tekelleşmesi

Aydınlanmanın en temel özelliklerinden birisi doğa incelemeleri ve bu incelemelerden elde edilen kesin bilgilerdir. İnsan usu ve kavramlarıyla dış dünyanın nesneleri arasında uygunluk ya da denklik olup olmadığı tartışması Yeniçağ ’da doğa bilimci yönelimine eşlik eden en önemli tartışma olmuştur. Bu tartışmalar Kant’ a kadar sürmüştür. Bu tartışmada, Usçuluk (rationalism) ve deneycilik (empiricism) birbirine karşıt görüşleri savunmuştur. Descartes, Spinoza, Leibniz gibi usçular matematiği model alarak insanın doğa hakkında genel geçer ve kesin bilgilere ulaşabileceğini, evrenin matematiksel bir yapısının olduğunu, dolayısıyla us ile doğadaki nesneler arasında tam bir uygunluk olduğunu savunmuşlardır. Öte yandan Locke, Berkeley, Hume gibi deneyciler ise doğa hakkında bilgimizin duyu verilerinden oluştuğunu, usun sadece bu verileri düzenlediğini ve bunun sonucunda usun evreni bilmekte tek başına yetersiz olduğunu savunmuşlardır. Yeniçağ’ da başta fizik olmak üzere tüm doğa bilimleri bir yandan insan aklı ile doğa arasında tam bir uygunluk olduğuna inanırken, diğer yandan da aklın tek başına doğayı bilemeyeceğini, doğa hakkındaki bilgilerimizin duyusal veriler sonucu ortaya çıktığını dolayısıyla da bilgi elde etmek için gözlem ve deneyin gerekli olduğunu savunan bir anlayışla, kısacası hem akılcı hem de deneyci bir tutum sergilemişlerdir.

Aydınlanmada Tarih Anlayışı

Aydınlanma arayış, sorgulama ve kimlik belirleme gibi unsurları kapsar bu yüzden de tarih anlayışı bakımından Avrupa kültürü için önemli yere sahiptir. Usçuluğun etkisi altında kalan tarihçiler tarihi olayları en ince ayrıntısına kadar incelemeyi amaçladıkları için, tarih konusundaki çalışmalarda köklü değişiklikler yapmışlar ve bunun neticesinde “Modern” olarak adlandırılan yeni bir tarih anlayışının temelini atmışlardır. Aydınlanma döneminde tarih için önemli ve olumlu sayılabilecek bu gelişmenin yanı sıra tarihin işe yaramaz bir yük olduğu gibi olumsuz görüşlerin etkisi de sürmüştür. Usçu Tarih Okulu’nun en önemli yeniliği sanayiyi, ticareti ve medeniyeti detaylı ve kapsamlı bir incelemeden geçirmiş olmasıdır. Doğan Özlem, Aydınlanma’ da tarihe karşı uyanan özel ilgi ve meraka karşın, 18. yüzyıl genelinde tarihin yine de bir edebi tür, ahlak bakımından pratik değeri olan bir uğraş olarak görülmesi durumunun azalmasına karşın sürdüğü görüşündedir. Tüm olumsuzluklara rağmen 18. yüzyıl, tarih felsefesinin doğum yüzyılı olmuştur. Bunun altında yatan nedenler şöyle sıralanabilir:

  • 16. ve 17. yüzyıllarda doğa bilimlerinde uygulanan teknik buluşların yaşamı kolaylaştırmadaki başarısı, 18. yüzyıl Avrupa toplumlarının tamamına yayılan bir ilerleme inancı doğurmuştur.
  • Avrupa ülkeleri, hümanizm ve Aydınlanma etkileriyle, ulusal farklılıklarını yeniden keşfettiler ve kendilerini dil, kültür, tarih olarak farklı görmeye başladılar.
  • Farklı uluslar olsalar da, doğada ve toplumlarda ilerleme olduğu düşüncesi tüm Avrupa’ya yayılmış ve bu durum tarihte ilerleme olduğu inancını ortaya çıkarmıştır.

Vico: İlk Modern Tarih Filozofu

Giovanni Battista, bilinen adıyla Giambattista Vico, 1168 yılında Napoli’de doğmuş ve yaşamı boyunca kentin üniversitesinde görev yapmış bir profesördür. Vico Magnum opusu, Yeni Bilim adlı eseri ile kendi görüşünü ortaya koymuş ve yeni bir bilimin temelini atmıştır. Vico’ nun yapıtı insanlık tarihi üzerine geliştirilen ve din, toplum, egemenlik biçimleri, hukuk ve diller tarihini kapsayan ilk empirik temelli kuramdır. Yeni Bilim kitabına bu niteliği kazandıran başlıktan çok içerisinde barındırdığı yeni bilim ile ilgili ilkelerdir. O ilkeler şu şekilde sıralanabilir;

  1. Yeni Bilim Tanrı’yı uygarlık temelli bir yoldan kavraman isteyen usçu-sivil bir teolojdir.
  2. Yeni Bilim bir egemenlik felsefedir ve özellikle özel mülkün kökenlerine yönelik bir felsefedir.
  3. Yeni Bilim insani idelerin tarihidir.
  4. Yeni Bilim en eski dinsel geleneklerin eleştirisidir.
  5. Yeni Bilim’in konusu tüm ulusların tarihlerinin onun içinde ve zaman olarak akıp gittiği ideal sonsuz tarihtir.
  6. Yeni Bilim, ulusların doğal hukuklarının bir sistemidir.
  7. Yeni bilim pagan dünyanın profan tarihinin dayandığı ilkleri, bu dünyanın en eski ve en karanlık başlangıç dönemlerini, bu dünyanın mitoslara dayalı tarihine egemen olan döngücü doğruluk anlayışını yorumlar.

Bu 7 tanımdan çıkarılabilecek sonuç Yeni Bilim’in tarihsel dünyanın akıl yoluyla temellendirilmiş teolojisi olduğudur.

Vico’nun biliminde yeni olan şey ancak içinde yaşadığı çağın bilim anlayışına yani Descarteçi bilime bakınca anlaşılabilir. Descartes mutlak doğruya erişebilmek için şüphe duyulması gerektiğini savunur. Ona göre tarih hakkında bilgilerimiz haber almaya ve anlamlandırmaya dayanır ve bu haliyle bir kenara atılmalıdır. Çünkü bizi çoğu kez yanıltan geleneklerde ve anlamlarda hiçbir mutlak açıkseçiklik yoktur.

Vico’ya göre insan ancak kendi neden olduğu ve kendi yaptığı şeyi doğru ve temelli olarak görür. Vico bu sonuca ulaşırken Descartes gibi şüpheyi kullanmıştır. Vico’ya göre tüm tarihsel yaşam insanların doğaya ve kendilerine egemen bir tanrıyı gözeterek yaptıkları düzenlemelerle doludur. Her insan kendi doyumu peşindedir. Vahşetten, açgözlülükten doğal hukuka geçişi sağlayan şey ise ilkel insanın önce korkuyla tanımış olduğu tanrının bir yasasıdır, tanrı kayrasıdır.

Vico Yeni Bilim’de çağları tanrılar çağı, kahramanlar çağı ve insanlık çağı şeklinde içe ayırmıştır. Tanrılar çağı tanrısal bir egemenlik altında geçen, fala ve kehanetlere başvurulan bir çağdır. Kahramanlar çağı aristokratik yasaların ağırlıklı olduğu mitolojik ve poetik bir çağdır. İnsanlık çağı ise eşitliğe, özgürlüğe inanılan monarşilerin çağıdır. Vico bu üç çağa göre üç tip doğal hukuk, üç tip siyasal hukuk vb. şeklinde ayrımlar yapmıştır. Vico’nun tarih felsefesinin güçlü yanlarından birisi de tarih bilgisinin özelliklerinin tanımlanmış olmasıdır. Tarih bilimi de araştırmalara dayanmalı, nesnellik aranmalı ve sistematik bir yapıda işlenmelidir. Vico tüm çalışmalarına rağmen, yaşadığı dönemde hak ettiği değer görmemiş, önemi ancak 19.yy ortalarında Alman Tarih Okulu sayesinde anlaşılmıştır.

“Tarih Felsefesi” Adının Kullanılması: Voltaire

1694-1778 yılları arasında yaşamış olan Voltaire’in Fransız Devrimi ve Aydınlanma hareketine önemli katkıları olmuştur. Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra insan hakları konusunda düşünceleri ve yazıları ile tanınmıştır. Eserlerinde kilise dogmalarını eleştirmiştir. Voltaire nesnel ve doğru bir tarih yazmayı seçmiş ve bunun için de bağımsız bir karaktere ve olayların derinliğini görme yeteneğine ihtiyaç olduğunu savunmuştur. Voltaire’ in tarih konusundaki görüşlerini içeren en kısa metin Denis Diderot’ un Ansiklopedi’ de kaleme aldığı Tarih maddesidir. Bu yazıda, Voltaire tarihi masalın karşıtı olarak, doğru olan kavrayışların anlatımı biçiminde tanımlamıştır ve tarihi düşünceler tarihi, doğa tarihi, sanatlar tarihi, olaylar tarihi şeklinde alt dallara ayırmıştır. Voltaire’ e göre tarihin ilk ortaya çıkışı babadan oğula ve bir nesilden ötekine geçişin hikâyesiyle olmuştur. Fakat olanlara zamanda inanılmaz hikâyeler eklenince aktarımda doğrular azalmış bu yüzden de ulusların kökenlerini anlatan hikâyeler saçma unsurlarla dolmuştur. Bu saçma hikâyelere örnek olarak Mısırlılar gösterilmiştir. Yüzyıllar boyunca tanrılarca yönetilmiş olan Mısır’da daha sonra yönetime yarı tanrılar geçmiş, en sonra krallar ülkeyi 11340 yıl boyunca yönetmişlerdir ve bütün zaman zarfında güneş sadece dört kez doğup batmıştır. Bu tür anlatılar nedeniyle tarihe güven duyulamayacağı açıktır. Voltaire’e göre gerçek ve doğru tarih, belgelere dayanılarak yazılanlardır.

Voltaire eski tarihin belirgin şeylerini bilmenin tek yolunun bilinen ve devam eden süreçleri görmek olduğunu savunmuş ve eski çağlar hakkında üç tip belge olduğunu belirtmiştir. Bunlar;

  1. Büyük İskender’in Babil’den gönderdiği Ptolemaios’un kullandığı 1900 yıl boyunca yapılan astronomi gözlemlerin koleksiyonu,
  2. Hristiyan döneminden 2155yıl önce Çin’de hesaplanmış olan ve batılı astronomların da doğru kabul ettiği, güneşin eliptik seyri,
  3. Arundul Kitabesi’dir. Hatta Arandul Kitabesi Voltaire’e göre tüm eski çağ tarihçileri için en büyük ve birincil bilgi kaynağıdır.

Voltaire, tarihin bazı özelliklerini ele alıp onlar hakkında yargıya varırken, tarih bilgisinin kesin olmadığını, belgelerden varılan sonuçlardan kuşku duyulması ama kanıtlara da başvurulması gerektiğini belirtmiştir. Usu insan doğasının özü olarak konumlayan, ilerleme düşüncesinin taraftarı olan Aydınlanmacı Voltaire “Tarih Felsefesi” adını kullanarak yepyeni bir felsefe disiplinine içerik kazandırmaya çalışmıştır. Bu çalışmaları sırasında tarih bilgisine güvenmek için kanıtları olmazsa olmaz olarak görmüş, tarih düşüncesine yönelik ilgili ve olumlu tutumlarının yanı sıra kuşkucu tutumundan da asla vazgeçmemiştir.