Ünite 7: Avrupa Sanatı

Giriş

Roma İmparatorluğu’nun 476 yılında yıkılmasıyla başlayan Orta Çağ’ da, Avrupa’da, halkın kendi can ve mal güvenliğini korumak amacıyla güçlü ve varlıklı kişilere sığınması derebeyliklerin (feodalizm) kurulmasına neden olmuş, kırsal nitelikli bu küçük devletçikler de zaman içerisinde Antik Çağ Yunan-Roma kültürü ve Hristiyan dinî inancı çerçevesinde kaynaşarak Orta Çağ Avrupa kültürünün temelini oluşturmuşlardır. 1453’de İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesiyle Orta Çağ kapanmış Yeni Çağ başlamıştır. Yeni Çağ’da kilise ve din adamları ile yönetilen Orta Çağ toplumlarında insanı temel alan hümanizmin yayılmasıyla başlayan Rönesans, 15.-17. yüzyıllarda tüm Avrupa’yı etkisi altına alarak fikir ve sanat akımına dönüşmüştür.

8.-15. Yüzyıllar Arasında Avrupa Sanatı

Karolenj Dönemi Sanatı (8.-10. yy)

Orta Çağ boyunca kurulan devletlerin en ilgi çekeni Charlemagne’nın 8. yüzyılda kurduğu Frank Krallığı ’dır. Charlemagne, Bizans mimarisinin yapı biçimlerine öykünmüştür. Karolenj Dönemi’nden günümüze gelebilen en önemli yapı olan Aachen Şapeli ‘nde Roma ve Bizans mimarisinin özellikleri, yeni bir estetik anlayışla sentezlenerek uygulanmıştır. Orta Çağ’dan günümüze gelen en eski tarihli manastır planı da yine bu dönemde çizilmiştir. Dönemin en önemli manastır kiliselerinden biri Fransa’daki bazilika planlı Saint Denis Manastır Kilisesi ’dir. 754-775 yılları arasında yapılan kilise, 12. yüzyılda Gotik üslupta yeniden inşa edilmiştir. 750 yılından itibaren derebeyleri, etrafı hendek, duvar ya da çitle çevrili kare veya dairesel planlı; içinde evler, ahırlar, bahçeler vb. ünitelerin bulunduğu Kale inşaatları Orta Çağ’ın önemli mimari faaliyetleri arasında yer alır. Resim ve Heykel alanında bu dönemden günümüze freskler (duvar resimleri) minyatür (kitap resimleri) ve mozaikler gelmiştir. Aachen fiapeli kubbesindeki Erken Hristiyan ikonografisinin etkisiyle yapılan mozaikler dönem resim sanatının en önemli örnekleridir. Hazırlanan el yazmalarının minyatürlerinde İncil ve Tevrat konuları, sembolik anlamlar taşıyan kuş, balık ve diğer hayvan tasvirleri resimlenmiştir. Dönemin heykel sanatı örnekleri daha çok şamdan, kandil, haç, tütsü kabı, kupa ve röliker gibi kilise dinî liturjisi için yapılan küçük el sanatları ürünleriyle sütun başlığı, silme, ambon ve altar gibi mimari ögelerin bezemelerinde görülür. Aachen Şapeli’nin bronz kapıları ve Paris Louvre Müzesi’ndeki Dagobert Tahtı önemli örneklerdendir.

Otto Dönemi Sanatı (10.-11. yy)

Kutsal-Roma Germen İmparatorluğu’nun başına I. Otto’nun geçmesiyle Avrupa’da Otto Dönemi başlamıştır. 936-1024 yılları arasını (I. Otto, II. Otto ve III. Otto devirleri) kapsayan bu dönemin sanatı, Otto Rönesansı olarak adlandırılır. Erken Romanesk özellikleri gösteren Otto Dönemi mimarisi Karolenj ve Bizans mimarisinden etkilenmiştir. Bu dönemin en önemli eserlerinden biri Aachen Şapeli’ni örnek alan, Ottmarscheim Kilisesi ’dir. Karolenj Dönemi kiliselerinin çift kuleleri çok katlı kulelere dönüşmüştür. Resim ve heykel alanında, Codex Egberti isimli minyatürlü el yazması, Hz. İsa’nın yaşamını resimlerle anlatan Avrupa’da yapılmış ilk eserdir. Minyatürlerinde Erken Hristiyan, Bizans ve Karolenj sanat üsluplarının etkisi görülür. İmparator resimlerinde, imparatorlar dönemin siyasi ortamına uygun biçimde diğer figürlerden daha büyük gösterilmiş, figürün çevresi stilize bitki ve hayvan motifleri ile süslenmiştir. Otto Dönemi’nin kabartma eserleri arasında III. Otto İncili’nin cilt kapağı önemli bir yer tutar. Altın, mücevher ve fildişi malzemenin kullanıldığı cilt kapağının, fildişi kabartmasında Meryem’in ölümü konu edilmiştir. Bu dönemden kalan heykeller, genellikle çarmıhta İsa’yı betimlerler. Karolenj Dönemi’yle birlikte başlayan röliker kullanımı aziz ve azizeler için yapılmış kabartmalı veya heykelli rölikerlerle gelişmiştir. Bu tür çalışmalar, serbest heykel sanatının gelişimini kolaylaştırmıştır.

Romanesk Dönem Sanatı (9.-12. yy)

Karolenj ve Otto Dönemlerinde temelleri atılan Romanesk Dönemi’nde üslup birliğinden söz edilemediği gibi12. yüzyıldan itibaren Gotik üslup içinde eriyerek ortadan kaybolmuştur. Bu dönemde tarikatlar, dinî vakıflar ve bağışlar kiliseyi zenginleştirmiş, Haçlı Seferleri’nin etkisiyle manastır ve kiliseler çoğalmıştır. Bu dönem manastırlarında; Batı Roma ve Bizans mimarisinden etkilenilir. Romanesk üsluplu kiliseler daha çok bazilika plan tipindedir. Mütevazi boyutları ve ağırbaşlı sade tarzlarıyla öne çıkan Romanesks Dönem mimarisi bölgelere göre farklılık gösterir. Masif kalın duvarlar, yuvarlak kemerler, çan kuleleri, kemer sıraları ile süslenmiş cepheler, simetrik düzenlemeler, transeptli bazilika plan tipleri bu dönem mimarisinin karakteristik özellikleridir. Gotik üslupta yapılan daha sonraki eklemeler veya yeniden inşa edilmeleri nedeniyle Romanesk kiliselerin birçoğunun özgünlükleri bozulmuştur. Verona San Zeno Bazilikası ’ndaki gül pencere, Romanesk mimari üslubunun önemli yeniliklerinden biridir. Günümüze ulaşan Romanesk resim sanatı örneklerin büyük bölümünü freskler, minyatürler ve ikonalar oluşturur. Romanesk üslupta, süslemeden ziyade öğretici amaçla yapılmış resimlerde basit ve çizgisel bir anlatım dili kullanılmış, Tevrat ve İncil hikâyelerinden alınmış dinî konular işlenmiş, İsa, Meryem ve azizlerin yaşamları, dinî bayramlar, ahlaki öyküler anlatılmıştır. . Freskler, kitap resmiyle üslup ve figür açısından benzerdir. Figürlerde çizgisellik ön planda ancak, davranış daima bir şeyler ifade eder niteliktedir. Gösterişli kıyafetler, donuk ve acıklı ifadeler karakteristiktir. İlk kez bu dönemde kilise camları vitraylarla süslenmeye başlanmış, bu uygulama daha sonra Gotik kilise dekorasyonun temelini oluşturmuştur. Orta Çağ’da heykel daha çok kilise ve manastırlar için yapıldığından mimariye bağlıdır. Romanesk üsluplu kabartmalar yerel beğenilere göre değişen biçimde, sembolik anlatımla, üç boyut kaygısı olmadan betimlenmiştir. Fransa’daki St. Sernin Kilisesi, Vezelay Manastır Kilisesi girişindeki kabartmalar Romanesk stilin en önemli örnekleridir.

Gotik Sanat

12. yüzyılın 2. yarısında Fransa’da ortaya çıkan ve buradan yayılarak 15. yüzyıla kadar tüm Avrupa’da etkisini gösteren Gotik, gerçekte bir mimarlık üslubudur. Romanesk Dönem’de temelleri atılan Gotik üslupta, bilinçli olarak Romanesk üslubun özellikleri bir araya getirilmiş ve Orta Çağ kentlerinin katedralleri Gotik üslupta inşa edilmiştir. Gotik katedrallerin ilk örneği rahip Suger tarafından planlanan Saint Denis Katedrali ’dir. Gotik kiliseler genellikle üç ya da beş nefli transeptli bazilikal planlı olarak yapılmışlardır. Kilise duvarları ve alınlıklarına kabartma ve heykeller, pencerelere vitray yapılması üslubun önemli özellikleri arasındadır. Gotik yapılar ülkelere göre değişiklik gösteren özelliklere sahiptirler. Saint Denis Katedrali’nden sonra inşa edilen Gotik üslubun en ünlü yapılarından olan Chartres Katedrali ‘nde uçan payanda ilk kez kullanılmıştır. Gotik katedrallerin en ünlüleri arasında bulunan Paris Notre Dame Katedrali Paris’in gururu ve ekonomik özgürlüğün sembolü olarak yerel tüccarlar tarafından Meryem Ana’ya ithafen yaptırılmıştır. Gotik üslubu tüm Avrupa’da aynı anda aynı biçimde görülmemiştir. Bu üslubun en önemli örneklerinden olan İngiltere’deki Cambridge Kings College Şapeli , Fransa’daki örneklerden oldukça farklıdır. İtalya, Romanesk üslupta olduğu gibi Gotik üslubu kendine göre değiştirerek daha çok bezeme alanında kullanmıştır. Gotik sanatta mimariye bağımlı olan resim, akla vitrayı getirmekte ve daha çok dinî konular işlemektedir. İtalyanlar resim alanında da Romanesk üslupta olduğu gibi Bizans ve Roma geleneklerinden vazgeçememişlerdir. Bu nedenle , İtalyan kiliselerinin süslemesinde dinsel konulu ikonaların yapımı sürdürülmüştür. Dönemin ikonaları ahşap üzerine bitkisel kök boyalarla boyanmış tempera denilen dinî konulu resimlerdi. Orta Çağ insanı için resimde tanrısal olanın yansıtılması önemliydi. İtalya’da Rönesans fikrinin doğmasına katkıda bulunan Giotto’nun yaptığı freskler ve tempera resimlerinde yeni bir anlayış görülür. Giotto, dinî konuları altın yaldız zeminden kurtarmış, perspektifli mekân içine sokmuş, figürlerde ifadeye önem vermiş, acı, keder, mutluluk gibi duyguları belirgin figürler betimlemiştir. Gotik üslubun ilk heykel örnekleri Fransa’daki St. Denis, Chartres ve Notre Dame Katedralleri nin cephelerinde yer alırlar.

15.-19. Yüzyıllar Arasında Avrupa Sanatı

Rönesans Antik Çağ kültür ve sanat ortamının etkisi altında İtalya’da doğan Rönesans kavram, Giorgio Vasari tarafından Antik Çağ felsefe ve düşüncesi ile kültür ve sanatının yeniden doğuşu anlamında kullanılmıştır. 15. yüzyıla kadar Orta Çağ’ın sembolik dinî temalarının egemen olduğu sanat ortamı bu yüzyıldan itibaren, insanı temel öge olarak kabul eden Antik Çağ felsefesine yönelir.

İtalya’da Rönesans Sanatı

İtalya’da Rönesans sanatı; Trancento, Quatrancento ve Cinquecento olmak üzere üç ana başlık altında değerlendirilmektedir.

Tracento: Rönesans’ın hazırlık dönemi (14.yy) olarak tanımlanan bu süreçte, İtalya’da öncelikle Gotik mimari yüceltilmiş, resim sanatı Bizans geleneğinde mozaik ve fresklerle varlık göstermiştir. Giotto di Bondone bu dönemin önemli sanatçısıdır.

Quatrocento: Erken Rönesans Dönemi (15.yy) olarak tanımlanır. Lorenzo Ghibertin’in gerçekleştirdiği, 28 İncil sahnesinin canlandırıldığı vaftizhanenin kuzey kapısındaki pano, kompozisyon kurgusu, güçlü plastik değerler ve gölge ışık düzenlemeleri açısından Rönesans üslubunun hazırlayıcısı olarak değerlendirilmektedir.

Brunelleschi, Donatello ve Massaccio bu dönemin en güçlü sanatçılarıdır.

Cinquecento: Klasik Rönesans Dönemi (16.yy) olarak tanımlanır. 15. yüzyılda İtalyan sanatçıları perspektif, anatomi, doğa tasviri gibi yeni denemelere yönelirken, 16. yüzyıl sanatçıları dönemin olgunlaşan sanat anlayışı ile tüm Avrupa’yı etkileyecek artistik yorumlarını, oran ve teknik değerlerini, estetik kavramlarla bir araya getirerek eserlerinde yansıtacaklardır. 16. yüzyıl İtalya’sının en önemli sanatçıları Leonardo Da Vinci, Michelangelo ve Raphaello’dur. Floransalı Filippo Brunelleschi Rönesans mimarisinin öncüsü edilir. Rönesans mimarisinde yapı kütlesel ve yalın formlarla biçimlenir. Katlar birbirinden kornişlerle ayrılır. Gotik mimarinin tamamen dinî yapılara bağlı gelişimine karşılık Rönesans mimarisi aynı zamanda yöneticilerin ve varlıklı kişilerin sarayları ile örneklenecektir. Leon Battista Alberti tarafından yapılan Ruccellai Sarayı Rönesans mimarisinin özelliği olarak ilk kez duvarlara dayalı yarım payelerin kullanıldığı yapıdır. Rönesans döneminin bir diğer önemli mimarı Donate Bramante, Roma mimarlığını üslup ve ölçü açısından yorumlamıştır. Bramante’nin inşa ettiği Roma Tempietto di San Pietro in Montorio Klasik Rönesans’ın en önemli yapısıdır. Geç devirde Rönesans mimarisine Maniyerist akımı özellikleri girer. Rönesans resim sanatı, mimarlık ve heykel sanatlarına göre çok daha verimli olmuş, adeta kendi başına Rönesans sanatını ifade edecek kadar gelişmiştir. Resim sanatının uygulama alanlarının başında kiliselere yapılan altar panoları gelir. Rönesans resminin temeli olan perspektif olgusunun Giotto ile başladığı kabul edilir. Ambroggio ve Pietro Lorienzetti adlı iki kardeş sanatçının, Siena Belediye Sarayı’nın toplantı salonu duvarına yaptıkları resim, konusu ilk kez günlük yaşam olması nedeni ile önemlidir. dönemin diğer önemli sanatçılarından Masaccio, resme mimari perspektif kavramını yerleştirmiş, Vergi isimli eserinde uyguladığı mimari fon ile resme perspektif kazandırmış ve giysilerle insan bedenlerinde hacim duygusu yaratmıştır.

Rönesans’ın en önemli sanatçılarından Leonardo Da Vinci en önemli yapıtı La Cena: Son Akşam Yemeği isimli duvar freskidir. Michelangelo Buonarroti Rönesans Dönemi’nin en önemli mimari süslemesi sayılan Sixtine şapeli ’nin tavan fresklerini yapmıştır. Rönesans Dönemi’nde Gotik sanat, etkisini en güçlü olarak heykel sanatında devam ettirmiştir. Rönesans heykelinde form, denge, oran ve anatomi güçlü bir dramatik ifade ile ortaya konur. Yunan Roma Dönemi kent meydanlarında yer alan imparatorların atlı heykellerine öykünen atlı heykellerin yeni bir anlayışla yapılması bu dönemin özelliğidir. Lorenzo Ghiberti, Donatello, Andrea del Verrocchio ve Michelangelo Buonorotti dönemin en önemli heykel sanatçılarıdır.

İtalya Dışında Rönesans Sanatı

Günümüzün Belçika ve Hollanda’sı olan bölge mimari ve heykelde Gotik gelenekleri terk etmemiş ancak resim sanatında, güçlü realizm ve ayrıntılarla farklılığını ortaya koymuştur. Dinsel temalar, simetrik yerleştirilen figürlü kompozisyonlar, iç mekân tanımlanması, çizgisel perspektif denemeleri, arka planda manzara temaları dönem resminin ana özellikleridir. Jan Van Eyck ve kardeşi Hubert Van dönemin önemli sanatçılarıdır. Eyck , Avrupa resminde yağlı boya tekniğini ilk bulan ve uygulayan sanatçıdır. Rönesans’ın en önemli gravür sanatçısı olan Albrecht Dürer’in gravürleri belge niteliğindedir.

Maniyerizm

16. yüzyılda Rönesans akımına anlam ve biçem olarak karşı, antihümanist klasizm karşıtı olarak tanımlanan maniyerizm, yüzyılın sonunda büyük Rönesans sanatçılarının kopyaları, taklit eserleri anlamında kullanılır. Yüksek Rönesans’ın üç büyük ustasının (Leonardo, Raphaello, Michelangelo) eserlerinde vardıkları en üst düzeydeki ifadenin aşılamayacağı fikrini de ortaya koyar. Maniyerizm 16. yüzyıl ortalarından itibaren mimari, resim ve heykelde kendi özelliklerini yaratan ve ortaya koyan, Rönesans’ın klasik kalıplarının dışında eserler veren yepyeni bir akım olarak tanımlanacaktır. Farklı bir bakış geliştiren maniyerist sanatçılar beklenmedik yerlerden gelen ışığı kullanma becerisi ile dikkat çekerler. Dönemin en önemli yapıtları arasında Michelangelo’nun resimlediği Sixtine Şapeli’ nin tavan freskleri de bulunur. Michelangelo’nun yapmış olduğu Floransa Laurenziano Kütüphanesi girişi ve merdivenleri , Maniyerist mimarinin önemli örneğidir.

Barok Sanat

Hareket ve sonsuzluk kavramlarından yola çıkan bu sanat üslubu, İtalya Roma’da doğmuş ancak tüm Avrupa ve Avrupa devletlerinin deniz aşırı kolonilerinde benimsenmiş ve etkili olmuştur. Barok Sanatı’nda Antik Çağ ve Hristiyan düşünce sistemlerinin karma yansıması görülür. Roma , bu dönemde Avrupa’nın en güçlü sanat ve mimarlık merkezidir. Asimetrik oval planlı tasarımlar, yüzeylerde ışık-gölge oyunları, iç-dış bükey formlar, süslü cephe düzenleri, Barok mimarlığında temel ilkelerdir. Giacomo Barozzi da Vignola’nın Il Gesu Kilisesi Barok mimarlığının öncüsü sayılır. Barok sanatının büyük ustası B ernini ’nin, Vatikan Sarayı ve San Pietro Bazilikası önündeki Papalık için gerekli meydanın sütunlarla düzenlenmesi projesi, Barok mimarlığının ana hatlarını belirlemiştir. Borromini’nin Roma’da inşa ettiği San Agnese Kilisesi ve Bernini’nin Dört Nehir Çeşmesi Barok Dönem mimarlığını en iyi yansıtan örneklerdir. Barok sanat anlayışı Rönesans Dönemi’nde geri planda kalan mimarlığın güçlenmesini sağlamıştır. Michelangelo Caravaggio , Barok resim sanatının en önemli ustasıdır. Dinî konuları din dışı günlük sahnelerle ele alan sanatçının, doğaçlama ve yansıtma özelliği vardır. Dramatik ifade tarzı, spot ışık kullanması, gölge-ışık dengesini tüm hatları ile yansıtması Caravaggio ve onun takipçisi sanatçıların özelliğidir. Barok Dönem’in en önemli heykeltıraşı olan Bernini , tek figürlerde olduğu kadar grup oluşturan kompozisyonlarda da iddialıdır. Sanatçının San Pietro Kilisesi için yaptığı baldaken, en önemli yapıtıdır.

Rokoko Sanatı

Barok üsluba bağlı olarak gelişen, iç dekorasyon ve süslemelerde izlenebilen, detaycı niteliklerle eserleri dekoratif anlamda biçimlendiren bir tarz olarak tanımlanabilen, Rokoko’yu çoğu araştırmacı üslup olarak değerlendirmez. Resim sanatının tavan ve duvarlarda abartılı, gerçeklik duygusunu yitirmiş bezemelere dönüşmesi; heykelin aynı şekilde iç mekânda kullanım eşyalarında varlığını sürdürmesi; dönemin yaşam biçimini yansıtan temaların ele alınması dönemin başlıca özellikleridir. Herhangi bir düzene bağlı olmayan, simetrik düzenleri reddeden bir tarzla yaratılan Rokoko formlar, Barok formlara göre daha hafif detaylara sahiptir. Jean Antoine Watteau, Françoise Boucher, Jean Honore Fragonard, Rokoko tarzın önemli sanatçılarıdır.

Ampir Sanat

Rokoko’nun ardından Fransa’da Napoleon Bonaparte Dönemi’nde başlayan ve Restorasyon Çağı olarak da tanımlanan devirde Roma sanatı kaynaklı olarak ortaya çıkan ve estetik görsellikten çok gösterişe önem veren, adeta çağın saray yaşamını yansıtan eserlerde uygulanan sadece bitkisel motiflerin biçimlendirdiği Ampir üslupta figür yer almaz.

19. Yüzyıla Girerken: Fransa’da J.J. Rousseau ve Voltaire, fikirleri ile yeni dünya anlayışını biçimlendiren filozoflar olarak 18. yüzyılın ikinci yarısına damgalarını vururlar. Yine Alman Goethe, Schiller, dönemin sanat anlayışını ve sanatçılarını etkileyecek fikirler ortaya koyar. Antik Roma’ya duyulan ilgi bu dönemde güçlenen Neoklasik akımın çıkış noktasını oluşturur. İngiliz mimar Christopher Wren , Neoklasik mimarlığın en önemli ismidir. Paris Opera Binası, Viyana Belvedere Sarayı dönemin önemli örnekleridir. Neoklasik Dönem resim sanatı, kolay anlaşılabilirlik üzerine kurgulanmıştır. Fransız ressam J. Louis David resim tarihine David Okulu (ekolü) ’nun yaratıcısı olarak geçer.