Ünite 3: Askeri Düzenlemeler (1876-1918)

II. Abdülhamid Dönemindeki Askeri Düzenlemeler ve 1. Alman Askerî Misyonu

Osmanlı tarihinde “93 Harbi” olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşlarında alınan mağlubiyet, askeri sistemin yeniden düzenlenmesini gündeme getirdi ve Berlin’de toplanan kongre ile 1878 tarihli Berlin Anlaşması imzalandı. Dış devletler Osmanlı üzerinde kontrol kurma amacı güdüyorlardı.

Böylece II. Abdülhamid teçhizat olarak Ruslardan üstün olan Osmanlı donanmasının düzene girmesi için yapılanmaya gitmeyi hedefliyordu. Bu savaşla birlikte Osmanlı ordusunun savaş planı ve doktrini olmadığı ortaya çıkmıştı.

Berlin kongresinin ardından orduda bazı değişikliklere gidildi. Askeri düzenlemelerden sorumlu Tensikat-ı Askeriyye Komisyonu ordu meclislerini ve muhasebeliklerini kaldırarak, kurmay başkanlığı ve levazım dairesi oluşturdu. Böylece genelkurmayın planlama ve koordinasyonda etkin görev alması hedeflendi. Bu dönemin ilk Erkan-ı Harbiye reisi Edhem Paşa oldu. Berlin kongresinin gereği olarak iç güvenlik teşkilatında değişikliklere gidilerek, Jandarma teşkilatı oluşturuldu.

93 Harbi yenilgisinden ders alınarak yeni bir kuruluş şemasına geçildi. Ordudaki en büyük birlikler tümen(fırka) olacak, ardından tugay(liva), her tugayda iki alay, her alayda dört tabur ve her taburda dört bölük bulunacaktı. Ordudaki diğer yenilik Napolyon Bonapart’ın hediye ettiği kolordu düzeniydi. Bu düzenleme sonrası ordu 7 nizamiye, 12 redif ve 6 mustahfız olmak üzere 25 kolordudan meydana gelecekti.

Tüm bu yenilikler devam ederken, ilerleyişe sıcak bakmayan diğer devletler, kendini toparlamış bir Osmanlı Devleti’nin Kafkaslar ve Balkanlar’da Rusya’yı ve Mısır ile İran üzerinden Hindistan’da İngiltere’yi durdurup meşgul edebileceğini düşünüyorlardı. Bütün bunları dikkate alan II. Abdülhamid, Almanya büyükelçisine gönderdiği danışman ile bu düzenlemelerde görev alacak ve bir miktar Alman subayı istedi ve subayların çalışmalarına izin verildi.

Almanya’dan gelen subaylar Osmanlı ordusu üzerinde kalıcı değişikliklere imza attılar. İngiltere’yi ve onun temsil ettiğine inandığı kapitalist dünya tasavvuruna ordumillet idealiyle karşı çıkan von der Goltz, manevi yönü güçlü olan Türk askerlerinden Rusya ve İngiltere’yi sarsacak ordu oluşturmayı düşünüyordu. Goltz paşa askeriyede iki resmi görev almış ve verilen derslerden, subaylık eğitimlerine kadar birçok alanda emeği geçmişti. İhmal edilmiş olan askeri tarih, coğrafya, silah bilgisi, haritacılık gibi derslere daha fazla yer verilmesi için uğraştı. Askerlerin sahaya inip pratik yapmalarının yolunu açtı. Goltz Paşa, Alman ordusunda olduğu gibi Osmanlı ordusunda da genelkurmayın etkin rolü olmasını istiyordu. Genelkurmayın onayı ile savaş durumuna uygun seferberlik yığınak ve harekât planlarının hazırlanmasına teşvik etti. Yine Goltz Paşa’nın etkisi ile yeni bir askere alma kanunu çıkartıldı.

1886’da çıkarılan kanunla beraber uygulama değiştirilerek nakdi bedel ödemesi kuralı getirildi. Yeni askerlik kanununu takriben 17 Eylül 1889’da Goltz Paşa’nın çalışmaları neticesinde ilk Seferberlik Nizamnamesi çıkartıldı. Bu dönemdeki bir diğer önemli değişiklik Kürt aşiretlerin Osmanlı ordusuna yarı düzenli atlı ordu olarak katılmasının sağlanmasıydı. Askerler atlarını kendileri temin edecek, silah ve cephaneleri devlet tarafından verilecekti. Bu birlikler harp sırasında Rusların Kazak süvarilerine benzer bir hizmet vermekle beraber iç güvenliği de sağlayacaklardı. Bu sistem günümüzdeki “koruculuk” sistemine benzetilmektedir.

Ülkede olan bitenden bizzat haberdar olmaya çalışan padişah son sözü başta Müşir Gazi Osman Paşa olmak üzere kendisine sadakatle bağlı bu ekibe bıraktı. Goltz Paşa’nın 1896 yılının başında ülkesine dönmesi ile birlikte Alman Askeri Misyonunun üst düzey danışmanlık rolü de sona ermiş oldu. Diğer devletlerden silah alımı her ne kadar devam etse de, ibre Almanya’ya kaymış durumdaydı ve bundan Goltz Paşa başta olmak üzere Alman askeri heyetinin iyi ilişkilerinin rolü oldu. Bu silahların dayanıklılığı da Almanya’yı sektörde vazgeçilmez kılıyordu.

Osmanlı maliyesi Abdülhamid döneminde ciddi bir dış borç krizi içindeydi. Her ne kadar Abdülaziz dönemindeki kadar önem göstermediği düşünülse de, II. Abdülhamid deniz kuvvetlerine kattığı birçok gemi ve torpidot ile kriz zamanında elinden geleni yapıyordu.

II. Meşrutiyet Dönemi Askerî Düzenlemeler

93 Harbini bahane ederek anayasayı askıya alan Sultan II. Abdülhamid, 1908’de Meşrutiyeti ilan etmek zorunda kaldı. 13 Nisan 1909’da çıkarılan ve 31 Mart Vakası olarak bilinen askeri ayaklanma padişahın tahttan indirilmesiyle neticelendi. İstanbul’a hâkim olan İttihat ve Terakki Komitesi, Abdülhamid’i tahttan indirdi. Askeri kanadın başını çeken Enver Bey (Paşa)’in sahne gerisinden yürüttüğü kökü askeri düzenlemelere tanıklık etti. Bu düzenlemenin amacı Abdülhamid’in ihmal ettiği ve yönetemediği orduyu daha etkin hale getirmekti. Meşrutiyetin ilanının ardından 15 Ağustos 1908’de Erkan-ı Harbiyye-i Umimiye reisliğine getirilen Ahmed İzzet Paşa, askeriyede birçok değişikliğe gitti.

II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinin ardından Yıldız Sarayı’nda görev yapan Maiyet-i Seniyye Erkan-ı Harbiyesi ve yanında birkaç daireyle birlikte kaldırıldı. Yeni dönemde askeriyeyle ilgili kararı veren kişilerin amacı, Alman ordusunda görevli olan von der Goltz’un kapısını çalmaktı. Sonuç olarak Goltz Paşa Ekim 1909- Ocak 1910 arası geçici olarak Osmanlı hizmetine döndü. Ordu içinde iyileştirme ve revizyonlara devam etti. Bu arada 1909 yılında hazırlanıp 9 Temmuz 1910’da yürürlüğe giren Osmanlı ordusunun Temel Teşkilat Yönetmeliği ile ordunun kuruluş ve komutasında önemli değişikliklere gidildi ve bölgesel ordu komutanlıkları kaldırılıp yerine ordu müfettişlikleri kuruldu.

Kanunda yapılan değişiklik ile gayrimüslimlerin eşit birer vatandaş olarak askere alınacağı planlansa da, bu karar yer yer başarılı olmuş, savaş zamanı ülke dışına çıkan vatandaşlar ile de yer yer başarısızlığa uğramıştır. 1909’da askerlik süresi 6 seneden 3 seneye düşürüldü, deniz kuvvetlerindeki hizmet süresi 12 seneden 20 seneye çıkartıldı. II. Meşrutiyet’in ilk yılları Osmanlı Hava Kuvvetlerinin doğuşuna da tanıklık etti. Balonlar hava aracı olarak kullanılsa da, gözlem için Almanya’ya giden Fethi (Okyar) Bey bu sistemin Osmanlıda olmasını da önerdi. Dünya hava harp tarihinde ilk bombardımanın Trablusgarp Savaşı’nda olması Osmanlıların havacılığa olan ilgisini artırdı. Ertesi sene Fransa, İngiltere ve Almanya’dan keşif uçakları satın alındı. Daha sonra 3 Temmuz 1912’de ilk hava bölükleri kuruldu.

İttihad ve Terakki Döneminde Askerî Düzenlemeler ve 2. Alman Askerî Misyonu

Balkan Savaşı’nda Osmanlının aldığı ağır mağlubiyet ve Çatalca’ya kadar yaşanan geri çekilme, Osmanlı için ağır şok ve bir dönüm noktası olmuştur. O güne kadar hükümet kurmayıp işleri geri plandan yürüten İttihat ve Terakki Fırkası, bu krizi iktidara el koyma fırsatı olarak değerlendirir. İktidar I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar İttihat ve Terakki Fırkasının eline geçer. Henüz 33 yaşında iken Osmanlı ordusunun hem siyasi hem askeri lideri haline gelen Enver Paşa, Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girmesinin bir numaralı sorumlusu olarak tayin edilir. Mahmud Şevket Paşa, Balkan Savaşı sonrası dağılmış olan Osmanlı ordusunda yeni düzenlemelere gitmek için öneride bulunsa da, onun öldürülmesinin ardından Ahmed İzzet Paşa bu duruma karşı geldi. Hükümet Alman Misyonu’na onay verdi ve gelen heyete üst düzey yetkiler verildi.

Alman subayların gelmesiyle Osmanlı ordu teşkilatı yeniden değiştirilmiş ve yapılandırılmıştı. Osmanlı Devleti, Alman Askeri Misyonunun İstanbul’a gelmesinden 9 ay sonra, 2 Ağustos 1914’te Almanya ile ittifaka anlaşması imzalayıp, I. Dünya Savaşı’na Almanya safında dâhil oldu. Askeriyede yapılan bir değişiklik ile çok ordulu düzene geçildi.

1913 yılı sonunda gelen Liman von Sandes başkanlığındaki heyet, I. Alman Askeri Misyonundan farklı olarak sadece danışmanlık değil, Osmanlı birliklerine bizzat komutanlık da yaptı. 12 Aralık 1914’te Osmanlı hizmetine giren Goltz Paşa birçok savaşta önemli roller aldı, fakat 19 Nisan 1916’da Bağdat’ta salgın bir hastalıktan vefat etti. Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na girdikten sonra ordu ve donanmada olduğu gibi hava kuvvetlerinde de personel ve teçhizat açısından Almanya’ya bağımlı hale geldi.