Ünite 4: Arap Yarımadası: Suudi Arabistan ve Yemen

Yirminci Yüzyılda Bir Krallık: Suudi Arabistan

Coğrafya ve Jeopolitik

2.149.690 km. kare toprağı ile Suudi Arabistan; Yemen, Uman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Irak ile komşudur. Basra Körfezi ve Kızıldeniz arasında stratejik olarak önemli bir yerde olması, dünya petrol rezervinin %16’sına aynı zamanda demir-bakır ve altın rezervlerine de sahip olması ülkenin önemini arttırmaktadır. Mekke ve Medine şehirlerinin ülke sınırları içinde olması Suudi Arabistan’ın diğer önemli özelliğidir.

Etnik ve Dini Yapı

Suudi Arabistan’ın nüfusunun büyük kısmı köklü Arap kabilelerinden meydana gelmektedir ve nüfusun tamamı Müslümandır. Ancak farklı mezhepler, farklı bölgelerde toplanmıştır. Başkentin bulunduğu Riyad ve çevresi Sünni/Vehhabi, Doğu tarafında yer alanlar genelde Şii ve diğer bölgelerde de farklı mezhepler bulunmaktadır. Ayrıca çalışmaya gelen yabancılar da olmasına rağmen, işçilerin veya vatandaş olamayanların herhangi bir hakları yoktur. 2012 yılı itibariyle nüfus 26.5 milyon civarında, bunun da 5.5 milyonu yabancı statüsündedir.

Suudi Arabistan’ın Ortaya Çıkışını Hazırlayan Süreç

Suudi Arabistan 20.yüzyılın başında ortaya çıkmış bir devlettir. Devletin resmi adı “el Memleke el Arabiyye esSuudiyye” dir. Devlet kurucuları olan Suudi ailesinin Orta Arabistan’daki varlıkları 15. yüzyıl ortalarından itibaren bilinmektedir.

15. yüzyıldan itibaren Dir’iyye’ye taşınıp burada küçük bir emirlik kuran aile, 1774’ten sonra farklı dini yorumları ile öne çıkan Muhammed bin Abdilvehhab ile ittifak yapmışlar ve siyasi bir güç olarak sahneye çıkmışlardır. Vehhabilik öğretisini yaymak adına çevrelerindeki kabileler ve kasabalar üzerine giderek savaşan Suudi ailesi, sürekli nüfuz alanlarını geliştirmiştir. Osmanlı Devleti ilk başlarda bu faaliyetleri takip edemese de Irak ve Suriye sınırlarında faaliyet göstermeye başlandığında askeri harekâtlar yapmıştır. Vehhabilerin merkezi Dir’iyye tahrip edilmiştir. Eski güçlerini 1840’lardan sonra Faysal b. Türki ile elde etmeye başlamışlardır. Ancak 1865 yılında Türki’nin ölümüyle oğlu Suud b. Faysal’ı İngilizler, kardeşi Abdullah’ı Osmanlı Devleti desteklemiştir. Yapılan harekâtlar ile bir süreliğine sorun çözülmüş olsa da askeri müdahalenin tamamlanamaması bölgede uzun yıllardan beri dini gerekçelerle meşrulaştırılmış nüfuzun kurulmuş olması, gücün bölgeden çıkarılmasını zorlaştırmaktaydı. Suudi ailesi ve vehhabiler her ne kadar devlet kontrolündeyseler de İngilizlerin kışkırtmalarına açık görünüyorlardı. II.Abdülhamit, İngilizlerden nefret eden ve vehhabiliğe mesafeli duran Reşidileri destekleme yoluna gitmiştir. Reşidilerin Suudilerin topraklarını ele geçirmesiyle Suudiler Kuveyt’e yerleşmişlerdir. Ancak 15 Ocak 1902’de çeşitli olaylardan sonra tekrar eski merkezlerine dönmüşlerdir.

Reşidilerin liderinin ölmesinden sonra Osmanlı Devleti Suudlarla anlaşma yoluna giderek onlara çeşitli kaymakamlıklar vermiştir. Bu görev kabul edilmiş olmasına rağmen Suudi lideri Abdülaziz “Necid Emiri ve Aşiretleri Reisi” unvanını kullanmış, sonrasında da otorite dışında kalmak istediğini gösteren tercihlerde bulunmuştur.

İhvan Teşkilatı ve Suudi Arabistan’ın Kuruluşu

Abdülaziz, göçebeleri yerleşik hayata geçirmiş, tarımla uğraşmalarını sağlarken vehhabi akidesinin yayılmasını da sağlamıştır. Bu yerleşimcilere ihvan denir. İhvanlar daha sonra Abdülaziz’in kullanacağı askeri gücü oluşturmuş, bedevilerin devlet yapısına ve itaate alışmasında da etkin rol oynamıştır. Bu proje Suudi Arabistan’ın temelini atmıştır.

Diğer yandan Osmanlı’nın mutasarrıflık merkezi olan Ahsa’nın kontrolünü de 1913’te ele geçirmiştir. Aynı zamanda Uceyr ve Katıf bölgelerini de elde etmiştir. Dönemin zorluklarından ötürü bir harekât düzenleyemeyen Osmanlı 1914’te Abdülaziz ile bir anlaşmaya varmıştır. Bu anlaşmaya göre Abdülaziz’e paşalık unvanı ile Necid valiliği verilmiş böylece İngilizlerin himayesine girmesi engellenmiştir. Ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında Abdülaziz kendisinden asker beklenirken savaşa katılmayı reddetmiş ve ardından İngilizler ile anlaşmalar yapmıştır.

1918 Mondros Mütarekesi ile Osmanlı bölgeden çekilmiştir. Bunun üzerine Abdülaziz çeşitli yerleri de kendi sınırlarına katarak 1922 yılında yaptığı Muhammara anlaşması ile Irak sınırını, bir süre sonra da Doğu Ürdün ve Kuveyt sınırlarını belirleyen anlaşmaları tamamlamıştır.

İngilizlerin himayesinde kurulmuş olan Hicaz Haşimi Krallığı topraklarına 1924 yılında yönelen Abdülaziz, 1925 yılına kadar sürdürdüğü savaşlar ile Hicaz bölgesini de tamamen hâkimiyetine katmış ve ertesi yıl kendisini Hicaz Kralı ve Necid ve Civarının Sultanı olarak ilan etmiştir.

Kral Abdülaziz, dini liderlerin itirazlarına rağmen 1933 yılında petrol arama imtiyazını bir Amerikan şirketine vermesi ile dünya gündeminde yer almaya başlamıştır. 1953’te ölümünden sonra oğlu Kral Faysal birçok yenilikler yaparak Suudi Arabistan’ın modern bir devlete dönüşmesini sağlamıştır. Sonrasında Kral Abdullah (Abdülaziz’in oğlu) hükümet başkanı ve kral olmuştur. Veliaht ise kardeşi Emir Selman’dır. Sonrasında veliaht bir konsey tarafından Hey’et’ul-Bey’a (Biat Heyeti) tarafından atanmaya başlamıştır.

Ülke, 13 idari bölgeye ayrılmıştır. Her bölge kraliyet ailesine mensup bir emirin idaresi altındadır. Ülke ekonomisinin neredeyse tamamı petrol gelirine dayanmaktadır. Ülkede okuma yazma oranı erkeklerde %85, kadınlarda %79’dur. Kapalı bir toplum olması ve vehhabi mezhebini sanata yaklaşımı sebebiyle edebiyat ve şiir dışında sanat faaliyetleri yok denecek kadar azdır.

Siyaset ve Uluslararası İlişkiler

Siyasi yapılanmalar, kısaca şöyle özetlenebilir:

  • Suudi Arabistan’da siyaset yasaktır.
  • Mutlak monarşi egemendir. Kralın yetkilerini şer’i hükümlerin dışında hiçbir şey kısıtlamamaktadır. Kralı denetleyen mekanizma Abdülvehhab soyundan gelen ulema sınıfıdır.
  • Sınırlamalara rağmen dünyadaki gelişmelerden uzak durulamamış, çeşitli gizli veya açık siyasi gruplar ortaya çıkmıştır. Yeni Vehhabi Hareketi bunlardan biridir.
  • Önemli bir siyasi grup da Şii İslami gruptur. Yaşadıkları bölgeler petrol bölgeleri olduğundan ülke için hayati önem taşımaktadırlar.

Suudi Arabistan-İran ilişkileri sürekli bozuk durumdadır. Bunun sebebi çeşitli politikalardır. İran’da 1979 Humeyni devriminden sonra ilişkileri husumete dönüşmüştür. İran ile ilişkiler, Şii nüfusa karşı daima güvensizlik duyulmasına sebep olmaktadır.

Reformcu Şavi’ler, Liberal Reformcular gibi siyasi gruplar etkin değildir. Suudi Arabistan’ı sarsan en ciddi siyasi grup Kasım 1979’da Kabe Baskınını lideri Cuheyman bin Muhammed bin Seyf el Uteybi önderliğinde gerçekleştiren Radikal Redciler ile ABD’nin Afganistan’da savaşmak üzere organize ettiği savaşçıların sonradan oluşturdukları El Kaide’ dir.

El Kaide, 1984 yılında Usame b. Ladin’in ABD’nin desteği ile Pakistan ve oradan Afganistan’a giderek Sovyetler Birliğine savaş açtığı sırada kurulan bir yapıdır. 1989’da ABD’nin politikaları ile ters düşmüş, Suudi Arabistan’da, ABD’de terör faaliyetlerine girişmişlerdir. Selefi bir çizgi izledikleri için çeşitli Selefi grupları da teröre yakınlaştırmış hatta bulaştırmışlardır.

Uluslararası Siyaset: 1920’li yıllarda bağımsız kalabilen yegâne iki Müslüman devlet Türkiye ve Suudi Arabistan’dır.

Türkiye ile ilişkileri iyi yönde olan devletin 1932 yılında İngiltere tarafından tanınması üzerine Abdülaziz kendi unvanını Suudi Arabistan Kralı şekline dönüştürmüştür. Türkiye’nin NATO’ya katılmasıyla ilişkilerde sıkıntılar baş gösterse de çeşitli zorunluluklar sebebiyle ilişkiler bugünkü halini almıştır. Ancak tarihi ilişkiler nedeniyle Türkiye ile mesafeli durmayı amaçlayan ve özellikle Suudi Arabistan’ın Osmanlı geçmişini unutturmaya çalışan gruplar hala mevcuttur.

1913 ile sınırları belirlenen Katar ile Suudi Arabistan arasındaki ilişki, Katar’ın vehhabiliği benimsemiş olması sebebiyle olumlu bir halde şekillenmiştir. Kuveyt ve Bahreyn ile ilişkiler zaman zaman bozulsa da normalleştirilmiştir.

Bugün bölgede devam eden en önemli organizasyon 1981 yılında kurulan ve Suudi Arabistan’ın önemli rol üstlendiği Körfez İşbirliği Teşkilatı’dır (GCC). Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Uman’dan oluşan birlik aslında ekonomik işbirliğini öngörmekte ve aynı zamanda ülkelerarası geçişlerde vatandaşlara çeşitli imkânlar tanımaktadır. Mısır ile yakın ilişkiler geliştirmeye çalışan Suudi Arabistan, Mısır’ın PanArabizm fikrine karşı soğuk durarak İslam Birliği fikrini savunmuştur.

İsrail’e desteğinden dolayı ABD ve bazı Avrupa ülkelerine OPEC’in 1973 yılında başlattığı petrol ambargosunun başını Suudi Arabistan çekmiştir. Diğer politikaları da göz önünde bulundurulduğunda Suudi Arabistan’ın dış politikada oldukça pragmatist bir yaklaşım sergilediği görülmektedir.

Arap Yarımadası’nın Gizemli Ülkesi: Yemen

Coğrafya ve Jeopolitik

Yemen, Suudi Arabistan ile Uman arasında 527.968 km. karelik bir ülkedir. Arap Yarımadası’nda en eski uygarlıkların yeşerdiği verimli bir coğrafya olduğu için bu bölgeye ‘Mutlu Yemen’ ismi verilmiştir. Resmi adı ‘Yemen Cumhuriyeti’dir. Babu’l-Mebdeb boğazının varlığı ülkeye stratejik bir önem kazandırmaktadır.

Etnik ve Dini Yapı

Yemen bir kabile toplumudur. Kabilelerin zaman zaman birbirleri ile menfaatleri çatışmaktadır. Ancak Zeydî mezhebine mensup kabileler tarih boyunca bütünlük arz ederek Yemen içinde 1962 yılına kadar özel statülerini muhafaza edebilmişlerdir. Ülkede Afrika Arapları, Güney Asya Kökenliler, Avrupalılar, Türk kökenli aileler de mevcuttur.

Yemen’de başta Somali ve Irak kökenli olmak üzere 150 bin civarında (2010 itibari ile) da mülteci yaşamaktadır. 2012 yılı tahmini nüfusu 24.771.809 olan ülkede doğum oranı hayli yüksektir. Yemen, dünyanın en fakir ülkelerinden birisidir. Özellikle kabileler ve mezhepler arasında devam eden çatışmalar yüzünden ülkede bakıma muhtaç milyonlarca yetim çocuk bulunmaktadır.

Tarih İçinde Yemen

Yemen çok erken devirlerde yerleşim yeri olmuştur. Kazılar taş devrinde bile burada yerleşimin olduğunu göstermektedir.

İslam tarihçilerine göre Yemen, Arapların atası sayılan Hud peygamberin oğlu Kahtan dönemine kadar inmektedir. Bu yüzden Yemen Arapları ve oradan Arap Yarımadası’na göçenler Kahtaniler olarak bilinmektedir. Sırasıyla Ma’in, Sebe, Himyeri, Habeşistan, Eritre, kısa süre Roma ve Habeşliler ile Persler hükümdarlığında kalmıştır. Sonrasında Sasaniler, Memlükler, Resuliler, Tahiriler gelmiştir. Toprakların tahrip olmasıyla bedevi hayat benimsenmiştir.

1517 yılında Osmanlı Devleti’ne geçmiştir. Ekonomik ve stratejik konumu gibi sebeplerden ötürü Yemen’e ilgi duyulmuştur.

Zeydiler ve Osmanlı Devleti

Hâkimiyet ve hilafet algıları farklı olduğu için Osmanlı idaresine uzun yıllar direnç gösteren Zeydiler, daha ziyade ulaşılmaz dağlık kesimlere çekilerek varlıklarını sürdürdüler.

Zeydilik, Şii mezhebinin üç kolundan birisidir. Şiiler Hz. Ali’den sonra gelen imamların sayısında ihtilafa düşmüşlerdir. Zeydiler beşinci imamın Zeyd olduğunu söyleyerek Şiilerden farklılaşmışlardır. Yemen, Zeydiliğin yayılmasında önemli bir yer olmuştur.

Zeydiler, Osmanlı Devleti’ni istememişlerdir. Çünkü onlara göre halifelik Hz. Ali’nin soyundan gelen birisine ait olmalıydı. Bu sebeple Osmanlı ile zaman zaman çekişmeler olmuş ve 1635 yılında aldıkları zaferle Zeydi İmamlığı yeniden ihya edilmiştir. Ancak Osmanlı bölgedeki her gelişme ile yakından ilgilenmeye devam etmiştir. Çünkü bölge, stratejik açıdan önemli bir bölgedir. 1872’de Osmanlılar -Aden hariç- bütün Yemen’i yeniden düzenlemeye girişmiş, hastaneler, okullar, kışlalar yaptırılmış, eski binalar onarılmıştır. Daha sonra isyanlar çıkmasına rağmen Türkler ile Yemenliler arasındaki ilişki bu olumlu durumlar üzerinden inşa edilmiştir. Mondros Ateşkesi akabinde Türkler Yemen’i İngilizlerden ziyade İmam Yahya’ya teslim edeceklerdir.

Modern Yemen

Yemen İmamlığı (1918-1962)

Yemen, Lozan anlaşmasının imzalandığı 1923 yılına kadar bir Osmanlı toprağı olarak kalmaya devam etti. Hatta 1920 seçimlerinde Yemen’de de TBMM için milletvekilleri seçildi ama Ankara’ya gelme imkânları olmadı. İmam Yahya son Osmanlı valisi olan Mahmud Nedim Bey’i kendisine danışman seçerek devletin sürekliliğini sağlayabildi. İmam Yahya Ankara ile ilişkileri iyi tutuyordu. 1948 yılında suikast sonucu öldürüldü. Daha sonra peş peşe değişen liderlerden sonra Yemen’de bir iç savaş başladı.

Yemen Cumhuriyeti

26 Eylül 1962’de Tuğgeneral Sallal ‘Yemen Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. ABD ve İngiltere hariç 50 BM ülkesi yeni cumhuriyeti hemen tanımıştır. Ancak Sallal, isyancıları ve muhalifleri durduramamış ve Cemal Abdünnasır’dan yardım istemiştir. Her ne kadar 50 bin kişilik bir ordu yardımı almış olsa da İmam Bedr ve taraftarları Suudi Arabistan’dan destek almaktaydılar. Bu iç savaş zaten durumu kötü olan Yemen’i daha da kötüleştirdi. Binlerce insan hayatını kaybetti. 1967 Arapİsrail savaşı sırasında Mısır ve Suudi Arabistan anlaşarak birliklerini geri çektiler. Tekrar olan kısa dönemli sıkıntılardan sonra Sallal’ın görevden alınıp yerine Abdurrahman El İryani’nin gelmesiyle iç savaş 1970’te sona erdi. Kuzey Yemen böylece bir devlet olarak tarih sahnesine çıkabildi.

Güney Yemen ise İngilizlerin sömürgesi altındaydı. İngilizlere karşı başkaldırının ardından İngilizler bölgeyi tahliye etmeye başladılar. “Yetmiş Gün Savaşları” diye bilinen iç savaşlar başladı. Son İngiliz Aden’i terk edince Güney Yemen’de 30 Kasım 1967’de Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu.

Bu ülke, ideoloji olarak sosyalizmi benimsemesiyle ilk Marksist Arap Devleti olma özelliği taşımaktadır. Dolayısıyla Çin ve Sovyetler Birliği’nin desteğini almıştır. Petrol şirketleri üzerinden ABD ile ilk dönemler iyi geçinse de sonrasında ABD vatandaşlarına İsrail vatandaşlığı hakkı verilince Arap milliyetçiliği fikri ile çeliştiğinden dolayı iki tarafın arası bozulmuştur. Bunun bir diğer sebebi de benimsenen ideolojidir. Soğuk Savaş’ın sonuna gelindiğinde Güney ve Kuzey Yemen birleşerek bugünkü Yemen Cumhuriyeti’ni meydana getirmişlerdir.

Sonrasında ortaya çıkan önemli sorunlardan birisi Hursiler’in ve diğer kabilelerin ayaklanmalarıydı. Kendi içindeki karışıklıklar, ülkede istikrarsızlığın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Tunus’ta başlayan ve batılıların ‘Arap Baharı’ diye isimlendirdikleri halk hareketleri 2011 başında Yemen’e de sıçramış ve halk sokaklara dökülmüştür. Altı ay boyunca bir netice çıkmadığı gibi taraflar arasında silahlı çatışmalar da olmuştur. BM ve Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın girişimleriyle devlet başkanı Abdullah Salih’in yetkileri Abdurrabuh Mansur Hadi’ye devredilmiştir. 2012 seçimlerinde Hadi devlet başkanı olarak seçilmiştir. Yemen’de 111 sandalyeli Şura Meclisi ve 301 sandalyeli Parlamento bulunmaktadır. Hukuku Fransız, İngiliz ve İslam hukuku karmasıdır. Yemen Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın da gözlemci üyesidir.

Yemen’in Türkiye için birçok açıdan önemli olduğunu söylemek mümkündür. Dış yatırımlar için uygun bir yer olması, Türk ailelerin Yemen’de bulunması ve Türkiye’ye karşı önyargılardan bağımsız bakış açısı Yemen’in yadsınamaz derecede önemli olduğunu göstermektedir.