Ünite 5: Ara Nesilde ve Servet-i Fünûn’da Eleştiri

Giriş

Bizde Batılı anlamda edebiyat eleştiriciliği Tanzimat’la birlikte başlamıştır. Tanzimat’tan önce de özellikle divanların önsözlerinde ve şiir mecmualarında yer alan ve edebiyat eleştirisi sayılabilecek nitelikte bazı değerlendirmeler vardır. Fakat bunlar modern anlamda edebiyat eleştiriciliği sayılmazlar. Şinasi, Namık Kemâl, Ziya Paşa ve Recaizade Mahmut Ekrem gibi isimler edebiyatın ne olduğu, edebî türlerin nitelikleri ve yaşadıkları dönemlerde yayımlanan edebî eserlere dair görüşlerini müstakil olarak veya çeşitli eserlere yazdıkları ön sözlerde ifade etmişlerdir. Edebiyat tarihimizde Tanzimat nesli olarak kabul edilen bu neslin geliştirdiği eleştiri anlayışı daha önceki ünitede ele alınmıştı. Bu ünitede Tanzimat’la Servet-i Fünûn nesli arasında yaşamış ve eserlerini genellikle bu dönemde vermiş olan Ara Nesil topluluğunun eleştiri anlayışı ile 1896-1901 yılları arasında Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanan ve eserlerini ağırlıklı olarak bu dergide yayımlayan sanatçıların eleştiri anlayışı ele alınacaktır.

Ara Nesil ve Ara Nesilde Eleştiri

Prof. Dr. Mehmet Kaplan “Ara Nesil” olarak adlandırdığı eserlerini ağırlıklı olarak 1880-1895 yılları arasında yayınlayan nesildir. Ara nesil sanatçılarının ortak bir edebiyat ve eleştiri anlayışından söz edilemez. Ara Nesil topluluğu sanatçılarının ortak özelliklerini beş maddede toplamak mümkündür:

  • Ara Nesil yazar ve şairleri genellikle 1860’lı yıllardan sonra açılmış olan yeni tarz eğitim kurumlarında yetişmişlerdir. Bu sanatçılar, Tanzimat nesline göre, daha düzenli ve modern bir eğitim sisteminden geçmişlerdir.
  • Ara Nesil sanatçıları yabancı dili bizzat okudukları okullarda öğrenmişlerdir. Buna bağlı olarak Batı edebiyatını özellikle de Fransız edebiyatını birinci elden tanıma imkânı elde etmişlerdir.
  • Ara Nesil sanatçıları aynı zamanda roman, hikâye, şiir ve diğer edebî türlerde yazılmış pek çok eseri Fransızca’dan Türkçe’ye çevirmişlerdir. Böylece, onların tercümeleri sayesinde Türk edebiyatına yeni temler girmiştir.
  • Bu devrede gazeteciliğin yerini dergicilik aldığından dolayı, Ara Nesil sanatçıları eserlerini ağırlıklı olarak dergilerde yayımlamışlardır. Bu durum, aynı dergide yazan yazar ve şairlerin müşterek bir edebî anlayış geliştirmelerine zemin hazırlamışlardır.
  • Ara Nesil sanatçıları anlatım tarzından çok kavrama önem veren ve edebiyata yönelik yararcı bir anlayışla bakan Tanzimat sanatçılarının aksine, ifadeye önem veren, belirli ölçüde söz ve mana uyumunu esas alan bir edebiyat anlayışı benimsemişlerdir.

Ara nesil sanatçılarının edebiyata bakış açıları farklılık arz etmekte olup; sanatçıların ortak noktaları edebiyatı bir estetik nesne olarak kabul etmektedir. Ara Nesil sanatçıları ise edebiyatta ifade ile muhtevanın uyumlu bütünlüğü, başka bir deyişle lafz ile mananın uyumu üzerinde durmuştur. Onların bu yaklaşımı Tanzimat’tan beri süre gelen yaklaşımın kırılmasına yönelik ilk ciddî teşebbüstür. Ara Nesil temsilcileri eleştiri meseleleri üzerinde teorik olarak durdukları gibi aynı zamanda belirli yazar ve şairlerin eserlerine dair düşünce ve eleştirilerini de yazmışlardır.

Beşir Fuad başta olmak üzere Ali Kemâl, Müstecabizade İsmet, Mehmet Ziver, Menemenlizade Mehmet Tahir, Mehmet Refet gibi ara neslin önde gelen mensuplarının eleştiri sahasında sadece devirleri açısından değil genel Türk edebiyatı tarihi açısından da önemli sayılabilecek eserleri vardır. Menemenlizâde Mehmet Tahir, Nâbizade Nazım ve Mehmet Celâl gibi isimler Ara Nesil’de şiir ve şaire dair görüşlerini açıklayan önemli isimler arasında yer alırlar.

Ara Nesil sanatçılarının eser yazdıkları dönem Prof. Dr. Mehmet Kaplan tarafından günlük küçük hassasiyetler devri olarak nitelendirilmiştir. Kaplan’ın bu yerinde tespiti esasında Ara Nesil dönemi şairinin hassasiyetini ve bu dönemin şaire bakışını da özetler niteliktedir. Ara Neslin şairi artık kahramanlıktan vazgeçmiştir; içine kapanmıştır; devrin siyasal ve sosyal şartlarının zorluğu altında ezilmiş ve pasiftir.

Ara Nesil romancı ve hikâyecileri roman ve hikâyede pozitivist görüşün de etkisiyle büyük ölçüde realizmi ve natüralizmi yani hakikiyyûn mesleğini benimsemişlerdir. Menemenlizâde Mehmet Tahir, Beflir Fuat, Nabizâde Nâzım, Mehmet Münci ve Mehmet Celâl gibi isimler bu dönemde roman ve hikâyeye dair görüşler ileri süren ve roman ve hikâye sahasında tartışmalara katılan başlıca isimlerdir. Ara Nesil dönemi tiyatro eleştirmenleri de tiyatronun işlevini Namık Kemâl’e benzer bir bakış açısıyla değerlendirmişlerdir. Mahmut Babacan’ın Ara Nesil’de Eleştiri başlıklı eserinden özet olarak vermek gerekirse, Ara Nesil eleştirmenlerine göre, tiyatro toplumun ilerlemesi açısından yararlı bir araçtır.

Servet- i Fünûn’da Eleştiri

Servet-i Fünûn dergisi 27 Mart 1891’de D. Nikolaidi’nin sahibi olduğu Servet gazetesinin eki olarak çıkmaya başlamış bir yayın organıdır. Ahmet İhsan Bey’in (Tokgöz) çabalarıyla çıkan dergi daha sonra Servet-i Fünûn edebî topluluğunun yayın organı olmuştur. 1896 yılından itibaren Halit Ziya (Uşaklıgil), Mehmet Rauf, Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Ali Ekrem gibi şair ve yazarlar Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikiyle Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanmışlardır. 1896-1901 tarihleri arasında topluluğa katılan isimler edebî eserlerin yanı sıra edebiyat, eleştiri, sanat, estetik, şiir, hikâye, roman gibi konulara dair görüşlerini makale biçiminde yazarak Servet-i Fünûn dergisinde yayımlamışlardır.

Servet-i Fünûn edebî topluluğunun eleştiri anlayışını en kapsamlı bir şekilde Bilge Erculascın’un Servet-i Fünûnda Edebî Tenkit başlıklı eserinde bulabilirsiniz. Ercilasun, Servet-i Fünûn dergisinde çıkan eleştiri ile ilgili yazıları konularına göre edebiyat, sanat ve estetik ile ilgili meseleleri ele alan yazılar ile yazar ve eser tenkitleri olmak üzere iki başlık altında değerlendirmiştir.

Servet-i Fünûncular estetik ve sanat üzerinde oldukça ayrıntılı bir şekilde durmuşlardır. Özellikle Hüseyin Cahit estetik ve sanat konusunda Servet-i Fünûn dergisinde en çok yazı yazan isimlerden birisidir. Hüseyin Cahit estetik ve sanat ile ilgili yazılarını “Hikmet-i Bedayi” genel başlığı altında uzun makaleler şeklinde yayımlamıştır. Bu yazılarında Hüseyin Cahit estetiğe ilm-i ihtisâsât (duygulanmalar ilmi) demenin daha uygun olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Yazar estetiğin konusunun sanat ve sanat eserleri olduğu düşüncesindedir. Bu durumda Hüseyin Cahit’e göre, estetik “âsâr-ı nefîsenin felsefesi” yani nefis eserlerin felsefesi demektir. Servet-i Fünûn sanatçıları, güzelliğe ve estetiğe bakışta olduğu gibi edebiyatta da sanata yönelik faydacı yaklaşımları benimsemezler. Servet-i Fünûncular edebiyatta estetik bir gaye ararlar. Edebiyatın fayda peşinde koşmaması gerektiğini vurgularlar. Onlara göre ahlâk, edebiyatın ulaşmak zorunda olduğu bir amaç değildir. Servet-i Fünûn edebiyatının şiirde en güçlü isimlerinden birisi olan Cenap Şahabettin edebiyatta sosyal fayda arayanlara da karşı çıkar ve edebiyatın gayesinin sadece güzellik olduğunu vurgular. Tevfik Fikret, Ahmet Hikmet ve Süleyman Nazif gibi diğer Servet-i Fünûn yazar ve şairleri de estetik, güzellik ve edebiyat ile ilgili fikirlerinde Hüseyin Câhit ve Cenap ile benzer fikirlere sahiptir.

Servet-i Fünûn dönemi yazarları Batı edebiyatını ve orada gelişmiş bulunan eleştiri geleneğini ciddî bir şekilde inceleme fırsatı buldular, Batılı anlamda bir edebiyatın ve eleştirinin ilk başarılı örneklerini ortaya koydular. Böylece ülkemizde bütün nitelikleriyle Batı ölçütlerine, uygun bir eleştiri doğmuş oldu. Batıda olduğu gibi eleştiriyi hem bir bilim, hem edebî bir tür olarak kabul ettiler, eleştiri yazılarını edebî bir eser düzeyine getirdiler. Tanzimat’tan günümüze kadar uzanan eleştiri sürecinin en kuvvetli dönemlerinden birisi Servet-i Fünûn dönemi eleştirisidir. Tanzimat devri yazarları klasik ve romantik sanatçıların etkisindeydiler. Serveti Fünûn dönemi sanatçıları ise daha çok realizm, natüralizm, parnassizm, sembolizm akımlarına yöneldiler. Servet-i Fünûn edebî topluluğu 1896 yılında kurulduğunda Fransa’da bütün bu edebî hareketler en seçkin temsilcilerini yetiştirmiş, en önemli eserlerini ortaya koymuştu. Batıda birbirine reaksiyon olarak doğan ve XIX. yüzyılın ikinci yarısında art arda gelen dolayısıyla kendi içinde az çok tutarlı bir biçimde kronolojik olarak gelişen bu akımları Servet-i Fünûn sanatçıları, beş altı yıl gibi çok kısa bir süre içinde ve eş zamanlı olarak öğrendiler ve uygulamaya çalıştılar. Servet-i Fünûncuların eleştiriye dair teorik görüşlerini Prof. Dr. Abdullah Uçman üç madde altında toplamıştır.

  • Servet-i Fünûnculara göre eleştiri yeni ve bağımsız bir edebî türdür. Bizde eleştiri türü çok yenidir. Eleştiri terimleri henüz kesinlik kazanmamıştır. Buna bağlı olarak ciddî eleştiri örnekleri ortaya çıkmamıştır.
  • Servet-i Fünûn yazarları eleştirinin değişmez mutlak kurallara bağlanmasına karşı çıkmışlardır. Servet-i Fünûnculara göre eleştiri hüküm vermek için değil kişisel duygu ve zevkleri ortaya koymak için yapılan bir faaliyettir. Bu bakımdan eleştiri, samimî, kişisel ve öznel (subjektif) olmalıdır.
  • Servet-i Fünûncular Batı edebiyatını tanıyabilmek için Batıda gelişen eleştirinin gelişim çizgisinin mutlaka bilinmesi gerektiği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Çünkü Servet-i Fünûnculara göre her edebî dönem bir öncekinin eleştirisiyle hazırlanır.

Servet-i Fünûn edebî topluluğu sanatçıları hikâye ve romanda önemli eserler yazmışlardır. Özellikle Halit Ziya (Uşaklıgil) ve Mehmet Rauf’un bu alanın en tanınmış isimleridir. Halit Ziya’nın Mavi ve Siyah ile Aşk-ı Memnû adlı romanları ile Mehmet Rauf’un Eylül başlıklı romanı bu dönemde yayımlanmıştır. Bu iki sanatçıya ilâve olarak Servet-i Fünûn topluluğunun bir diğer roman ve hikâyecisi Hüseyin Cahit’tir (Yalçın). Servet-i Fünûn devri hikâye ve romanının bu üç önemli ismi aynı zamanda hikâye ve romanın ne olduğuna ve nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini ortaya koyan makaleler yazmışlardır. Hâlit Ziya’nın Hikâye (1307), adlı kitabı ile Mehmet Rauf’un Romanlara Dair (Servet-i Fünûn, 2 Teşrinievvel 1313, nr.344) ve Bizde Roman (Servet-i Fünûn, 9 Eylül 1325, nr.445) ve Hüseyin Cahit’in Romanlara Dair (Servet-i Fünûn, 23 Teşrinievvel 1313, nr.347) başlıklı makalelerinde Servet-i Fünûn sanatçılarının roman ve hikâyeye dair kuramsal görüşlerini bulmak mümkündür.

Servet-i Fünûn edebî topluluğunda roman ve hikâye kadar şiir de önemli bir yer tutar. Hatta bu topluluk şiirde kafiye meselesi ile ilgili bir tartışma neticesinde bir araya gelmiştir. Edebiyatımızda abes-muktebes tartışması diye bilinen bu polemik, edebiyat anlayışı açısından geleneksel şiir anlayışını devam ettirenlerle, Avrupaî Türk edebiyatının gelişmesinin savunanlar arasında geçmiştir. Taraflar arasında görüş ayrılıklarının iyice keskinleşmesi üzerine Servet-i Fünûn edebî topluluğu sanatçıları, Recaizâde Ekrem Bey’in teşvik ve desteğiyle Servet-i Fünûn dergisi etrafında bir araya gelmişler ve böylece Servet-i Fünûn edebî topluluğu kurulmuştur.