Ünite 2: Antikçağ Yunan Dünyasında Tarih Anlayışı

Antikçağ Yunan Dünyasında Efsaneye Dayalı Tarih Anlayışı

Antikçağ Yunan medeniyetinde tarih konusunun, diğer pek çok medeniyette olduğu gibi, efsaneler tarafından işlendiği söylenebilir. Herodotos’un başlattığı tarihçilik geleneğine kadar etkili olan efsaneye dayalı bu dönemde etkili olmuş başlıca isimler Homeros, Hesiodos ve Pindaros’tur.

Homeros ve Hesiodos

Homeros’un kendi destanlarında kültüre, toplumun değer ve yaşama biçimlerine yer vermesi, hatta tanrıların, kahramanların, soylu ailelerin soy kütüklerini aktarması, tarihçilik açısından önemli veriler olarak yorumlanmaya uygundur. Homeros ve Hesiodos’un destanlarında onların tarihçilik görevlerinin sorumluluğunda olduklarını görmemiz mümkündür.

Hesiodos, Antik Yunan tarih düşüncesini ana hatlarıyla ortaya koyan ilk düşünürdür. Hesiodos, tarih düşüncesini içeren iki ayrı yapıtında, tarihi iki ana bölüme ayırmıştır: Theogonia’da (2006), evrenin oluş sürecini, tanrıların özelliklerini ve görevlerini, insanın ortaya çıkışını ele almış, daha çok tanrıların tarihini anlatmaya yoğunlaşmıştır. İşler ve Günler’de ise insanın tarihi ağırlıklı yer tutmuş, hatta Hesiodos bu yapıtında kendinden önceki ve sonraki nesilleri kapsayacak şekilde insanın geçmişini ve geleceğini daha doğrusu insanın geçmişi ve geleceği konusunda kendi öngörülerini- ele almıştır. Hesiodos, zamana bağlı olarak insanlığın kötüye gittiği, insanın özelliklerinin olumsuza doğru değiştiği görüşlerini “Çağlar Öğretisi” de denilebilecek bir temellendirme çerçevesinde ortaya koymuştur.

Pindaros

Pindaros (M.Ö. 518-438) efsaneye dayalı tarih anlayışının diğer önemli bir temsilcisidir. Pindaros, Rodos’un efsaneye dayalı tarihini anlatmıştır ve bu anlatıda geçmiş, değişmeyen gerçeklik olarak anlaşılmıştır. Geçmişin Pindaros için önemi büyüktür; fakat Pindaros’un şiirlerinde genel olarak zaman, her üç boyutuyla da (geçmiş, bugün, gelecek) önemli yer tutmuştur. Hatta ilk olarak tarih olaylarını zaman boyutunda değerlendirenin de Pindaros olduğunu söyleyebiliriz. Bunun dışında, Pindaros, zamandaki ve tarihteki değişikliklere ilişkin farkındalığını yapıtlarına yansıtan, Starr’ın vurgusuyla, “tarihsel bir dünyada yaşadığını açıklıkla dile getiren” bir ozan olmuştur. Pindaros, zamandaki ve tarihteki değişikliklere ilişkin farkındalığını yapıtlarına yansıtan, geleneklerin değişken olduğunun farkında ve geleneğin dünyanın yöneticisi olduğu görüşünü benimseyen bir ozan olmuştur. Pindaros, geleneklerin değişken olduğunu ve geleneğin dünyanın yöneticisi olduğu görüşünü savunmuştur.

Sofistlerden Sonra Yunan Tarihçiliği ve Tarih Yazıcılığı

Evrenin nasıl oluştuğu sorusuna aranan ve önerilen yanıtlar, başlı başına tarihli olduklarından, tarih düşüncesinin Antikçağ Yunan medeniyetinin evren anlayışının merkezine oturmasına yol açmışlardır. Felsefeye dayalı evren anlayışı da, efsaneler ve kozmogoniler gibi, oluşu açıklarken evrenin oluş tarihini de konu edinir. Toplumsal sorunların çözümünde de sorunu ortaya çıkaranları ve sorunların kaynaklarını araştırma yolunun izlenmesi, geçmişe ilgiyi arttırmış ve sorunları geçmişi göz önüne alarak çözme girişimleri, insan ve kültür hakkında çeşitli düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. M.Ö. 5. yüzyılda tarihçiler, kendi çağlarındaki sorunlara odaklanırken, felsefeciler, sorunlara yaklaşım için farklı bir yola yönelmiştir: Toulmin’e göre, Pythagoras ve Parmenides’in etkileriyle felsefenin metafizik yoluna girmesi, doğa bilimlerinin tarihsel görünüşten ziyade kuramsal fizik-matematik yönünde gelişmesine zemin hazırlamıştır. Herodotos ve Thukydides gibi tarihçiler, bilimsel tarih anlayışının ilk örneklerini serimlemelerine yol açmıştır.

Herodotos

Herodotos, edindiği bilgiyi değiştirmeden aktarma ve gerekmedikçe kişisel görüşlerini aktardığı olaylara katmama gibi özellikleriyle, tarih yazıcılığında rastlanan ilk farklı modeli oluşturur. Bu anlayışını şu sözlerinde de görmek mümkündür: “Ödevim, bana anlatılan neyse onu vermektir. İnanmaya gelince, hiçbir şey beni buna zorlayamaz ve bunu bütün anlattıklarım için söylüyorum”. Ayrıca, birbirine karşıt düşünceleri görmezden gelmemesi, anlattığı konuyla ilgili yazılı belgeler elde ettiği zaman belgeye bağlı kalarak değerlendirme yapması, bilgisinin yetersiz kaldığı durumda bunu açıkça dile getirmesi, kişisel yorumlarını işin içine kattığında yalnızca beğenilerine ve hayranlıklarına değil de çirkin ve tuhaf bulduğu olaylara da yer vermesi, Herodotos’u özgün ve öncü bir tarihçi kılan diğer yönleridir, diyebiliriz.

Thukydides

Thukydides de Herodotos ile birlikte Yunan tarihçiliğinin önemli isimlerinden biridir. Thukydides, ekonomik etkenleri değişimlerin ve iç savaşların nedeni olarak gören belki de ilk tarihçidir. O, tarih olaylarını incelerken akılcı bir tutum takınmış, buna bağlı olarak tarih olayları karşısında kuşkucu olunması ve öne sürülen her aktarıma ve delile inanılmaması gerektiğini savunmuştur. Thukydides, olayların ardındaki neden ve ilkeleri araştırıp bulma isteğiyle bağlantılı olarak, olaylarda ortaya çıkan sonuçları, amaçları ve motifleri gözeten ve bu unsurlara odaklanan, pragmatik bir tutum sergilemiştir. Bu sayılan yönleriyle, Yunan tarihçiliğinde bilimsel yönelişin zirveye çıktığı bir düşünür olmuştur. Thukydides Yunan tarih yazımında efsanelerin etkisinin azalarak olayların araştırılmasının ön plana çıkması sağlanmasında öncülük etmiştir.

Platon’un Tarih Anlayışı

Platon, kendi çağında tanık olduğu toplumsal ve siyasi çalkantılar karşısında, şu iki tutum arasında bir seçim yapma zorunluluğuyla baş başa kalmıştır: (a) Polisi, daha doğrusu Atina’yı tüm kurum ve gelenekleriyle geçmişe gömme gayreti içinde olan yıkıcı güçlerle bir olup yepyeni bir devlet ve yepyeni bir din oluşumuna katkıda bulunmak, (b) karşıt görüştekilerin yanlışlarını ortaya koyup çürüterek Polis’i ayakta tutmak için ne gerekiyorsa yapmak. Platon, bu tutumlardan ikincisini benimsemiştir ve hocası Sokrates’in Sofistlerle mücadelesini devam ettirerek Polis’i sonuna kadar savunmuştur. Bu seçimi, Platon’un ömrü boyunca din, siyaset, kültür gibi sorunlarla uğraşmasına yol açmış, bu sorunlara önerdiği çözümleri temellendirirken de felsefeyi ön planda tutmakla birlikte, malzemesini tarihten derlemiştir.

Ruh, Tarihteki Konumu ve Toplumsal Tarihe Etkisi

Ruh, idealar öğretisi, Platon düşüncesinin özgün unsurları için de en önemli kavramlardan biridir. Platon’un felsefesinin olduğu kadar, tarih anlayışının da anahtar kavramlarının başında ruh gelir. Platon’a göre ruh hem ilk yaratılan varlıklardan biridir hem de tüm değişim ve dönüşümlerin başlıca nedenidir. Ruh, bütün eylemlerin, iyi ve kötü olarak nitelenen her şeyin ardındaki nedendir, yani insanların tüm eylemleri aslında ruhun etkinlikleridir. Platon’un ruha yüklediği temel özellikler ölümsüzlük, maddesizlik ve görünmezliktir. Aynı zamanda ruh, tutku, cesaret ve akıl olmak üzere üç ana bileşene sahip bir yapıdır. Ruh, iyileşmeden sorumlu olduğu ölçüde, toplumdaki bozulmadan da aynı ölçüde sorumludur. Platon’a göre insanın mutlu yaşaması, ruhun bölümleri arasında olması ve devlet ile kurumlarında düzen ve uyumun olmasına bağlıdır. Platon’a göre felsefî temellere dayalı düzeni kuracak olan, ruhunun akıl bölümünün rehberliğinde, yine insandan başkası değildir.

Platon’da Tarih Metafiziği ve Tarihin Yorumlanışı

Toplumsal yaşam, hem insanın varlığını sürdürmesi için zorunlu olması hem de refahta artış ve kurumlarda gelişmişlikle birlikte insanı bozması nedeniyle çelişki doğurmaktadır. Platon, tüm bu aşamaların zorunlu olduğunun, tarihin başlangıcından kendi yaşadığı zamana kadar belirli ölçüde bir ilerlemenin sürdüğünün farkındadır ve insana-topluma ilişkin iyimserliğini temellendirmek üzere, felsefeyi kullanır. Platon’a göre, (a) insan, ahlâkta bozulmanın getirdiği olumsuzlukları, ilerleme sürecinde geliştirdiği kurumları ve bilgileri kullanarak saf dışı edebilir, (b) devlet aşamasına ulaşma ve felsefenin doğuşuyla, kültürde ilerleme zirveye çıkmış olur, (c) ruhta saklı olan Tanrı öğütleri yani doğruluğun bilgisinin kaynağı, ruhun arkeolojisi yapılarak felsefe sayesinde ortaya çıkarılıp, doğru bilgi temeline uygun devlet kurulunca, çelişki ortadan kalkar.

Platon, insanlığın tarihin çeşitli aşamalarında bozulmuş olmalarına karşın insanın gerçekte mükemmel olduğuna işaret eden düşünceler ortaya koymuştur. Bu düşünceler ekseninde, tarih olayının betimlenmesi ve açıklanmasıyla ilgili her bir aşamanın, aşağıdan yukarıya doğru bir diyalektik sürecin aşamaları olduğu ileri sürülebilir. Bu diyalektik süreç, adım adım devlet ve felsefe aşamasına kadar uzanan siyasal ve zihinsel gelişmelerin bütünüdür. Platon’un tarihi yorumlayış üslubu, tarihçilik ve tarih yazımı açılarından bakıldığında, Timaios, Kritias ve Yasalar gibi yapıtlarında, Devlet ve Devlet Adamı gibi daha genç olduğu zamana ait yapıtlarına kıyasla farklıdır. Platon, düşüncesinde gitgide daha baskın olarak belirecek biçimde, geçmişi, insanlığın kendini gerçekleştirdiği bir alan, anlamlı bir bütünlük olarak değerlendirmiştir.

Theoria-Historia Karşıtlığının Oluşması ve Yerleşmesi

Historein sözcüğünün anlam içeriği sandığımızdan ne kadar zengin ve tarihçilikle ilgili Antikçağ Yunan düşünürlerinin başardıkları ilkler ne kadar çok olursa olsun, Antikçağ Yunan medeniyetinin düşünce yapısında, kosmos ile dile getirilen düzen fikri belirgin biçimde etkilidir ve bu düzenin kalıcı, değişmeyen şeylerinin bilgisinin, deneyim sınırlarını aşan, akıl temelli bir düşünme yoluyla edinildiği anlayışı da yaygındır. Bu anlayış, Milet Okulu’na kadar geri götürülebilir, fakat theoria kavramıyla ifade bulan araştırma etkinliği ve bu etkinliğin karşısına gelip geçici şeylerin değişken bilgisini-yani historik bilgiyi ya da doxayı koyarak bir ikilik oluşturma, ne yalnızca Milet Okulu’ndan Sofistlere dek uzanan doğa filozofları tarafından ne de yalnızca Sofistler ve Sokrates tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu tarz bir ikiliğin, dolaylı da olsa, en yetkin ifade bulduğu metinler, kendilerinden önce gelen düşünce mirasını ustaca sentezleyen ve bu sentezin üzerine kendi düşüncelerini de katan büyük sistem filozofları Platon’un ve Aristoteles’in yapıtları olmuştur.

Aristoteles, theoria-historianın birbirine karşıt olarak konumlanması konusunda, Platon’dan daha açık bir söyleme sahiptir, denilebilir. Aristoteles, bilgi alanlarını teorik bilgi, pratik bilgi, poietik bilgi sınıflandırır. Bunlardan ilkini, bilgiyi başka bir şeyin aracı değil de başlı başına kendisi için bir amaç olarak gören fizik, matematik ve metafizik gibi disiplinler oluşturur. İkincisi kapsamına etik, politika, ekonomi gibi insan yaşamındaki eylemlerle ilişkili, iyinin nasıl elde edilebileceğini araştıran disiplinler girer. Son olarak, poietik bilimler, anlamca bilimlerin karşısına konulmuş olan güzel sanatlar›, yani insan ürünü şeyleri kapsar-yani bilgiyi bilgi olarak değil, güzel şeyler yapmak için bir araç olarak görür ve kullanır. Poietik bilgi alanına tragedya, müzik, resim, heykel gibi sanatlar girer.

Aristoteles’te en yetkin ve açık ifadesini bulan theoriahistoria yani felsefe-tarih karşıtlığı, Antikçağ Roma medeniyetinde de aynen korunmuş, olayları kaydetmek için yıllıklar tutma (annales) ve tarih yazıcılığı arasında yalnızca edebi ölçütler temelinde ayrım yapılmıştır. Hatta bu karşıtlık, tarih felsefesinin gidişine yön verecek ölçüde belirgindir ve tarih felsefesinin özel bir tarihi yazılacak FEL401U-TARİH FELSEFESİ I Ünite 2: Antikçağ Yunan Dünyasında Tarih Anlayışı 3 olsa, sayfaların önemli çoğunluğunu bu karşıtlığı aşma denemeleri kaplar.