Ünite 3: Anthony Giddens: Modernlik/Geç Modernlik ve Yapılaşma Kuramı

Giriş: Yaşamı ve Sosyolojiye Bakışı

Giddens, hem bir teori oluşturma hem de bir eylem adamı olma çabası içinde olmuştur. Onun üç temel kuramını modernlik/geç modernlik, küreselleşme ve yapılaşma meseleleri olarak sıralamak mümkündür.

Giddens makro ve mikro kuramcıların yöntemlerinden farklılaşmış¸, geleneksel ve düalist yaklaşımlardan uzaklaşmaya çalışmıştır. O, birey-toplum düalizmine karşı çıkan ve yeniden üretilen pratikler üzerine yoğunlaşan bir sosyolog olmuştur.

Özellikle Sosyolojik Metodun Yeni Kuralları (2003:6) kitabında Durkheim’ın pozitivist açıklamalarını önemsemekle birlikte, onun metodunu eleştiriye tabi tutmuştur.

Sosyolojinin kendine özgü entelektüel bir disiplin olduğunu ileri süren Giddens, klasik sosyologların kuramlarını indirgemeci olarak niteler. Ona göre sosyoloji, kendi sorunsalını yansıtan özelliğe sahip bir bilimdir.

Giddens’a göre, yorumsamacı / hermeneutik sosyolojilerin eksiği yapıdır, katkısı ise eylemde insan öznelerin belirleyiciliğidir. İşlevselci ve yapısalcılar ise zorlama, güç, organizasyon gibi kavramlarla topluma vurgu yaparlar.

Giddens, günümüz toplumlarının bir geçiş¸ sürecinde olduklarını, sosyal bilimcilerin, bu süreci değişik isimlerle adlandırdıklarını, örneğin; bilgi toplumu, bilişim toplumu, tüketim toplumu gibi yeni bir aşama olarak yorumlayanlar olduğu gibi, postmodern, postmodernizm, sanayi sonrası toplum, kapitalizm-sonrası toplum gibi önceki dönemin tasfiyesine ilişkin görüşleri ön plana çıkaranların da bulunduğunu belirtmektedir.

Bütün sosyal bilimler hermeneutik özellik gösterirler. Betimlenecek bir olayın içinde yer almak demek, karşılıklı olarak bilgininin sıradan aktörler ve sos- yal bilimciler tarafından paylaşılması anlamına gelmektedir. Sosyolojik kavramlar gündelik eylemin içinden çekilip çıkartılamaz. Sosyolojik bilgi, toplumsal yaşam alanına sarmal bir şekilde girip çıkan bir süreçtir. Bu sürecin tamamlayıcı bir parçası olarak sosyoloji hem kendini hem de toplumsal alanı yeniden yapılandırır.

Modern Öncesi ve Modernlik

Giddens, her iki döneme ilişkin süreksizliklerin varlığını açıkça ortaya koymanın mümkün olduğundan söz etmektedir. Modernliği, 17. Yüzyılda Avrupa’da başlayan ve daha sonra tüm dünyayı etkisi altına alan bir toplumsal yaşam ve örgütlenme biçimi olarak tanımlar. Ancak bu tanımın zaman süreci ve coğrafi bağlamından daha fazla bir şeyi ifade ettiğine değinir.

Ontolojik güvenliğin temelinin genellikle ilk çocukluk döneminde oluşturulduğunu belirten Giddens, yetişkinlik dönemi rutinleriyle devam ettirildiğini öne sürer. Geleneğin kendisi tanımı gereği bir rutin olduğu için toplumsal ve doğa olaylarını yapılandırırdı fakat modern toplumlarda bu kurumsal ortamların hiçbiri güçlü bir güvenirlik ve ontolojik güvenlik hissi yaratmamaktadır. Giddens’a göre bu ihtiyaçlar farklı şekillerde karşılanır: Rutin, soyut sistemlerle bütünleşmiştir, safları ilişkiler cemaat ve akrabalığın yerine geçmiştir ve düşünümsel olarak inşa edilmiş¸ bilgi sistemleri dinî kozmolojilerin yerini almıştır. Sonuç, ontolojik güvensizliğin, “gerçekliğin varoluşsal demir atması” ile bağlantılı olarak endişenin geleneksel toplumlardan ziyade modern toplumlarda çok daha fazla görülüyor olmasıdır. Geleneksel dönemde bedenimizin uzandığı yere kadar ulaşma olanağımız bulunurken, elektronik çağda sinir sistemimiz dünyayı bir ağˆ gibi sarmaktadır. Modern dönemde “zamanın uzamla uzaklaşması durumu giderek artmıştır. Dolayısıyla Giddens’ın modern öncesi ve modern dönemi, güven ve risk ortamına dayalı olarak karşılaştırması daha anlamlı hâle gelmiştir.

Modern Öncesi Dönemin Güven Ortamının Belirleyicileri

Giddens güven ortamının belirleyicilerini 4 faktörle açıklar. Bunlar;

  1. Zaman-uzam içindeki toplumsal bağları istikrarlı kılmada akrabalık ilişkileri düzenleyici bir rol üstlenir.
  2. Tanıdık bir çevre sağlayan bir yer olarak yerel toplulukların varlığına/ağırlığına dikkat çeker.
  3. İnsan yaşamının ve doğanın tanrısal bir yorumunu sağlayan inanç ve ritüel uygulama tarzları olarak dinsel kozmolojiler önemli bir yer tutar.
  4. Bugün ile geleceği birbirine bağlayan geleneğin çevrilebilir bir özelliğe sahip olmasından dolayı geçmişe yönelik bir bağlantının söz konusu olduğunu vurgular.

Modern Öncesi Dönemin Risk Ortamı

Giddens, modern öncesi dönemin risk ortamını ise şöyle değerlendirir:

  1. Bulaşıcı hastalığın yaygınlığı, iklimin güvenilmezliği ve sel baskınları gibi doğal felaketler başta olmak üzere doğadan kaynaklanan tehdit ve tehlikeler mevcuttur.
  2. Yağmacı ordular, yerel beyler, haydutlar ve hırsızlardan kaynaklanan insan şiddeti tehdidinin bulunmasıdır.
  3. Dinsel kayradan yoksun kalma ya da kötü bir büyünün etkisine girme riskinin varlığıdır. Bu riskleri azaltmanın yollarının başında akrabalık ilişkileri, yerelleşmiş¸ ilişkilerin önemi, dinî inançlar ve bir rutin olan gelenekler gelmektedir.

Modern Dönemde Güven ve Risk

Giddens, modern dönemde yerinden çıkarma/yerinden edilme kavramı ile ifade ettiği soyut sistemlere yönelik güven ilişkilerinin nasıl olduğunu üç kategoride değerlendirir:

  1. Toplumsal bağları istikrarlı kılma aracı olarak dostluk ya da cinsel (akrabalık) yakınlıkla ilgili kişisel ilişkiler,
  2. Belirsiz zaman aralıklarındaki ilişkileri istikrarlı kılma yolu olarak soyut sistemler (açılımlı mekanizmalar),
  3. Geçmiş¸ ile geleceği bağlantılandırma tarzı olarak karşı-olgusal, geleceğe yönelik düşünce.

Bu özelliklerinden dolayı Giddens bu dönemi geç modern dönem olarak isimlendirir. Giddens, modernliğin günümüzde yaşanan risk ve tehlikelerinin toplumun varlığını tehdit etmekle birlikte bu risk ve tehlikelerin karşıtlıklar içinde kendini yeniden dönüştürme imkânının bulunduğuna işaret eder.

Modernliğin Süreksizlikleri

Giddens’ın modernliğin konusunda söylemek istediği, modern toplumsal kurumların birçok bakımdan benzersiz oldukları, diğer bir ifade ile geleneksel toplum düzeni anlayışını yansıtmadığıdır. İnsanlar tarihinin süreksizlikler ile belirlendiği ve doğrusal bir gelişim çizgisine sahip olmadığı bilinen bir gerçekliktir.

Modern yaşam tarzları, geleneksel toplumsal düzen çeşitlerinden benzeri görülmedik bir biçimde ayrışmakta ve modernliğin getirdiği dönüşümler gerek yaygınlık gerekse yoğunluk bakımından önceki döneme özgü değişim biçimlerinden oldukça farklılık göstermektedir.

Evrimci açıklamaların genel anlamda “büyük anlatıları” temsil ettiğine değinen Giddens, evrimcilerin tarihi, insanlıkla ilgili olaylar karmaşasını sistematik bir tablo düzeni içerisine sokarak yine olaylar dizisinin yardımı ile anlatmaya çalıştıklarından söz eder.

Modern Öncesi ve Modern Dönemin Süreksizliklerinin Karşılaştırılması

Giddens&Pierson, modern toplumu endüstriyel uygarlıkla ilişkili olarak üç kategoride değerlendirmektedirler:

  • İnsan ilişkileri tarafından dünya düşüncesinin dönüşümüne açık davranışlar seti,
  • Ekonomik kurumların karmaşıklığı, endüstri üretimi ve pazar ekonomisi ve
  • Kitle demokrasisi ve ulus- devleti de içine alan politik kurumlar.

Giddens modern toplumsal kurumları geleneksel toplumsal düzenlerden ayıran süreksizlikleri ise üç kategoride değerlendirerek açıklamaktadır :

  1. Değişim hızı: Geleneksel düzenlerin (toplumlar) kendi içlerinde devingen oldukları söylenebilir. Fakat modernliğin koşulları içinde değişimin hızı had safhadadır. Bunun önemli bir yönünü teknoloji oluştursa bile, bu hız diğer toplumsal ilişkilerde de kendini gösterir.
  2. Değişim alanı : Dünyanın farklı bölgeleri birbiri ile bağlantılı hâle geldikçe toplumsal dönüşümün dalgaları yerkürenin tüm yüzeyini kapsamaktadır.
  3. Modern kurumların doğası : Ekonomik üretim sisteminin piyasa koşulları ve metalaşması, ulusdevletlerin siyasal sistemi gibi ekonomi-politik güç ilişkilerini birlikteliği, daha önceki dönemlerde hiç görülmediği kadar iç içe geçmiştir. Dolayısıyla modern kurumlar doğaları gereği yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılayan bir özellik göstermektedirler.

Modernliğin Dinamikleri

Modernlik, özünde gelenek ile bir karşıtlık içindedir. Bu karşıtlık modernliğin dinamiğini oluşturur. Modernliğin dinamizmi, zaman ve uzamın ayrılmasından ve aynı zamanda toplumsal yaşamı organize eden zaman ve uzamın dilimlenmesini sağlayacak şekilde yeniden birleştirilmesinden, toplumsal sistemlerin yerinden edilmesinden, birey ve grupların eylemlerinden oluşan toplumsal ilişkilerin sürekli bilgi girdileri yolu ile düşünümsel olarak düzenlemesinden ve yeniden düzenlemesinden gücünü almaktadır.

Geç Modernlik ve Postmodernlik

Geç modernlik, Giddens’ın 1990’ların başından itibaren en büyük ilgi alanını oluşturmuştur. Giddens modernlik ile öncelikle post-feodal Avrupa’da kurulmuş¸ olan fakat etkileri bakımından yirminci yüzyılda giderek dünya tarihine yerleşen kurumlara ve davranış¸ biçimlerine atıfta bulunmaktadır.

Giddens, post modernistlerin iddia ettiği gibi post modern bir döneme girildiği konusunu tartışmaktan çok, modernliğin sonuçlarının nasıl bir dönüşüm geçirdiğine bakmak gerektiğinden söz eder.

Giddens’ın post modern toplum ya da endüstri-sonrası toplumu değil, geç modern toplumu ele aldığıdır.

Geç Modernlikte Riskler

Giddens, geç modern topluma özgü dört tip riskten bahseder:

  1. Devlet eliyle ya da başka yollarla yapılan ve hiç kimsenin kaçmasının mümkün olmadığı gözetim,
  2. Türlerin yaşamını sürdürememe riskiyle birlikte artan askerî güç,
  3. Kapitalizmin istikrarsız nitelikleri sebebiyle ekonomik büyümenin çökme ihtimali ve
  4. Kapitalizmi sınırlayan ekolojik ve çevresel kısıtlamalar.

Yapılaşma Kuramı ve Yapının İkiliği

Toplumsal pratiğin yasalaştırılmasının üç bileşeni bulunur. Bunlar;

  1. Anlamlı iletişim üretimi (anlamın iletişimi)
  2. Güç (gücün kullanımı) ve
  3. Ahlaktır.

Eleştiriler

Bazı eleştirmenlere göre Giddens’ın yapı kadar failliğe de önem vermesi günümüz teorik çerçevesi açısından oldukça katkı vericidir. Bununla birlikte Giddens hakkındaki değerlendirmelerin tümü bu şekilde olumlu değildir.

Giddens hakkında yapılan eleştirilerden ikisi dikkat çekicidir. Birincisi Giddens’ın insan failliğe yaptığı vurgu ve ikincisi de modern dünya hakkındaki optimist bakış açısıdır.