Ünite 2: Anlam sanatları

Giriş

Divan şiirinin dilini söz ve anlam yönünden süsleyen edebi sanatlar, belagatin son bölümü olan bedi’in konusunu meydana getiren ifade biçimleridir. Bu ifade biçimleri ‘söz sanatları’, ve ‘anlam sanatları’ olmak üzere ikiye ayrılır. Anlam sanatları şiirde ya da nesirde sözcüklerin veya sözcük gruplarının arasındaki yakınlık, karşıtlık ve benzeri ilişkilerden yararlanılarak farklı hayal ve çağrışımlar meydana getirmek; söz sanatları da çeşitli ses tekrarlarıyla sözde ahenk yaratmak amacıyla kullanılmıştır.

Bedi’

Asıl anlamı örneksiz ve modelsiz bir şey icat etmek olan bedi’, bir belagat terimi olarak ‘me-ani’ ve ‘beyan’ kısımlarından sonra gelen, manaya delaleti açık ve durumunun gereğine uygun olan sözü lafız ve mana yönlerinden güzelleştiren usül ve maharetleri konu alan bir bilim dalının adıdır. Bedi’ belagatin henüz bir bilim dalı olmaya başladığı yıllarda bugünkünden daha geniş bir anlama sahip olduğu, her tür edebi sanat ve ifade özelliğine bu adın verildiği bilinmektedir. Uzun süren araştırma ve çalışmaların sonucunda bedi’ bugünkü anlamını kazanmış ve ilgi alanı olan sözü ‘lafız ve mana yönlerinden güzelleştiren usül ve maharetler’ olarak sınırlandırılmıştır. ‘Usül ve maharetler’ bugün edebi sanatlar başlığı altında ele alınan ifade biçimleridir. Bu ifade biçimleri anlam sanatları ve söz sanatları olmak üzere ikiye ayrılır. Anlam sanatları tenasüb, iham-i tenasüb, tezad, iham-i tezad, mukabele, cem’-i tefriktaksim, leff ü neşr, tensikü’s-sıfat, rücü, tecrid, iltifat, tevriye, müşakele, mübalağa, hüsn-i talil gibi ifade biçimleridir. Söz sanatları ise cinas, iştikak, seci, irsad, reddü’l-acüz ale’s sadr ve akis gibi ifade biçimleri ya da edebi sanatlarıdır. Tekrir hem anlam hem de söz sanatları içinde değerlendirilebilecek bir ifade biçimidir.

Anlam Yakınlığı ve Karşıtlığına Dayalı Sanatlar

Anlam Yakınlığına Dayanan Sanatlar

Tenasüb

Tenasüb, aralarında anlam bakımından tezad dışında bir ilişki bulunan iki ya da daha fazla sözcüğü bir ibarede toplamaktır. Bu ifade özelliğinin birbiriyle ilişkili sözcüklerin kavram alanlarını belirginleştirmek, söylenmeyen diğer öğeleri de hatırlatmak ve metnin ana fikrini hissettirmek, yazarın ya da şairin üslubunu belirlemek gibi işlevleri vardır.

Örnekler

F. Nafız Çamlıbel’den örnek: ‘Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken/Bir uzak yıldıza benzerdi güneş sen varken’ bu dizelerdeki mehtap, yıldız ve güneş birbirleriyle ilişkili sözcükler olduğu için bu üç sözcüğün bir arada kullanılmasıyla bu beyitte bir tenasüb meydana gelmiştir. Ahmed Paşa’dan örnek: ‘Din kebüter gönlümi zülfin salmasun/ Mürğ-i dest-amuzdur ana n’ider şahin salup’ beyit ‘o sevgiliye söyleyen bir güvercine benzeyen gönlümü almak için saçını salmasın/ gönlüm zaten onun evcil kuşudur, onu anlamak için şahin salıp da ne yapacak’ anlamındadır. Beyitte kebüter, müğr, dest-amuz ve şahin sözcükleri beytin anlam bütünlüğü içinde kullanılarak bir tenasüb meydana getirilmiştir.

İham-ı Tenasüb

Bir ibaredeki kelimelerden birinin ya da birden fazlasının kastedilmeyen anlamıyla o ibaredeki tenasüp ilişkisi içinde yer almasıdır. Bülbül ile gülmek fiilinin emir kipi olan gül’ü aynı ibare içinde kullanarak bu sözcüğün yarattığı çağrışımda bir çiçek adı olan gülü hatırlatmak gibi. F. Nafiz Çamlıbel’den örnek: ‘Titrerdi o busenle açan gonca gülünce’. Gülmek fiilinin kökü ile gülünce bir arada kullanılarak gül ile gonca arasında bir çağrışım yapılmış ve bu yolla bir iham-ı tenasübün meydana gelmesi sağlanmıştır.

Leff ü Neşr

Sözcük anlamı dürme, toplama ve yayma olan leff ü neşr, bir ibarede iki ya da daha fazla sözcüğü hükmü zikrettikten sonra bunlarla ilişkili sözcük ya da hükümleri sıralamak yoluyla meydana getirilen ifade biçimidir. Bu anlatım tekniğinde önce söylenenler leff, sonrakiler de neşr’i meydana getirir. Leff ü neşr, müretteb ve gayr-i müretteb olmak üzere ikiye ayrılır. 1. Müretteb leff ü neşr: İlk sırada söylenen kelime ya da hükümlerle bunların karşılığı olan unsurların aynı sırayla verilmiş olduğu leff ü neşrlerdir. 2. Gayr-ı müretteb leff ü neşr: Buna müşevveş leff ü neşr de denir. İlk sırada söylenen kelime ya da hükümlerle bunların karşılığı olan unsurların belli bir düzen içinde olmadığı neşrlerdir.

Örnekler

F. Nafiz Çamlıbel’den örnek: ‘Sakın bir söz söyleme.. Yüzüme bakma sakın/ Sesini duyan olur, sana göz koyan olur’ ilk mısradaki söz söyleme ve bakma sakın ikinci mısradaki sesini duyan ve göz kelimeleri arasında leff ü neşr vardır. Bu leff ü neşr birbirleriyle ilgili unsurlar aynı düzen içinde sıralandığı için müretteb bir leff ü neşrdir.

Anlam Karşıtlığına Dayanan Sanatlar

Tezad

Tezad, zıt anlamlı sözcükleri bir ibarede toplamaktır. Burada kastedilen karşıtlık siyah ve beyaz gibi bir renk karşıtlığı olabileceği gibi bilmek ve bilmemek gibi olumlu ve olumsuz fiiller arasındaki bir karşıtlık olabilir. Tezatta karşıt anlamlı sözcüklerin her ikisi de isim ya da her ikisi de fiil olabilir. Fiiller arasındaki tezat ikiye ayrılır: a. Olumlu fiiller arasındaki zıtlık. Ağladı ve güldü fiillerinin aynı ibare içinde yer alması gibi. b. Biri olumlu diğeri olumsuz olmak üzere aynı kökten türemiş iki fiili bir arada kullanmaktan doğan tezat. Ağladı ve ağlamadı fiillerinin aynı ibarede yer alması gibi. Tezatta karşıtlık sözcüklerin gerçek anlamları arasında olabileceği gibi mecazi anlamları arasında da olabilir. İnsan zihnindeki karşıtlık oluşturan ifadeler de tezat olarak değerlendirilebilir. Aslında bu tür tezatlar ifadenin ve hayalin daha da belirgin bir hale gelmesini sağlar. Atilla İlhan’ın cinayeti kör bir balıkçı gördü ve ece Ayhan’ın çiçeksiz bir çiçekçi dükkânında durmuş dizeleri bu tür tezatta ifadelerin olduğu örneklerdendir. Olayları ve eşyayı farklı görmeyi, görülen ve duyulanı daha etkileyici bir şekilde ifade etmeyi sağlayan bu sanat, sanatkârın iç dünyasını ve heyecanlarını ortaya koymada önemli bir ifade aracıdır. Tezat, dilde etkileyiciliği sağlayan kimi öğeleri öne çıkarmaktır. Örnek olarak Mehmet Akif’in bülbüle hitaben söylediği ‘niçin damlacık göğsünde bir umman hurişandır’ mısraında, bir damlacık göğüs’ün içine bir umman’ı sığdırmak tezadın yarattığı bu etkileyiciliğin son derece başarılı bir örneğini vermiştir. F. Nafız Çamlıbel’den örnek: ‘Ya gezen bir ölü yahut gömülen bir diriyim/ Mumyadır canlı da cansız da bu kabristanda’ birinci mısrada ölü ile dirinin, ikinci mısrada da canlı ile cansızın bir arada kullanılmış olmasından meydana gelen bir tezat vardır.

İham-ı Tezad

İki anlamı olan bir sözcüğün cümlede kastedilmeyen uzak anlamı ile bir başka sözcük arasında zıtlık olmasıdır. Şeyh Galip’ten örnek: ‘Eyyâm-ı heremde tutalım genc bulunmuş’ Tutalım, yaşlılık günlerinde hazine/gençlik bulunmuş anlamına gelen mısrada Arapça “herem (=yaşlılık)” ile Farsça “genc (=hazine)” arasında, “genc” Türkçe “genç”le eş sesli bir sözcük olduğu için bir îhâm-ı tezâd vardır.

Diğer Anlam Sanatları

Mukabele

Bir ibarede iki ya da daha fazla sözcüğü söyledikten sonra aynı sırayı koruyarak bunların anlamına mukabili ya da zıddı olan kelimeleri sıralamaktır. Sinan Paşa’dan örnek: ‘İlahi! Her ne kadar cehd idüp zahirüm ma’mür idersem batınum viran’ yazarın ‘Allahım! Her ne kadar çalışıp dışımı mamur etsem de iç dünyam yıkık halde.’ dediği bu cümlede zahir ile batın arasında mamür ile de viran arasında bu sözcükler karşıt anlamlı oldukları için tezat, bir düzen içinde sıralanmış oldukları içinde mukabele vardır.

Cem’-i Tefrik-Taksim

Cem’: sözlük anlamı toplamak, birleştirmektir. Bir belagat terimi olarak iki ya da ikiden fazla anlamı bir hüküm altında toplamaktır. İki şey Cem’ edildikten sonra aralarını tefrik etmeye cem’ ma’a’t-tefrik (tefrikle yapılan cem) denir. Tefrik, cem’ edilen iki şeyin farklı oldukları yönler ayrı ayrı belirtilerek yapılabileceği gibi bu farklı yönler söylenmeden sadece ikisinin aynı şeyler olduğu ifade edilerek de yapılabilir. Cem’den sonra cem’i meydana getiren şeylerin özelliklerini söylemeye de cem’ ma’a’t taksim denir.

Örnekler

1. Cem: ‘bu gece yarısında iki yoldaş uyanık/ biri benim biri de serseri kaldırımlar’ şair bu iki dizede kendisiyle kaldırımları gece yarısında uyanık olma hususunda cem’ etmiştir. 2. Cem’ ma’a’t taksim: F. Nafiz Çamlıbel’den örnek: ‘Aynı sahilde durup daldığımız aynı gurüb/ Sana bir saksı çiçektir, bana bir kan çanağı’. Gurüb (güneşin batışı), önce iki kişinin bir sahilde durup kendisine bakılarak düşüncelere dalma hususunda cem’, sonra da iki kişide bıraktığı iki ayrı izlenim göz önünde bulundurularak taksim edilmiştir. Dolayısıyla bu mısralarda cem’ ma’a’t taksim vardır.

Tefrik

Birbirinin aynı olan ya da aynı olduğu kabul edilen iki şey arasında fark olduğunu söylemektir. Baki’den örnek: ‘Sen Kişra’yı adalerde mu’adil dursam/ Fazladur sende olan devlet-i din ü iman’. Şair bu beyitte övdüğü kişiye hitaben ‘Seni adalette Kişra ile eşit tutmak istesem de sendeki din ve iman Kişra’dan daha fazla olduğu için böyle bir eşitlikten söz etmek mümkün değildir’ diyerek memduhu ile divan şiirinde adalet sembolü olan Kişra’nın arasını kendi memduhu lehine tefrik etmiştir.

Taksim

Bir ibarede birden fazla unsuru andıktan sonra bunlara ait özellikleri, her birinin hangisine ait olduğunu belirterek söylemektir. Bedri Dilşad’dan örnek: ‘Sarı yanağ üstünde kim vardır/ Birisi bulut biri gülzardır’. Şair ilk mısrada saç ve yanak’a karşılık, ikinci mısrada da saç’a karşılık bulut’u, yanak’a karşılık gülzar’ı anarak bir taksim yapmıştır. Burada taksimi leff ü neşrden ayıran birisi ve biri sözcükleridir.

Tensikü’s Sıfat (=sürekli niteleme)

Asıl anlamı bir varlığın niteliklerini sıralamaktır. Belagat terimi olarak manzum ya da mensur bir metinde bir şahsı ya da nesneyi art arda sıralanan sıfatlar ile nitelemektir. Tensikü’s sıfatta her beyit kendi içimde bir bütün olmalı, cümle söz ve anlam yönünden tamamlanmalıdır. Bedri R. Eyüboğlu’ndan örnek: ‘Karadutum, çatalkaram, çingenem/ Nar tanem, nur tanem, bir tanem/ Ağaç isem dalımsın, salkım saçak/ Günahımsın, vebalimsin’. Şair bu mısralarda sevgilisini kendi hayal dünyasında ona yakıştırdığı bir takım sıfatlarda nitelemektedir. Her dizede niteleme ve hüküm tamamlanmaktadır.

Rücü’

Sözlük anlamı ‘dönme’ olan rücu’, söylenen sözden bir nükteye dayalı olarak geri dönme anlamında edebi bir terimdir. Rücu’ daha önce söylenen bir söze dönüş olabileceği gibi söylenen bir sözü iptal edip farklı bir düşünceye yöneliş de olabilir. Yenişehirli Avni’den örnek: ‘Zaman gelir ki cihan içre ins ü can kalmaz/ Değil değil yalnız ins ü can cihan kalmaz’. Şair ilk mısrada ‘Öyle bir dönem gelir ki dünyada insanlar ve cinler kalmaz’ dedikten sonra söylediğinin eksik olduğunun farkına varıp ikinci mısrada bu sözünden dönerek ‘Dünya da kalmaz’ demektedir.

Tecrid

Sözlük anlamı ‘bir şeyin elbisesini çıkarmak ya da kabuğunu soymak olan tecrid, bir belagat terimi olarak insan dışındaki her hangi bir canlıyı, nesneyi, eşyayı insanmış gibi hitap etmektir. Şairin heyecanını ve ruh halini en iyi yansıtan sanatlardandır. Emri’den örnek: ‘Gel gitme ahum ile sipihrün atrasına/ Od ile penbenün oyunı yokdır ey sehab’. Şair beytinde tecrid yoluyla bulut (sehab)a seslenerek ‘ahı ile feleğin arasına girmesini’ tavsiye etmekte ve ‘ateş ile pamuğun oyunu olmaz’ diye de bir uyarıda bulunmaktadır. Beyitteki tecrid cansız bir nesneye seslenme yoluyla yapılmış bir tecriddir.

İltifat

Sözlük anlamı dönmek, yüzünü çevirmek olan iltifat, bir belagat terimi olarak manzum ya da mensur bir sözü birinci, ikinci veya üçüncü şahıs kiplerinden biri ile ifade ederken diğer bir kipe aktarmaktır. İltifat, söz bir düzen içinde devam ederken birden bire, beklenmedik şekilde ve akla gelmeyen bir yöne çevirmek olduğu için bu ifade biçiminin en etkili olanı heyecan halinde söylenenidir. Lami’den örnek: ‘Kapuna yüz sürdigiyçün baldı bu kadri güneş/ Ey güneş hoş südde-i aliye itdün iltica’. Beyit ‘Güneş bu değeri senin hapına yüz sürdüğü için buldu, Ey güneş! Hoş, yüce bir eşiğe sığındın’ anlamındadır. Bir kasideden alınmış bu beyitte şair birinci mısrada memduhu olan 1. Selim’e, ikinci mısrada da iltifat yoluyla muhatabını değiştirerek güneş’e hitap etmektedir.

Tevriye

Sözlük anlamı bir haberi gizleyerek bir başka söz ve haberi öne çıkarmak olan tevriye, şiir ve nesirde yakın ve uzak iki anlamı olan bir sözün zihne hemen gelen yakın anlamını değil uzak anlamını kastetmektir. Bu ifade özelliğini ‘iki anlamı olan bir sözcüğün kastedilen anlamına yakın anlam ile gizlemek’ şeklinde de tanımlayabiliriz. Tevriyede her iki anlam da sözcüğün gerçek anlamları olabileceği gibi, bu anlamlardan biri gerçek diğeri mecazi olabilir. Tevriyede sözün yakın anlamı açık, uzak anlamı ise gizlidir. Tevriyeli sözcüğün her iki anlamı da tanınıyor ve kullanılıyor olmalıdır. Tevriyeye iham da denir. Tevriyede cümlenin yapısı ve unsurlarının sıralanışı ikinci anlama göre de sağlam olmalı ve dil kurallarını zorlamamalıdır. Figani’den örnek: ‘Semim-i kaklün olmış nesim gulşende/ Dimiş ki sünbüle sende emanet olsun bu’. ‘Rüzgâr sen gül bahçesinde dolaşırken saçının o güzel kokusunu almış ve sümbülü götürüp bu sende emanet kalsın demiş’ anlamındaki beyitte bir tevriye vardır. Bu tevriye beytin sonundaki ‘bu’nun farsça ‘koku’ anlamındaki ‘bu’yu hatırlatmasıyla meydana gelmektedir.

Müşakele

Sözlük anlamı ‘birden fazla unsurun birbirine benzemesi’ olan müşakele, bir sözü ikinci defa hem ilk kullanıldığı anlam dışında hem de gerçek anlamı dışında kullanmaktır. Müşakelede mutlaka tekrar edilen bir sözcük vardır. Bu sözcük ikinci kullanımında ilkinden farklı bir anlamda kullanılır. Müşakelenin amacı söze incelik ve nükte katmak, ifade edilmek istenen anlama dikkat etmektir. Muallim Naci’den örnek: ‘kadeh kırarsa da erbab-ı dil gönül kırmaz’ Bu mısrada kırmak fiili ilkinde gerçek, ikincide de mecazi anlamında kullanılmıştır. Hayali’den örnek: ‘Zahida sagarı çekmek eğer oldıysa günah/ Sen sevab içre bulun biz bu günahı çekelim’ Beyitteki ‘çekmek’ fiili kadeh ile birlikte ‘içmek’; günah ile birlikte ise yüklenmek anlamını ifade etmektedir.

Mübalağa

Mübalağa, bir niteliğin, fiilin veya durumun gerçekleşmesi zor hatta imkânsız dereceye çıkarılarak, Abartılarak ifade edilmesidir. Bir durumu olumlu ya da olumsuz olarak nitelemede aşırılığa kaçmak şeklinde de tanımlanabilecek olan mübalağa bazen bir gerçeğin ifadesi de olabilir. Bedi’de mübalağa, mübalağa-i makbule (makbul mübalağa) olarak da adlandırılır. Böyle bir mübalağa makbul olmayan türünün de olduğunu gösterir. Bir mübalağanın makbul olup olmadığı ‘zevk-i selim’e bırakılır. Mübalağanın tebliğ, iğrak ve güluvv olmak üzere üç derecesi vardır: 1. Tebliğ: Mübalağayla var olduğu iddia edilen durumun aklın kabul edeceği derecede ya da geçmişte görülmüş olmasıdır. 2. İğrak: Mübalağayla var olduğu iddia edilen durumun hiç görülmemiş olması, fakat bunun gerçekleşmesinin aklen mümkün olmasıdır. 3. Güluvv: Mübalağayla var olduğu iddia edilen durumun geçmişte gerçekleşmemiş, gelecekte de gerçekleşmesinin mümkün olmamasıdır.

Örnekler

F. Nafiz Çamlıbel’den örnek: ‘Ses verir çiğnediğin taşlara seslensen eğer/ Nur olur gözlerinin değdiği bir vaha bile’ Bu mısralarda ifade edilen her iki hüküm de olmuş ya da olabilecek bir durum değildir. Ancak buradaki mübalağa, teşbih amacıyla yapıldığı ve etkileyici bir hayali verdiği için makbul; yani değerli bir mübalağa olarak kabul edilebilir. Nef’i’den örnek: ‘İrdi bir gayete te’sir-i heva kim mur/ bir dem-i germ ile eyler yedi deryayı serab’ Şair bu beyitte havanın sıcaklığını anlatmak için bir ‘karıncanın sıcak nefesiyle yedi denizi kuruttuğunu’ ifade etmektedir. Buradaki iddia edilen durum geçmişte gerçekleşmemiş; gelecekte de gerçekleşmesi aklen mümkün olamayacak bir durumdur. Dolayısıyla beyitteki mübalağa ‘güluvv’ cinsinden mümkün olmayacak bir durumdur.

İdmac

Sözlük anlamı bir şeyi diğer şeyin içine sıkıştırmak olan idmac, bir belagat terimi olarak belli bir maksadı dile getiren söze bir başka anlam daha ilave etmektir. İdmac da ilave edilen anlam, ilk anlam ile olumlu ya da olumsuz, aynı yönde olur. Bu anlamlardan biri asıl maksattır ve açıktır, diğeri ikinci planda kalır, üzerinde durulmaz. İstitrad: İdmacla ilgili bir ifade biçimidir. İstitradda ifade edilmek istenen anlam bütünüyle tamamlanmadan o söz ile ilgili diğer bir anlamın ifadesine geçilir. Bu iki anlam arasında doğrudan değil dolaylı bir ilişki vardır. Mehmet Akif’ten örnek: ‘Cihan Yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz!’ Bu mısrada biri birleşik iki cümle vardır. Kastedilen anlam cihan yıkılsa bile u cephenin sarsılmayacağıdır. Diğer cümle bu cümlenin bildirdiği hükmü güçlendirmeyi okuyanın ya da dinleyenin bu hükme inancını pekiştirmeyi amaçlayan bir istitraddır.

Tecahül-i Arif (bilmezlikten gelme)

Nazımda ve nesirde bir hususun bir nükteye bağlı olarak bilinmiyormuş gibi ifade edilmesidir. Şeyh Galip’in ‘Gel Arif ol ki Ma2rifet olsun tecahülün’ mısraında aslında bu sanatın tanımı yapılmaktadır. Tecahül-i arif, bazen hayranlığı ve kendinden geçme halini ifade etmek, bazen neşe ve sevinç esnasında duyulan heyecanı yansıtmak, bazen de övgü ve yergide mübalağa yapmak gibi özel amaçları olan bir ifade biçimidir. İstifham: tecahül-i arif genellikle istifham yoluyla yapılır. Belagatin konusuna giren istifhamda sorulan soruya cevap beklenmez. Abdülhak Hamid’den örnek: ‘Her yer karanlık pür nur o mevki!/ Mağrib mi yoksa makber mi ya Rab?/ Ya habgâh-ı dilber mi ya Rab?/ Rü’ya değil bu ayniyle vaki’/ Bir gülşen olmuş bak şu harabe./ Ebr-i seher mi düşmüş türabe?’ Şair bu beyitleri, gece vakti matem elbisesi giymiş bir kıza, bir mezarın giderken söyletmektedir. Bu kız baktığı yerin mağrib’mi (batı) olduğunu, yoksa makber’mi (mezar) olduğunu, toprağa seher bulutunun düşüp düşmediğini bilmektedir; ama içinde bulunduğu durumun verdiği heyecan ve üzüntü ile ruh âleminde geçirdiği değişim ve fırtınaları bize doğal ve samimi bir ifade ile yansıtmaktadır. Manzumenin ikinci ve son mısraında iki başarılı tecahül-i arif vardır.

Hüsn-i Talil

Bir olaya ya da duruma, ifadeye güzellik katacak tarzda, kendi dışında bir sebep göstermektir. Bu ifade özelliği olup bitenin, akıl ve bilgiye dayanan bir açıklamasının yapılması yerine, içinde bulunan ruh halinin etkisi altında hayali bir nedenle açıklanması olarak da tanımlanabilir. Hüsn-i talil örnekleri incelendiği zaman bu sanatı içeren bir metinde şu iki ihtimalin bulunduğu görülür: 1. Dile getirilen olay ya da durum gerçekleşmiş bir olay veya var olan bir durumdur. Şair bu duruma gerçek nedeni dışında hayali bir neden bulur. 2. Dile getirilen durum ya da olay, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir durumdur. Şair bunu gerçekleşmiş bir durum gibi kabul edip ona bir de hayali bir neden bulur.

Örnekler

F. Nafiz Çamlıbel’den örnek: ‘ey çoban bıçaktan keskin sesinle/ Delinmiş, deşilmiş çaldığın kaval’ kaval kamıştan yapılan, çobanların çaldığı ve üzerinde delikleri olan bir çalgıdır. Şair kavalın üzerindeki deliklerin çobanın keskin sesiyle açılmış olabileceği gibi hayali bir nedene bağlamaktadır. Bu duruma gerçek sebebi dışında bir sebep gösterildiği için bu iki mısrada bir hüsn-i talil vardır.

Te’kidü’l-medh Bima Yüşbihü’z-zemm ve Te’kidü’zzemm Bima Yüşbihü’l-medh

Yeriyor gibi gösterip övgüyü, övüyor gibi görünüp yergiyi pekiştirmektir. Zekâya dayanan bir ifade biçimidir. Bu ifade biçimlerinde cümle kuruluşuyla okuyucunun ya da dinleyenin dikkatini dile getirilen düşünceye çeker ve muhatabın beklemediği bir şekilde son bulur.

Te’kidü’l-medh Bima Yüşbihü’z-zemm: Bu ifade biçiminin karmaşık bir yapısı vardır. Amaç övmedir. Ancak bu övgü doğrudan değil, dolaylı bir yolla yapılır.

Te’kidü’z-zemm Bima Yüşbihü’l-medh: Bir önceki ifade biçimi için açıkladığımız yapı bu ifade biçiminde de geçerlidir. Önce yerilecek varlıktan övgü ifade eden bir sıfat kaldırılır, hemen ardından; “fakat”, “şu kadar var ki”, “ancak”, “ama” gibi bir istisna edatıyla muhatabın söz konusu varlıkta bazı kusurlar bulunmakla birlikte bir güzel, doğru yanının da olduğunu düşünmesi sağlanır. Ancak ifadede dile getirilen o varlık için bir övgü değil, yeni bir yergi olur. Bu ilk yoldur. Diğeri ise varlığın önce bir vasıfla yerilmesi, daha sonra hemen bir istisnası olduğunun söylenilmesi, sözü dinleyen, “Herhâlde güzel bir özelliği de varmış.” derken onun başka bir olumsuz özelliğinin dile getirilmesidir.

Örnekler

Hüsni’den örnek: ‘Sen adalet-pişesin lakin sha vu cud ile/ Destan eyler zulmi erzani haza’in üstine’ Beyit ‘sen her şeyde adaleti gözetirsin; ancak, cömert olduğun için elin hazinelere çok zulmeder’ anlamındadır. Beyitte önce memduh övülmüş, ardından lakin edatıyla muhatab söz konusu kişi hakkında bir yerginin ifade edileceği gibi bir beklenti içine sokulmuş, ama ifade edilen onun hakkında yeni bir övgü olmuştur.

Mezheb-i Kelami

Bu tür temsili teşbihtir. Kelam bilginlerinin önermelerini ispat yöntemini hatırlattığı için mezheb-i kelami adı verilen bu ifade biçimde önce ispatı yapılmamış tartışılabilir nitelikte bir düşünce ileri sürülebilir, sonra da bu düşünceyi desteklemek ya da önermenin doğruluğunu ispat amacıyla kanıt niteliğinde bir örnek verilir. İbn Kemal’den örnek: ‘Ateş-i ışka düşende yüz suyı n’eyler gönül/ Bir mahal hiç iki zıdd ile olur mu mutasıf’ Bu beyitin ilk mısraında ‘aşk ateşine düşüldüğünde yüz suyu kalmayacağı’ gibi bir düşünce ileri sürülmüş; ikinci mısrada da bu düşüncenin doğruluğunu ispat için ilk mısradaki ‘ateş’ ile ‘su’ arasındaki tezattan yararlanılarak aynı terin iki zıdda nitelenemeyeceği gibi bir kesin doğu bu görüşe kanıt olarak gösterilmiştir.

Tekrir

Tekrir, bir ibarede sözcüklerin aynı anlamda tekrarıdır. Tekririn amacı ifadeyi güçlendirmek ve pekiştirmektir. Ahmed Haşim’den örnek: ‘Akşam, yine akşam, yine akşam,/ Bir sırma kemerdir suya baksam;/ Üstümde sema kavs-i mutalsam!/ Güllerde bu dem bir kamış olsam!’ Ahmed Haşim’in hayatında ‘akşam’ın özel bir yeri vardır. Akşamın, onun çocukluğunun geçtiği çöl sıcakları için ifade ettiği değerin yanı sıra, annesi ile birlikte olduğu zaman dilimi de olması onun şiirlerinde ‘akşam’a sıkça yer vermesine sebep olmuştur. Dolayısıyla burada tekrar edilen lafız onun geçmişine ve ruh haline açılan küçük ama önemli bir kapıdır.