Ünite 1: Anadolu’da İlk Türk Beylikleri

Anadolu’da İlk Türk Beylikleri

1071 Malazgirt zaferinin ardından Anadolu’nun doğusunda mahalli Türkmen beylikleri ortaya çıkmıştır. Erzurum ve çevresinde Saltuklular, Erzincan ve Kemah’ta Mengücükler, Yeşil Irmak havzasında Danişmendliler, Van Gölü havzasında Sökmenliler, Diyarbekir bölgesinde İnal Oğulları, Dilmaç Oğulları, Mardin ve Hısn-ı Keyfa Artukluları, Elazığ yöresinde de Çubuk Oğulları ve ardından Harput Artukluları, XI. asrın son çeyreğinde tarih sahnesine çıkmışlar, yaklaşık olarak iki asır boyunca bölgenin kaderine hakim olmuşlardır. Bu uzun sayılamayacak zaman dilimi içinde her bir beylik hakim oldukları coğrafyada günümüz Türkiye’sinin yaratılmasına da katkıda bulunan büyük bir değişimi başlatmışlardır.

Doğu Anadolu Türk devletleri doğuşlarını Selçuklulara borçlu olmakla beraber, varlık sebepleri ve dayandıkları etnik temel şüphesiz Oğuz Türkleridir. XI. asrın başlarında Sir Derya boylarından hareketle Yakın Doğu coğrafyasına giren Oğuz Türkleri, bir anda Horasan, İran, Irak, Azerbaycan, Suriye, Filistin ve Anadolu’da irili ufaklı pek çok siyasi ve askeri teşekküllerin kurulmasına temel teşkil etmişlerdir. Anadolu’nun doğusundaki beyliklerin kurucuları da ekseriyetle Selçuklular hizmetindeki OğuzTürkmen beyleri olmuşlardır.

Söz konusu coğrafya Türkiye’nin en yüksek ve engebeli yüzey şekillerine sahiptir. Arazinin büyük bölümü dağlıktır. Ağrı Dağı, Süphan Dağı ve Uludoruk tepesi Türkiye’nin en yüksek doruklarını barındırır. Ovalar geniş olmadığı gibi, yüksek rakımlıdır. Erzincan, Elazığ ve Iğdır gibi bazı küçük havzalarda tarım yapılabilir. Coğrafi yapı ve iklim koşulları tarımdan ziyade hayvancılık için iyi bir ortam sağlar.

Doğu Anadolu’nun stratejik önemi Roma’nın son döneminde artmıştır. Bu zaman diliminde bölgede çeşitli güçler mücadeleye girişmiştir. Savaşlar sonucunda küçük derebeylikleri ortaya çıkmıştır. 7. Yüzyıl ortalarında Müslüman Araplar bölgedeki yerel unsurlarla da anlaşarak, bölgede hakimiyet sağlamıştır. Bölge bu dönemde çok kültürlü etnik mozaik halini almıştır.

9. Asırda Abbasiler ile Bizans mücadeleye girişince Orta Asya’dan çok sayıda Türk savaşçı Abbasiler tarafından bölgeye yerleştirilmiştir. 10. Yüzyılda bölgede başlayan kabile hareketleri Bizans’ın yeniden güç kazanmasına ve bölgede egemen olmasına zemin oluşturmuştur. 1040’lı yıllara kadar Bizans sınırlarını Azerbaycan’a kadar genişletmiştir. 1054 yılında Tuğrul Bey’in Van gölü havzasına (Vaspuragan) gerçekleştirdiği sefer yeni bir başlangıç oldu. Bu tarihten itibaren bizzat Arran ve Azerbaycan üzerinden Selçuklu şehzadeleri tarafından yönetilen ve Türkmen emirlerince yürütülen akınlar çok etkili oldu. Kars ve Erzurum çevresinin yanı sıra Türk nüfuzu Sivas Malatya’ya kadar uzandı. Bayburt, Kögonya, Kemah, Ahlat, Erciş ele geçirildi. Alp Arslan döneminde Ani’nin fethi, Kafkasya’nın denetim altına alınması veGürcülerin Kür nehrinin kuzeyine atılması sonucu Türkmen akınları Orta Anadolu’yu kadar ulaştı. Konya ve Kayseri Türkmen beyliklerince alındı. Urfa yö- resi de ağır şekilde tahrip edildi. Ancak asıl fetih ve yerleşim 26 Ağustos 1071 yılında Malazgirt ovasında Bizans ordusunun yok edilip İmparatorun esir alınmasından sonra oldu. Selçuklu hükümdarı Alp Arslan’ın bütün samimiyetine rağmen yeni Bizans yönetimi anlaşmaya yanaşmayınca büyük harekat başlatıldı. Artuk, Tutak, Mengücük, Danişmend, Saltuk gibi namlı Türkmen beyleri ile Kutalmışoğlu Alp İlek, Devlet ve Süleyman fiah gibi şehzadeler büyük Oğuz kitleleri eşliğinde Anadolu’da fetihler yaptılar.

Büyük Selçuklu hükümdarları güçlü oldukları dönemlerde Anadolu’daki Türkmen emirlerini ve beylerini kontrol altında tuttular. Ancak Melikşah’ın daha sağlığında başlayan parçalanma, bu fatih beylerin bağımsızlık eğilimlerini güçlendirdi. Esasen İdari mekanizmada feodaliteye zemin hazırlayan ikta sistemi de Doğu Anadolu’ya hakim Türkmen beylerinin işini kolaylaştırıcı bir unsur oldu.

1085 yılında Diyarbekir bölgesinin zabtı Doğu Anadolu’da Türkmen varlığı açısından yeni bir dönüm noktası oldu. Bu dönemde Amid’de İnal Oğulları, Bitlis ve Erzen’de Dilmaç Oğulları, Harput’ta Çubuk Oğulları Beyliği kuruldu. Ardından Haçlı seferlerinin yarattığı yeni ortam ve Selçuklularda Tapar-Bekyaruk Mücadelesi Doğu Anadolu’da Mardin ve Hısn-ı Keyfa’da Artuklu, Ahlat’ta da Sökmenliler’in doğuşuna sebebiyet verdi. Daha Alp Arslan zamanında kurulan Danişmendliler, Saltuklular ve Mengücükliler ile beraber bölgenin siyasi oluşumu tamamlandı ve iki asır sürecek yeni bir devir başladı. Bu süre zarfında Doğu Anadolu büyük bir istikrar ve refaha kavuştu. Türkmen beylikleri birbirleriyle hemen hiç kavga etmediler. Bütün enerjilerini halkın refahı ve gelişimi için harcadılar. Pek çok Türkmen’i bölgeye yerleştirdiler ve yerli halkla beraber yeni bir sosyo-kültürel gelişme başlattılar. Bölgeyi mimari açıdan sanat değeri yüksek eserlerle donattılar. Cami, medrese, çarşı, yol, kervansaray, imaret, zaviye, hamam ve kümbetler ile doldurdular. Bölge 12. Asrın ortalarında artık bir Türk ülkesi haline gelmeye başladı. Kendi aralarında büyük bir dayanışma gösteren Türkmen beyleri, batıdan Bizans ve Haçlı, kuzeyden Gürcü ve Güneyden Eyyübi saldırılarına karşı bölgeyi, hatta Anadolu’yu başarıyla savundular.

Ancak 12. asrın sonunda ortaya çıkan konjonktürde Büyük Selçukluların tarih sahnesinden çekilmesi, Gürcüler’in artan saldırıları ve nihayet Eyyübi tehdidi beyliklerin yaşama sansını azalttı. Bu ortamda Doğu Anadolu Türkmen beylikleri tercihlerini, Anadolu’yu Batı’dan Doğu’ya birleştirerek tek bir Türk devleti olma mücadelesi veren Türkiye Selçukluları lehine kullandılar ve bütün kültürel, etnik ve sosyal miraslarını onlara devrettiler.

Artuklular

Artuk, 1063 yılında Sultan Alparslan’ın hizmetine girdi ve Malazgirt Zaferi’nden sonra onun emriyle Anadolu’ya geçerek Bizans’a karşı başarılı mücadelelerde bulundu. Alparslan’dan sonra sultan olan Melikşah, Artuk Bey’i Bahreyn Karmatileri’ni itaat altına almakla görevlendirdi. Artuk Bey, bu görevi başarıyla tamamladıktan sonra Melikşah’ın Diyarbekir bölgesine hakim olan Mervânîler üzerine gönderdiği orduya katıldı. Bu sefer sırasında Artuk Bey’in Sultan Melikşah ile arası açıldı ve Suriye Meliki Tutuş’un hizmetine girdi. Tutuş da ona Kudüs ve havalisini ıktâ olarak verdi. Artuk Bey’in ölümünden sonra arkasında bir çok çocuk bıraktı. Bunlardan Sökmen ve İlgazi hâkimiyeti ellerine aldılar (484/1091). Sökmen, kardeşi İlgazi ile birlikte Kudüs’te beş yıl kadar valilik yapmıştır. Kudüs 1098 yılında Fâtımîler tarafından zaptedilince Sökmen, Halep Meliki Rıdvan b. Tutuş’un yanına geldi. İlgazi ise Irak’ta kendisine verilmifolan bölgeye çekildi; kısa süre sonra da Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar tarafından Bağdat şahneliğine tayin edildi. Artuklular, Hısnıkeyfâ (Hasankeyf), Mardin ve Harput olmak üzere üç kol halinde hüküm sürmüşlerdir.

  • Hasankeyf ya da Hısn-ı Keyfâ kolu Sökmen Bey tarafından kurulmuş 1102-1232 yılları arasında Hasankeyf bölgesine hakim olmuştur. Bölgede Musul Atabegi, Türkiye Selçukluları, Mardin Hükümdarlığı, Eyyübiler ve diğer medeniyetlerle çeşitli mücadeleler ve ittifaklara girişmişler, Eyyübiler tarafından 1232 yılında yıkılmışlardır.
  • Harput Kolu 1185 yılında Harput merkezli olarak kurulmuştur. Haçlılara karşı mücadele etmiştir. Çok kısa süre içerisinde birçok bey tarafından idare edilmiştir. Düşük şiddetli taht mücadelelerine sahne olmuştur. Kısa bir süre Harezmşah ve Moğol istilasına maruz kalmıştır. Sultan Alâeddin Keykubad, 1234 yılında Harput’u ele geçirerek beyliğe son vermiştir.
  • Mardin kolu 1106’da Artukoğlu Ilgazi tarafından “Mardin Artukluları” veya “Tabaka-i İlgaziyye” adı ile kurulmuştur. Haçlılar ile başarı ile savaşarak Halep’i savunmuşlardır. 13.Yüzyıl başında Eyyübi hakimiyetine geçmişlerdir. İlerleyen dönemde Anadolu Selçuklular ile Eyyübilere karşı ittifak yapmışlardır. 1257’de Moğollar tarafından kuşatılmışlar ve ele geçirilmişlerdir. Daha sonraki dönemde Moğollar ile çeşitli seferlere katılmışlardır. Akkoyunlular ve Karakoyunlular ile mücadeleye girişip, Akkoyunlu tehdidi büyüyünce Karakoyunlular ile anlaşıp 1409’da Karakoyunlulara teslim olmuşlardır.

Eski Türk devlet anlayışını esas alan Artuklular, devleti hanedan mensuplarının ortak malı kabul ettiklerinden, merkeziyetçi bir hükümet kurup tek bir devlet haline gelemediler. Hükümet işleri Divanlar vasıtasıyla yürütülür, halkın sorunları karşılanırdı. Artuklular kentlerin gelişmesine büyük önem vermişler, sanayi ve ticareti teşvik etmişlerdir. İlim ve eğitim alanında da hakim oldukları sahalarda görülmemiş ilerlemeler kaydedildi. Her alanda birçok alim yetişti. Büyük fizikçi Ebu’l- İzz bu dönemde yaşamıştır.

Danişmendliler (1071-1178)

Danişmendliler 1071- 1178 yılları arasında Sivas, Malatya, Kayseri, Tokat, Niksar, Amasya, Kastamonu, Çankırı, Çorum ve Elbistan dolaylarında hüküm sürmüştür. Kurucu Danişmend Gazi’dir. Haçlılar ile başarılı savaşlar yürütmüşlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti’nde taht kavgalarına taraf olmuşlar ve Mesut’un Anadolu Selçuklu tahtına çıkması ile etkilerini arttırmışlardır. Bir dönem Malatya’yı ele geçirerek Anadolu Selçukluları’ndan daha güçlü hale gelmişlerdir. 1134-1135 yılları arasında Bizans-Anadolu Selçuklu ittifakı tarafından saldırılara maruz kalmış ve büyük kayıplar vermişlerdir. 1139’da kaybettiği toprakları geri alma fırsatı doğmuş ve bu fırsatı başarıyla değerlendirmişlerdir.

Melik Muhammed’in ölümünden sonra Danişmendli Devleti derhal parçalandı. Kısa süren bir iç savaşın ardından Sivas’ta Yağı Basan, Kayseri’de Zünnun ve Malatya’da Aynüddevle idaresinde üç ayrı beylik ortaya çıtı. Kılıçarslan Myriokephalon seferinden 4 ay sonra Danişmendlileri tamamen ele geçirdi ve devlete son verdi.

Danişmendlilerin yüz yıldan fazla süren hakimiyetleri boyunca Anadolu’nun sosyal, kültürel ve ilmi olarak gelişmesine katkıları büyüktür.

Mengücükler

Mengücük Beyliği, Karasu-Kelkit Irmakları arasında Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar (Kögonya) kentlerini içine alan bir sahada kurulmuştur. Bu bölge Anadolu’nun en engebeli bölgelerinden biridir. Kurucu Mengücük Gazi Alparslan’ın en önemli komutanlarından biridir. Bizanslılar ve Danişmendliler ile ilişki kurmuşlardır. 2. Hükümdardan sonra devlet iki kola ayrılmış ve zayıflamıştır. Bu kollar Erzincan Mengücükleri ve Divriği Mengücükleri’dir.

Saltuklular

Ebu’l-Kasım Saltuk tarafından Erzurum merkezli olarak kurulmuştur. Gürcüler ile mücadeleye girişmişlerdir. Bazı tarihi kaynaklara göre bir dönem kadın hükümdar tarafından yönetilmişlerdir. Saltuklular’ın hüküm sürdüğü dönem boyunca Anadolu’da Selçuklu ve Eyyübi’lerin etkisi fazla idi. Bu devleti belirli sınırlar içerisinde baskılamıştır. Selçuklular 1202 yılında Gürcülere karşı sefere çıkmış, bu seferde Saltuklular’dan da yardım istemiş. Beklenen destek verilmeyince Saltuklu hükümdarı tutuklanarak devlete son verilmiştir.

Saltuklular devrinde mimari, sanat ve kültür alanında önemli atılımlar gerçekleştirilmiştir. Ekseriyeti Erzurum ve civarında olan mimari eserlerin en seçkinleri Kale Cami, Tepsi Minare, Ulu Cami, Üç Kümbetler, İspir’deki Kale Cami, Artvin’deki İki Kümbet, Tercan’da Mama Hatun Kervansarayı, Türkler’in sanat zevki ve sentezci ruhunu yansıtır. İlim, edebiyat ve müzik alanında da Receb b. Karaca, Muhammed b. Hüseyin, Darirî ve tabib Ekmeleddin gibi üstadlar yetişmiştir. Erzurum ve yöresi bugün bile hala izlerine rastladığımız, Hazar ötesinden ve Türkistan’dan ozan ve şairlerce taşınan ve çoğu göçebe ruhunu yansıtan folklorik ve etnolojik zenginliğe daha Saltuklular zamanında ulaşmıştır. Kentlerde Ahi kültürü ve geleneği etkindi. Köy ve kırsalda ise çoğunluğu Haydarî ve Kalenderî olan Türkmen babaları hakimdi. Bunun yanında Saltuk ilinde diğer etnik ve dini unsurlar da barış içinde yaşamışlardır.

Sökmenliler (Ahlatşahlar)

Sökmenli Devleti 1100-1207 yılları arasında Ahlat merkez olmak üzere Van, Erciş, Bargiri, Tatvan, Malazgirt, Muş ve Sason civarında hüküm sürmüştür.

Devletin kurulduğu bölge 11. Yüzyıl başlarından itibaren Türk akınlarına maruz kalmış ve 12.Yüzyılın başında Sökmen el-Kutbî tarafından bölgede devlet ilan edilmiştir. Devlet hem diğer Türk Devletleri ile hem de Gürcüler ile mücadele vermiştir.

Bir dönem devletin yönetiminde İnanç Hatun adlı hükümdar annesi de söz sahibi idi. Bundan rahatsız olan emirler1133’de İnanç Hatun’u öldürerek beylik içerisindeki ikiliğe son verdiler. İkiliğe son verilmesi devletin bölgedeki etkisinin artmasına neden olmuştur.

Ahlatşahlar Eyyübiler ve Gürcüler ile mücadeleye girişmişler ve 1232 yılına kadar Eyyübi hakimiyetinde kalmışlardır. 1232’de Alaaddin Keykubad’ın emriyle yöre Selçuklu hâkimiyet sahası içine alınmıştır.

Ahlatşahlar, bilhassa sanat ve mimari alanında çok ileri gitmişlerdir. Ahlatlı ustalar sadece Sökmen ilini değil bütün Anadolu’yu mimari eserlerle donatmışlardır. Bu gün Selçuklu sanatının şaheserleri sayılan Divriği Ulu Camiî, Konya Alaaddin Camiî, Tercan Mama Hatun türbe ve kervansarayı gibi eserler Hacı Ahlatî, Harzemşah el-Ahlatî ve Mufaddal el-Ahlatî gibi ünlü mimar ve ustalar elinden çıkmış abidelerdir. Yine bugüne ulaşabilme şansına sahip olan Ahlat mezar taşlarını Türk taş işçiliğinin şaheserleri olarak zikredebiliriz. Sökmenli hükümdar ve emirleri de ülkelerindeki bayındırlık ve imar faaliyetlerini teşvik etmişlerdir. Bu alanda II. Sökmen’in hanımı Şahbanu Hatun’un ayrıcalıklı bir yeri vardır. Şahbanu, Ahlat ile Bitlis arasındaki yol güzergahındaki ilkel köprülerin yerine taştan, sağlam köprüler yaptırmış, yolları genişletip onartmış ve 300 hayvanın yükleriyle barınabileceği muazzam bir han yaptırmıştır. Bu çabaları sonunda Ahlat, uluslararası çok işlek bir merkez haline gelmiştir.

İnal Oğulları

İnal Oğulları 1098-1183 yılları arasında Amid (bugünkü Diyarbakır) merkez olmak üzere, Ergani, Talhum, Çermuk ve Zülkarneyn’de hüküm sürmüş bir Türkmen beyliğidir. 1098 yılında İnal Türkmani tarafından kurulmuştur.

Haçlılara karşı seferler düzenlemiştir. Bir dönem Selçuklu’ya, daha sonra Sökmenler’e, daha sonra Artuklular’a bağlılığını bildirmiş bir beyliktir.

Selahaddin Eyyübi tarafından Diyarbakır’ın ele geçirilmesiyle hakimiyeti son bulmuştur.

İnal Oğulları zamanında Amid büyük bir gelişme göstermiş ve Diyarbekir bölgesinin diğer kentlerinin önüne geçmiştir. Bu dönemde Kent merkezlerinin yanısıra yaylak ve kışlaklara da çok sayıda Türkmen yerleşmiştir. Bu zamanda Amid imar görmüş, kentte çok sayıda eser yapılmıştır. Ulu Camii ve kentin surları da tamir görmüştür. Bu dönemde Amid ile Diyarbekir’in diğer kentleri arasında çok canlı ticari, sosyal ve kültürel ilişkiler kurulmuştur. Alimler ve düşünce adamları himaye edilmiştir. Devrin dikkat çeken simaları arasında Şeyh Mübarek, İbnü’l-Ezrak, ez-Zahid, Kadı Bahaüddin, Ebu Tahir, Cemalüddevle ve bir milyon cilt kitabın sahip olan Bahaüddevle b. Nisan’ı sayabiliriz.

Dilmaç Oğulları (Kambur Oğulları)

Sultan Alparslan’ın komutanlarından Dilmaçoğlu Mehmed Bey tarafından kurulan bu mütevazı beylik, 1085-1192 yılları arasında Bitlis, Erzen ve Vestan’da hüküm sürmüş iken, Erzen kolu Moğollar devrine kadar yaşamıştır. 1. Kılıçarslan döneminde Türkiye Selçuklularına tabi olmuşlardır. Beylik Gürcülere karşı savaşlara katılmış ve başarı elde etmiştir. Bir dönem Selçuklu ve Artuklu akınlarına maruz kalmışlardır. Bu durum zayıflamaya neden olmuş ve ilerleyen dönemde Musul’a bağlılık bildirilmiştir. 1190’lı yıllarda Eyyübiler ile ittifaka girişmiş bu durum Sökmenliler ile Dilmaç Oğulları’nın arasını açmıştır. 1192’de Sökmenler Dilmaçoğulları’nı ele geçirerek beyliğe son vermiştir.

Dilmaç Oğulları, diğer Türkmen beyliklerinde de görüldüğü üzere hakim oldukları coğrafyayı imar edip eserler ile donatmışlardır. Ancak birkaçı günümüze kadar gelebilmiştir. Bunlardan 1150 tarihinde yaptırılan Bitlis Ulu Camii, Anadolu’da Türk mimari sanatının ilk ve en değerli örnekleri arasında yer alır. 1165 yılında Ahlatşah II. Sökmen’in eşi Şahbanu Hatun Ahlat-Bitlis ve BitlisErzen yolları üzerinde taş köprüler yaptırmıştır, ayrıca Mecid-i Üveys’den Bitlis’e kadar Bitlis geçidi diye adlandırılan bölgenin yollarını yaptırdı ve tanzim ettirdi. Dilmaç Oğullarının komşu devletler ile iyi ilişkiler kurduğunu, barışa önem vererek halka hikmet ettiklerini anlıyoruz.