Ünite 7: Anadolu’da Bozkır Kökenli Toplumlar: Kimmerler ve İskitler

Giriş

Kimmer ülkesi, kabaca doğuda Volga Nehri’nden batıda Dinyester Nehri’ne kadar uzanan Karadeniz’in kuzeyindeki alanı kapsamaktaydı. İskitlerin ülkesi ise batıda Volga Nehri’nden doğuda Çin’e kadar uzanan büyük bir alanı içermekteydi. Ancak İskitlerin yurdu; çoğunlukla büyük okyanuslara uzak, iç kısımlarda kalan bir bozkır sahasından oluşmaktaydı. Burası, ormanlık bölgelerden yoksun, yağışın az düştüğü, kışlarının çetin geçtiği bir ülkeydi. İskitler Kimmerlerin ülkesine MÖ 8.yy’ da Massagetler adı verilen bir kavimle yaptıkları savaşı kaybetmelerinden sonra göç etmişlerdir.

MÖ sekizinci yüzyıldan sonra Kimmer ve İskitlerin coğrafyaları Anadolu ve İran’a taşmıştır. Kimmerler, Orta Anadolu, Karadeniz ve Edremit Körfezi civarlarına yerleşmişler ve Batı Anadolu topraklarına yağmalama amaçlı seferler düzenlemişlerdir. İskitler ise, Doğu Anadolu ve İran’ın kuzeybatı kesimine, Mannai ülkesine yerleşmişlerdir. MÖ altıncı yüzyılın başlarında Rusya’nın güneyine, kendi ülkelerine geri çekilmişlerdir.

Kimmerler, Antikçağ’ın Yunan kaynaklarında Kimmerioi; Assur kaynaklarında Gimirrai; Tevratta Gomer olarak anılmışlardır. İskitler ise; Yunan kaynaklarında Skythler; Pers kaynaklarında Sakalar; Assur kaynaklarında Aşguzailer ve Urartu kaynaklarında ise İşkigulu olarak geçmektedir. Kimmer ve İskitlerin kendi yazılı kaynaklarının olmaması ve bizim onların konuştukları dil hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olamamamızdan kaynaklı bu kavimlerin kökenlerine ilişkin tartışmalar var. Kimileri bu toplulukların Hint-Avrupa kökenli kavimler olduklarını; kimileri yine Hint-Avrupa kökenli İran’la aynı soya sahip olduklarını; kimileri de onların Türk kökenli halklar olduklarını öne sürmüşlerdir.

Siyasal Gelişmeler

Kimmerlerin siyasi tarihi hakkındaki bilgilerimiz, MÖ sekizinci yüzyıldan sonrasına aittir. İskitler, Massagetler adı verilen bir kavimle yaptıkları savaşı kaybettikten sonra Kimmerlerin topraklarına doğru göç etmeye başlamışlardır. Kimmer halkı ülkelerini bırakarak İskitler gelmeden göç etmek zorunda kalmışlardır. Yurtlarını terk eden Kimmer halkı, Kafkasların güneyinden Anadolu’ya yönelmişlerdir. Bu göç sonrasında Kimmerler, ilk olarak Doğu Anadolu’da Urartu ve Assur; sonra Orta Anadolu’da Frigler; Batı Anadolu’da Lidyalılar ve son olarak Ege sahillerinde antik Yunan kentleri ile siyasi ilişkiler kurmuşlardır.

İskitler, MÖ sekizinci yüzyılda Massagetler adı verilen bir kavimle yaptıkları savaşı kaybettikten sonra Volga Nehri’nin doğusundan Kimmerlerin topraklarına doğru hareket etmeye başlamışlardır. İskitler, bugünkü Dağıstan’daki Derbent geçidi üzerinden Hazar Denizi kıyısı boyunca Kafkasların doğusundan Anadolu’ya ulaşmışlardır. İlk olarak Urartu topraklarına ve İran’ın kuzeybatı kesimindeki Mannai ülkesine ayak basmışlardır. Birbirleriyle, büyüme ve toprak kazanma konularında sürekli rekabet içerisinde olan komşu Urartu ve Assur devletleri kendi çıkarları gereği bölgedeki İskit varlığını kabullenip, onlarla diplomatik yollardan ilişkilerini güçlendirmeyi ve bunu birbirlerine karşı koz olarak kullanmayı amaçlamışlardır. Urartular, İskitlerin sürekli saldırılarına dayanamayarak MÖ yedinci yüzyılın sonlarında yıkılmışlardır.

Assurlular da kendileri için bir tehlike olan İskitlerle ilişkilerini güçlendirmeye çalışmış ve çeşitli ittifaklar kurmuşlardır. Bu ittifak sayesinde etkinlik alanını Orta Anadolu’ya kadar uzatan Assurlar Kimmerleri ve medleri yenilgiye uğratmışlardır. İskitler sık sık Medler, Asurlular, Babiller arasında taraf değiştirerek duruma göre Mezopotamya, Suriye ve hatta Mısır’da toprak ve ganimet kazanmayı amaçlamışlardır. Bu süreçte Medlerle ittifakları sonucunda MÖ 612 yılında Ninive kentini tahrip ederek Assur Devleti’ne son vermişlerdir. Medler tekrar bölgenin tek hâkimi olunca İskitler, MÖ altıncı yüzyılın başlarında Rusya’nın güneyine, MÖ sekizinci yüzyılda göç ettikleri yere geri dönmüşlerdir.

Siyasi anlamda İskitlerin faaliyetleri hakkındaki en önemli bilgiler, MÖ altıncı yüzyılın sonlarından gelmektedir. Perslerle sonra Makedonlarla çeşitli savaşlar yapmışlardır. Roma imparatorluğuyla dostane ilişkiler kuran İskitler, roma imparatorluğunun zayışaması sonrasında MS üçüncü yüzyılın ikinci yarısında Doğu Avrupa’yı istila eden Doğu Germen kökenli halklardan olan Gotlar tarafından tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Uygarlık

Anadolu’daki Kimmer ve İskit maddi kültür kalıntılarının yayılım alanları yeterince araştırılabilmiş değildir. Üstelik iki halkın da benzer yaşam şartlarına ve kültürlere sahip olmaları, maddi kültür kalıntılarının ayırt edilmesini zorlaştırmaktadır. Frigleri yıkmaları ve Lidya’yı istila etmelerinden ötürü Kimmerlere ait kalıntıların daha çok Batı ve Orta Anadolu’da bulunacağı düşünülmektedir. İskitlerin kalıntılarına ise, daha çok Doğu Anadolu Bölgesi’nde rastlamak mümkündür. Hem Kimmerlere hem de İskitlere ait Anadolu’da bulunan kalıntılar, onların günlük hayatta kullandıkları eşyalardır: Örneğin at koşum takımları, savaş aletleri, bazı hayvan betimli süslü levhalar. şu ana değin yapılan araştırmalarda Anadolu’da şu Kimmer kalıntıları saptanmıştır; Sardes, Gordion, Demircihöyük Sarıket, Ephesos, Boğazköy, Ünye ve Amasya Gümüşhacıköy’de tespit edilmiştir. İskitlere ait kalıntılara ise Altıntepe, Ayanis, Çavuştepe, Değirmentepe, Kargamış, Kayalıdere, Muş, Sultantepe, Toprakkale, Yukarı Anzaf Kalesi ve Zincirli’de rastlanılmıştır.

Geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Kimmer ve İskit halklarının güvenliği ve iaşesi krallık makamı tarafından sağlanmaktaydı. Krallar şüphesiz kabileler halinde yaşayan halklar üzerinde de adaleti tesis etmekle sorumluydu. İskit krallarının İskit kabileleri üzerindeki etkisi ve saygınlığı öylesine büyüktür ki, halk kendi aralarındaki en önemli konularda kralları üzerine yemin etmişlerdir. Ayrıca İskit toplumu krallarının hükümranlık haklarının tanrılar tarafından verildiğini düşünmekteydiler.

Benzer yaşayış tarzlarına sahip oldukları düşünülen iki halktan Kimmerler, yerleşik hayata daha yatkın ve deniz kıyısında oturmaya daha erken çağlardan itibaren alışıktırlar. Nitekim Herodotos, Kimmerlerin Karadeniz’in güneyinde kale yerleşimleri bulunduğunu yazmaktadır. İskitler, sulak ve çayırları bol olan yüksek düzlüklerde evleri olmadan büyük ölçüde hayvancılığa dayalı bir şekilde yaşamışlardır. Bulundukları düzlüklerde at, sığır ve koyun yetiştirmişlerdir. İskitler, sıklıkla pişirilmiş et, kısrak sütünden yapılmış peynir ve sütle beslenmişlerdir. İskitler, ev yerine arazi üzerinde konut olarak tasarladıkları arabaların içinde yaşamışlardır. İskitlerin bir yerden diğer bir yere konup göçmelerindeki en büyük nedenlerden bir tanesi bulundukları alanda hayvanlar için yeteri derecede ot ve su kalmamasıdır. Göçebelik İskit halklarının her dönemi için geçerli değildir. Özellikle Mannai ülkesinde bulundukları sıralarda, Urmiye Gölü’nün güneydoğusundaki Ziwiye’de görkemli yapılar inşa ettirerek buraya yerleşmişlerdir. Zaman içerisinde Karadeniz’in kuzeyindeki bazı İskit kabileleri en geç MÖ beşinci yüzyılın sonlarından itibaren kendileri için evler, çiftlikler ve kaleler inşa etmişler, tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Mahsulü alınan tarım ürünleri arasında buğday, mercimek, darı, soğan ve sarımsak yer almaktaydı. Onların bölgedeki yerleşmelerinde tahılı öğütmede kullandıkları çok sayıda taş araç gereçleri günümüze kadar ulaşmışlardır. Balıkçılık da diğer önemli bir geçim kaynağı olmuştur.

İskit toplumunda hayatta kalabilmenin en önemli yollarından biri, iyi dövüşmek ve savaşmaktır. Savaşlardan sonra ganimet kazanma da onlar için önemliydi. Bunun için hem erkekler hem de genç kızlar savaşçı bir biçimde yetiştiriliyorlardı. İskit kanunlarına göre, İskit kızları, üç adet düşman öldürmedikçe bir erkekle evlenemiyorlardı. İskitlerin savaşçı özelliklerini gösteren diğer bir durum da, onların kazanılan bir zaferden sonra ganimetten pay alabilmeleri için öldürdükleri düşmanlarının kafasını kesip krala götürmeleriydi. Bozkır savaşçılarının uzak dövüşte kullandıkları en önemli ve en yaygın savaş araçları ok ve yaydır. Oktan sonra severek kullandıkları en önemli silah akinakes adı verilen kısa bir kılıçtır. Yakın dövüşte ihtiyaç duydukları bu silahların uzunluğu takriben 50 cm. olup, iki kenarı da keskindir. Ayrıca savaş baltası, kamçı da hücum esnasında kullanılmaktaydı. Mızrak, kalkan, zırh ve miğfer ise daha çok savunmada kullanılıyordu.

İskitler, diğer Eskiçağ topluluklarında olduğu gibi çok tanrılı bir inanç sistemine sahiptiler. İnandıkları ruhlar onlara göre yardım eden veya yardım etmeyen şeklinde ikiye ayrılmışlardır. İskitlerin geniş bir coğrafyaya yayılmış olmaları, sürekli hareket halinde ve diğer medeniyetlerle ilişki içerisinde olmaları, İskit pantheonu üzerinde etkili olmuştur. Bu etkileşim sonucunda taptıkları ilahi varlıkların sayısı ve inanç sistemlerinde bölgesel farklılıklar oluşmuştur. İskitlerin tanrıları da, Yunanlıların tanrıları gibi farklı cinsiyetlerden oluşan ve çeşitli görev alanlarına sahip yüce varlıklardır: İskitler, ocak tanrıçası Tabiti’ye; savaş tanrısı Ares’e; gökyüzünün tanrısı Papaios’a; toprak tanrıçası Abi’ye; Işık tanrısı Oitosyros’a; güzellik ve aşk tanrıçası Argimpasa’ya ve denizlerin tanrısı Thagimasadas’a tapmıştırlar. Tanrılar arasında en çok tapınım gören ilahi varlıklar, ocak ve ateş tanrıçası Tabiti ile savaş tanrısı Ares’tir. Savaşçı bir topluluk olan İskitler için savaş tanrısına sığınmak çok daha önemlidir. Onlara göre düşmana karşı alınacak galibiyet tanrı Ares sayesinde mümkün olmaktadır.

Kimmerler ve İskitler öldükten sonra da hayatın devam ettiğine inanmışlardır. Bunun için onlar ölülerini günlük hayatta kullandıkları eşyaları ile birlikte gömmüşlerdir. İskitler, ölen kralları için Gerrhos adını verdikleri bir bölgede nekropolalanı oluşturmuşlar ve kralı defnetmeden önce bir takım dinsel törenler düzenlemişlerdir. Gömerken kralla beraber boğularak öldürülen kralın karılarından birisi, elinden içki içtiği bir hizmetkârı, bir aşçısı, bir silahtarı, bir uşağı, bir habercisi ve hayattayken sahip olduğu atları defnedilmişlerdir. Naaşların ve eşyaların üzerine toprak atıldıktan sonra, mezarın yüksek bir tepemezar görünümü alabilmesi için alanının üzeri toprakla yükseltilmiştir. Bu yüksek tepe-mezarlara kurgan adı verilmektedir. Bu mezarlar, hem Kimmerlerde hem de İskitlerde oldukça yaygın bir biçimde kullanım görmüş olup, her iki toplumun kralları ve ayrıcalıklı zengin kimseleri bu tür mezarlara gömülmüşlerdir.

Doğuda Altay Dağlarından batıda Tuna bölgesine kadar uzanan geniş bir sahadaki Bozkır sanat eserleri en çok Don Nehri ve Tuna bölgeleri arasında kalan alanda araştırılmıştır. Araştırmalarda ulaşılan buluntular incelendiğinde İskitlerin en çok altın, gümüş ve bronzu işleme de ustalaştıkları görülür. Onlar sanat eserlerinde çoğunlukla “Hayvan Üslubu” adı verilen kendilerine özgü bir üslubun yaratıcıları olmuşlardır. Günlük hayatta kullandıkları nesnelerin, silahların, vazoların, koşum takımlarının, aynaların, bilezik ve kolye gibi ziynet eşyalarının üzerlerine hayvan motiflerini betimlemişlerdir. En çok tasvir edilen hayvanlar arasında at, geyik, panter, aslan, kartal, balık ve dağ keçisi gelmektedir. İskitlerin hayvanları betimleme durumu, doğayla iç içe yaşayan bozkır toplumu olma özelliğinden ileri gelmektedir. Bozkır kültüründeki insanlar doğada resmedilebilecek en önemli ve en estetik modellerin hareket halinde olan yırtıcı ve güçlü hayvanlar olduğunu düşünmüşlerdir.

Özellikle MÖ 500-300 yılları arasında sanatlarının doruk noktasını ulaşan İskitler, eşyalarının üzerlerinde kendilerini de betimlemişlerdir. Solocha ve Küloba kurganlarından ele geçen eşyalar üzerindeki İskitli tasvirleri sayıca fazla olup kaliteli bir işçiliğe sahiptirler. Süvarilerin ve piyadelerin sanat eserleri üzerindeki betimleri bizim için kendi yazılı kaynakları olmayan İskitler hakkında bir nevi yazılı belge konumuna geçmektedir. Biz bu resimler sayesinde İskitlerin giyimleri, görünümleri ve savaş teçhizatları hakkında değerli bilgiler ediniyoruz. Buna göre, İskit erkeklerinin uzun giysili, pantolonlu, çizmeli, bellerinde kuşakları olan uzun saçlı ve sakallı kimseler olduklarını öğreniyoruz.