Ünite 10: Ana Çizgileriyle Cumhuriyet Dönemi (1920-2000) Türk Şiiri: Kuramsal Sorunlar/Temalar ve Temsilciler/Anlayışlar Bağlamında Genel Bir Çerçeve

Kuramsal Sorunlar

Cumhuriyet Döneminin kuramsal sorunları

  1. Kaynaklanma tartışmaları
    • Gelenekle İlişkiler
    • Mitoloji
  2. Şiir anlayışları ve şiirin unsurları olarak iki ana başlıkta incelenebilir.

Kaynaklanma tartışmaları şiirin kaynağının nerelere dayandığı ile ilgili bir sorundur. Burada ilk kaynak olarak karşımıza gelenek çıkar. Şiir ve gelenek ilişkisi genel bir bakışla iki düzlemde tartışılabilir.

  • Kültürel Gelenek: Sosyal, siyasal, maddi, manevi bütün birikimiyle gelenek ve şiir ilişkisi. Burada Cumhuriyet döneminin Osmanlı ve Batı Geleneği ve folklor ile ilişkisi ele alınmıştır. Cumhuriyet dönemi şairi, siyasal ve sosyal olarak gelenekle bağların koparıldığı bir ortama doğmuştur. Siyaset, sosyal hayat, eğitim, hukuk değerleri açısından “ eskimiş olan devir” kapanmış, milli dil ve milli tarih, Avrupa Hukuku, eğitimi ve hayatı, Anadolu realitesi bir ölçüde geleneğin yerine ikame edilmiştir. Ancak bu ikame çok uzun sürmemiş, geleneğin kapıları aşağıdaki şair ve kavramlarıyla yeniden açılmıştır.

    i. Yahya Kemal ve “kolektif ruh”
    ii. Mehmet Akif, “ittihad-ı İslam
    iii. Ziya Gökalp “ma’şeri vicdan” ve milli tarih
    iv. Necip Fazıl, Büyük Doğu
    v. Sezai Karakoç ve diriliş

    Bu kavramlar bir bakıma Cumhuriyet’ten Osmanlı birikimine yeniden bakma ve bu birikimden yeni anlayışlar çıkarma girişimi olarak düşünülebilir.
    Batı düşünce hareketlerinin, ideolojilerinin ve poetikalarının Cumhuriyet dönemi şiiri için önemli bir kaynak olduğu söylenebilir. Bu etkiyi şöyle görebiliriz:

    i. Yahya Kemal’in Nev Yunani
    ii. Nazım Hikmet’in ilerlemeci ve toplumcu şiirleri
    iii. Sembolizmin Necip Fazıl, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı, Ahmet Muhip Dranas üzerindeki etkileri
    iv. Pozitivizmin Orhan Veli üzerindeki etkisi
    v. İkinci Yeni’nin bilinç dışına önem veren tutumları

    Cumhuriyet dönemi şiirinin kültürel bağlamda gelenekle ilişkisinin önemli bir boyutu da folklordur. Folklorden anlaşılması gereken, masallar, türküleri maniler gibi sözlü ürünler, yazmalar, yelekler, yemeniler gibi somut varlıklar, düğünler, merasimler gibi uygulamalar, açık, gizli, simgesel anlamlar taşıyan kültürel kaynaklardır.

  • Edebi Gelenek: Şiirin kendi geleneği ile ilişkisi Şiirin kendi geleneğiyle ilişkisine özellikle temalar, biçimler ve üslup düzeyinde bakılabilir. Bu ilişkileri aşağıdaki şairler ve hareketler üzerinden değerlendirmek mümkündür.

    i. Yahya Kemal ve poetik ilke: Geleneksel Halk ve Divan şiirlerinin sadece biçim ve söyleyiş özelliklerini devam ettirmek ya da onları yenilemek anlamını aşan nitelikler taşır Yahya Kemal’in şiirleri. Ona göre gelenek kolektif ruhu idrak etmek ve onunla yaşamaktır.
    ii. Nazım Hikmet’in şiirleri halk hikayelerine ve halk kahramanlarına yönelmiştir. Bu yönelmenin en önemli örneği Kerem ile Aslı hikayesidir.
    iii. Garip Hareketi: Bu hareketin gelenekle ilgisi farklı olmuştur. O kendisinden önceki bütün şiir birikimine, anlayışına itiraz ederek var olmak istemiştir.
    iv. Behçet Necatigil, İkinci Yeni ve Atilla İlhan ve Divan Şiiri: Bu ortak yönelişin merkezini “ses” oluşturur. Divan şiirinin sesi, sanatları bu şair ve hareketi etkilemiştir.
    v. Sezai Karakoç ve “Diriliş”: İslam medeniyeti onun şiirlerinde belirleyici olmuştur. Ona göre medeniyet şiire, ruhi bir güç ve özgüven verir. İşte “Diriliş” bu ruhi güç ve özgüvenin adıdır.

    Böylece gelenekle ilişki konusu, önce böyle bir ilginin gerekli olup olmadığı noktasında, gerekli olduğu düşüncesini taşıyanlar arasında da nasıl bir ilişki kurulması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Bu noktada ise geleneksel şiirin teknik ve yapısal özelliklerini modern şiirin içerisinde eritmek, geleneğin birikimini her şeyden evvel bir “öz” meselesi olarak kabul edip gerek düşünsel temeli ve gerekse yapısal öğeleri ile geleneksel şiiri modern şiirin kurucu kaynağı olarak görmek ve gelenekle ilişkisinin başta vezin-kafiye olmak üzere ses ve biçim öğelerinin taklit edilmesi olarak anlamak biçiminde üç ayrı temsil çizgisi oluştuğu ortaya çıkar.

Kaynaklama tartışmasında ikinci ele alınacak konu ise şiir ve mitoloji ilişkisidir. Şiir ve mitolojinin iç içe var oldukları bilinen bir gerçektir. Eski Yunan, eski Mısır Hint ve Fars Destanları, efsaneleri bütünüyle mitsel öykülerden oluşurlar. Türk Şiiri de kendi seyri içinde mitolojiyle daima ilişki içindedir.

Cumhuriyet dönemi şiirinde de şiir ve mitoloji etrafında tartışmalar olmuş, şiir ve mitoloji ilişkisinin nitelikleri üzerinde durulmuştur. Mitolojiye dönük ilgi, ulus inşası ve yeni ulusal kimlik arayışlarına koşut olarak hem Batı medeniyetinin kaynağı olarak görülen Yunan Mitolojisine, hem de Türk mitolojisine yöneltilen dikkatlerin şiire yansıması biçiminde anlaşılmalıdır.

Şimdi bu ilişkinin farklı şairlerde nasıl ortaya çıktığını ele alalım.

Yahya Kemal ve Hasan İzzettin Dinamo’da Yunan mitolojisi ön plandadır. Ceyhun Atuf Kansu, Bağ Bozumu adlı kitabında doğanın bereketinin derildiği güz mevsimini anlatırken eski yunan mitolojisine yaslanır, Diyonizos şölenlerine gönderme yapar.

Beş Hececiler diye adlandırılan şairler ve Ahmet Muhip Dranas Türk Tarihine ve efsanelerine açılırlar.

Asaf Halet Çelebi ise şiirlerinde Hint, Fars ve İslam mitolojilerine yaslanarak mistik bir şiir oluşturur.

İkinci Yeni şairleri olarak anılan İlhan Berk, Turgut Uyar, Ece Ayhan gibi şairlerin şiirlerinde mitoloji önemli bir kaynaktır. İkinci Yeni şiirinin, Pagan kültürün, Hristiyanlığın, Yahudiliğin- hatta az da olsa, İslam’ın tarihsel ve mitolojik birikimine kıssa kavrayışına, hiç kasılmadan ve taraftar olmadan rahatlıkla uzanan bir tarafı vardır.

Sezai Karakoç’taki mitolojik ilgi gelenek anlayışıyla yakından ilgilidir. O’nda mitsel (kıssavi-mistik) alanla Divan şiirindeki mitsel alan önemli oranda örtüşür

Cumhuriyet dönemi şairleri gelenek ve mitoloji gibi temel kaynakların yanı sıra aynı zamanda güçlü bir biçimde başta batı olmak üzere çağdaş dünya edebiyatlarını, sanatlarını, yaşana hayatın içerisindeki insan, toplum ve kültüre ait öğeleri de kaynak olarak geniş bir biçimde kullanmaktan geri durmamışlardır. Denilebilir ki Cumhuriyet dönemi Türk şairi hayatın içerisinde muhatap olduğu her şeyden şiirine bir malzeme devşirme konusunda herhangi bir sınır hissetmemiştir

Gelenekle ilişkisini inceledikten sonra şimdi Cumhuriyet döneminin kuramsal sorunlarından ikincisi olan şiir anlayışı ilkeleri ve şiirin unsurları meselesine geçebiliriz.

Şiiri tanımlarında poetik belirlemelerden ziyade dönemin bazı şairlerinin şiir tanımlarına şiirin temel öğeleri hakkındaki görüşlerine değinebiliriz:

  • Ahmet Haşim’e göre şiirin asıl özelliği anlaşılmak değil, duyulmaktır. Şiirin doğduğu yer şuuraltıdır. Şiir ne kadar ölçülemez, belli ölçülere girmezse o kadar şiir olur diyerek “Saf şiire” yönelir.
  • Yahya Kemal için şiir bir nağmedir. Deruni ahenk içinde olmalıdır. O da saf şiiri benimsemektedir.
  • Nazım Hikmet’e göre şiir kafiyeli de kafiyesiz de, vezinli de vezinsiz de, bol resimli de hiç resimsiz de bağırarak da fısıldayarak da yazılabilir; yeter ki yazılacak şey olsun ve bu yazılacak şeyi ustaca bulmuş olsun. O şiirde realiteyi ele almak ister.
  • Necip Fazıl’a göre şiir “mutlak hakikati” arama yoludur. Bu “remzi ve sırri” bir yoldur. Çünkü şiir, ilim gibi eşya ve olayların mantık kurallarına, sınırlamalarına dayanmaz.
  • Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre ise şiir uyku ile uyanıklık arasında şuurlu sezişten doğar. Şiir her türlü menfaat endişesinden uzak, gayesini yalnız kendisinde bulan bir mükemmeliyettir. Şiirde kafiye ve vezin gereklidir. Fakat gerçek ahenk “derun-i ahenk’tir.
  • Asaf Halet Çelebi şiiri müzik ekseninde tanımlamıştır. Aslında onun için şiirin en belirgin özelliği mistik, mitolojik, tasavvufi kavramların çoğulluğudur. Ona göre şiirin en önemli bir kaynağı da “intiba’dır; intiba hemen hemen sesle yapılan empresyonist bir resimdir.
  • Orhan Veli’ye göre şiir bütün özelliği edasında olan anlamdan ibarettir. Ancak şiirdeki anlam, fikir demek değildir.
  • Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya göre şiir, bir düşüncenin sonradan dile dökülmesi değildir. Şiirin iki önemli ayağı vardır: imgelem ve içtenlik
  • Atilla İlhan’ın şiirinin yapısında iki öğe oldukça önemlidir: İmge ve müzik
  • İlhan Berk, Şairin Toprağı adlı kitabında hem İkinci Yeni’ şiirinin kuramsal temellerine ve ilkelerine hem de kendi anlayışına işaret eder. Ona göre İkinci Yeni;

    i. Victor Hugo’nun “şiir gerilemez, ilerlemez de ondan “sözüne karşı Mallarme’nin “şiirde evrim” sözünü koyar.
    ii. İkinci Yeni, öyküye karşıdır.
    iii. İkinci Yeni, ilk okunuşta anlaşılan şiire de karşıdır.
    iv. Önceden düşünülmüş, onun üstüne kurulmuş bir şiire de karşıdır, hele bilgesel şiir hiç değildir.
    v. İkinci Yeni için anlam düz yazıya aittir.
    vi. Şiirin dili soyuttur.
    vii. Şiir bir görüntü sanatıdır.
    viii. Salt şiirden yanadır: Şiir için şiir

  • Behçet Necatigil için şiir herşeyden önce anlam ve ses güzelliğini esas alır. Şiiri şiir yapan ana öğe manadır. Manayı bulmak da okuyucunun hazırlığına bağlıdır.
  • Hilmi Yavuz’a göre şiir dil değil, sözdür. Dil halinde kalan şiir, kapalı; yani anlamı belli olan, tek bir anlama gönderme yapan bir metin iken; söz haline gelmişse, anlamı açık, yani çok anlamlı, tek bir anlam ile sınırlı olmayan bir metindir.

Görülüyor ki Cumhuriyet dönemi Türk şiiri, Ahmet Hâşim’den beri en çok şiir ve anlam ilişkisi üzerinde durmuş, bazı dönemlerde bu tartışma büsbütün alevlenmiştir. Bu durum temelde şiirim, en başta bir iletişim aracı olan “dil”i malzeme olarak kullanan bir sanat olmasından kaynaklanmaktadır.. Ayrıca gerek geleneksel şiirin hikemî anlayışla bağlı kolunun Cumhuriyet dönemindeki izdüşümü olarak varlığı anlama çabası ve gerekse en çok toplumcu-gerçekçi şiirde görülen mesaj kaygısı bu tartışmanın sürekli gündemde kalmasına neden olmuştur.

Temalar

Cumhuriyet dönemi Türk Şiirinin temaları aşağıdaki gibidir:

  • Memleket Edebiyatı
    Cumhuriyet dönemi Türk Şiirindeki “memleket” probleminin kökenini, Tanzimat yıllarına kadar uzatmak mümkündür . Memleket temasında yoğunlaşan şiirlerde dikkati çeken en önemli şet “irade ve iyimserlik” havasıdır. Fakat bu şiirlerde zaman zaman hamasete ve hitabete yaklaşan bir söyleyişin öne çıktığını ve lirizmin zayıfladığını da belirtmek gerekir. Bu şiir hareketinin en önemli şairi kuşkusuz Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. Anadolu’ya dönüş, Milli Mücadeleden sonraki zafer havası ve memleketi kalkındırma aşkı onda yankısını bulur.
  • Toplumculuk
    Cumhuriyet döneminde uç veren ve daha sonra Türk şiirini önemli oranda yönlendiren bir düşünce hareketi sosyalizmdir. Aslında bu hareketin de kökleri İkinci Meşrutiyet’teki fikir hareketlerine uzanır. Ama bu temayı şiirlerinde yoğunlukla işleyen şairler, Nazım Hikmet, Hasan Hüseyin Kormazgil, Ahmet Arif, A.Kadir,Afşar Timçin, Egemen Berköz, Ataol Behramoğlu’dur.
  • Modern Şehir ve İnsan
    Cumhuriyet Dönemi aynı zamanda modern insanın, modern şehir içindeki varlığını çelişik biçimde algılamaya başladığı bir dönemdir. Baudelaire, Valery, Mallermé gibi modern Batı şairleri ile şehirleri arasında görülen mahkumluk, isyan ve kaos durumları, şehirli Cumhuriyet şairlerinin şiir-şehir ilişkilerinde de görülür. Bu modern insan problemini ele alan şairler sırasıyla Necip Fazıl ve İkinci Yeni şairleridir.
  • Küçük Adamın Hayatı
    194O’lar “küçük adam’ın hayatı olarak kavramlaştıran bir yaşama biçiminin ve anlayışının edebiyata girdiği yıllardır. Aşık, sarhoş, işsiz, neşeli, hüzünlü ve yoksullara karşı duyarlı olan; deniz kıyılarında, sinema ve fabrika önlerinde, tramvay ve vapurlarda, meyhanelerde dolaşan kaçik adam figürleri en çok Orhan Veli’nin şiirlerinde ortaya çıkar.
  • Aşk
    Aşk, sadece Cumhuriyet dönemi şiirinde değil, bütünüyle edebiyatta başat bir tematik değerdir. Ancak kültürlerin ve dönemlerin aşk algılarının ortak ve farklı yanları bulunabileceği gibi, tek tek şairlerin aşk algılarında da benzerlik ve farklılıklar bulunabilir. Bu farklılıklar şöyle belirlenebilir:

    i. Beş Hececiler’de aşk melankoli, karşılıksızlık ve örtülü bir cinsellik bağlamında ortaya çıkar.
    ii. Toplumcu gerçekçi şair ve şiirlerde aşkın ideolojik yoldaşlık boyutu ortaya çıkar.
    iii. Necip Fazıl’da korkulu, tutkulu bir aşk ortaya çıkar.
    iv. İkinci Yeni şairlerinde aşk modern şehir içinde bir sevme eylemi, ruhsal ve tensel bir enerji kaynağı ve mitolojik bir evrenin özsuyu olarak ortaya çıkar.

  • Dini-metafizik Duyarlılık: Bireyden Evrene
    Modern insanın varlık karşısındaki durumu, varoluş kaygısı, görünür alem ile metafizik alan arasındaki ilişki Necip Fazıl Sezai Karakoç-Cahit Zarifoğlu gibi şairlerin şiirlerinde en belirgin örnekleri görülen Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin ana izleklerinden birisidir.
  • Mistisizm
    Cumhuriyet dönemi şiirinde şu veya bu oranda mistik eğilim gösteren, tasavvufi kaynaklara, Mevlana, Yunus Emre gibi tasavvufi kültürün başlıca sembollerine atı yapan şairler de vardır. Fakat Cumhuriyet Dönemi içinde şiirleri bütünüyle mistik karakter taşıyan nerdeyse tek bir şair vardır: Asaf Halet Çelebi. O, mistisizmi İslam geleneği içindeki tasavvufla birleştirir.

Böylece görülüyor ki, bu dönem şiiri başlangıçtan itibaren insanı ilgilendiren temel meseleler etrafında kurulmuş ve gelişmiştir denilebilir.