Ünite 1: Ana Babalık Ve Çocuk Yetiştirme Davranışları

Giriş

Çocuğun sağlıklı psikolojik gelişiminin ve aile içindeki etkili iletişimin önkoşulu pozitif aile iklimidir. Bu iklimin en önemli belirleyicisi ise ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutum ve davranışlarıdır. Ebeveyn tutum ve davranışları çok sayıda kuramsal yaklaşımla incelenmiştir. Psikoloji tarihi içinde bu kuramların bazıları daha popüler yaklaşımlar olarak ortaya çıkmıştır. Bu bölümde önce ebeveynliği anlamada en yaygın olarak kullanılan kuramlardan üçü, Sosyal Öğrenme, Bağlanma ve Sosyalizasyon kuramları özetlenecektir.

Ebeveynlik Kuramları

Sosyal Öğrenme Kuramı: Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı çocuk yetiştirmeye ve ebeveyn çocuk ilişkisinin çocuk üzerindeki etkisine yönelik zengin öngörüler içerir. Kurama göre günlük deneyimlerimiz ve maruz kaldığımız muamele doğrudan ve dolaylı olarak, farkında olmadan davranışlarımızı ve temel tutumlarımızı şekillendirir.

Çocuklar sadece başkalarının davranışlarını gözlemezler, aynı zamanda davranışların yol açtığı sonuçları da gözleyerek istendik davranışı taklit etmeyi öğrenirler. Örneğin, üzerine süt döktüğü için babasından azar işiten kardeşini gözleyen bir çocuk, aynı davranışı yaptığında kendisinin de aynı sonuçla karşılaşacağını çıkarımla öğrenir.

Bandura’ya göre insanlar kendi davranışlarını gözleyerek ve bu davranışların çevredeki başka kişilerde yol açtığı tepkileri ya da değişimleri izleyerek de çıkarımlarda bulunurlar. Bu yolla da hangi davranışın olumlu (onaylanan) hangi davranışın olumsuz (muhtemel cezaya yol açan) davranış olduğunu da bir tek deneme ile öğrenebilirler.

Bağlanma Kuramı: Ebeveyn ile çocuk arasında erken yıllarda kurulan güvenli bağlanma hem pozitif ana baba davranışları hem de çocuğun yaşam boyu sağlıklı sosyal ve duygusal gelişimi için en temel özkaynaktır. Bu nedenle, John Bowlby ve Mary Ainsworth tarafından geliştirilen Bağlanma Kuramı son 40 yılda her türlü yakın ilişkinin dinamiğini anlamak için kullanılan en temel yaklaşımlardan birisi olmuştur. Bowlby, bağlanmayı, etolojinin ilkelerine dayanarak, özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde daha belirgin gözlenen, ancak yaşam boyu süren, özel kişilerle güçlü duygusal bağlar kurma eğilimi olarak tanımlamıştır.

Bowlby’ye göre ebeveyn ve çocuk arasındaki duygusal ilişki, bağlanma ve yakın bakım (caregiving) olmak üzere iki temel davranışsal sistemine dayanır. Çocuk dünyaya tetiklenmeye ve biçimlendirilmeye hazır bağlanma sistemi ile gelir. Çocuğun hayatta kalmasını ve en azından olgunlaşıncaya kadar yakın korunmasını garanti altına almak için bağlanma sistemi bir erken uyarı sistemi gibi işlev görür.

Çocuğun yakınlık arama ve korunma davranışları bakım verenle (bağlanma figürü) çocuk arasındaki duygusal bağı daha da güçlendirerek neslin devamına ve üremeye katkıda bulunur. Yakın bakım sistemi ise bağlanma figürlerinin yani ebeveynlerin davranışlarına karşılık gelir. Sistemin amacı bakım verenin, çoğunlukla annenin, çocuğu avutma, sakinleştirme, destek sağlama, ihtiyaçlara zamanında karşılık verme ve özerk gelişimi için gerekli olan güvence ve desteği sağlama davranışlarını düzenlemektir. Güvenli sığınak ve güven üssü yakın bakım sisteminin iki temel özelliğidir.

Bowlby’ye göre, çocukların güvenli bağlanma geliştirmesi büyük oranda ebeveynlerin güvenli sığınak ve güvenli üs işlevlerini etkin olarak yerine getirmelerine bağlıdır. Bağlanma, bakım ve bunlara bağlı çalışan keşif sistemleri önce çoğunun hayatta kalmasını garantilemek ve devamında optimal (sağlıklı) gelişimini desteklemek için karşılıklı etkileşim içinde uyumlu çalışması gerekir.

Ebeveyn Duyarlığı :Marry Ainsworth ve arkadaşlarına göre anne duyarlığı güvenli bağlanmanın omurgasını oluşturur. Geliştirdikleri ölçüm araçlarıyla farklı ülkelerde yaptıkları araştırmalar aşağıda anlatılan bağlanma örüntüleri ile anne duyarlığının sistematik ilişkisini göstermiş ve bağlanma kuramının gelişiminde bir sıçrama yaratmıştır. Ainsworth duyarlığı bir ebeveynin çocuğunun işaretlerini fark etmesi, doğru yorumlaması, zamanında ve uygun karşılık vermesi olarak tanımlamıştır.

Ainsworth ve arkadaşları geliştirdikleri gözleme dayalı ölçüm aracı ile anne duyarlığını ikili kutuplar halinde dört boyutta tanımlamış ve ölçmüşlerdir. Birinci boyut duyarlığa karşı duyarsız anne davranışı boyutudur. Duyarlık erken dönemde, özellikle ilk iki yılda, daha kritiktir ve dört aşamada başarıyla gösterilir. Bunlar annenin;

  • Bebeğin verdiği sinyallerin (işaretlerin) farkında olması ve bunun için hazır ve ulaşılabilir durumda bulunabilmesi;
  • Bu sinyalleri doğru yorumlaması;
  • İşaretlere, özellikle de stres belirtilerine zamanında, dakik cevap vermesi
  • En uygun karşılığı ya da tepkiyi verebilmesidir.

Annenin temel duyarlık özelliklerini gösterebilmesi için kendi durumu ile bebeğin ihtiyaçları arasında esnek bir denge kurabilmesi ve gerektiğinde çocuğa otomatik olarak öncelik verecek şekilde psikolojik ve fiziksel olarak hazırlıklı olması gerekir. İkinci temel duyarlık boyutu kabule karşı reddetmedir. Bu aslında annenin bebekten kaynaklanan olası olumsuz duygularını ve bununla ilgili yaşadığı çatışmayı çözme becerisini tanımlar. Annenin ne kadar çocuğunun bireysel farklılıklarını ve isteklerini kabul edici davrandığı ya da olumsuzbeklentileri nedeniyle reddedici bir yaklaşım içinde olduğu, nasıl bir psikolojik iklimde bakımın sunulduğunu anlamak bakımından önemlidir. Üçüncü boyut işbirliğine karşı müdahaledir. İşbirliği duyarlı bir ebeveynin bebeğin bireysel özelliklerine ve isteklerine saygı göstererek bakım davranışlarını ayarlayabilmesi ve tepkilerini onun psikolojik durumuna ve gerçek ihtiyaçlarına uygun olarak uyumlu bir şekilde düzenleyebilmesidir. Son özellik ulaşılabilirliğe karşı ihmalkârlık boyutudur. Ebeveynin yakın bakımı sunabilmesi için fiziksel ve psikolojik olarak ulaşılabilir durumda bulunması beklenir. Kendisini hem fiziksel konum (yakınlık) hem de psikolojik durum (dikkatin çocukta olması) bakımından ulaşılabilir şekilde hazır bulundurmayan ebeveynlerin çocuğun işaretlerini kaçırma olasılığı yüksektir.

Bağlanmada Bireysel Farklılıklar: Bütün çocuklar onları büyütenlere karşı bir çeşit bağlanma geliştirirler. Ancak, bağlanmanın ne derece güvenli ya da güvensiz olduğunu büyük oranda erken dönemde ebeveynlerin yakın bakım davranışlarının kalitesi belirler. Bağlanmadaki farklılıkları incelerken çocuğun doğuştan getirdiği mizacın da ana baba davranışları ile etkileşim içinde bağlanma örüntüsünü etkilediği akılda tutulmalıdır.

“Yabancı Ortam” yöntemi aslında anne çocuk ilişkilerinin temsilini laboratuvar ortamında gözleyerek çocukların nasıl bir bağlanma örüntüsü geliştirdiğini tanımlamayı amaçlar. Çocuklar anneden ayrılma, birleşme ve yabancıyla birlikte olma durumlarının yarattığı kısa süreli strese verdikleri tepkilere göre

  • Güvenli,
  • Kaygılı/ kararsız ya da dirençli
  • Kaçınan olmak üzere üç gruba ayrılırlar.

İçsel Çalışan Bağlanma Modelleri ve Yeni Yaklaşım: Ebeveynlerle olan ilişkileri temelinde çocuklar hem kendileri (benlik) hem de bağlanma kişileri (başkaları) hakkında Bowlby’nin içsel çalışan modeller olarak isimlendirdiği zihinsel şemalar, beklentiler geliştirirler. Bu şemalar hayat boyunca her türlü yakın ilişkideki inançları, beklentileri ve davranışları yönlendiren bir rehber olarak kullanılır. Erken dönemdeki bağlanma örüntülerinin kristalleşerek değişime direnç göstermeleri ve ileriki yıllara taşınmaları da bu zihinsel modeller aracılığı ile gerçekleşir.

Dört Kategori Modeli: İki temel bağlanma boyutuna dayanan ve Dört Kategori Modeli son yıllardaki bağlanma araştırmalarında en yaygın kullanılan yaklaşımdır. Bu yaklaşımda bağlanma kaygısı boyutu (benlik modeli), erken dönem ebeveyn tutarsızlığının bir yansıması olduğuna inanılan, yakın ilişkilerde hissedilen reddedilme ve terk edilme korkusunu tanımlar. Bağlanma kaçınması boyutu (başkaları modeli) ise erken dönemde bakım vermede gönülsüz ve soğuk olan ebeveynle baş etmek için geliştirildiğine inanılan, başkalarına yakınlıktan, bağımlı olmaktan ya da başkalarının yakın olmasından hissedilen rahatsızlık olarak tanımlanır.

İki temel bağlanma boyutunun kesişiminden (etkileşiminden) dört adet bağlanma stili ortaya çıkmaktadır. Modele göre, güvenli bağlanma düşük düzeylerde bağlanma kaygısı ve kaçınması ya da olumlu benlik ve başkaları modeli ile tanımlanır. Güvenli bağlanan kişinin özsaygısı yüksektir ve başkalarına güvenmekte sorun yaşamaz. Bunun tersi, yani yüksek düzeyde bağlanma kaygısı ve kaçınması ya da olumsuz benlik ve başkaları modeline sahip olanlar korkulu bağlanma stili içinde sınıflandırılır. Korkulu bağlanma en olumsuz bağlanma stili olarak hem yakın ilişki hem de psikolojik sorunlarla en yüksek düzeyde ilişki gösteren stildir. Bağlanma kaygısının yüksek ancak bağlanma kaçınma düzeyinin düşük olduğu ya da benlik modelinin olumsuz fakat başkaları modelinin olumlu olduğu kategori yetişkinlikte saplantılı bağlanma olarak tanımlanmıştır ve kaygılı kararsız bağlanma ile aynı özellikleri gösterir. Ebeveyne, arkadaşa ya da eşlere aşırı bağımlı olma, sürekli yakınlık arama ve kıskançlık saplantılı bağlanmanın belirgin özelliklerindendir. Son olarak saplantılı bağlanmanın tersi olan kayıtsız kaçınan bağlanma düşük düzeyde kaygı ancak yüksek düzeyde kaçınma ya da olumlu benlik fakat olumsuz başkaları modeli ile tanımlanmıştır.

Bağlanma Stratejileri ve Ebeveyn Davranışları: Ebeveyn tutum ve davranışlarının bağlanma kaygı ve kaçınma boyutları ile ilişkisi bağlanma yaklaşımının özünü oluşturur. Bağlanma kaygısı erken dönemlerde duyarsız ya da tutarsız ebeveyn davranışları ile ilişkilidir. Ebeveynin özellikle çocuklar stres altındayken tutarsız, yetersiz ya da dengesiz karşılık vermesi, gergin olması ya da aşırı müdahaleci davranması çocukta kendine güvensizlik duygusuna ve bağlanma kaygısına yol açmaktadır.

Aşırılaştırma stratejisine yol açan ebeveyn davranışları ise şunlardır:

  • Çocuğun stres durumunda ve yardım istekleri karşısında ebeveynin (bakım verenin) güvenilmez ve öngörülemez bir şekilde tutarsız davranması;
  • Çocuğun özerk olarak kendi sorunlarıyla baş etme girişiminin engellenmesi ve kendini düzenleme becerileri kazanmasını engelleyecek şekilde aşırı müdahaleci bakım.
  • Açık ya da örtük olarak çocuğun, aciz, yetersiz ve zayıf olduğuna yönelik mesajların verilmesi;
  • Çocuğun bağlanma kişisinden ayrı kaldığında yaşadığı olası travma ve istismar.

Sosyalizasyon Kuramı: Ebeveyn Tutum ve Davranışları

Ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutum, davranış ve uygulamaları yoluyla içinde yaşadıkları toplumun kültürünü, değerlerini, normlarını ve davranış kalıplarını çocuklarına aktarması ve onu toplumsal hayata hazırlaması süreci sosyalizasyon (toplumlaştırma) olarak tanımlanır.

Ebeveynlerin sosyalizasyon yoluyla çocuklarına aktarmayı amaçladıkları değerler ve davranış kalıpları çocukları tarafından farklı düzeylerde kabul edilir ve içselleştirilir.

Etnoteori ve Sosyalizasyon: Sosyalizasyon sürecinin çocuk yetiştirme aracılığı ile nasıl gerçekleştiğini anlamak için ana baba tutum, davranışlarının günlük pratiğe nasıl yansıdığını anlamak gerekir. Etnoteoriler ebeveynlerin içinde yaşadıkları kültürle uyumlu olarak kendileri, aileleri ve çocukları hakkında sahip oldukları inançlarının günlük etkileşimlere yansımalarını taşır. Örneğin, ebeveynler öncelikli olarak çocuğunun bağımsız, özerk ve bir an önce kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmesi gereken birisi olarak mı görmek istiyor yoksa itaatkâr, saygılı ve sorumluluklarını bilen birisi olarak mı? İşte bir kültürde etnoteori ne ise, çocuk ona hizmet edecek ebeveynlik uygulamaları ve davranışlarıyla yetiştirilir.

Erken Gelişim Döneminde Sosyalizasyon: Bir toplumun sosyalizasyon aracı sadece aileler değildir. Geniş aile üyeleri, okullar, mahalle çevresi, akranlar, basın, sosyal medya gibi birçok kurum ve öge de çocuğun sosyalizasyon sürecinde önemli rol oynar. Ancak ebeveynler ve çekirdek aile en temel sosyalizasyon aracıdır. Ebeveynler bu işlevi ebeveynlik tarzı ve davranışları yoluyla yerine getirirler. Erken çocukluk dönemi, esnekliği, hızlı öğrenmeye açıklığı nedeniyle, duygusal, bilişsel ve fiziksel gelişimin en hızlı olduğu, diğer bir deyişle psikolojik gelişimin temel unsurlarının oluştuğu kritik dönemdir. Sosyalizasyon en hızlı erken dönemde yaşanır, “ağaç yaş iken eğilir!”.

Çocuk Yetiştirme Tarzları ve Boyutları

Freud’un Psikoanalitik Kuramından Sosyal Öğrenme Kuramına kadar bütün klasik yaklaşımlar anne ve babaların farklı tutum ve davranışlarının çoğunun psikolojik gelişimini nasıl etkilediğini açıklamaya çalışır. Ancak, ebeveyn davranışlarının günümüzde en yaygın kullanılan tanımlamaları ve sistematik olarak ölçülmesi Schaefer’in (1965) araştırmaları ve geliştirdiği ölçek (Ebeveyn Davranışları Envanteri) ile başlamıştır. Bu geleneğin bir devamı olarak günümüz psikoloji yazınında en çok bilinen ve kendisinden sonra gelen yaklaşımları da doğrudan etkileyen öncü kuram ise Schaefer’dan hemen sonra, bundan 40 yıl önce Diana Baumrind (1967, 1971, 1980, 1991) tarafından geliştirilmiştir.

Baumrind, ana babaların çocuk yetiştirirken başvurdukları iki temel davranış olan denetleme (disiplin) ile sevginin farklı düzeylerde gösterilmesinin nasıl bir ana babalık tarzına ya da stiline dönüştüğünü somut olarak tanımlamıştır. Başlangıçta demokratik/dengeli (authoritative), otoriter ve izin verici olmak üzere üç temel ebeveynlik tarzı olduğunu ve bunların çocuklarda farklı gelişimsel sonuçlarla ilişkili olduğunu öne sürmüştür. Daha sonra hem Baumrind (Baumrind ve ark., 2010) hem de onu izleyen araştırmacılar (örn., Maccoby ve Martin, 1983) ana babalığın üç temel tarz olarak kategorik düzeyde değil, bu tarzların altında yatan süreçleri (temel dinamikleri) tanımlayan iki temel boyut üzerinde tanımlamanın daha doğru olacağını göstermişlerdir. Bu boyutlardan ilki toplumun ebeveynler aracılığı ile çocuktan ne istediğini yani çocuğun nasıl olmasını beklediğini tanımlayan talep boyutudur ve yukarıda bahsedilen denetlemeyi temsil eder. Sevgiyi temsil eden ilgilenme ya da kısaca ilgi olarak isimlendirilen ikinci boyut ise toplumun ebeveyn aracılığı ile çocuğa ne verdiğini tanımlar. Diğer bir deyişle, ebeveynler kendi istekleri doğrultusunda çocuktan belirli tutum ve davranışları göstermesini beklerken ona ne kadar ilgi, sıcaklık ve şefkat gösterdikleri bu boyut tarafından belirlenir. Bu nedenle ikinci boyut anne babanın gösterdiği ilgi ve sıcaklık düzeyi olarak da isimlendirilebilir.

Demokratik Ana Babalık: Yüksek düzeylerde talep ve ilgi ile tanımlanan demokratik ana babalık evrensel olarak kabul edilen en sağlıklı “optimal” çocuk yetiştirme tarzıdır. Bu tarzdaki ebeveyn çocuğun ihtiyaçlarına ve bireysel farklılıklara karşı duyarlıdır, ama aynı zamandan gerekli olan sınırları da koyar. Aile içinde çocuğa saygı ve içten sevgi gösterilir, söz hakkı vardır ve aile içi iletişim kanalları açıktır.

Otoriter Ana Babalık: Otoriter ana babalık tarzı talep ile ilgi arasındaki dengenin talep lehine bozulması olarak tanımlanabilir. Yüksek düzeyde talebin düşük düzeyde ilgiyle eşleşmesi aile ikliminin katılaşmasına, soğumasına ve çocuğa verilen duygusal desteğin azalmasına yol açar. Bu tür ailelerde keskin kurallar ve yüksek standartlar konulur ve çocuktan bunlara mutlak olarak itaat etmesi beklenir. Kuralların gerekçesi genellikle açıklanmaz ve uyulmaması ise cezalandırılır.

İzin Verici Şımartan Ana Babalık: Şımartan ana babalık ilginin, sevginin çok yüksek ama talebin düşük, denetimin yetersiz olduğu “gevşek” ana babalık tarzıdır. Modelde görüldüğü gibi otoriter ana babalığın tam tersidir. Bu tür aileler genellikle kararsızdır ve tutarsız disiplinle çocuk yetiştirmeye çalışır. Çocuklarına bir ebeveynden ziyade arkadaş gibi yaklaşırlar. Kuralları alabildiğine esnetme ve sınır koyamama, yani yapı eksikliği en tipik özellikleridir.

İhmalkâr Ana babalık: Çocuğa hem denetimin uygulanmadığı hem de ilginin gösterilmediği ihmalkâr ana babalık sonuçları bakımından en olumsuz tarzdır. Ebeveynlerin duygusal olarak soğuk, mesafeli, kayıtsız ve iletişim kurmakta isteksiz olduğu bu ailelerde denetimin de eksik olması nedeniyle çocuklarda sevilmedikleri, istenilmedikleri duygusunu hissettirir.

Farklı ana babalık tarzlarının çocuklar üzerindeki etkilerini değerlendirirken nedensel çıkarımlar yapmaktan kaçınmak gerekir. Burada gösterilen ilişkiler olasılık bazında, görece ilişkilerdir. Nedensonuç ilişkisi olarak yorumlanamaz. Diğer bir deyişle, ihmalkâr ailelerde büyüyen çocukların bağımlılık geliştirme olasılığı diğer tarz ailelerde büyüyen çocuklardan daha yüksektir. Fakat bu durum, bu tür ailelerde büyüyen bütün çocukların bağımlı olacağı ya da diğer tür ailelerde büyüyen çocukların bağımlı olmayacağı anlamına gelmez. Olumlu ve olumsuz etkiler, başta çocuğun doğuştan getirdiği mizaç gibi genetik özellikler olmak üzere, geniş çevreden, akranların özelliklerine, ailenin destek kaynaklarına, aile içindeki çatışma düzeyine kadar diğer birçok faktörden etkilenir. Üstelik bu etkiler genellikle karşılıklı ve iki yönlüdür. Bazen çocuğun özel bir durumu ya da bireysel farklılığı ailenin nasıl davranacağını yönlendirir. Bu nedenle, ana babalık tarzlarının etkilerine koruyucu ve risk yaratan faktörler olarak bakmak daha doğrudur. Demokratik ana babalığın koruyucu yönü yüksek riski ise görece düşüktür. Diğer üç ana babalık tarzı ise özelliklerine göre görece daha fazla risk içerir.