Ünite 5: Altın Orda Devleti ve Takipçileri

Altın Orda Devleti’nin Kuruluşu

Altın Orda çok geniş topraklara yayılmasına ve Ortaçağ’ın en büyük Türk devletlerinden biri olmasına rağmen, bu devletin tarihini başta Rus kronikleri, Arap ve Fars el yazmaları, Ermeni ve Gürcü yıllıkları, Batılı seyyahların seyahatnameleri olmak üzere yabancı kay-naklardan öğrenmekteyiz. Her ne kadar Altın Orda Devleti’nde çok sayıda tarih ve edebî eserin kaleme alındığı bilinse de bu eserlerden pek azı günümüze kadar ulaşmıştır. Altın Orda hanlarının Rus din adamlarına ve Venedikli tüccarlara verdikleri yarlıklar, hanla-rın Rus knezlerine, Lehistan Kralı ve Osmanlı padişahlarına gönderdikleri bitikler, Edigey Destanı, Kutb’un Husrev ve Şirin’i ve daha geç tarihte kaleme alınan Ötemiş-Hacı’nın Cengiz-Nâmesi günümüze kadar ulaşan Altın Orda kaynaklarının başlıcalarıdır.

Altın Orda’nın Temellerinin Atılması

Cengiz Han’ın (öl. 1227) daha hayattayken fethettiği toprakları Moğol geleneklerine göre kendi oğulları arasında paylaştırması neticesinde Büyük Moğol İmparatorluğu’na bağlı yeni uluslar ortaya çıktı. Cengiz Han, mükemmel kumandanlığı ve tecrübeli devlet adamlığı ile kendisini ispatlayan en büyük oğlu Cuci (öl. 1227)’ye Altay Dağları ve Batı Sibirya’dan başlayarak İdil-Ural bölgesi ve ötesini verdi. Bunlara ilâveten Cuci Han’a batıda “Moğol atlarının basabileceği her yer”i fethetme hakkı da tanındı. Böylece Deşt-i Kıpçak olarak da bilinen bu coğrafyada “Cuci Ulusu”nun temelleri atıldı.

Altın Orda Devleti’nin Adı

Altın Orda Devleti’nin adı, Doğu kaynaklarında Cuci Han’a atfen “Cuci Ulusu” olarak geçmektedir. Ele geçirilen bölgedeki nüfusun çoğunu göçebe Kıpçaklar oluşturduğu için bu bölgeye Deşt-i Kıpçak, yani “Kıpçak Bozkırı” da denilmektedir. Aileleri, bütün malları ve hayvanları ile beraber Cuci Ulusu’na gelen Moğollar, sayıca az olduklarından dolayı buradaki esas kitleyi oluşturan Kıpçaklar arasında asimile olmuşlardır.

Batu Han’dan Sonra Yaşanan Taht Sorunları

1255 yılı sonunda ölen Batu Han, kendisinden sonra taht için mücadelelerin ortaya çıkacağını ve oğlu Sartak’ın da tek başına bundan galip çıkamayacağını bildiği için, Büyük Moğol İmparatoru Mengü’den onu desteklemesini istedi. Nitekim Batu Han’ın ölümü sırasında Sartak, Moğol İmparatorluğu’nun başkenti Karakurum’da bulunuyordu. Batu’nun ölüm haberini alan Mengü Kağan Sartak’ı iyi karşıladı ve Cuci Ulusu’nun hanı ilan etti. Batu’nun kardeşi Berke ve taraftarları Sartak’ın gıyabından faydalanmak istediler. Sartak’ın tarafında Mengü Kağan ve Moğol aristokrasisinin bir bölümü yer alırken Berke’yi Müslüman tüccarlar destekledi. Bazı kaynaklara göre Sartak, Hristiyanlığı kabul etmiş ve bu unsur daha Batu Han hayattayken, Müslüman olan Berke ile arasını açmıştır. Daha Sartak ve Ulakçi hanlar döneminde Berke’nin gözlerinin tahtta olması, onun Hülâgû’den önce davranmasını sağladı ve 1256’da Berke, Altın Orda hanı oldu.

Berke Han İle Başlayan Altın Orda’nın Yükselişi

Tahta çıkmadan önce İlhanlılarla karşı karşıya gelen Berke’nin hâkimiyeti de İlhanlılarla mücadele ile geçti. İlhanlılara karşı devamlı kışkırtması gibi nedenler, Altın Orda-İlhanlı mücadelesinin sadece Berke döneminde değil, İlhanlıların yıkılışına kadar devam etmesine neden oldu. Bu mücadele bazen kendisini Altın Orda-MemlükSelçuklu ve İlhanlı-Bizans bloklaşmaları çerçevesinde de gösterdi. Berke Han, İlhanlılara karşı Altın Orda topraklarını korumayı başarsa da onlara karşı bir üstünlük sağlayamadı. Berke Han döneminin önemli gelişmelerinden biri de komutanlarından Nogay Mirza’nın Bizans üzerine başarılı bir sefer düzenlemesidir (1261). Berke Han döneminde Rus knezlikleri üzerindeki hâkimiyet arttı ve Rus toprakları da dâhil olmak üzere ele geçirilen bütün topraklarda toplanacak vergileri düzene oturtmak, acemi askerlerden birlikler sağlamak, ayrıca yetenekli zanaatkâr ve ustaları belirleyerek devlet teşkilâtında görevlendirmek üzere nüfus sayımı yapıldı. Vergilerin toplanmasını teminen Altın Orda’nın hâkim olduğu bütün topraklarda “darugalık” adı verilen yeni bir teşkilat kuruldu ve bu teşkilatın başına “darugalar” getirildi. Darugalar, fethedilen bölgelere tayin edilip sivil ve askerî işlerle meşgul oluyorlardı. Berke Han döneminde Altın Orda’da “yam” (posta) teşkilatı da kuruldu.

Mengü Timur

Berke Han zamanında Altın Orda, bölgenin en güçlü devletlerinden biri hâline gelse de Büyük Moğol Hanı’na, yani Moğolistan’a olan bağlılık hâlâ devam ediyordu. Ancak ondan sonra tahta çıkan yeğeni Mengü Timur (1266-1280) Altın Orda’yı tamamen müstakil bir devlet hâline getirmeyi başardı ve kendi adına para bastırdı. Mengü Timur da aynen Berke gibi bir taraftan İlhanlılarla mücadele etti, diğer taraftan da Rus knezlikleri ile yakından ilgilendi ve bir nüfus sayımı daha yaptırdı. Cengiz Han soyundan gelmediklerinden dolayı han olamamalarına rağmen bu emîrler, özellikle zayıf hanların iktidarda bulundukları ve taht kavgalarının kızıştığı dönemlerde sahneye çıkıyor ve güçlerini sergiliyorlardı. Bu emîrlerden ilki, Mangıt kabilesinden Nogay Mirza oldu. Daha Berke zamanında güçlenmeye başlayan Nogay, sadece iç politikada değil, Bizans ve Ruslarla münasebetler gibi dış meselelerde dahi hanlardan bağımsız hareket etti. Örneğin Bulgar Knezliği’nin Altın Orda’nın vassalı hâline gelmesi, Nogay sayesinde mümkün oldu.

Toktâ Han

Nogay Mirza, Tula Buka’nın tahtını kaybetmesinde ve Mengü- Timur’un oğlu Toktâ’nın tahta çıkmasında da önemli rol oynadı. Ancak Toktâ Han (1291- 1312), önceki hanlara kıyasla çok daha güçlüydü ve tahtını Nogayla paylaşmaya hiç niyeti yoktu. Bundan dolayı tahta çıkışından çok geçmeden Nogay’dan kurtuldu ve gerek iç meseleler, gerekse de dış meselelerle kendisi ilgilendi. Toktâ Han, ölümünden önce oğlu İlbasar’ı rakipsiz veliaht yapabilmek için Batu (Sayın) Han evlâdından herkesi öldürttü. Fakat İlbasar kendisinden önce ölünce Sayın Han ailesinin sona erme tehlikesi ortaya çıktı. Ancak Toktâ’nın öldürttüğü kardeşi Tuğrulca’nın öldürülmesi sırasında gebe olan eşi Gelin Beyalun, kısa bir müddet sonra doğan oğluna Özbek adını vermiş ve onu ölümden kurtarabilmek için Kabartay ülkesinde yakını olan İnal Beğ’in yanına göndermişti. İlbasar’ın ölümünden sonra bu durumdan haberdar olan Toktâ Han, yakın emîrlerini, derhal şehzadeyi getirmek üzere vazifelendirdi. Beyler Özbek Han’ı alıp döndükleri zaman Toktâ Han ölmüştü ve Özbek de 14 yaşındayken tahta çıktı.

Özbek Han

Özbek Han (1312-1341) gençken tahta çıksa da onun döneminde Altın Orda, adına yakışır bir şekilde “altın dönemi”ni yaşadı. Onun zamanında bütün ülkede İslamiyet yayıldı, imar işleri hız kazandı. Bununla birlikte gerek İslamiyet’in yayılmasından önce, gerekse de sonrasında hanlar, bütün dinlere karşı müsamahalı davrandı, Rus din adamlarını bütün yükümlülüklerden muaf tuttular. Dış politikada ise Özbek Han, selefi Toktâ Han’dan daha aktif bir siyaset izledi. 1324 yılında ortaya çıkan Bulgar-Bizans anlaşmazlığında Özbek Han, Bulgar Knezi II. Georgiy Terteriy’i destekledi, ancak buna rağmen Bulgarlar mağlup oldu. Daha sonra Özbek Han Bizans İmparatoru III. Andronik’in kızı ile evlenerek imparator ile iyi ilişkiler kurdu.

Özbek Han’dan Sonra Altın Orda Devleti

Özbek Han’dan sonra büyük oğlu Tinibek Han kısa bir süre (1341-1342) hüküm sürdükten sonra tahta Canibek Han (1342-1357) çıktı. Canibek Han zamanındaki en önemli gelişme hiç şüphesiz Azerbaycan’ın ele geçirilmesiydi. İlhanlı Ebû Sa‘îd’in 1335’te ölümünden sonra, İlhanlı Devleti yıkılmış ve Azerbaycan, TürkMoğol kökeninden gelen Çoban sülâlesinin eline geçmişti. Kendisinden sonra tahta çıkarmak istediği oğlunun Berdibek’ten önce ölmesiyle han kendisini içkiye verdi ve bu düşkünlüğü yüzünden üç yıllık saltanattan sonra vefat etti. Böylece Batu (Sayın) Han sülalesi sona erdi.

Altın Orda’da Fetret Devri ve Hanlığın Yıkılışı

Berdibek Han’ın ölümünden sonra Altın Orda Devleti’nde yaklaşık 20 yıl sürecek olan fetret devri başladı. Yirmiye yakın hanın tahta çıktığı bu devirde hanların otoritesi yok denecek seviyeye indi; bu husus Rus knezlikleri de dâhil olmak üzere itaatindeki bütün uluslar üzerindeki hâkimiyeti etkiledi. Bu dönemde Büyük Litvanya Knezliği ile Moskova Knezliği güçlendi. Bu dönemin önemli özelliklerinden biri de yine bundan yaklaşık bir asır öncesinde olduğu gibi güçlü bir emîrin (Mamay Mirza) Altın Orda tarihinde önemli rol oynamasıdır. Moskova Knezliği için Kulikovskaya Muharebesi, alınan zaferden çok Altın Orda’yı yenebileceklerini anlamaları açısından önemli oldu. Gerçekte ise, Knez Dmitriy galip gelmesine rağmen en iyi knezlerini ve ordusunun büyük bir kısmını kaybetti, Ruslar da Altın Orda’ya vergi ödemeye ve Saray’dan yarlık almaya devam etti. Bununla birlikte Kulikovskaya Muharebesi’nde Batı Rusya knezlikleri bir çatı altında birleşebileceklerine dair sinyal verdiler. Hatta Altın Orda’da karışıklıklar devam etmiş olsaydı bu zafer Rusya için bağımsızlık da getirebilirdi. Ancak çok geçmeden Cuci Han’ın oğlu Tokay-Timur’un neslinden gelen Toktamış Han, Altın Orda’da hâkimiyeti sağlamayı başardı (1379) ve Rusya üzerine başarılı seferler düzenlemeye devam etti.

Toktamış Han

Orda Hanlığı’na bağlı olan toprakların tamamını tekrar Altın Orda sınırları içerisine dâhil etti. Ayrıca kendisinin tahta çıkmasına yardım eden Emîr Timur’la da mücadeleye girişti. Toktamış ile Timur’u karşı karşıya getiren sebep Toktamış’ın Emîr Timur’un hâkimiyeti altındaki Hârezm ile Azerbaycan’a sahip olmak istemesiydi. Yine Toktamış, kendisinin Cengizoğullarının meşruiyetini temsil ettiğini, Timur’un ise bir asalet unvanına dahi sahip olmadığını düşünüyor ve bundan dolayı da Timur ile mücadeleye girmekten çekinmiyordu. Hanlık şansını kaybeden Toktamış, geri kalan ömrünü Deşt-i Kıpçak’ın ücra köşelerinde geçirdi. Ayrıca Toktamış’ın Timur’un nezdinde af dilenmeye çalıştığı, 1405 yılının Ocak ayında Otrar’da Timur’un onun bir elçisini kabul ettiği ve bu nankör dostunu yeniden tahta geçirmek için söz verdiği bilinmektedir. Ancak Timur’un 18 Şubat 1405 tarihinde vefat etmesi, bu işbirliğinin hayata geçmesini engelledi. Tümen şehri civarına göç eden Toktamış da aynı tarihlerde vefat etti.

Altın Orda Hanlığı’nın Yıkılışı

Altın Orda’nın parçalanmasıyla yeni uluslar ortaya çıktı. Bu uluslardan ilki olan Nogay Ordası, Yayık Nehri havzasında kuruldu. Nogayların doğusunda, Kazakistan topraklarında Özbek ve Kazak (Kırgız) ordaları meydana geldi. Aynı şekilde Batı Cuci Ulusu’nda da parçalanmalar vukû buldu ve Kazan, Kırım, Kasım, Astrahan ve Sibir hanlıkları kuruldu. Bu parçalanmalara rağmen Saray merkezli Altın Orda, varlığını Büyük Orda olarak 1502 yılına kadar devam ettirdi.

Altın Orda’da Teşkilat ve Sosyo-Kültürel Hayat

1227 yılında Cuci Han ölünce oğulları Batu ile Orda aralarında taht konusunda anlaşamadı ve her ikisi de diğerinin lehine feragat ederek meseleyi çözmek için Cengiz Han’ın huzuruna gittiler. Cengiz Han, Batu için “Altın Busagalı Ak Orda”yı (Altın aksamlı ak-otağ), Orda için ise, “Gümüş Busagalı Gök Orda”yı (Gümüş aksamlı gök otağ) kurdurttu. Böylece Doğu Deşt-i Kıpçak, Ordaİçen Han’a (Sol-Kol), İdil Boyu ve zaptı kararlaştırılmış olan Batı Deşt-i Kıpçak (Sağ-Kol) ise Batu Han’a yurt olarak verildi. Dolayısıyla devlet, iki kola ayrıldı. Her iki kanadın da başında han unvanına sahip Cengizoğulları bulunuyordu. Ancak bu bölünme, iki ayrı hanlık olmayıp Türk devlet ananesindeki sağ ve sol kol tertibinde Cuci Ulusu’nun ikili idareye göre tanzim edilmiş şeklidir. Gök Orda hanları, Batu Han sülalesinden gelen hanlara bağlı kaldılar. Ak Orda terimi ise Cuci Ulusu’nun batı kısımları için daha sonra da kullanıldı.

Altın Orda’da Devlet Teşkilatı

Cuci Ulusu, toprakları ve bütün nüfusuyla birlikte Cuci sülalesine ait olup hanlar da geniş yetkiye sahipti. Yüksek idareyi ellerinde bulunduran hanlar, diğer Cengizoğullarının yurtlarını belirliyor, önemli görevleri onlar arasında paylaştırıyordu. Vassal devletlerin hükümdarlarını da belirleyen hanlar, iç ve dış politikayı yürütüyor, yeni kanunlar çıkartıyor, vergileri belirliyor, para bastırıyor ve orduya komutanlık ediyorlardı. Hanların yanı sıra onların eşleri olan hatunlar ve kabile beyleri de ülke yönetimine aktif olarak katılıyordu.

Kabile Beyleri ve Yurt Sistemi

Tümen beyleri ile bin beyleri olan Kıyat, Kongırat, Mangıt, Şirin, Barın ve Secut gibi kabilelerin beyleri (emîrleri) ülke yönetiminde, özellikle de fetret devirlerinin yaşandığı yıllarda önemli rol oynamışlardır. Özellikle Nogay Mirza, Mamay Mirza ve Edigey Mirza, Altın Orda tarihinde ön plana çıkmış, hatta Rus yıllıklarında bunların bir kısmı “çar” olarak adlandırılmıştır. Hanlar, kabile taksimat sistemini bütün Altın Orda Devleti için benimsemiş ve ülkeyi “yurt”lara bölmüşlerdir. Yaylak, kışlak, otlaklardan oluşan bu yurtların gerek sınırları, gerekse de yöneticileri han tarafından belirleniyordu. Buna göre de hanlar başbuğların, başbuğlar tümen beylerinin, tümen beyleri bin beylerinin, bin beyleri yüz beylerinin, yüz beyleri de on beylerin yurtlarını tayin ediyorlardı. Yurt sahibi, gerektiği zaman yurdun ölçülerine göre tamamen teçhiz edilmiş belirli sayıda asker gönderecek, yine yurdun ölçülerine göre vergi ödeyecekti.

Darugalık

Vergilerin toplanmasını teminen Altın Orda’nın hâkim olduğu bütün topraklarda darugalık adı verilen yeni bir teşkilat kurulmuş ve bu teşkilatın başına “darugalar” getirilmiştir. Vergilerin toplanması ve asayişin muhafazasından darugalar sorumluydu. İdarî işlere pek karışmasalar da darugalar başta Rus knezleri olmak üzere Altın Orda’ya tâbi bölge ve ülke yöneticilerini kontrol altında tutmuşlardır. Yine nüfus sayımı, ele geçirilen bölgelerdeki halktan birlik oluşturma, posta işlerini düzenleme ve toplanan vergiyi hana götürme de darugaların görevleri arasındaydı. Darugaların emrinde birer askerî birlik bulunuyordu.

Yam Teşkilatı

Altın Orda da dahil olmak üzere Cengizoğullarının hâkim olduğu coğrafyada birer günlük mesafede kurulmuş olan yam (posta) istasyonları ise darugalar da dahil olmak üzere devlet görevlileri ile elçi ve postacıların ulaşımını sağlamış, onların yolculuklarını güvene almıştır. Bu istasyonlarda devletin resmî postacıları ve devletin elçileri için yedek atlar bulunmuştur. Yam adını alan bu posta teşkilâtı, Cengiz’in oğlu Ögedey zamanında geliştirilmiş, tüm ülkeyi ve Rus toprakları da dahil olmak üzere TürkMoğol devletlerini içine alan bir haberleşme ağı biçiminde yapılandırmıştır. Haber ulaklarının kullandığı yollar üzerinde habercilerin atlarını değiştirip, yemek yiyerek dinlenebilecekleri duraklar oluşturulmuştur. Cengiz Han ve sonrasında geliştirilerek kurumsal bir nitelik kazanan ve geniş coğrafyada uzun süre aralıksız işleyen yam teşkilâtı daha sonra Çarlık Rusyası’nda da devam etmiştir. Rusça’daki arabacı manasındaki “yamşik” terimi de Rusça’ya Moğolca’dan geçmiştir.

Altın Orda’da Toplanan Vergiler

Bütün imparatorlukla (Büyük Hanla) sıkı işbirliği içindeyken, Cengiz Han ve Mönge Han’ın ortaya koyduğu yasayı tatbik etmiştir. Dolayısıyla Deşt-i Kıpçak, İran ve bütün Moğol İmparatorluğu için vergi sistemi aynı idi. Altın Orda Hanlığı’nın hazinesi şu gelirlerle beslenmekteydi: 1. Cuci Ulusu’nun kendi bünyesindeki mükelleflerden toplanan vergiler; 2. Tâbi durumda olan Rus knezliklerinden alınan vergiler; 3. Yabancı tüccarlardan alınan vergiler. Altın Orda’da aşağıdaki vergiler toplanmıştır: öşür tertibinde 1/10 oranında alınan kalan, hayvan sürülerinden 1/100 oranında aynî olarak alınan kopçur, tüccarlardan alınan tamga, ev başına toplanan tütün, bir çeşit toprak vergisi olan ve aynı zamanda da çeşitli hizmet ve yükümlülükleri kapsayan salığ, ulaklara ve seyahat eden devlet görevlilerine ve hayvanlarına erzak temini için toplanan süsün. Rus knezlikleri ve Altın Orda’ya bağlı diğer devletlerden ise yasak, tamga, kalan, sabanlık, yam, süsün, köprü parası, ordu parası, koltka gibi vergiler toplanmıştır.

Altın Orda’da Şehircilik

Kaynaklarda Bulgar, Macar, Ükek, Suvar, Bilyar, OrdaBazar, Sarayçik, Astrahan, Kefe, Kerç, Suğdak, Harezm (Urgenç), Gülistan gibi büyük şehirlerin adı geçmektedir. Saray şehrinin adı, şehrin ortasında yer alan hanların oturduğu Altun-Taş isimli sa-raydan gelmektedir. elÖmerî’ye gore, bu muhteşem sarayın üzerinde iki Mısır kantarı ağırlığında altın bir hilâl bulunuyordu. Saray ihata duvarları ve bazı binalarla baştanbaşa çevriliydi. Bu binalarda kışın hanlığın ileri gelen emîrleri oturur; yazın ise han ile birlikte Hanlık Ordası’na geçerlerdi. Saray’da bakır eşya imâl eden maden atölyeleri de vardı. 1922 yılında Saray’da yapılan kazıda kiremit ve kerpiç sobalar bulunmuştur. Bu da Saray’da seramik ve maden sanatının bu devirde geliştiğini göstermektedir. Ayrıca Saray’da terzihane ve gön işleme atölyelerinin olduğu da ispatlanmıştır.

Altın Orda’da Ticaret

Altın Orda Devleti’nin coğrafi konumu, önemli ticari yolların buradan geçmesini sağlıyordu. Altın Orda’nın, Doğu Avrupa’nın orman ve av hayvanları yönünden zengin kuzeyi ve Karadeniz arasında olması; Akdeniz, Bizans ve İran’la zengin bir ticaret hacmine imkân veriyordu. Kırım ise asırlardan beri canlı mal mübadelelerinin yapıldığı bir bölge idi. Altın Orda, Güney Rusya bozkırlarına ilk defa bir düzen getirmiş ve dolayısıyla da Karadeniz üzerinden Çin’e olan kara ticaret yolunun güvenliği tam manasıyla sağlanmıştı. Orta Asya, İlhanlılar, Memlükler, Akdeniz, Bizans, Avrupa, Rus knezlikleri, Litvanya, Cenova ve Venedik gibi ülke ve bölgelerle yapılan ticarette Altın Orda’nın yabancı ülkelere ihraç ettiği mallar arasında kürk, deri, balmumu, tahıl çeşitleri, peynir, şarap, balık, at ve esirler yer almaktadır. Altın Orda ihracatın karşılığında altın paradan daha çok mal alıyordu. Mesela Kefe limanına her çeşit kumaş, halı, altın, ipek, iplik getiriliyordu. Ayrıca Çin ve İran’dan porselen ve ipek, Buhara’dan pamuk ve halı, Hindistan’dan inci ve mercan gelirdi.

Altın Orda’da İlim ve Edebiyat

Arap ve Farsça kaynaklardan Altın Orda’da astronomi, tıp, coğrafya ve dinî alanlarda büyük çalışmaların yapıldığı anlaşılmaktadır. Tabip Abdurrahman İbn Nasru’l-Mausılî (1254-1330), Saray’da tıp başta olmak üzere birçok ilimle uğraşmıştır. 1310’da Rabguzî’nin kaleme aldığı Kısasu’lEnbiya, 1369’da Hisam Katib’in yazdığı Cümcüme Sultan ve Kisekbaş Kitabı (Destanı) gibi eserlerin nüshaları, dünyanın birçok kütüphanesinde mevcuttur.

Altın Orda’nın Mirasçıları: Tatar Hanlıkları

Edigey’in ölümünden sonra Altın Orda’da birbirleriyle rekabet eden çok sayıda han ortaya çıktı. Bu hanların başında Toktamış Han’dan sonra Edigey’in yardımıyla Altın Orda tahtına çıkan Timur-Kutluğ Han(1396-1399)’ın torunu Uluğ Muhammed’i zikretmek gerekmektedir. Bununla birlikte Uluğ-Muhammed’in hâkimiyetini, Altın Orda’nın ancak batı tarafları kabul etti. İdil bölgesinin aşağı tarafları ise Toktamış’ın oğlu Kepek’in idaresindeydi.

Kazan Hanlığı (1437-1552)

1437 yılında bir başka Cengizoğlu olan Küçük Muhammed, Uluğ-Muhammed Han’a karşı çıkarak UluğMuhammed’i Saray’ı terketmek zorunda bıraktı. UluğMuhammed Han, ailesi ve 3.000 kişiyi yanına alarak Tula’ya yakın küçük bir şehir olan Belev’e yerleşti. 1445 yılında Kazan tahtına Uluğ Muhammed’in oğlu Mahmutek (Mahmud) çıktı. Onun uzun süren hâkimiyeti döneminde (1445-1461) Kazan Hanlığı, devletleşme sürecini tamamladı, bölge asayiş ve emniyete kavuştu. 1478’de İbrahim Han’ın vefatından sonra tahta İlham Han (1479-1487) çıksa da onun hâkimiyeti de Ruslara karşı izlediği savunma siyaseti ile geçti. Çünkü Ruslar, Kazan tahtında kendi taraftarları olan İbrahim Han’ın oğlu Muhammed Emin’i görmek istiyorlardı. 1552 yılında Kazan’a Moskova tarafından Zeya Kalesi’nin Valisi Simon Mikulinskiy vali olarak atandı. Halk da Mikulinskiy’i kabul etti, hatta IV. İvan’a biat etti. Ancak Mikulinskiy adamlarıyla şehre girerken beklenmedik bir mukavemet ile karşılaştı. Kazan halkı kapıları kapatıp Ruslara karşı mukavemet etmeye başladı ki bunun sebebi de, vatansever Çapkın Mirza ile Burnaş Mirza’nın, Rusların Kazan halkını kılıçtan geçireceğini söyleyerek halkı kışkırtmalarıydı. Mikulinskiy’in birliğiyle birlikte çekildiğinden haberdar olan IV. İvan, Kazan seferine bizzat katılmaya karar vererek ordusunu hazırlattı, Kazan’ı tamamen Moskova’ya katmak için yola çıktı. Korkunç İvan 150 bin askerin başında 19 Ağustos 1552 tarihinde Kazan kapılarında daha önce gelen Rus birlikleriyle birleşmelerinden dört gün sonra, yani 23 Ağustos Cuma günü (Ramazan ayı) haçlarını kaldırarak şehre doğru hareket etti. Uzun süre kaleyi bile aşamayan Ruslar ancak 30 Eylül günü, Arça Kapısı’ndan şehre girmeyi ve Kazanlıları mağlup etmeyi başardılar. Neticede 1 Ekim 1552 tarihinde Kazan, Rusların eline geçti. Kazan halkı kılıçtan geçirildi, kadın ve çocuklar esir edildi, cami ve medreseler ise yıkıldı. Saraydaki bütün mallara el konulurken, sarayın yanına da bugün Kafedralnıy Kilisesi olarak bilinen bir kilise inşa edildi. Böylece Altın Orda coğrafyasında ilk kurulan Kazan Hanlığı bağımsızlığını da ilk kaybeden Tatar hanlığı oldu.

Kazan Hanlığı’nda Teşkilat ve Sosyo-Ekonomik Hayat

Kazan Hanlığı da aynen İdil Bulgar ve Altın Orda devletleri gibi, farkı din ve ırktan birçok kavmin bir arada yaşadığı bir ülke idi. Ülkenin bütün alanlarında Bulgar, Kıpçak ve diğer Türk boyların karışımından meydana gelen ve daha sonra Tatar olarak adlandırılacak Kazan Türkleri hâkim konumdaydı. Tatarlardan başka hanlıkta Başkurtlar, Çuvaşlar, Çeremisler (Mari), Arlar (Udmurtlar), Mordvalar vs yaşıyordu. Kazan Hanlığı’nın resmî dini İslamiyet olmakla birlikte Kazan hanları da aynen Altın Orda hanları gibi bütün dinlere müsamahalı davranmışlardır. Devlet idaresinde bu zümre hiçbir rol oynamıyor ve başta vergi ödeme olmak üzere çeşitli yükümlülükleri vardı. Tatar kaynaklarında, “kul” ve “kara halk” olarak tasvir edilen toplumun bu tabakası, hukuki açıdan bağımsız olmasına rağmen, fiiliyatta derebeylere bağlı fakir kimselerdi. Kaynaklarda geçen vergi isimlerinden ise vergi sisteminin de Altın Orda’daki sistemin devamı olduğu anlaşılmaktadır. Yine esirlerden oluşan köylüler, yani “kul”, yada “köle”ler mevcuttu. Kullar, köylerde tarım işleriyle uğraşırken, şehirlerde zanaatçılık ve saray hizmetlerinde bulunuyorlardı. Köle ticareti az da olsa mevcut olup, komşu ülkelerle yapılan harplerde ele geçirilen esirler, Kırım, Astrahan ve Doğu ülkelerine satılıyordu.

Astrahan (Astarhan) Hanlığı (1466-1556)

Astrahan Hanlığı adını XIII. yüzyılda İdil Nehri’nin Hazar Denizi’ne döküldüğü yerde kurulan Astrahan şehrinden almaktadır. Şehrin kuruluş tarihi kesin bilinmemekle birlikte adı, İbn Battuta’nın seyahatnamesinde geçtiğinden dolayı XIII. yüzyılın ilk yarısında şehrin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Toktamış’ın Timurla yaptığı savaşlar ve Timur’un Toktamış’ı cezalandırmak üzere gerçekleştirdiği tahribatlar neticesinde Astrahan şehri de yıkıldı, ancak bu yere yakın bir yerde yeniden yapılandırıldı. Astrahan’ın Türkçe adı Hacı Tarhan şeklindedir. Altın Orda zamanında Astrahan, devletin önemli ticaret merkezlerinden biri iken, Altın Orda’nın parçalanması ve Astrahan Hanlığı’nın kurulmasıyla yeni hanlığın başkenti oldu. Hanlığın kuruluş tarihi olarak 1466 yılı, kurucusu olarak da Altın Orda Hanı Küçük Muhammed’in torunu Kasım (1466-1490) kabul edilmektedir. Halife olarak dünyadaki bütün Müslümanların koruyucusu sıfatını ellerinde bulunduran Osmanlı sultanları, Kazan’dan sonra Astrahan’ın da Ruslar tarafından ele geçirilmesine sessiz kaldılar. Hâlbuki, Rusya’nın Türk hanlıklarını ele geçirerek topraklarını genişletmesi ve güçlenmesi, daha sonraki tarihlerde Osmanlı’nın da başını ağrıtacaktır. Ancak Astrahan’dan sonra Rusların Kafkasya’da Osmanlı tâbiyetini kabul eden halkları ve böylece doğrudan Osmanlı’nın çıkarlarını tehdit etmeleriyle 1569’da II. Selim, Astrahan Seferi’ni gerçekleştirmeye ve Don-İdil Kanal Projesi’ni hayata geçirmeye kararlaştırdı.

Kasım Hanlığı (1445-1681)

Sonuçlanan savaş (7 Temmuz 1445) neticesinde kuruldu. II. Vasiliy bu savaşta esir düştü ve serbest bırakılması karşılığında Uluğ-Muhammed bir takım şartlar öne sürdü. Bu şartlardan biri de Moskova Knezliği sınırları içerisinde bir hanlığın kurulması idi. Uluğ-Muhammed böylece bir taraftan bu hanlığa kendi oğullarından birini oturtarak Moskova’yı kontrol altında tutmak istedi, diğer taraftan da Kasım Hanlığı’na tampon bölge rolü yükleyerek Kazan Hanlığı’nın güvenliğini sağlamaya çalıştı. Kasım’ın oğlu Daniyar(1468-1486)’ın ölümüyle ise III. İvan, Kasım tahtına Kırımlı Nur Devlet Giray’ı çıkarttı ve böylece Uluğ-Muhammed sülalesinin bu hanlıktaki hâkimiyeti sona erdi. Kasım Hanlığı’nın önemli özelliklerinden biri, kendi sülalesine sahip olmaması ve Kazan, Kırım, Astrahan, Kazak ve Sibirya hanlarının ve onların evlatlarının bu hanlıkta hüküm sürmeleridir. Ancak Kasım Hanlığı’nın tahtında kim bulunursa bulunsun hanlık, Moskova’nın “kuklası” olmaktan kurtulamadı. Rus çarları, bu hanlığı sadece yayılmalarının devamını sağlama konusunda değil, Osmanlı ile münasebetlerinde “savunma aracı” olarak da kullandılar.

Sibirya Hanlığı (1468-1598)

Altın Orda Hanı Toktamış’ın ölümünden sonra (1405) ülke, mirasçı hanlıkların kuruluşuyla sonuçlanan yeni bir fetret devrine girdi. Ülkenin doğu kısmına Cengiz Han’ın torunu Şeyban’ın soyundan gelen Ebu’l-Hayr (1428-1468) hâkim oldu ve böylece Şeybanî Devleti’ni kurdu. Ebu’lHayr, başkent olarak Tümen olarak da bilinen Çimga-Tura Vilayeti’nin başşehri olan Tura’yı seçti, ancak yaptığı başarılı seferler neticesinde topraklarını genişletince başkentini Sığınak’a taşıdı. Şeybanî Hanlığı’nda Şeybanîlerin başında bulunduğu yarı bağımsız oluşumlar da mevcuttu ki, bu durum, Mangıt ilinin hanlıktan ayrılması ve Kalmıkların saldırıları ile birlikte Şeybanî Hanlığı’nın Ebu’l-Hayr’ın ölümünden sonra (1468) yıkılmasına yol açtı.

Kırım Hanlığı (1441-1774)

Batu Han başkanlığındaki II. Deşt-i Kıpçak Seferi neticesinde Altın Orda’ya dâhil olan Kırım, devletin parçalanmasıyla birlikte 1441 yılında bağımsız bir hanlık olarak ortaya çıktı. Altın Orda’daki taht kavgaları sırasında Cengiz soyuna mensup Gıyaseddin, Kırım yarımadasına hâkim olmuş ve burada yeni hanlığın temellerini atmıştır. Gıyaseddin’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Hacı’nın para bastırdığı 1441 tarihi, hanlığın resmî kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir. Hanlığın başkenti başta Kırım şehri, daha sonra Bahçesaray şehri idi. 466’da Hacı Giray’ın ölümüyle hanlıkta taht kavgaları başladı. Eskiden beri bölgede var olan Cenevizlilerin bu kavgalara müdahalesi ile Büyük Orda Hanı Seyit Ahmed’in aynı sırada Kırım’a askerî seferler düzenlemesi, kuruluş aşamasını yeni tamamlayan hanlığı son derece zor durumda bıraktı. Mengli Giray 1514’e kadar tahtta kaldı. Mengli Giray’dan sonra tahta çıkan Mehmed Giray zamanında (1515-1523) Kırımlılar Rus topraklarına seferlerini arttırdılar. Bu tarihten itibaren Kırım ile Rusya arasında Kazan tahtı için mücadele başladı. 1521’de ise Mehmed Giray kardeşi Sahib Giray’ın Kazan tahtına çıkmasını sağladı ve ardından birlikte Ruslar üzerine büyük bir sefer düzenlendi. XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kırım hanları, Osmanlı ile de bir takım sorunlar yaşamaya başladılar. 1578’de Osmanlı-İran Savaşı’nda veziriazam Lala Mustafa Paşa, Özdemiroğlu Hasan Paşa’ya vekalet vererek savaştan ayrılınca Devlet Giray, statü olarak kendinden düşük gördüğü paşanın emri altına girmek istemedi ve savaş meydanını terk etti. 1584’te de II. Mehmed Giray (1577- 1584) tahttayken yine bir İran seferi esnasında Kırım ordusu kış şartlarını ileri sürerek savaşı bıraktı. Bu olaydan sonra II. Mehmed Giray öldürüldü ve yerine II. İslam Giray (1584-1588) getirildi. Kırım Hanı Şahin Giray (1777-1783) Rus yanlısı politika izlemeye başladı. Osmanlı Rusya ile tekrar mücadeleye girişse de (1787- 1792) yarımada geri alınamadığı gibi Kırım Hanlığı bu mücadelenin sonunda Rusya tarafından ilhak edildi.