Ünite 2: Alain Touraine: Modernlik ve Demokrasi

Giriş

Alain Touraine, sanayi sosyolojisi üzerine çalışmalar yürütmüştür. Emek sermaye çatışması ve emeğin işleri üzerindeki kontrolü kaybetme korkusundan dolayı makineleşmeye karşı çıkmasını irdelemiştir. Temel yaklaşımı, emek sermaye çatışmasının yerini karar verenler ve haklarında karar verilenler arasındaki çatışmaya bıraktığı tezidir. Günümüzde modern toplumun yerini modernlik sonrası toplum ya da programlanmış toplumun aldığını ifade etmektedir. Programlanmış toplum, bilgiyi elinde tutan bürokrat ve teknokratların kalan kitleleri şekillendirmesidir. Bu anlamda sermaye ve sermaye üzerinde egemenlik yaklaşımı üzerinden oluşan sınıfsal ayrımın yerini bilgi ve bilgiyi elinde tutma üzerinden bir ayrışma söz konusudur. Günümüzde kullanılan bilgi toplumu nitelemesi de buradan yola çıkarak geliştirilmiştir. Buradan hareketle, bilginin getirdiği araçlardan yoksun olan kesimlerdeki sosyal hareketler temel ilgi alanı olmuştur. Bu bakımdan konunun anlaşılması açısından ‘toplumda bilgiyi kimler üretmektedir, üretilen bilgi ve iktidarsal araçlar arasında nasıl bir bağlantı vardır, bilgi üzerinde kurulan iktidarın modernlik sonrası oluşan toplumsal sınıflara nasıl bir etkisi olmuştur’ gibi çeşitli sorular sorulabilir.

Yukarıda belirtilen soruların yanıtlarını aramak Touraine’nin yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. Bu bakımdan Touraine’nin yaklaşımı dönemdeki yaygın yaklaşımlardan olan Marksizmden ayrılmaktadır. Nitekim Marksizmde toplumsal sınıfların oluşmasının temelinde emek sermaye çatışması yatmaktadır ve eşitliğin sağlanması açısından emek sermaye çatışmasında yenik konumda olan emeğin sermayeyi hizmetine alması yaklaşımı görülmektedir. Bunun yolu olarak da mevcut düzenin ideolojik ve sermayesel araçlarının emeğin eliyle yeniden düzenlenmesi yaklaşımı öne çıkmaktadır. Touraine’nin yaklaşımında ise modern sonrası toplumlarda bilginin üretimi ve dağıtımı üzerinden bir ayrışmanın olabileceği yaklaşımı görülmektedir.

Toplumu Anlamanın Yöntemi ve Geç Modern Toplumun Durumu

Touraine geleneksel bakış açılarının ötesinde bilinçli özne, bilgi ve bilginin egemenleştirici gücü ve bu gücün baskısını hissedenler arasındaki çatışmayı incelemektedir. Toplumun engelleri aşmış olması değil, engelleri aşma sürecini yaşaması şeklinde romantik bir bakış açısı ile toplumu değerlendirmektedir. Tourine’e göre:

  • Demokratik bir toplumda birlikte yaşamak bir eylemlilik gerektirmektedir.
  • Toplumu bir bütün olarak değerlendirmek yerine toplumu bir aktörler topluluğudur
  • Sosyoloji toplumsal değişim süreçlerine aktif olarak katılan bir paydaş olmalıdır
  • Modernliği sosyolojik anlamda geçmenin ötesinde modernliğin aksayan yönleri tamir edilmelidir
  • Radikal ideolojik ve rasyonalist yaklaşımların ötesinde siyasal çoğulculuk ve demokrasiyi işletme çabası gösterilmelidir
  • Liberalizmin ‘bırakınız yapsınlar” yaklaşımı savunulabilir.
  • Öznenin toplumsal anlamda aktif olmasının radikal bir şekilde savunulmalıdır
  • Entelektüellerin batının duyguları, davranışları ve grupları kalıba koyucu yaklaşımından çıkarmak noktasında aktif görev almaları gerekmektedir.

Modernlik ve Modern Toplumların Temel Sorunu

Touraine modernliğin tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi, modernleşme ise toplumsal işleyişi tanımlar şeklinde bir yaklaşım getirmektedir. Modernleşmenin en temel sorunu hem toplumsal birliği, hem de çeşitliği sağlamak durumunda olmasıdır. Tektipçi yaklaşımlara ve içe kapanmacı cemaatsel örgütlenme biçimlerine karşı çıkmaktadır. Rönesans, sanayi devrimi ve 1970’ler sonrası dönem olmak üzere modernizmi üç dönemde incelemektedir. Klasik modernleşme; gelenek ve geçmiş ile baskılayıcı bir kopuş göstermektedir. Touraine bu durumun bazı kültürel öğeleri de baskılayabileceği gerekçesiyle eleştirmektedir. Eylem ile anlam ve doğal olan ile özne arasındaki çatışma modernliğin temel krizidir. Ayrıca tektipçilik ve merkeziyetçilik, modernliğin çürümesine yol açmaktadır. Bu nedenle öncelikle bu çürüme ile yüzleşip çeşitliliği zenginlik olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bilim adına öznenin reddedilmesi modernliğin temel trajedisidir. Modernlik kurulu düzenin putlarını yıkarak öznel hikayesini yazabilen bir özne olma ile gelişecektir. Demokratik toplum çeşitliliğin bir garantisidir. Özne olmanın yolu ise, özgürlük, akılcılık ve kültürel aidiyeti sentezleyebilmekten geçmektedir.

Touraine, tek tipçi yaklaşımlara karşı çıkmıştır. Bu yönüyle sıkı bir çoğulculuk savunucusudur. Hatta bu bakımdan çok kültürlüğü bile, her özneyi tektipçi bir cemaatçiliğe hapsetmesi yaklaşımı ile eleştirmektedir. Bu bakımdan onun yaklaşımı özne üzerine kuruludur. Öznenin eyleme ereğini kısıtlama potansiyeli olabilecek her yapı bu açıdan eleştirilmeyi hak etmektedir. Ayrıca çeşitliliğin garantisi olan demokrasi gelişmiş ülkelerde bırakanız yapsınlar yaklaşımından, gelişmekte olan ülkelerde ise totaliter bir diktatörlüğe dönüşme olasılığından dolayı tehdit altındadır. Bırakınız yapsınlar yaklaşımında başkalarının özgürlüğünü bu yaklaşımın kullanıcılarının tehdit edebilmeleri sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanında gelişmekte olan ülkelerde ise özneden öte kurumsal ve üst yapılar daha öne çıkabilmektedir. Bunun sonucu ise otoriterleşmeye gidebilecektir. Otoriterleşme ise diktatörlüğe kadar evrilme potansiyeline sahip bir durumdur. Touraine bu iki durumu öngörmüş, ve bu yönde eleştiriler getirmiştir. Bu Eleştiriler doğrultusunda gelişmiş ülkelerde özne ve akılcılık dengesi sağlanmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerde ise militarist ve cemaatçi yaklaşımlara karşı mücadele edilmelidir.

Siyasal Modernlik ve Demokrasinin Boyutları

Siyasal modernliğin devletin güç kullanımını kısıtlayan hukuk sistemi ve halkın egemenliği olmak üzere iki boyutu bulunmaktadır. Bu yönü ile halkın ve tüm öznellerin iradesiyle oluşmuş bir iktidar mekanizması oluşması öngörülmektedir. Bu iktidarın güç kullanımı ise hukuk ile dengelenmektedir. Öznelerin iradesinin toplamı olan halkın egemenliği kavramı ise demokrasinin diğer ayağını oluşturmaktadır. Demokrasi hukuksallıktan öte eşitliği savunan ahlaki bir duruşun ürünüdür. Çünkü hukuk ve siyasallık oligarşik bir yapıya bürünebilir. Bu bakımdan demokrasi seçimden ibaret bir olgu değildir. Demokraside hakların kullanımı ve liderlerin temsil gücü temel faktördür. Bu bakımdan liderler temsil kabiliyeti yüksek bireyler olmalıdır. Bireysel iradelerin kümülatif bir yansıması olma niteliğini barındırmalıdırlar. Dolayısıyla özne olabilmenin garantisi demokrasi olmalıdır. Aksi durumda demokrasi totaliterliğe ya da otoriterliğe kayabilecektir. Bu bakımdan totaliterlik, gücü elinde tutan iktidarın hayatın her alanına müdahale etmesidir. Buna karşın otoriterlik ise güç kullanımında hukuksal normların dışına çıkılması durumudur. Demokrasinin totaliterliğe ve otoriterliğe evrilmesini önlemek açısından güçler ayrılığı modeli kullanılmaktadır. Güçler ayrılığı modeli ile halkın temsil gücü ile oluşmuş erklerin birbirini dengelemesi durumunu tanımlamaktadır. Güçler ayrılığı yargı, yasama, yürütme arasındaki ayrılığı sivil toplum ve siyasal örgütlenmelerin beslemesi ile oluşabilecektir. Buradaki önemli nokta, güçler ayrılığında sivil toplum örgütlenmeleri faktörüdür. Bu açıdan gelişmiş demokrasiler, hem yönetimsel anlamda güçler ayrılığı ilkesini şeffaflıkla uygularken, hem de sivil toplum hareketleri aracılığı ile bu mekanizmanın doğrudan halk tarafından dengelenmesine uygun bir yapıdadırlar. Bu bakımdan demokrasi için toplumsal hareketler önemlidir.

Toplumsal Hareketler ve Kültürel Demokrasi

Touraine göre demokrasi ile toplumsal hareketler birbirlerinin olmazsa olmaz öncülleridir. Sanayi toplumlarında emek sermaye çatışması sosyal demokrasi ile sonuçlanmıştır. Günümüz toplumlarında ise öznel anlamlar ve kollektif anlam grupları çatışması söz konusudur. Emek sermaye çatışmasında dünya iki sınıfa bölünmektedir. İktidarsal araçları elinde tutan sermaye sınıfı ve emeği aracılığı ile artı değer üretmek durumunda olan emekçi sınıfı bu iki kesimi tanımlamaktadır. Ancak Touraine’nin yaklaşımında, sanayi sonrası toplumlarda hükmetme gayri şahsileşirken, yani kurumsallaşırken, tüketme ve var olma arasındaki ilişki sonucu oluşan bağımlılık ise şahsileşmektedir. Bu bir anlamda gücün örtük bir hale bürünmesidir.

Kültürel demokrasi ise, sınıfsal ayrılıkları azaltmak ve toplumsal hakimiyeti genişletmek yolu ile gerçekleşecektir. Geçmişte kollektif mücadelelerde ideolojinin bir aracı olma durumu söz konusu iken, günümüz toplumsal hareketlerinde ise siyasetten ve doktirinel bir bütünlükten uzaklık görülmektedir. Bu durum özne olabilmenin doğal bir sonucudur. İdeolojiler gibi genel yaklaşımların ötesinde bireyselliğin ön plana çıkabilmesi Touraine’nin yaklaşımı ile örtüşmektedir. Bu bakımdan sivil toplum hareketlerinde doktirinel bir bütünlüğün olmaması olağandır. Bunun sonucu ise, ortak bir mobilizasyon olamayabilmektedir. Bu da demokratik ahlakın gelişmesi ile oluşabilecek bir durumdur.