Ünite 2: Ailenin Önemi ve Değişimi

Ailenin Tanımı

  • Genel olarak aile, aynı çatı altında yaşayan anne, baba ve çocuklar olarak tanımlanmaktadır.
  • Türkçe sözlüklerde; aile, kadın ve erkeğin, çocukları ile oluşturdukları iş bölümüne dayalı, küçük ve büyük ya da dar ve geniş aile gibi türleri olan toplumsal ve ekonomik birlik şeklindir.
  • Ana Britannica ansiklopedisinde aile, kan ya da evlat edinme bağları ile birbirine bağlı, tek bir hane halkını oluşturan, karı-koca, ana-baba, çocuklar ve kardeşler olarak her biri kendi toplumsal konumu içinde birbirlerini karşılıklı etkileyen, ortak bir kültür yaratan, paylaşan ve sürdüren bireyler grubudur.
  • Toplumsal, ekonomik, kültürel ve bazen siyasal nitelikleri ile aile, küçük bir toplumdur.
  • Sosyolojik tanıma göre aile, kadın ve erkek arasındaki iş bölümünün ilk şekillendiği yerdir.
  • Biyolojik ilişkiler sonucu insan türünün devamını sağlayan, toplumsallaşma sürecinin ortaya çıktığı, karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı, o güne dek toplumda oluşturulmuş maddi ve manevi zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran, biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal ve benzeri yönleri bulunan toplumsal bir kurumdur

Aile Biçimleri

Toplumun en küçük ünitesi olarak aile, şekli ve hacmi ne olursa olsun her toplumda bulunur. Topluma ve toplumsal sınıflara göre aile farklı biçimler oluşur.

  • Büyük köylü aileler
  • Kök aile
  • Hane grupları
  • Geleneksel yapılı geniş aile
  • Bileşik aile
  • Coğrafi konumlarına göre biçimlenen aile
  • Köylü ailesi
  • Esnaf ve zanaatkâr ailesi
  • İşçi ailesi
  • Burjuva ailesi
  • Sanayi ötesi toplumlara özgü aile
  • Geleceğe yönelik kuramsal aile, sanal aile

Ailenin Sosyo-Ekonomik Yönleri Ve İşlevleri

  • Çekirdek aile: Evlilik ve ana-babalık ya da evlatlık ilişkisi ile birbirine bağlı bir erkek ve bir kadın ile çocuklarından oluşan bireyler grubudur.
  • Geniş aile: Anne, baba ve onlara bağımlı çocuklardan oluşan çekirdek ailenin genellikle tek yanlı (ana ya da baba yanlı) bir soy grubu çevresinde örgütlenmiş geniş biçimidir. Genelde ekonomik koşulların çekirdek ailenin kendine yeterli olmasını engellediği durumlarda ortaya çıkar. Gerekli işbirliği baba ya da ana soyundan akrabalarla sağlanır.

Geniş ailenin işlevleri;

  • Psikolojik doyum sağlama işlevi
  • Çocuk yapma işlevi
  • Eğitim işlevi
  • Koruyucu işlevi
  • Dini işlevi
  • Eğlence ve dinlenme işlevi
  • Saygınlık işlevi
  • Ekonomik işlevi

Aile İçinde Kadının Değişen Konumu

  • M.Ö.1200 ila 100 yılları arasında Yahudi din adamlarının yazdığı Eski Ahit’te sözü edilen aile yapısında klanların başı olan erkeğin hem birçok eş hem de cariye alma hakkı bulunmaktadır. Bu dönemde kural olarak kadınların konumu çok düşüktür.
  • M.Ö. 1. yüzyılda kurulmuş olan Roma döneminde ataerkil yapı varlığını korumaktadır ancak kadınların toplumsal konumunda olumlu yönde mesafe kat edilmiştir. Kadınlar bireysel işlerini yönetme hakkına sahip olmamakla birlikte çok eşlilik yoktur.
  • M.Ö. 4. yüzyılın Cermen ırkı Töton ailelerinde, kadının konumu mirastan pay alacak şekilde biraz daha yüksektir.
  • M.Ö. 4. ve 14. yy. arasında Ortaçağ Avrupa’sında erkeğin egemenliğindeki ataerkil yapı sürmüştür. Ataerkil aile yapısının ortaya çıkış sürecini evrimci Marksist görüş aşağıdaki gibi açıklamaktadır: İnsan evriminin ilk aşamalarında üretim güçlerinin toplumsal (kolektif) mülkiyeti söz konusudur. Bu aşamada aile kurumu henüz oluşmamıştır. Toplumda cinsel ilişkileri ve bireyleri sınırlayan kurallar bulunmamaktadır.
  • Özel mülkiyetin ortaya çıkışı ile birlikte tek eşli aile ve evlilik gelişmiştir. Özel mülkiyetin koruyuculuğunu üstlenen devlet bu amaçla tek eşli evliliğin yasalarını inşa etmiştir. Mülk sahibi olan erkekler meşru mirasçılara sahip olmak istemişler ve bu nedenle kadınlar üzerinde kontrol gücü kazanma ihtiyacı duymuşlardır.
  • Böylece kadınları baskı altına alan ataerkil aile yapısı doğmuştur.
  • Sanayi devrimi ve onu izleyen kentleşme, aile yapısına birçok değişiklik getirmiş feodal mülklerin parçalanmasına yol açmıştır.
  • Sanayileşme ile birlikte yaşam biçiminde ve meslek tiplerinde keskin değişiklikler ortaya çıkmıştır. Pek çok insan, özellikle de evlenmemiş köylü gençler sanayi işçisi olmak üzere kent merkezlerine göç etmişlerdir.
  • Sanayi devriminden sonra ortaya çıkan modern aile, önceki dönemlerdeki aile tipinden oldukça farklıdır.
  • Gelişmiş sanayi toplumlarında ataerkil düzen yerini cinsler arasında giderek artan bir eşitliğe bırakmaktadır. Aile içinde kadın ve erkeğin kalıplaşmış rolleri yıkılmaktadır. Eve ve çocuklara bakmak sadece kadınların görevi olmadığı gibi para kazanmak ve ev dışında toplumsal bir yaşam sürdürmek de erkeğin tekelinden çıkmaktadır.

Demografik Ve Kentsel Dönüşümün Aileyi Etkileyen Sonuçları

Dünya nüfusu, artış hızı ve büyüklüğü çeşitli ulusal ya da uluslararası örgütlerce takip edilen önemli bir değişkendir. Yaklaşık 227 ülkeden toplanan doğurganlık, ölümlülük ve göç gibi bilgilere dayanarak nüfus tahminleri yapılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde nüfusla ilgili rakamlar devamlı değişmektedir. Sosyoekonomik değişkenlerin nüfus miktarı üzerindeki etkisi ülkeden ülkeye değişmektedir.

Kentsel dönüşüm, öncelikle kırsal alanlarda yaşayanlardan oluşan bir toplumdan, kentlerde yaşayanların çoğunluğu oluşturduğu bir topluma dönüşmek anlamına gelmektedir. Kent, ulusal istatistik kurumlarının kent olarak tanımladığı yerel yerleşim birimleridir. Kentleşme, kırsal bir toplumdan kentsel bir topluma dönüşme sürecidir. Kentleşmeye yol açan nedenler, kırdan kente göç, doğal artış (bir toplumda doğanlarla ölenler arasındaki fark) ve yeniden sınıflandırma (kent sınırlarının yenilenmesi) olarak sıralanabilir.

Kentleşmenin Nedenleri

Kentleşmeye yol açan nedenler

  • kırdan kente göç,
  • doğal artış,
  • yeniden sınıflandırmadır.

Kentleşmenin Sonuçları

Tarihsel olarak kentler, sağlık, güvenlik, eğitim, temel altyapı, bilgiye erişim ve finansman kaynakları açısından daha yüksek olanaklara sahiptir. Günümüz kentleşmenin hızla büyümesiyle kentlerdeki yoksulluk, kırsal yoksulluktan çok daha hızlı artmaktadır. Düşük ve orta gelirli ülkelerde milyonlarca insan şehirlerde fakirlik içinde yaşamaktadır. Kentsel toplumun yarıdan fazlasının yoksulluk çizgisinin altında yaşadığı ülkeler; Angola, Ermenistan, Azerbaycan, Bolivya, Çad, Kolombiya, Gürcistan, Guatemala, Haiti, Madagaskar vb ülkelerdir.

Kentlerdeki yetersiz yerel yönetimler, kentlerin yoksulluğu önleme potansiyelini engellemektedir.

Kırsal yoksulluktan çok daha hızlı büyüyen kentsel yoksullukla baş edebilmek için yaratıcı politikalara gereksinime ihtiyaç olduğu görülmektedir.

Farklı Toplumlarda aile yapısı

Ataerkil bütün çağdaş toplumların temel yapılarından biridir (Castells, 2006: 251-277) Aile biriminde erkeklerin, kadınlar ve çocuklar üzerinde kurumsal olarak desteklenen bir otoriteye sahip olması olarak tanımlanmaktadır.

21. yüzyıl başında ataerkil aile yapısı tehdit altındadır. Bu durum kadınların bilinçlerinin ve uğraş alanlarının dönüşümü ile yakından ilgilidir. Bu dönüşüme yol açan etkenler;

  • Enformasyonel ve küresel bir toplumun yükselişi
  • İnsan türünün çoğalması ile ilgili teknolojik değişiklikler.
  • Kadın mücadelelerinin, çok yönlü feminist hareketin isyanı

20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren kadınların ülkelere kültürlere göre yoğunluğu farklı olsa da dünyanın dört bir köşesinde ezilmelerine karşı gösterdikleri kitlesel isyan önemli toplumsal dönüşümlere yol açmaktadır. Sanayileşmiş ülkelerde, kadınların büyük bölümü kendilerini erkeklerle eşit görmektedir. Aynı haklara sahip olduklarını, kendi hayatları ve kendi bedenleri üzerinde söz sahibi olduklarını düşünmektedirler. Bu bilinç iletişim teknolojisinin sunduğu olanaklarla hızla dünyaya yayılmakta ve bir devrim olarak ifade edilmektedir.

Kadın ve erkek arasındaki iş bölümü yeniden yapılanmaktadır. Tüm bu gelişmeler siyasi, ekonomik ve kültürel boyutları olan bir toplumsal dönüşüme işaret etmektedir.

Manuel Castells dönüşümün en önemli dinamiğinin ataerkil ailenin bozulması olduğunu ileri sürmektedir. Ataerkilliğe başkaldırının, ataerkilliği savunmaya yönelik radikal hareketleri tetikleyen en önemli nedenlerden biri olduğunu düşünmektedir. Yüzyıldan daha eski bir geçmişe sahip olan feminizmin bugün ulaşmış olduğu gücün kaynağını araştırmaktadır. Çağımızda yaşanan güçlü kadın bilinçlenmesinin ardında yatan nedenleri açıklamakta dört unsurun etkisini ön plana çıkarmaktadır:

  • Kadınlara açılan eğitim fırsatları nedeni ile emek piyasasında yaşanan dönüşüm.
  • Biyoloji, farmokoloji ve tıpta, doğum yapma ve insan türünün çoğalması üzerinde denetimin artmasını sağlayan teknolojik dönüşüm.
  • 1960lardaki toplumsal hareketlerin ardından, katıldıkları hareketlerde haksızlığa uğradıklarını düşünen kadınların tepki olarak ataerkil sistemi sorgulamaları ve feminizmi kadın bakışı ile yeniden yorumlamaları.
  • Küreselleşme kavramı ile ifade edilen zaman ve mekân farkının yok olduğu dünyada düşüncelerin hızla yayılması, gezegenin büyük bölümünde kadın seslerinden oluşan bir üst doku örülmesi ve sonuç olarak kadın kimliğinin yeniden inşası yönündeki kolektif çaba.