Ünite 6: Aile ve Kadın

Sosyolojik Yaklaşımlarda Aile Kurumu

Sosyolojik yaklaşımlar aileye farklı bakış açılarıyla yaklaşsalar ve farklı değerlendirmeler yapsalar da hepsi ailenin önemi konusunda uzlaşırlar. Bunun nedeni ailenin sadece bir sosyal grup değil, aynı zamanda bir toplumsal kurum olmasıdır. Aile kurumunu önemli kılan unsurlardan biri, sosyalleşme sürecinin önemli bir kısmının aile içinde gerçekleşmesi, kültürün çocuklara aktarılmasına ailede başlanmasıdır.

Le Play: Aile Sosyolojisinin Kökleri

Aile kurumundaki değişimleri sistematik olarak inceleyen ilk sosyolog Le Play’dir. Le Play aynı zamanda toplumun kentleşme ve endüstrileşme nedeniyle değişmekte olduğunu da ilk ileri süren sosyologlardan biridir ve bu değişimin ailede kurumunun incelenmesiyle anlaşılabileceğini savunmuştur. Le Play’in sosyolojiye en önemli katkılarından biri geliştirdiği monografi yöntemidir. Monografi, sınırlı bir konunun derinlemesine ve sistematik olarak gözlenmesini içerir. Le Play, gözlem biriminin bireyler değil, toplumun temel yapı taşı olan aileler olması gerektiğini savunmuştur. Monografi yöntemiyle Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Kuzey Afrika’da 132 aile ile çalışan Le Play bu çalışmanın sonucunda örgütlenme biçimleri, yapıları ve işlevleri açısından birbirinden farklı olan üç tip aile olduğunu saptamıştır. Bu aile tipleri ataerkil aile, kararsız aile ve kök ailedir. Ataerkil aile oldukça istikrarlı bir ailedir. Bu aile tipinde evlenen erkek çocuklar babanın evine yerleşirler, ayrı bir ev açmaz ve ayrı bir hane halkı oluşturmazlar. Evlenen oğlan çocuklar babalarından aldıkları gelenek görenekleri sürdürürler. Toprak ve mal bölünmez, miras babanın varisi olan çocuğa bölünmeden aktarılır. Bu aile tipinde babanın çocukları ve torunları üzerinde kesin bir otoritesi vardır. Kök aile tipinde evlenen çocuklardan, yani mirasçılardan sadece bir tanesi (genellikle en büyük oğlan çocuk) baba evinde kalır, diğerlerine çeyiz verilir ve başka bir evde kendi yeni ailelerini kurarlar. Bununla beraber baba ailesi, evden ayrılan çocuklar için törensel bir merkez olmayı sürdürür, önemli günlerde burada toplanılır. Kararsız ailede ise oğlan çocukları kendilerini finanse edebilir hale gelir gelmez baba evinden ayrılırlar ve babalarının gelenek ve göreneklerini de terk ederler. Bu nedenle kararsız ailede ebeveynler çocuklarına geleneklerini aktarmazlar ve yaşlandıklarında genellikle yalnız ve izole olmuş bir şekilde yaşarlar. Kararsız aile, endüstriyel işçi sınıfının tipik aile türüdür. Kararsız ailede ebeveynlerin çocuklarının bakımına ihtiyaç duydukları yaşlılık dönemlerinde kendi başlarına, yalnız kaldıklarını belirten Le Play bu durumu bir ahlaki aşınma olarak ifade eder. Le Play’in aileleri bu şekilde sınıflandırmasının ardındaki amaç aslında toplumsal değişimi anlamaktır, çünkü Le Play’e göre aile kurumunda zamana ve yaşanan yere bağlı değişimler, yeni sosyal ve ekonomik gelişmelerin sonucudurlar.

İşlevselcilik

İşlevselci yaklaşım genel olarak toplumda düzeni, dengeyi, uyumu, işlevi ve evrimsel gelişmeyi vurgulayan bir yaklaşımdır. İşlevselcilere göre toplumsal kurumların her birinin toplumun devamlılığı açısından yerine getirmeleri gereken birtakım işlevler vardır. İşlevselci yaklaşım ailenin (a) bütün toplumlarda var olduğunu, (b) temel ve evrensel biyolojik ihtiyaçların ifadesi olduğunu (c) bazı temel sosyal işlevlere sahip olduğunu ve (d) endüstrileşme ile birlikte geniş ailelerin çözülerek çekirdek aileye dönüştüğünü varsayar. Diğer bir deyişle İşlevselci yaklaşıma göre aile doğal, evrensel, endüstri toplumunun yapı ve değerlerine uyan işlevsel bir kurumdur. Bu yaklaşımın temel varsayımları şunlardır:

Birinci varsayım, yani ailenin bütün toplumlarda var olduğu iddiası, İşlevselci antropolog George Peter Murdock’ın 1965 yılında yayımlanan “Toplumsal Yapı” adlı çalışmasında açıkça görülür. Murdock avcı ve toplayıcı toplumlardan endüstri toplumlarına dek çeşitli tiplerdeki 250 toplumu incelemiş ve ailenin bütün toplumlarda var olduğu, dolayısıyla evrensel bir toplumsal kurum olduğu sonucuna varmıştır.

İşlevselciliğin ikinci varsayımı, ailenin bazı evrensel ihtiyaçların ifadesi olduğudur. İnsanların beslenme, doğal ve sosyal tehlikelerden korunma ve biyolojik olarak üreme ihtiyaçları vardır. İşlevselciler, insanların bu temel ihtiyaçlarının aile kurumu içinde karşılandığını vurgularlar. Kadın ve erkekler arasındaki sosyal ve cinsel karşılıklı bağımlılık ilişkisi aile içinde dışa vurulur, aile beslenmek için gıda ve korunmak için barınak sağlar, üyeleri arasında, özellikle ebeveynler ve çocukları arasında güçlü bağlar oluşturur. Aile içindeki ilişkiler diğer ilişkilerden farklı olan özgül ilişkilerdir; ebeveynlerle çocuklar arasında köklü bir bağ vardır ve aile üyeleri arasında bir mecburiyet ve karşılıklı bağımlılık ilişkisi vardır.

İşlevselciliğin üçüncü varsayımı ailenin işlevleri hakkındadır ama ailenin evrenselliği ile de ilgilidir. Antropolog Malinowski, Avustralya yerlileri üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda ailenin insan yavrusunun ilk yıllardaki beslenme ve bakım gereksinimini karşıladığı ve bu gereksinim de evrensel olduğu için ailenin evrensel bir toplumsal kurum olduğu sonucuna varır. Malinowski için çocukların beslenmesi ve yetiştirilmesi işlevi aile kurumunun varoluş nedenidir. Ailenin işlevselliği konusunda Murdock’ın da iddiaları vardır. Murdock için aile çok işlevli, indirgenemez ve kaçınılmaz bir toplumsal kurumdur. Bu işlevler (a) cinsel işlev, (b) yeniden üretim işlevi, (c) ekonomik işlev ve (d) eğitim işlevidir. Murdock’a göre bu işlevler evrenseldir çünkü cinsel işlev ve yeniden üretim işlevi olmaksızın toplum var olamaz; yiyecek sağlama ve hazırlama gibi işlerde görülen ekonomik işlev olmaksızın toplum varlığını sürdüremez ve eğitim işlevi olmaksızın da toplumsallaşma süreci gerçekleşemeyeceği için, insan kültürü var olamaz.

İşlevselci yaklaşımın en önemli temsilcilerinden biri olan Talcott Parsons modern Amerikan ailesini incelemiştir. Parsons’a göre modern toplumda üretim işlevinin aileden alınarak fabrikalara aktarılması sonucunda aile izole olmuş olan çekirdek aile çocukların toplumsallaştırılması ve yetişkin üyelerin kişisel ihtiyaçlarının karşılanması konusunda uzmanlaşmıştır. Bu nedenle Parsons’a göre ailenin bütün toplumlarda iki temel ve indirgenemez işlevi vardır, bunlar (a) çocukların birincil toplumsallaşması ve (b) yetişkin kişiliklerinin istikrarının sağlanmasıdır.

İşlevselciliğin son varsayımı ailenin endüstrileşme ile ilişkisidir. Parsons izole olmuş çekirdek ailenin modern endüstri toplumunun tipik aile biçimi olduğunu savunur ve bu aile tipinin ortaya çıkışını kendi sosyal evrim kuramıyla, yapısal farklılaşma ve uzmanlaşma süreciyle açıklar. Geleneksel toplumlarda aile genellikle geniş aile biçimindedir ve en önemli işlevi ev içinde yapılan üretimi sürdürmek ve bu üretim için işgücü sağlamaktır. Eğitim de ailenin önemli bir işlevidir çünkü çocuklar sadece kültürü değil, tarımsal üretimde ve zanaatkârlıkta ihtiyaç duyacakları vasıfları da ev içinde aile bireylerinden öğrenirler. Endüstrileşme süreci ile birlikte üretim işlevi fabrikalara ve işletmelere aktarılmıştır. Bu durum kırsal alandan kentsel alanlara doğru kitlesel göçlere yol açmış ve kentleşme süreci hızlanmaya başlamıştır. Kentsel alanda fabrikalarda çalışacak işçilerin sahip olması gereken standart vasıflar olduğu için eğitim işlevi de aileden alınmış ve kitlesel eğitim veren modern eğitim kurumlarına, yani okullara aktarılmıştır. Böylece geleneksel toplumda işgücünü biyolojik olarak üreten, eğiten ve üretimde çalıştıran aile kurumu modern toplumda sadece işgücünü biyolojik olarak üretmekle sınırlı kalmış, eğitim ve üretim işlevlerini kaybetmiştir.

İşlevselciliğe Yöneltilen Eleştiriler

İşlevselcilerin aile hakkındaki görüşleri çeşitli açılardan eleştirilmiştir. Bunlar:

  • Ailenin evrenselliğine yönelik eleştiriler: Pek çok sosyolog Murdock’ı eleştirmiş, sadece biyolojik cinsel üretimin evrensel olduğunu, ebeveynlikle ilgili biyolojik ve sosyal rol farklılıklarının ve çocuk yetiştirme uygulamalarının hem kültüre hem de zaman göre değiştiğini vurgulamıştır. Batı Hint Adaları ve Guyana gibi toplumlarda ailelerin yetişkin erkekleri içermediği bulgusuna dayanılarak çekirdek ailenin evrensel olmadığı ya da Murdock’ın çekirdek aile tanımını genişletmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
  • Ailenin işlevselliğine yönelik eleştiriler: Parsons’ın aile içinde kadınların dışavurumcu, erkeklerin ise araçsal rollerde uzmanlaşması gerektiği iddiası eleştirilmiş, bu rollerin birbirini dışlamadığı ileri sürülmüştür. Buna ek olarak Parsons erkek egemenliğini gördüğü halde sorgulamamakla, cinsiyet rolü, kadın rolü, erkek rolü gibi kavramları eleştirmeden kullanmakla, kadınlar ve erkekler arasındaki güç ilişkilerini ve çatışmayı saklamakla eleştirilmiştir. Ayrıca Parsons ve diğer İşlevselciler ailenin sadece olumlu işlevlerine değinmekle, olumsuz yönlerini ise görmezden gelmekle eleştirilmişlerdir.
  • Aile ve sanayileşme ilişkisine yönelik eleştiriler: İşlevselciliğin endüstrileşme ve aile arasında bir ilişki kurma çabası üç açıdan eleştirilmiştir. İlk olarak endüstrileşme bütün toplumlarda aynı şekilde gerçekleşmemiştir. İkincisi, endüstrileşeme tamamlanmış ve sabit bir tarihsel olgu değildir, halen devam eden ve ilerleyen bir süreçtir. Üçüncüsü, endüstri öncesi toplumlarda tek bir aile tipi yoktur, çeşitli aile tipleri vardır.

Aile ve endüstrileşme arasındaki ilişkiye yönelik bir eleştiri de Michael Young ve Peter Willmott’tan gelmiştir. 1973 yılında yayımlanan “Simetrik Aile” aldı eserlerinde Young ve Willmott endüstri öncesi İngiltere’den 1970’lere dek ailenin izini sürmüş ve ailenin 4 aşamadan geçtiğini ileri sürmüşlerdir. Bu aşamalar:

Birinci aşama: Bu aşama endüstri öncesi aile aşamasıdır. Bu aşamada aile bir üretim birimidir, genellikle tekstil veya tarım alanında üretim yapılır ve bütün aile üyeleri, yani karı koca ve çocuklar birlikte çalışırlar.

İkinci aşama: Endüstri Devrimi ile başlayan ve 20. yüzyılın ilk yıllarında iyice yaygınlaşan bu aşamada çekirdek aile genişlemeye başlar. Bu aşamada hane reisleri genellikle kadınlardır ve aile içindeki yakın dayanışma ilişkileri kadın üyeler arasındadır.

Üçüncü aşama: Young ve Willmott’a göre 1970’lerde ikinci aşama aile büyük ölçüde ortadan kalkmış, bazı yoksul aileler ikinci aşamayı sürdürse de orta gelirli aileler üçüncü aşamaya geçmiştir. Bu yeni aile çekirdek ailenin geniş aileden kopması ile karakterize edilir. Bu aşamadaki aile “simetrik aile” olarak adlandırılır. Bu ailenin simetrikliği kadın ve erkeklerin tam olarak aynı işleri yaptıklarını değil, yaptıkları işlerin önem bakımından birbirine denk olduğunu ifade eder.

Dördüncü aşama: İlk üç aşama Young ve Willmott’ın ampirik gözlemlerine dayandığı halde bu sonuncu aşama gözleme değil, tahmine dayanmaktadır. Young ve Willmott kendi Tabakalı Yayılma İlkesi teorilerini aileye uygulayarak bu tahminde bulunmuşlardır. Bu teoriye göre toplumda değişim hiyerarşinin en tepesindeki insanlardan başlar ve sonra yavaş yavaş toplumun geri kalanı tarafından kabul edilir. Bu nedenle Young ve Willmott, işletme yöneticilerini gözlemlemiş ve onların aile tiplerinin zamanla bütün topluma yayılacağı sonucuna varmışlardır. Yöneticilerin aileleri tarafından temsil edilen bu dördüncü aşamada aile iş merkezli bir yapıya sahiptir, boş zamanlarda spor, özellikle yüzme ve golf sporu yapılır.

Eleştirel Yaklaşım

Eleştirel yaklaşımda yer alan sosyal bilimciler İşlevselcilerin ailenin işlevleri konusundaki iddialarını eleştirmiş, ailenin varlığını sürdürmesinin birey üzerindeki olumsuz sonuçları üzerinde durmuşlardır. Bu yaklaşımda iki eleştiri özellikle öne çıkar, bu eleştiriler Leach ve Laing’den gelmektedir. Leach’e göre küçük geleneksel toplumlardaki geniş ailede bireyler aile içindeki çok sayıda üyeden duygusal ve sosyal destek alırken çekirdek ailede destek alacakları bu geniş akraba ağından yoksun kalmış, yalıtlanmış ve yalnızlaşmışlardır. Eskiden çeşitli akrabalar tarafından karşılanan talep ve ihtiyaçları karşılamak için çekirdek ailede sadece tek bir yetişkin, yani eş vardır. Bu nedenle eşler birbirilerinden çok şey talep etmekte ve beklemekte, ama diğer eşin taleplerini karşılamakta yetersiz kalmaktadırlar. Bunun yanında çekirdek aile kendi mahremiyetini korumak için kendini toplumun geri kalanından ayırır ve aile üyelerinin birbirine sıkıca bağlanmasına neden olur. Bu durum Leach’e göre sorunludur çünkü aile kendi içine kapandıkça toplumun geri kalanından şüphelenmeye ve korkmaya, kendisiyle dış dünya arasına bariyerler kurmaya başlar, ki bu korku da toplum genelinde şiddetin artmasına yol açacaktır. Laing ise aile üyelerinden en az birinin şizofrenik olduğu aileler üzerinde çalışmış, şizofreninin “delilik” olmadığını, şizofrenik olduğu ileri sürülen bir davranışın aile ilişkileri bağlamında ele alındığında anlamlı olabildiğini savunmuştur. Laing ailenin bir dizi etkileşimden oluştuğunu, bu etkileşim sırasında üyelerin birbirleriyle karmaşık bir taktik oyunu oynadıklarını, oyun sırasında da bir dizi strateji kullandıklarını, ama bu etkileşimlerden bazılarının bireyler için zararlı, sömürücü veya yok edici olabildiğini ileri sürer.

Sembolik Etkileşimcilik

Sembolik etkileşimci yaklaşım aileyi ve evliliği yapıdan çok birer süreç olarak, içinde anlamların konuşulup oluşturulduğu ve sürdürüldüğü bir sosyal yeniden üretim alanı olarak ele alır. u yaklaşıma göre evlilik ve aile ilişkileri de üzerinde konuşulmuş, uzlaşılmış anlamlara dayanan ilişkilerdir. Sembolik etkileşimciler aileye ve evliliğe atfedilen anlamın nasıl değiştiği, aile üyelerinin gündelik yaşamda birbirlerini anlamak üzere ne gibi etkileşimlere girdikleri gibi konularda çalışırlar.

Marxizm

Marxist yaklaşımda aile hakkındaki ilk çalışma Friedrich Engels’in 1884 yılında yayımlanan “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” adlı çalışmasıdır. Bu eserde Engels ailenin evrimini üretim tarzındaki değişmeyle, özel mülkiyet ve kapitalizmle ilişkilendirir. Engels’e göre çekirdek ailenin kökleri mirası bırakacak varis ihtiyacında yatmaktadır. Yani aile, kadınların cinselliğini kontrol etmek ve erkeklerin varislerinin meşruluğunu garanti altına almak amacıyla yaratılmıştır. Engels için çekirdek aile erkeklerin üstünlüğüne dayanan, amacı soyu baba tarafından süren çocuklar üretmek olan bir birimdir, bu babalık gereklidir çünkü bu çocuklar daha sonra babanın doğal varisleri olacaktır. Marxist yaklaşım içinde yer alan Eli Zaretsky endüstrileşmenin ve kapitalizmin ev ve işyerinin ayrı alanlar olarak ayrılmasına neden olduğunu, yani özel alan ve kamusal alan arasında bir ayrım yarattığını ileri sürer.

Feminist Yaklaşım

Feminizm tek bir teori değildir, pek çok feminizmden oluşan bir bütündür. Bütün feministler toplumsal cinsiyet ile ilgilenirler, İşlevselcilerin ileri sürdüğü işbirliğine dayalı uyumlu aile tanımına karşı çıkarlar ve erkeklerin ailelerden kadınlara oranla daha fazla faydalandığını, yani daha çok çıkarlarının olduğunu savunurlar. Feministlere göre ataerkil değerler ailede öğrenilir, bu nedenle aile ataerkil toplumun varlığını sürdürmesini sağlar. Bütün feministlere göre çekirdek ailenin iki temel işlevi vardır ve ikisi de kadınlar üzerindeki tahakkümü artıran işlevlerdir. Bunlardan birincisi kız çocuklarının itaatkar rolleri kabul etmesi ve oğlan çocuklarının kızlardan üstün olduklarına inanacak şekilde sosyalleşmesi, yani çocukların cinsiyet rollerini eleştirmeksizin kabul edecek şekilde sosyalleşmesidir. İkincisi ise kadınların ev kadını ve anne rollerini kadınların sahip olabileceği tek seçenek olarak kabul edecek şekilde sosyalleşmeleridir.

Marxist Feminizm

Marxist feminizm kapitalizmin kadınların ücretsiz ev içi emeğini sömürdüğünü, kadınların karşılığı ödenmeyen emeğinin üretim araçlarının sahipleri için çok kârlı olduğunu savunur. Erkeklere bir kişilik ücret ödenir, ama aslında bu iki kişinin emek gücü için ödenmektedir. Çünkü erkeklerin çalışmaya devam edebilmesi için evde kadınların temizlik, yemek pişirme gibi işleri yapması gerekir, kadınlar böylece erkeklerin emeğini yeniden üretirler, ama bunun için kadınlara ücret ödenmez. Marxist feministlere göre erkeklerin çalışma yaşamından kaynaklanan hayal kırıklıklarının ve kızgınlıklarının evde kadınların sağlayacağı duygusal destekle giderilmesi beklenmektedir.

Radikal Feminizm

Radikal feministler de Marxist feministler gibi kadınların aileden zarar gördüğünü ileri sürerler, ama onlara göre sömürünün asıl kaynağı kapitalizm değil, ataerkidir. Radikal feministler tahakkümün en temel ve evrensel biçiminin erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümü olduğunu, toplumun ataerkil ve erkek egemen bir toplum olduğunu ve ailenin erkek otoritesini süreklileştiren önemli bir kurum olduğunu ileri sürerler.

Aile ve Evlilik Türleri

Aile Türleri

Çekirdek Aile ve Geniş Aile

En küçük aile, karı koca ve küçük çocuklardan oluşan çekirdek ailedir. Çekirdek aileler genellikle küçük, coğrafi olarak yalıtılmış ailelerdir. Çekirdek aile birbirine evlilik bağıyla, kan bağıyla ya da evlatlık edinme yoluyla bağlı olan iki veya daha çok insandan oluşur. Çekirdek aile dışındaki akrabaları da üyelerini de içeren daha büyük ailelere geniş aile adı verilir. Bu genişleme yatay veya dikey olabilir. Ailenin yatay genişlemesi aynı nesilden aile üyelerinin birlikte yaşaması şeklinde gerçekleşir, örneğin kocanın ya da karının erkek veya kız kardeşi, ya da çokeşli toplumlarda ikinci bir karı veya koca hane halkından biri olduğunda aile yatay olarak genişlemiştir. Dikey genişleme ise farklı nesillerin bir arada yaşamasıyla gerçekleşir, örneğin karı veya kocanın anne veya babasının onlarla birlikte yaşaması dikey genişlemedir.

Evlilik Ailesi ve Akrabalık Ailesi

Evlilik ailesi (conjugal family), evlilik bağının kan bağından daha önemli olduğu, akrabalık ailesi (consanguine family) ise kan bağının evlilik bağından daha önemli olduğu aile tipidir. Çekirdek aileler evlilik aileleridir ama çekirdek aile ve evlilik ailesi kavramları eşanlamlı değildir. Bir ailenin evlilik ailesi sayılması için mutlaka bir karı ve bir kocayı içermesi gerekir. Akrabalık ailesi, kan bağının evlilik bağından daha önemli olduğu, ailenin ebeveyn-çocuk ilişkisine dayandığı ailelerdir. Bu aile birbiriyle ilişkili kadınlardan, bu kadınların erkek kardeşlerinden ve çocuklarından oluştur.

Anaerkil aile ve ataerkil aile: Anaerkil (matriarkal) ve ataerkil (patriarkal) aileler, aile içindeki güç ve otorite ilişkileri ile ilgilidir ve aslında bir bütün olarak toplumların yapısal özelliklerini ifade ederler. 19. yy’da antropologlar tarafından ortaya konan matriarki (anaerkillik) kavramı, kadınların daha güçlü olduğu, hane reisinin kadın olduğu sosyal örgütlenme sistemlerini ifade eder. Ataerki, kelime anlamı itibarıyla genellikle ailedeki en yaşlı erkek olan babanın ya da atanın diğer aile bireyleri üzerinde meşru güce sahip olmasını ifade eder. Geniş anlamıyla ataerki sosyolojide, özellikle toplumsal cinsiyet çalışmalarında en önemli kavramlar arasındadır ve sadece bir aile tipini değil, çok daha geniş bir sosyal örgütlenme biçimini ifade eder. Sosyolojik açıdan ataerki, kadınlar ve çocukları üzerindeki erkek egemenliğinin kurumsallaşmasını ve erkek egemenliğinin toplumun daha geniş alanlarına yayılmasını ifade eder.

Evlilik Türleri

Endogami ve egzogami: Bu sınıflandırma, eşin içinden seçildiği grupla ilgilidir. Belirli bir etnik, sosyal veya dinsel grup içinde yapılan evliliklere endogami, yani grup içi evlilik adı verilir. Egzogami ise tam aksine grup içinden evlenmenin yasak olduğu, bireylerin eşlerini grup dışından seçmek zorunda oldukları evlilik türüdür.

Monogami ve Poligami: Bu sınıflandırma, eş sayısına göre yapılır. Bireylerin sadece bir kişiyle evlenebildiği evlilik tipine monogami, birden fazla kişiyle evlenebildikleri evlilik tipine ise poligami adı verilir.

Matrilokalite, Patrilokalite, Neolokalite ve Avunkulokalite: Bu sınıflandırma, evlenen çiftin nerede yaşayacağı ile ilgilidir. Matrilokal sistemlerde evlenen çift karının akrabalarının yanına, patrilokal sistemlerde ise kocanın akrabalarının yanına yerleşir. Evlenen çiftin akrabalardan bağımsız bir yere yerleştiği evlilikler neolokal evliliklerdir. Daha az görülmekle beraber avunkulokalite ise evlenen çiftin dayının yanına yerleştiği ve annenin çocukla birlikte burada yaşadığı durumdur.

Matrilinealite, Patrilinealite ve Bilinealite: Bu sınıflandırma mirasın ve unvanın kimden kime geçeceği ile ilgilidir. Miras ve unvanın kadınlar üzerinden geçtiği, annelerden kızlara aktarıldığı sistemler matrilineal sistemlerken babadan oğula geçtiği sistemler patrilineal sistemlerdir. Unvan ve mirasın her iki taraftan da aktarıldığı sistemler ve evlilikler ise bilineal olarak adlandırılırlar.

Matrilaterite, Patrilaterite ve Bilaterite: Bu sınıflandırma soyun, akrabalığın kimden aktarıldığı ile ilgilidir. Akrabalığın annenin tarafına bağlı olduğu evlilikler matrilateral, babanın tarafına bağlı olduğu evlilikler patrilateral, iki soyu da kabul eden, akrabalığın her iki taraftan da kabul edildiği evlilikler ise bilateral evliliklerdir.

Levirat, Sororat ve Taygeldi: Bu sınıflandırma dulların evlenmesiyle ilgilidir. Levirat evlilikte dul kalan kadın ölmüş olan kocasının erkek kardeşlerinden biriyle evlenir, Sororat evlilikte ise dul kalan erkek, ölmüş olan karısının kız kardeşlerinden biriyle evlenir. Dulların evlenmesi ile ilgili bir diğer evlilik türü de Taygeldi evliliktir. Bu evlilik, çocuklu dul bir erkekle karşı cinsten çocuklu dul bir kadının, çocuklarının ve kendilerinin evlenmeleriyle ortaya çıkan evliliktir.

Berdel: “Kepir” ya da “değişik yapma” olarak da bilinen Berdel, birbirine yakın yaşlarda oğulları ve kızları olan iki ailenin aralarında anlaşarak kızlarını aileye gelin olarak vermesi ve aynı ailenin kızını gelin olarak alması anlamına gelir.

Kan Bedeli: Bu evlilik, aralarında kan davası olan iki ailenin kan davasına son vererek barış yapmak amacıyla çocuklarını evlendirmeleri şeklinde gerçekleşir.

Aile İçi Güç İlişkileri

Ataerki

Ataerki, aile içinde erkeklerin kadın ve çocuklar üzerindeki egemenliğinin kurumsallaşması ve bu egemenliğin aile dışına, toplumun diğer alanlarına ve diğer toplumsal kurumlara yayılması anlamına gelir. Ataerkil sistemlerde kadınların yaşamları çeşitli açılardan ataerkil kontrol altında tutulur. Kontrol altında tutulan bu alanlar ve kontrol mekanizmaları:

Emek: Ataerkil toplumlarda kadınların hem ev içindeki ücretsiz emeği hem de ev dışında, çalışma yaşamındaki emeği kontrol altında tutulur.

Biyolojik yeniden üretim kapasitesi: Çoğu ataerkil toplumda kadınlar çocuk doğurup doğurmayacaklarına, kaç çocuk doğuracaklarına, doğum kontrol yöntemleri kullanıp kullanmayacaklarına ya da gebeliği sonlandırıp sonlandırmamaya kendileri karar veremezler, bu konudaki kararların çoğunu kocalar alır.

Cinsellik: Kadınların biyolojik yeniden üretim kapasitelerinden ayrı olarak cinsellikleri de çeşitli yollarla sınırlandırılır. İlk olarak kadınlardan kocalarına cinsel hizmet sunmaları beklenir ve genellikle buna zorlanırlar, bu karılık rolünün bir parçası olarak kabul edilir. İkinci olarak, erkeklerin evlilik dışındaki cinsel etkinlikleri genellikle görmezden gelindiği halde toplum aynı şekilde davranan kadınlara aynı tutumu göstermez. Üçüncüsü, kadınlar seks işçiliği yapmaya zorlanmakta, kendilerini zorlayanlar da kocaları, babaları ya da erkek kardeşleri gibi aile bireyleri olabilmektedir. Son olarak kadınların kıyafetlerinin, giyim tarzlarının erkekler tarafından kontrol edilmesi de bu olgunun göstergelerinden biridir.

Annelik ve ev kadınlığı rollerinin yüceltilmesi: Ataerkil ideoloji annelik ve ev kadınlığı rollerini idealize eder. Bu roller dinde, edebiyatta, geleneksel halk hikayelerinde kutsallaştırılır ve övülür. Buna karşılık bu rollerin dışında kalan kadınlar, bekar kadınlar ya da çocuksuz kadınlar küçümsenir, alay konusu olur ve aşağılanırlar.

Hareketlilik: Kadınlar ataerkil toplumların çoğunda evden çıkmak için kocalarından ya da babalarından izin almak zorundadır.

Mülkiyet ve ekonomik kaynaklar: Ataerkil toplumlar patrilinealdir, bu nedenle mülkler ve kaynaklar babadan oğula geçer.

Aile İdeolojisi

Klasik aile sosyolojisinde çekirdek aile anne baba ve iki çocuktan oluşan, erkeğin evi geçindiren kişi olduğu, kadının da ev kadını olduğu bir ideal tip olarak kurgulanmıştır. Aile ideolojisi, yukarıda belirtilen ideal tip aile modelini benimseyen ve yayan bir ideolojidir ve bu ideoloji nedeniyle aile ve akrabalık her yerde ve her zaman şu anki hallerindeymiş gibi algılanırlar, şimdiki biçimleri doğal, normal ve istenir kabul edilir. Aile ideolojisi annelik ve ev kadınlığı rollerinin yüceltilmesini de pekiştirir, kadınları ilgi ve sadakatlarını kamusal alandaki örgütlere değil özel alanda, kendi aile ve akrabalarına göstermeye teşvik eder.

Aile İçi Şiddet

Aile her zaman mutlu ve huzurlu bir kurum değildir, ailenin karanlık bir tarafı da vardır ve aile içi şiddet ve çocuk tacizi bu durumun en önemli göstergeleridir. Aile içi şiddet bir evlilikte, birlikte yaşamada ya da flört ilişkisinde bir tarafın diğer taraf üzerinde uyguladığı şiddet olarak tanımlanır. Aile içi şiddet fiziksel, cinsel, duygusal ya da ekonomik taciz, tehdit veya özgürlüğünü kısıtlama şeklinde gerçekleşebilir.

Ailede Değişme

Çağdaş Toplumlarda Aile Yapısında Yaşanan Değişimler

Yirminci yüzyılda ailede nicel ve nitel değişimlerin yaşandığı, insanların aileye ve evliliğe verdikleri anlamın değişmeye başladığı, aile ideolojisinde vurgulanana tipik aile dışındaki ailelerin artmaya başladığı ve boşanma oranlarının yükseldiği görülmektedir. Batı toplumlarında aile yaşamındaki değişimler:

  • Akrabaların etkisinin ve geniş ailelerin azalması,
  • Hane büyüklüğünün azalması,
  • Kadın ve çocuk haklarında gelişmeler,
  • Alternatif aile modellerinde artış,
  • Evlilik dışı doğumlarda artış,
  • Tek ebeveynli ailelerde artış,
  • Evliliğin ve ebeveynliğin anlamının değişmesi,
  • Boşanma oranlarında artış.

Türkiye’de Aile Yapısının Dönüşümü

Kentleşme, eğitim düzeyi, işgücüne katılım, kişi başına düşen gelir düzeyi gibi çeşitli etkenlerde meydana gelen değişimler Türkiye’de hem genel olarak nüfus yapısını hem de aile yapısını dönüştürmektedir.

Türkiye’de kadınlar için asgari evlenme yaşı 2002’ye kadar 15 iken 2002 yılında Medeni Kanun’da yapılan bir değişiklikle hem kadınlar hem de erkekler için 17’ye yükseltilmiştir. Türkiye’de doğurganlık düzeyi azalmakta, bu da hane büyüklüklerinin azalmasına neden olmaktadır. Sayısal veriler aile kurumundaki çağdaş değişimlerin Türkiye’de de yaşandığı, kentleşme ve eğitim düzeyinin artmasına paralel olarak ilk evlenme yaşının yükseldiği, doğurganlığın ve hane büyüklüğünün azaldığı, en yaygın görülen ailenin çekirdek aile olduğu, tek ebeveynli ailelerin çoğunda ebeveynin kadın olduğu görülmektedir. Batı toplumlarında olduğu gibi Türkiye’de de boşanma artış göstermektedir.

Türkiye’de Aile Sosyolojisi Çalışmaları

Türkiye’de Cumhuriyet öncesi dönemde aileyi bilimsel anlamda inceleyen çalışmalar oldukça sınırlıdır; Durkheim’ın etkisiyle Ziya Gökalp, Le Play’in etkisiyle Prens Sabahattin aile konusuna eğilmişlerse de yaptıkları yorumlar ampirik verilere dayalı yorumlar değil, edebiyat ve tarih okumalarına dayalı spekülatif yorumlardır.

Türkiye’de aile sosyolojisi alanında öne çıkan çalışmalardan bazıları:

  • Mübeccel Belik Kıray (1964) “Ereğli: Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası”
  • İbrahim Yasa (1966) “Ankara’da Gecekondu Aileleri”
  • Emre Kongar (1971) “Altındağ’da Kentle Bütünleşme”
  • Emre Kongar (1972) “İzmir’de Kentsel Aile”
  • Serim Timur (1972) “Türkiye’de Aile Yapısı”
  • Çiğdem Kağıtçıbaşı (1980) “Çocuğun Değeri: Türkiye’de Değerler ve Doğurganlık”

Feridun Merter (1990) “1950-1988 Yılları Arasında Köy Ailesinde Meydana Gelen Değişmeler (Malatya Örneği)”.