Ünite 10: Aile ve Değişme

Toplumsal Değişme ve Aile

E. Durkheim, K. Marx ve M. Weber 19. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan toplumsal değişmeleri ve bununla ilgili problemleri anlamaya çalışmışlardır. Toplumsal değişme sosyal kurumları, kültürü, bilinci, teknolojiyi, organizasyonları, yerleşim şeklini, alışverişi, otoriteyi ve karar vermeyi daha doğrusu tüm yaşamı etkilemekte ve yeniden yapılandırmaktadır. Bu değişme sürecinden aile de etkilenmektedir. Aile diğer sosyal kurumlardan daha hızlı değişmektedir.

Toplumsal Değişme: Özellikleri ve Nedenleri

Toplumsal değişme, zaman içinde sosyal yapılardaki/organizasyonlardaki ve kültürdeki dönüşümdür. Toplumların statik olmadığını ve ekonomik, sosyal, kültürel ve politik sürekli değişimin olduğunu herkes tarafından kabul edilen gerçeklerden biridir. Macionis’e (2008) göre, toplumsal değişmenin dört temel karakteristiği bulunmaktadır.

  1. Toplumsal değişme tüm toplumlarda vardır. Ancak değişmenin hızı (rate) toplumdan topluma değişmektedir.
  2. Toplumsal değişme bazen planlıdır fakat genellikle planlanmadan olur.
  3. Toplumsal değişme bazen tartışmaya neden olabilir.
  4. Bazı değişmeler diğerlerinden daha etkili olabilir.

Toplumsal değişmenin birçok nedeni vardır. Bunlardan bazıları şu şekilde belirtilebilir: Kültür, çatışma, inançlar, değerler, ideolojiler, çevresel faktörler, nüfus, teknoloji, ekonomi, politik yapı.

Kültür

Kültürel değişmenin üç önemli kaynağı vardır. Bunlardan birincisi icatlardır. İkincisi keşiflerdir. Üçüncüsü ise yayılmadır. İcatlar ve keşifler ile yeni ürünlerin, düşüncelerin ve toplumsal kalıpların oluşmasına neden olur. Yayılma ile bir toplumdaki fikirler ve nesneler diğer toplumlara geçebilmekte ve bu şekilde etki alanı genişlemektedir.

Çatışma

Toplumda veya toplumlar arasındaki çatışma ve zıtlıklar toplumsal değişmeye neden olabilmektedir. Örneğin, Marx sınıf çatışmasının toplumda değişmenin başlıca nedeni olduğunu belirtmiştir.

İnançlar, Değerler, İdeolojiler

İnançlar, değerler, ideolojiler sosyal değişmenin nedeni olabilir. Max Weber’e göre değer sistemleri ve inançlar sosyal değişmeyi belirlemede önemli bir etkiye sahiptir.

Çevresel Faktörler

Doğal çevre kültürel oluşumu ve toplumsal yapıyı çeşitli şekillerde etkileyerek değişime neden olabilir. Kuraklık, sel veya diğer çevresel faktörlerin etkisi ile toplumlarda değişmeye neden olabilir.

Nüfus

Nüfusun artışı veya azalışı, göç, nüfusun dağılım toplumlarda değişmeye neden olmaktadır. Örneğin, bir ülkedeki/bölgedeki nüfus artış hızı o ülkedeki/bölgedeki değişmeyi olumlu veya olumsuz bir şekilde etkileyebilmektedir.

Teknoloji

Son yüzyıllarda bilim ve teknolojideki gelişmeler sürekli şekilde devam etmiştir ve bugün tüm toplumları etkileyecek bir düzeye gelmiştir. Özellikle bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler bütün toplumları farklı hızlarda etkilemektedir.

Ekonomi

Ekonomik gelişmenin hızlı veya yavaş olması toplumsal değişmenin hızı ve yönü üzerinde olumlu/olumsuz etkide bulunabilir. Örneğin, ekonomik gelişme yoksulluk, cinsiyet, çalışma koşulları, çevre, tüketim, eğitim vs. üzerinde etkileri bulunmaktadır.

Politik Yapı

Politik yapıdaki bir değişme toplumun yapısında önemli değişmelere neden olabilmektedir. Eğer bir toplum varlığını devam ettirmek istiyorsa, türün devamlılığını sağlama, çocukların sosyalleşmesi, hizmet ve malların dağıtımı, hasta ve yaşlıların bakımı vs. sağlamak zorundadır. Toplumun uygun bulduğu davranışları organize etmek ve düzenlemek için normlar ve roller ortaya çıkar. Örneğin, toplumun türü devam ettirme amacı, davranış örüntüsünde belli bir kalıba yol açmıştır. Toplum bazı davranışları desteklerken, (örneğin, heteroseksüel ilişkiler), diğer davranış türlerini (örneğin, evlilik dışı ilişkileri) onaylamamaktadır. Bu destek normların gelişmesini yansıtmaktadır; nelerin yapılması gerektiği ya da yapılmaması gerektiğini görüşü ile uyum içindedir. Bu normların ve rollerin gelişiminin uygulanmasının başarısı kurumlaşma sürecinde biçimlenmektedir.

Aile ve Değişme: Kuramlar

Sosyologlar aileyi toplumun temel kurumlarından biri olarak kabul etmektedirler. Aile konusunda birçok farklı yaklaşım bulunmaktadır. Özellikle yüzyılın ikinci yarısında ailenin geçirdiği değişmeler, kadının aile içindeki rolü, ailenin geleceği gibi konular çeşitli yönleriyle tartışılan konular olmuştur.

Yapısal Fonksiyonel Kuram

Yapısal-fonksiyonel yaklaşıma göre, aile biçimleri belirli fonksiyonları yerine getirir ve bu belirli fonksiyonlar aile içi ilişkiler, rol ve statüleri yaratarak aile yapısını şekillendirir. Aile, toplumsal sistemde belirli fonksiyonları yerine getirirken diğer kurumlarla etkileşim halindedir. Bu nedenle aile yer aldığı toplumsal sistem içinde ele alınmalıdır. Ogburn, geniş ailenin fonksiyonlarını şu şekilde belirtir:

  1. Ekonomik fonksiyon: Geniş aile kendi başına yeterli ekonomik birimdir. Ailede gelişmiş bir ekonomik işbirliği ve işbölümü vardır. Ekonomik bir bütün olan ailede gelir tek elde toplanır ve masraflar buradan yapılır.
  2. Prestij fonksiyonu: Aile üyelerinin statüleri ve prestijleri geniş ailenin toplumdaki konumuna bağlıdır. Burada sosyal statünün kaynağı ailedir.
  3. Eğitim fonksiyonu: Aile üyelerinin her türlü eğitimi (mesleki, dinsel, vb.) geniş aile içinde verilmeye çalışılır. Yeni yetişen nesillerin sosyalleşmesi ile sadece anne-baba değil, bütün aile üyeleri ilgilendirir.
  4. Koruyucu fonksiyon: Aile, üyeleri için bir güvence kaynağıdır. Koruma maddi ve manevi olabilir. Geniş aile sanayi toplumlarındaki sosyal güvenlik kurumlarının görevlerini yapmaktadır.
  5. Dinsel fonksiyon: Aile üyelerine dinin gerekleri öğretilir ve bunu uygulayacakları bir ortam sağlanır.
  6. Eğlenme fonksiyonu: Aile üyelerinin dinlenme ve eğlenme ihtiyaçlarının karşılanması geniş aile tarafından sağlanmaktadır. Boş zamanların değerlendirilmesinde bireylere yol gösterilir.
  7. Aile üyeleri arasında sevgiyi sağlama ve üreme fonksiyonu: Ailenin en eski belki de değişmeyen tek fonksiyonudur. Evlilik işlerinin düzenlenmesi geniş ailenin yerine getirdiği fonksiyondur.

Yapısal fonksiyonel yaklaşıma göre, sanayileşmenin sonucunda geniş aile birçok fonksiyonunun kaybetmiştir ve çekirdek aile toplumlarda egemen olmaya başlamıştır. Amerikalı sosyolog K. Davis, çekirdek ailenin yerine getirdiği toplumsal fonksiyonları dört temel gruba ayırmaktadır:

  1. Çoğalma,
  2. Bakım,
  3. Yerleştirme,
  4. Sosyalizasyon

Çekirdek ailenin psikolojik fonksiyonları ise, evli çiftlerin cinsel gereksinimlerinin tatmin edilmesi, çocuklar ve ebeveyn için duygusal yakınlık ve güvence duygusunun uyandırılması ve yaşatılmasıdır.

Bu yaklaşımın önde gelen temsilcilerinden Parsons (1959) çekirdek ailenin temel olarak iki fonksiyon sahibi olduğunu belirtir. Bunlardan birincisi üreme ve küçük yaştaki çocukların sosyalleştirilmesidir. İkincisi ise eşler arasında psikolojik tatmindir.

Bu konu ile ilgili önemli çalışmalar yapmış kişilerden biri de Murdock’tur. Murdock’a göre, çekirdek aile veya onun ilişkilerinde insan yaşamı için temel olan dört fonksiyonu yerine getirmektedir:

  1. Cinsel ihtiyaçların karşılanması,
  2. Ekonomik işbirliğinin sağlanması
  3. Üreme-çoğalma
  4. Çocuk bakımı-eğitimi.

Bilinen tüm toplumlarda cinsiyete göre işbölümü vardır. Bu işbölümü sayesinde erkeğin ve kadının ekonomik katkıları birbirini tamamlamaktadır. Murdock’a göre çekirdek ailenin en önemli fonksiyonu üremedir. Bütün toplumlarda evli çiftin çocuk sahibi olması oldukça önemlidir. Ailenin diğer önemli fonksiyonu küçük yaşlardaki çocukların bakımı ve bunların topluma uyum sağlayacak şekilde yetiştirilmesidir. Yani sosyalleşme sürecinde aileye önemli roller düşmektedir ve bütün toplumlarda bu görev çekirdek aileye verilmiştir.

Sosyal bilimciler, çekirdek ailenin temel sosyalleşme grubu olarak kolay kolay önemini ve fonksiyonunun yitirmeyeceğini öne sürmektedirler. Parsons, özellikle çekirdek aileye düşen görevlerin başka sosyal grubun karşılanmasının olanaksız olduğunu belirmektedir.

Çatışmacı Kuram

Kökenini Karl Marks’ın felsefesinden alan çatışmacı kuram, sosyal sınıflar arasındaki çatışma üzerinde odaklaşmaktadır. Marks’a göre toplumsal değişme ilkel toplum, köleci toplum, feodal toplum ve kapitalist toplum ve sosyalist – komünist aşamaları şeklinde ortaya çıkmaktadır. Komünist aşamada sınıfsız toplum gerçekleşecektir. Marks’a göre değişmenin dinamiği sınıflar arasındaki çatışmadır. Toplumun maddi koşulları üstyapıyı şekillendirmektedir ve toplumun yapısı temel üretim biçimi tarafından belirlenmektedir. Mark çatışmanın evrenselliğini ve tüm toplumsal yapılarla olan sistemli ilişkisini vurgulamıştır. Marks ve Engels’e göre kapitalist toplumdan sosyalist topluma devrimle geçiş kadını özgürleştirir. Kadın-erkek eşitliği ise ancak sosyalist bir toplumda sağlanabilir. Bu görüşe göre, diğer kurumlar gibi aile kurumu da ekonomik ilişkilerle ve bu ilişkilerin desteklediği mülkiyet düzeni ile değişmektedir. Engels “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” adlı yapıtında mal varlığının oğullara geçirilebilmesi için aile ilişkilerinin saptanması gerektiğini belirtir. Böylece aileler zenginliğin yoğunlaşmasını ve sınıfsal yapının yeniden üretimini izleyen kuşaklara aktarma olanağına kavuşur. Engels aynı zamanda ailenin ataerkil yapıyı nasıl sürdürdüğünü de açıklar. Erkeklerin kendi mirasçılarını bilmelerinin tek yolu kadın cinselliği üzerindeki kontrolleridir. Engels buna dayanarak ailenin kadınları erkeğin cinsel ve ekonomik malı durumuna dönüştürdüğünü savlar.

Mikro Çözümlemeler: Sembolik Etkileşim ve Sosyal Alışveriş Kuramı

Sembolik etkileşim kuramına göre, aileyi etkileşen kişilerin bir birliği olarak tanımlamıştır ve aile yaşamının karı koca, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkiyi sürdürmeyi sağlayan etkileşimlerden kurulu olduğunu ileri sürmüştür. Ailede herkesin belli bir yeri vardır ve aile üyelerinin bu rolleri yerine getirmesi beklenir. Bu rol aile beklentilerine uygundur. Aile yaşamı içinde süre giden bir etkileşim mevcuttur. Bireyler aile içinde birbirleri ile olan ilişkilerinde aile yaşamını oluştururlar. Aile içindeki bireylerin durumlarına bağlı olarak kurdukları ilişkiler ve gerçeklik durumları birbirlerine  göre farklıdır. Anne, baba, karı, koca, çocuk aile yaşamını farklı şekilde görürüler.

Sosyal alışveriş yaklaşımına göre evlilik bir uzlaşma alanı olarak tanımlanır. Bu alışveriş içinde başka biriyle flört eden kişi flört ettiği insanın bir eş olarak seçimindeki avantajları ve dezavantajları değerlendirir. Buna karşın kendisinin neler sunacağının değerlendirmesini de yapar. Özetle, değişim kuramı bireylere eş seçiminde en iyi anlaşmayı yapmalarını ailenin oluşturulmasının özü olarak gösterir. Bu karşılıklı alışverişe temel olan en kritik boyut fiziksel çekiciliktir. Ataerkil toplumlarda güzellik kadınların evlilik pazarına sunduğu en önemli meta olarak görülmüştür. Güzelliğe yüklenen bu yüksek değer kadının fiziksel görünüşü ile geleneksel kaygılarını ve yaşını açıklamadaki duyarlılığını gösterir. Erkekler ise genellikle sahip oldukları maddi kaynaklara göre değerlendirilir.

Modern Aile Yaşamında Değişimler ve Çeşitlilikler

Sanayileşme ve kentleşme ile birlikte aile geniş aileden çekirdek aileye doğru bir değişim geçirmektedir. Bu değişimin sonucunda ailenin boyutunun küçülmesi, geniş ailelerin azalması ve çekirdek ailelerin artması beklenmektedir. Günümüz toplumlarında hızlı bir değişme yaşanmasına rağmen, gelecekte çekirdek ailenin süreceği tahmin edilebilir. Özellikle gelişmiş ülkelerde çekirdek aile yapısı parçalanmaktadır. Boşanma oranları artmasıyla tek ebeveynli ailelerin sayısında artış gözlenmektedir. Bu eğilimin gelecekte devam edeceği söylenebilir. Yine özellikle gelişmiş ülkelerde ailelerin sahip olduğu çocuk sayıları düşmektedir ve tek çocuklu ailelerin sayısı artmaktadır.

Türkiye’de Aile Yapısı ve Değişme

Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye’de sanayi gelişmediği ve ekonomik yapı daha çok tarımsal üretime bağlı olduğu için geleneksel geniş aile yapısının egemen olduğu söylenebilir. Bu yıllarda nüfusun çoğunluğu kırsal alanlarda yaşamaktaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumun yeniden yapılandırılması söz konusu olduğundan kadının toplum yaşamına katılması, kadının eğitimi gibi konular büyük önem taşımıştır ve modern/çağdaş aile yapısı temel alınmıştır. Yani Batı toplumlarında aile yaşantısı ve yapısı örnek alınmıştır. 19. yüzyıl Avrupa’sında sanayileşme ile birlikte köylerde kentlere yoğun bir göçün olduğu bilinmektedir. Bu göçler aile yapısını etkilemiştir. Türkiye’deki aile yapısındaki değişmeleri aile biçim ve büyüklüğünde, akrabalık ilişkilerinde ve aile içi ilişkilerdeki değişmeler olarak incelenebilir.

Aile Biçimi ve Büyüklüğündeki Değişmeler

Türkiye’de aile büyüklüğü nüfus sayımlarından ve yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre saptanmaktadır. Türkiye’de aileye ilişkin sınıflamalarda aile yapısını hane halkı esasına göre geleneksel geniş aile ve çekirdek aile; yerleşim yeri esasına göre ise kent ailesi, gecekondu ailesi, kasaba ailesi ve köy ailesi olarak ele alındığını görmekteyiz. Türkiye’de aile biçimlerini ortaya koymaya yönelik çalışmalar bugün ülkemizde çekirdek ailenin başat olduğunu göstermiştir. Kent ve metropol alanlarda aile büyüklüğünde küçülme görülmektedir.

Akrabalık İlişkilerindeki Değişmeler

Türkiye’de akrabalık ilişkilerinin değişmesi çekirdek aile yönünde olmakta ancak bireylerin aileye bağlılığı sürmektedir. Sosyal değişme akrabalık ilişkilerini zayıflatma yönünde değişmektedir. Bununla ilgili olarak yeni biçimlenmeler görülmektedir. Ailede değişim çekirdek aile yönünde olmakla birlikte, ayrı oturan yetişkin evlatlardan aileye bağlılık ve sorumluluklarını devam ettirmeleri beklenmektedir. Çekirdek aile yerine getirdiği fonksiyonlar bakımından geniş aile özelliği göstermektedir. Bu da ülkemizde aile yapısındaki değişimin ailenin fonksiyonlarındaki değişimle aynı hızda ve yönde olmadığını ortaya koymaktadır.

Geleneksel aile yapısı içinde evin hâkimi babadır. Geleneksel ailede en önemli rol ayrımı aile reisi ile diğer aile üyeleri arasında görülmektedir. Ancak sanayileşme ve kentleşme ile birlikte çekirdek ailenin yaygınlaşması ve kadının daha fazla çalışma yaşamına girmesi ile aile içindeki roller değişmektedir. Türkiye’de aile içi ilişkiler incelendiğinde, kadının erkeğe oranla daha düşük statüde olduğu ve karar alma süreçlerine daha az katıldığı görülmektedir. Geleneksel değerlerin egemen olması, cinsiyete dayalı ayrımcılık gibi nedenlerden dolayı kadının toplumdaki yeri ve dolayısıyla aile içindeki statüsü erkeğe oranla daha düşüktür.

Gelecekte Aile

Günümüz gelişmiş toplumlarında, boşanma oranında, evlenmeyen bireylerin sayısında, evlenmeden birlikte yaşayan çiftlerin sayısında artış görülmektedir. Tek ebeveynli ailelerin sayısı her geçen gün artmakta ve bireyler daha geç yaşlarda evlenmeyi tercih etmektedirler. Aynı zamanda gay ve lezbiyen kişiler aile kurmak istemektedirler ve bazı ülkelerde bu tür evliliklere izin verilmeye başlanmıştır. Bütün bunlar gelecekte ailenin nasıl olacağı sorusunu da beraberinde getirmektedir. Bazı sosyal bilimciler gelecekte ABD’de tipik çekirdek ailenin daha az görüleceğini ileri sürmektedirler. Landis 200 yıldır ailenin daha yavaş değiştiğini ancak günümüzde çok hızlı bir değişme süreci olduğu için gelecekteki aile yapısını tahmin etmenin zor olduğunu öne sürer. Üreme ve gen teknolojilerindeki hızlı değişmeler aile ve ailenin geleceği üzerinde önemli etkilere sahip olacaktır. 1978 yılında ilk insan embriyosunun nakli gerçekleşti ve 1981’de ABD’de ilk tüp bebek dünyaya geldi. Bu değişmelerin aile yapısını etkilememesi düşünülemez ve bu bazı sosyal ve etik problemleri de beraberinde getirecektir.