Ünite 4: Aile, Ataerkillik ve Toplumsal Cinsiyet

Aile

Aile aralarında akrabalık bağı bulunan bir insan topluluğudur ve toplumun temelidir. Ailenin en temel işlevi, biyolojik ve kültürel üretimdir ve çocukların toplumsallaşmasında önemlidir. Toplumsallaşma; bireyin bir topluluğun kurallarını ve değerlerini öğrenme sürecidir.

Aile ile hane halkı kavramları her ne kadar birbirlerine benzese de birbirinden farklı kavramlardır. Aile, ilişkileri vurgulayan bir kavram olmakla birlikte hane halkı mekânsal birlikteliği vurgulamaktadır.

Aileye Farklı Yaklaşımlar

Sosyolojik yaklaşımlar, aile kurumunu üç temel yaklaşımla kavramsallaştırılmaktadır. Bunlar işlevselci, çatışmacı ve feminist aile yaklaşımlarıdır. İşlevselci yaklaşım; toplumsal sürekliliği ve oydaşmayı odağa almaktadır. Talcott Parsons’a göre ailenin iki işlevi vardır. Bunlar, birincil toplumsallaşma ve kişiliğin dengelenmesidir. Parsons’un aile kuramı, başta aileyi toplumsal bağlamdan ayrı ele alması gibi nedenlerle eleştirilmektedir. Çatışmacı yaklaşımda ise, aile mirasın güvence altına alınması amacıyla oluşmaktadır ve toplumsal çatışmaların hafifletilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu yaklaşım asıl olarak feminist sosyologlar tarafından eleştirilmektedir. Feminist yaklaşımda, aile içindeki eşitsizlikler ve ilişkiler açısından ele alınmaktadır.

Farklı Aile Biçimleri

Modern toplumlarda en sık rastlanan aile biçimi “çekirdek aile”dir. Çekirdek aile, iki yetişkin ve çocuklardan oluşur. Geniş ailede ikiden fazla kuşak bulunmaktadır. Çok eşlilik yasal olmamakla birlikte bir erkek ve birden fazla kadın ve bunların çocuklarından oluşmaktadır. Modern çekirdek aileler farklı biçimler alabilmektedirler.

Toplumsal Değişim ve Aile

Aile, günümüzde en önemli sosyoloji konularından biridir. Toplumsal değişimler aile yapıları üzerinde de birtakım değişiklikler meydana getirmektedir. Genç kuşaklarda aileye bakış açısının değişmesi ve toplumsal rollerdeki değişiklik daha önce olmayan çalışan anne, aile içi şiddet, birlikte yaşama, vb. gibi kavramların sosyoloji konuları içine girmesine yol açmıştır.

Toplumsal Cinsiyet

Cinsiyet doğuştan getirilen özellikler ve dünyada başa gelenlerle ilgilidir. Tarihsel süreç içerisinde, kültürel özelliklerimiz nedeniyle hep erkek çocuklarına bir adım önde imajı verilmiştir. Çocukların cinsiyetinden verilen isme kadar her şey ailenin hayattaki beklentilerini yansıtmaktadır.

Toplumsallaşma Sürecinde Cinsiyetin İnşası

Erken çocukluk evresinde ailelerin kız ve erkeklere olan davranışlarında birtakım farklılıklar bulunmaktadır. Genellikle aileler dış etkenlerin de etkisiyle kızlarını daha koruyucu, erkek çocuklarını ise daha cesaretli yetiştirirler. Bu süreç sadece ev ortamında değil, çocuk okula başladıktan sonra da devam eder. Çocuklar kendi kimliklerini kazansa bile cinsiyetlerine göre, gösterilen davranış değişiklikleri devam etmektedir.

Medyanın Toplumsal Cinsiyetin İnşasındaki Rolü

Medya toplumsal cinsiyetin öğrenilmesinde etkili bir araçtır. Çocukluk dönemlerinden itibaren birey medyanın etkisi altında sosyalleşir. Toplum içerisinde erkek bir öznedir ve özne olarak toplumsal gerçekliğin sürdürülmesinde etkin rol oynar. Bazen medya insanları yanlış yönlendirebilir. Örneğin; kadınların zayıf ve narin olması gerektiğini medya aracılığıyla duyan genç kızlar, bireyin fiziksel ve zihinsel açıdan hasta olmasına sebep olacak yeme alışkanlıkları kazanarak yeme bozukluğuna yakalanabilirler.

Cinsiyet Özellikleri

İnsanlar dünyaya kız ya da erkek olarak gelirler. Bu seçme şanslarının olduğu bir durum değildir. Ancak bireyin cinsiyeti onu sadece biyolojik açıdan değil toplumsal olarak da etkilemektedir. Cinsiyet bireyin toplumsal konumu belirlemekte ve ona bazı sıfatlar yüklemektedir. Örneğin, özgüven, güç, cesaret gibi sıfatlar erkeklere; fedakar, yumuşak başlı, narin gibi sıfatlar kadınlara atfedilmektedir. Cinsiyet toplumsal konumun belirlenmesi ve kültür üzerinde de etkendir.

Cinsiyet Kalıpları

Cinsiyet kız ve erkek kalıpları ile biçimlendirilmektedir. Bu kalıplar yaşam sürecinde değişiklik göstermekle birlikte varlıklarını devam ettirirler. Medya bu süreçte de etkindir. Kalıp tip; belirli özelliklere sahip en genel model demektir. Yaşanan hayata göre bu kalıplar da değişiklik göstermektedir. Bazen de kişiler için cinsiyetine göre aşağılayıcı ve örseleyici kalıplar vardır. İffetli eş, namus bekçisi bunlardan bazılarıdır. Cinsiyet çalışma alanında farklılıkları biçimlendirmektedir. Medya cinsiyet kalıplarının üretilmesinde ve yaygınlaştırılmasında önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

Cinsiyete Dayalı İş Bölümü

Cinsiyete dayalı iş bölümünde de kalıp yargılar vardır. Bizim toplumuzda kadın erkek iş bölümü arasında fazla fark olmasa da genellikle ev ile ilgili işler kadına evi dışındaki işler ise erkeğe atfedilir. Bunun nedeni, ailenin geçiminin babanın sorumluluğunda olduğu kanısının yaygın olmasından kaynaklanıyor olabilir.

Ataerki (Patriarka), Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Eşitsizlik

Ataerkillik

Erkeklerin temel otorite olduğu sosyal sisteme Ataerkillik denir. Ataerkillik erkeklerin egemen olduğu ve kadınların itaat ettiği bir toplum yapısına işaret eder. Ataerkil toplumların çoğu baba soyludur. Yani, soy baba tarafından  takip edilir ve mülkiyet ve ünvanlar babadan sonra oğula geçer.

Toplumsal cinsiyet, cinsiyet kalıpları ve cinsiyete dayalı iş bölümleri, kaynak kullanımı ve fırsat eşitliği anlamında sonuçlar doğurmaktadır. Eğitim, sağlık, istihdam gibi temel alanlarda cinsiyete göre ayrıştırılmış istatistikler karşımıza çıkmaktadır. Bu cinsiyete göre ayrıştırılmış istatistikleri toplumda yaratan ise ataerkil sistemdir.

Ataerkillikle Modernlik Arasındaki İlişki

Ataerkillik çoğu kesim tarafından geçmişte kalmış bir yapı olarak bilinse de modern toplumda hala yaşayan bir sistemdir. Modern toplumlarda, kadın erkek ilişkilerinde ve kalıplarında bir değişim olsa da ataerkillik sisteminden kaynaklı olarak ortaya çıkan eşitsizlik hala devam etmektedir.

Klasik ataerkillik; babanın gücünün sarsılmaz olduğu ve anne ve çocukların da bu sarsılmaz otoriteye namus kodlarıyla bağlı olduğu ve itaat ettiği bir sistemdir. Deniz Kandiyoti bu kavramı, modern öncesi Orta Doğu ve Akdeniz toplumları için kullanmıştır. Siyasi alanda mutlak monarkı temsil eden patriark sistemi aile içerisinde babanın otoritesinde karşılığını bulmaktadır. Aile reisliği, Türkiye’de 2002 yılına kadar yasal olarak sürmüş; şuanda da fiilen sürmektedir.

Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Eşitlik

Eşitlik, Fransız devriminin önemli 3 ilkesinden biridir ve bu ilkeler modern toplumun kurulmasında önemli olmuştur. Genel anlamda eşitlik; bireyin doğuştan bir takım niteliklere sahip olduğunu ve bu nedenle diğer bireylerden üstün ya da aşağı olamayacağını savunmaktadır. Ayrıca, bilinenin aksine herkesin birbirinin aynı olacağı demek de değildir. Toplumsal anlamda kadın ile erkek cinsiyet olarak farklı olsa da birey olarak bazı haklara sahiptirler. Bu haklardan dolayı kadının erkeğe göre toplumda daha üstün ya da daha aşağı görülmesi, engellenmesi ya da bir takım şeylerden mahrum bırakılması ayrımcılıktır ve eşitlik ilkesine aykırıdır.

Eşitlik Fikrinin Gelişmesi

Eşitlik ideali, insanların aynı olduğu değil fırsatların paylaşılmasında farklılıkların ortadan kaldırılmasına dayanmaktadır. Eşitliğin sağlanması bazı önlemleri gerektirmektedir. Öncelikle eşitsizliklerin farkına varılmalıdır. Kız çocuklarının okula gönderilmesi, kadınların siyasete katılmaları cinsiyet eşitsizliği için alınabilecek geçici önlemler olsa da kadının toplumsal anlamda varlığını güçlendirecektir.

Cinsiyet Eşitliği Ne Demektir?

Cinsiyet eşitliği kadın ve erkeklerin eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları demektir. Bu ilke Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne tartışılmaz ilkesidir. Eşitsizliklerin farkına varılmasının yanı sıra bunları dikkate alarak düzeltmeye çalışan bakış açısına gerek duyulmaktadır. Özellikle son yirmi yılda bu konuda ciddi adımlar atılmaktadır. Tarih boyunca kadınlar farklı kültürlerde ikinci plana atılmışlardır. Bunun nedenlerinden biri kadının ürkütücü, gizemli ve anlaşılması zor olarak görülmeleridir. Bu görüşün kökleri eski Yunan’a kadar uzanmaktadır. Bu görüşlere karşın nezaket, bilgelik, adalet duygusu, özgürlük arzusu gibi birçok özelliğin cinsiyetle ne kadar ilişkili olduğu sorgulanabilir.

Cinsiyet Rolleri ve Cinsiyet Eşitsizliği

Kadın ve erkek arasındaki farklılıklar çalışma hayatında birtakım eşitsizlikler doğurmaktadır. Kadınlar asıl olarak aile ve evle tanımlanmaktadırlar. Dolayısıyla birtakım sorunlar toplumsal düzeyde çözüm bulamamaktadır. Bu durum nüfusun yarısının gücünü yeterince kullanamaması ve toplumsal güçsüzlüğe neden olmaktadır. Ev hanımlığı gibi toplumsal statü ve kazanç sağlamayan bir işte çalışmaları ve bu işi ömürleri boyunca yapmaları, kadınların erkeklerle eşit olmamalarının altında yatan en büyük nedendir.

Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık

Bir gruba ya da grup üyelerine karşı olumsuz değerlendirme ve tutumlara önyargı adı verilmektedir. Ayrımcılık yönetilen grupla her türlü ilişkinin kesilmesi demektir. Yahudilerin getto denilen kentin sadece kendilerine ayrılan küçük bir bölümünde yaşamak zorunda bırakıldıkları dönemler ayrımcılığa en güzel örnektir. Kadınlara yönelik ayrımcılık onların sosyal işlevlerinin sınırlandırılması anlamına gelmektedir.

Cinsiyetçilik yani cinsiyete dayalı ayrımcılık, belirli bir cinsiyete yönelik gösterilen nefret ve ayrımcılık olarak tanımlanmaktadır. Cinsiyetçilik, kişinin cinsiyetle ilgili olmayan alanları ile ilgili yanlış inançları göstermektedir ve daha çok kadınlara yönelik ayrımcılığı tanımlamakta kullanılmaktadır.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW)

1985 yılında bazı çekincelerle ve 2000 yılında tüm çekincelerin kaldırılması ile Türkiye’nin de katıldığı kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi için CEDAW adlı uluslararası bir anlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşma ile cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı her türlü yasal düzenleme, kurumsal uygulama değişiklikleri ve ayrımcılığı önlemeye yönelik somut adımlar gereklilik kazanmıştır.

Cinsel Yönelim ve Cinsel Yönelim Ayrımcılığı

Cinsiyete dayalı ayrımcılığın özel bir türü de cinsel yönelimdeki ayrımcılığa dayanmaktadır. Heteroseksüel olmayan bireylere karşı gösterilen nefret, önyargı ve ayrımcılık cinsiyet ayrımcılığı başlığı altında alınmaktadır.

Kadına Yönelik Şiddet

Kadına yönelik şiddet ayrımcılığın ve eşitsizliğin sonuçlarındandır ve bir insan hakları ihlalidir. Şiddet davranışının temelinde kadını denetleme arzusu ve kadınların ikincil olduğu “bilgisi” bulunmaktadır. Bu şiddetin giderilmesine yönelik çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Kadına yönelik şiddetin alkol, uyuşturucu ve eğitimsizlikten kaynaklandığı söylense de yapılan araştırmalar durumun böyle olmadığını ve her eğitim durumundan erkeğin kadına yönelik şiddet uyguladığını göstermektedir.