Ünite 8: Afetlerin İktisadi ve Toplumsal Etkileri

Giriş

Afetler, doğa veya insan (teknoloji) kaynaklı olarak ortaya çıkan ve büyük tahribata sebep olan yıkımlardır. Afetlerin ilk ve en önemli etkisi, afetlerin yaşandığı bölgelerdeki toplumsal yaşam ve dolayısıyla da ekonomik faaliyetler üzerinde olmaktadır. Örneğin bir sel felaketi yaşandığında o bölgede ikamet eden insanların yaşam ve çalışma alanları doğrudan ya da dolaylı olarak zarar görecek ve nihayet hem toplumsal yaşam hem de toplumsal yaşamın bir sonucu ortaya çıkan ekonomik faaliyetler zarar görecektir.

Afetler ve Kalkınma İlişkisi

İktisadi büyüme, Gayri Safi Yurtiçi Hasılada yıllık artışı gösteren nicel bir gösterge iken iktisadi kalkınma ortalama yaşam süresi, öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayısı, doktor başına ve yatak başına düşen hasta sayısı, ortalama eğitim süresi gibi değişkenlerin ifade ettiği, yaşam kalitesini gösteren bir süreçtir. İktisadi açıdan ideal olan ekonomik büyüme ile kalkınmanın eş zamanlı olarak gerçekleşiyor olmasıdır. Kalkınma nüfus, kültür, coğrafi özellikler, kültürel değerler, demografik yapı, fiziki ve beşerî altyapı gibi pek çok değişkene bağlı olarak şekillenmektedir. Afetler, iklim değişikliği, küresel ısınma, karbon salımının artışı ile birlikte hem iktisadi büyümeyi hem de iktisadi ve toplumsal kalkınmayı etkilemektedir. Afetler, iklim değişikliği, küresel ısınma, karbon salımının artışı ile birlikte hem iktisadi büyümeyi hem de iktisadi ve toplumsal kalkınmayı etkilemektedir. (Afetlerle Kalkınma’nın Boyutları (Ş. 8.1; S.181)).

Afetlerle kalkınma : Afetler temel olarak (mikro, mezo ve makro düzeyde) iktisadi ve (genel düzeyde) toplumsal etkiler ortaya koymaktadır. Afetlerle kalkınmanın bölgesel boyutu, yaşam alanlarını kapsadığı için toplumsal boyutu ve hem üretim hem de ticari alanları kapsadığından iktisadi boyutu etkilemekte ve aynı şekilde onlardan etkilenmektedir. Etkilenme oranı, afete maruz kalan ülkelerin fiziki ve beşerî altyapısına, afetle yaşama kültürüne, hazırlık düzeyine ve ilgili pek çok faktöre bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile kırılganlık düzeyleri arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Az gelişmiş ülkelerin bir afet sonrasında toplumsal ve iktisadi yaşamı normalleştirebilmesi çok zahmetli olmakta ve uzun zaman almaktadır.

Yoksullar için kırılganlık nesilden nesile aktarılmakta ve bu ülkeler (bölgeler veya kesimler) yoksulluk kısır döngüsünden kurtulamamaktadır. Afetlerin toplumsal yaşam üzerindeki etkileri ve ortaya çıkarttığı en yüksek kırılganlık özellikle kadınlar, engelliler, çocuklar, yaşlılar, gençler üzerinde çok daha yüksek düzeyde gerçekleşmektedir. Buna göçmenleri ve azınlıkları da eklemek mümkündür.

Afetlerin etkilerini bertaraf ederek afetlerin ortaya çıkartması muhtemel kayıpları en aza indirgemeyi ve afetlerle birlikte kalkınmayı sürdürülebilir kılmayı amaçlayan “Afetlerle Kalkınma Yaklaşımı” temelde ikili bir ayrımla ele alınması gereken bir yaklaşımdır: İktisadi ve toplumsal.

Sağlık, tarım, hayvancılık, enerji ve imalât sanayi gibi sektörler afetlerin birincil olarak etkilediği, iktisadi ve toplumsal yaşamın sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahip sektörlerdir. Dolayısıyla iktisadi açıdan değerlendirildiğinde, her sektör hem iktisadi faaliyetlerin hem de toplumsal yaşamın sürekliliği için özel bir önem taşımakta ve kendi dinamikleri doğrultusunda planlama ve hazırlığı zorunlu kılmaktadır. Toplumların şokların etkisinden en az yarayla ve en çabuk şekilde kurtulmalarını sağlayan afete hazırlıklı olma ve afet sonrası iyileştirme konusunda kapasiteyi artırma çalışmaları büyük önem arz etmektedir.

Afetlerle kalkınma yaklaşımının bir diğer boyutunu bölgesel kalkınma oluşturmaktadır. Şehirlerin gerek yaşam alanları gerekse üretim ve ticaret alanlarının, bölgenin afet tecrübeleri ve riskleri göz önünde bulundurularak planlanması en önemli unsurlardan birini teşkil etmektedir.

Aynı zamanda, şehir planlamalarının yapılmasında tarımsal üretim sahalarının tahrip edilmeden, bölünmeden, küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin etkileri dikkate alınarak gerçekleştirilmesi hususu da öncelik ve önem arz etmektedir. Afetlerin iktisadi kalkınmanın planlanmasında dikkate alınması, özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için çok daha hayati bir önem ve anlam taşımaktadır.

Japonya, dünyada belki de en fazla maruz kalmış olmasına karşın hem iktisadi hem de toplumsal açıdan kalkınma yolunda herhangi bir aksaklık yaşamayan, çok hızlı bir şekilde normal yaşam şartlarına dönme başarısı gösterebilen bir ülke olarak, afetlerle kalkınma konusunda çok önemli bir örneği oluşturmaktadır.

Çin, 2016 yılında en fazla afetin yaşandığı ülkedir. Çin’i sırasıyla 20 afet ile ABD ve 17 afetle Hindistan izlemektedir. Afet sonucunda yaşam kaybı sıralaması açısından bakıldığında ise bu sıra değişmekte, ABD dokuzuncu sıraya düşmektedir. Bu sonuç afetlerin etkileri ile gelişmişlik düzeyi arasındaki ilişkiye işaret etmektedir. Afetlere karşı en kırılgan ülkeler, afetlere karşı baş etme eksikliği bulunan ülkeler, afetlere karşı en zarar görebilir ülkeler, afetlere karşı uyum gösterme kapasitesi en düşük olan ülkeler ve nihayet afetlere karşı en yüksek risk taşıyan ülkeler sıralamasında ilk 15 ülke arasında herhangi bir gelişmiş ülkenin bulunmadığı görülmektedir. Buna karşın dünyada afetlere en fazla maruz kalan ülke sıralamasında ilk 15 ülke arasında, Japonya dördüncü, Hollanda on ikinci sırada yer almaktadır.

Afetlerin İktisadi Etkileri

Afetlerin ortaya koyduğu iktisadi etkiler, emek ve beşerî sermaye kaybı (veya göçü), üretim (iktisadi faaliyet) alanlarını tahrip etmesi ve satış-pazarlama ve dağıtım akışını sekteye uğratması şeklinde sıralanabilir.

Emek ve beşerî sermaye kaybı veya göçü : Afetler, sebep oldukları can kaybı, yaralanmalar, sakatlıklar sebebiyle iş gücünden çekilmektedir. Bu iktisadi açıdan fiziksel emeğin olduğu kadar beşerî sermaye ve bilgi birikiminin kaybı anlamına gelmektedir.

Küçük ve orta ölçekli işletmelerin (kobi) ekonomik faaliyetlerine geri döndürülemez şekilde zarar vermesi: Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ) iktisadi faaliyetlerin temel taşını oluşturmaktadır. Örneğin Türkiye’de iktisadi faaliyetlerin yüzde 95’inden fazlası KOBİ’ler tarafından sürdürülmektedir. Afetler konusunda yeteli bilgiye, hazırlığa ve dayanıklılığa sahip olmayan bu firmalar maruz kalınan afetlerin şiddetine ve yoğunluğuna bağlı olarak piyasaya bir daha geri dönemeyecek şekilde çekilmektedir.

Üretim (iktisadi faaliyet) alanlarını tahrip etmesi : Özellikle üretim alanlarının afete maruziyeti yüksek olan bölgelerde kurulmaması, kurulmak zorunda ise dayanıklılığının arttırılması, gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Marmara Depremi’nde tecrübe edildiği üzere yaşanan deprem sonucunda TÜPRAŞ’ın İzmir Rafinerisi günlerce yanmış hem ekonomik açıdan hem de ekolojik açıdan birçok zarara sebebiyet vermiştir.

Satış-pazarlama ve dağıtım akışını sekteye uğratması: Üretim sürecinde yaşanan aksaklıklar, satış-pazarlama sürecine, ulaşım kanallarında yaşanan tahribat dağıtım ağlarında akışın aksamasına sebep olmaktadır.

Afetlerin Toplumsal Etkileri

Afetlerin ortaya koyduğu toplumsal etkiler, ölüm korkusu esaslı olarak toplumun psikolojisinin bozulması, yaşam koşullarını muhafaza edebilmek amacıyla göç, tüketim tercihlerinin ve önceliklerin değişmesi ve nihayet iş gücünün yaşam kalitesinin düşmesi veya yok olması olarak sıralanıp açıklanmaktadır.

Toplumsal psikolojiyi bozması: Afetlerin sebep olduğu toplumsal travmanın en önemli boyutunu can kaybı korkusu oluşturmaktadır. Afetten can kaybı olmadan kurtulan insanların çok büyük kısmı psikolojik olarak sorunlar yaşamaktadır. Kaygı, depresyon, uyku ve beslenme bozuklukları, yoğunlaşma ve dikkat eksikliği gibi psiko-sosyal etkilerin yanı sıra eğitimi bırakmak zorunda kalmak, hayatının geri kalanında iş değiştirmek ya da mesleğini icra edememek gibi sosyo-demografik etkiler de toplumsal yaşamı çok yönlü dönüştürmektedir.

Yaşam alanlarını tahrip etmesi : Barınma, eğitim, sağlık ve toplumsal yaşam alanlarının tahrip olması, kullanılamaz hâle gelmesi afetlerin toplumsal yaşama dönük en önemli etkilerinden birini teşkil etmektedir. Konutların zarar görmesi, sağlık hizmetlerinin aksaması, eğitim hayatının sekteye uğraması bireylerin ve dolayısıyla da afete maruz kalan toplumların yaşamını olumsuz etkilemektedir.

Göç : Yaşam alanlarından geçici ya da kalıcı olarak mahrum kalan bireyler veya toplumlar, eğitim hayatlarını, mesleki düzenlerini sürdüremeyeceklerine kanaat getirdiklerinde, afete maruz kaldıkları şehri, bölgeyi terk etmeyi tercih etmekte ve hatta çoğu zaman mecbur kalmaktadır. Bu süreç insanların beraberinde götürdükleri öğrenilmişlikler ve travmalarla birlikte çok daha zorlu hâle gelmekte ve bireylerin sosyal uyumları ve toplumsal yaşamları bir başka boyutuyla zorlaşmaktadır.

Tüketim tercihlerinin ve önceliklerinin değişimi: Öncelikler farklı hâle gelmekte ve toplumun öncelikleri ve tercihlerine bağlı bir sistem oluşmaktadır. Özellikle göç eden bireylerle göç edilen bölgede yaşayan bireyler arasında ikili bir yapı oluşmakta, önceliklerin ve davranışların farklılığı sebebiyle toplumsal ayrışmalar artmaktadır.

İş gücünün yaşam kalitesini düşürmesi ve yok etmesi : Afetlerin toplumsal yaşama etkisinin iktisadi yaşama yansımasını oluşturan en önemli etki bireylerin yaşam kalitesinin düşmesi noktasında ortaya çıkmaktadır. Afete maruz kalan bireylerin, iktisadi ifadesiyle hane halklarının, firmalar için iş gücünü (emek) oluşturuyor olması ve bireylerin bu çabalarının karşılığında ücret geliri elde ediyor olmaları afetlerin hem iktisadi hem de toplumsal etkisine işaret etmektedir.

Afetler, Toplumsal Sınıflar ve Kırılganlıklar

Afetin tanımı da etkileri de toplumlar arasında farklılık gösterebileceği gibi, aynı toplumda gelişmişlik düzeyine göre farklılık gösterebilmektedir. Afetlerin etkileri temelde toplumların gelişmişlik düzeylerine bağlı olarak belirlenmekte ise de toplumsal sınıf ve cinsiyet eşitsizlikleri, ırk ve etnik temelli eşitsizlikler de önemli ölçüde belirleyici rol oynamaktadır. Gelişmiş ülkelerde afetlerin ortaya koyduğu etki, hem hazırlık kapasitelerinin gelişmiş olması sebebiyle hem de muhtemel bir afet sonrasındaki normalleşme sürecinde çok daha fazla kaynak ayrılabilmesi sebebiyle görece olarak daha hızlı bir biçimde ortadan kaldırılabilmektedir. Buna karşın gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan etki ise gerek altyapının ve bina stokunun zayıflığı, gerekse normalleşme sürecine ayrılabilecek kaynakların kısıtlı olması sebebiyle de çok daha kalıcı olabilmektedir.

Sosyal kırılganlık ile sosyal risk arasında yakın bir ilişki vardır. Kırılganlık göstergeleri temelde ekonomik etkinlik, ekonomik meşruiyet ve sosyal etkinlik olmak üzere üçlü bir sınıflandırma ile ele alınmaktadır.

Kırılgan grupların belirlenmesinde yetersiz beslenme, okula geç kayıt, sınıf tekrarı, işsizlik, yoksulluk sınırının altında gelir, emeklilik hakkı, sağlık sigortası kapsamı, evde musluk suyunun bulunması, kanalizasyon imkânlarının bulunması, afet eğilimli bir alanda yaşama gibi göstergeler izlenmektedir. Kırılganlığı yüksek grupların yüksek riske sahip olmaları, afete maruziyeti yüksek coğrafyalarda sürdürülen yaşam, yaşam alanlarının afete karşı yeterince dirençli olmaması, farkındalık ve eğitim düzeylerinin düşük olması sayılabilir. Toplumlar, yaşadıkları coğrafyaya bağlı olarak karşı karşıya oldukları afet riskleri ile birlikte yaşamak ve bu yönde alınacak tedbirlerle toplumsal kırılganlıkları en aza indirgemek durumundadır. Bu aşamada toplumların gelişmişlik düzeyleri, toplumsal farkındalık düzeyleri, kamu otoritelerinin politik ve idari önlemleri, sivil toplum kuruluşlarının varlığı ve etkinliği gibi pek çok konu süreç açısından belirleyici hâle gelmektedir.

Toplum içinde özel olarak korunması gereken grupların yoğunluğu sosyal riskleri ve buna bağlı olarak da kırılganlığı arttırmaktadır. Özellikle kadınlar, engelliler, göçmenler, azınlıklar, çocuklar, yaşlılar ve gençler için önemli düzeyde kırılganlık oluşturmaktadır. Kırılganlıklar ve maruziyet, afetlerin az gelişmiş ülkelerde ve bölgelerde, kadınlar, engelliler, göçmenler, azınlıklar, çocuklar, yaşlılar ve gençlerden oluşan kesimlerde çok daha hassasiyetle takip edilmesi gerekliliğini belirgin bir biçimde ortaya koymaktadır.

Düşük gelir grupları, alt orta, üst orta ve yüksek gelir gruplarına göre tüm doğal afetlerden daha fazla etkilenmektedir. Afet Riski Azaltım Kılavuzu’nda altı çizildiği gibi, afetten zarar görebilirliğin bir sebebi olarak yoksulluk hem tek tek haneler hem de ulusların tümü için geçerli olabilmekte ve aşırı yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşayanlar en kırılganlar grubunda yer almaktadır. Yoksul insanlar ve ülkeler, hâlihazırda ve ileriye dönük temel ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmak zorunda oldukları için faydaları ancak uzun vadede görülen tedbirleri alabilecek durumda değillerdir. Her toplum gelişmişlik ve farkındalık düzeyine bağlı olarak değişmekle birlikte belli ölçüde risk altındadır. Toplumsal kırılganlıkların derecesi, afet sonrasında toparlanma süresine ve kapasitesine de işaret etmektedir.